100 Yıllık Mücadelenin Son Halkası: Kamp Armen

554c6a4d86857616e00efcfc

Not: Bu yazı Nor Zartonk Dergisinin 10. Sayısında yer yayınlanmıştır.

Serdar Korucu

“Van’ı ziyaret edip görmeyi çok düşledim. Aygestan bağlarını sulayan büyük barajı hatırlıyorum. Ben, hiç ter dökmeden bizim ulusal çalışmamızın semeresini alan o adamın kim olduğunu görmek istiyorum.

Ey Adalet! Yüzüne tüküreyim!”

Bu satırların yazarı 1907 Van doğumlu Artsrun Martġros Harutyunyan… Onun yazdıkları 100 yıl önce Ermeni Soykırımı’nda toprakları, anavatanları ellerinden alınan bir halkın bugün yaşadığı mücadeleyi özetlemeye yetiyor. Ancak Harutyunyan tek örnek değil. Prof. Verjin Svazlian’ın derlediği anlatılarda bu tip hatıralara sık rastlanıyor.

Ermeni Soykırım anlatılarında en sık rastlanan konuların başında anavatana özlem, zorla elden alınan eve, kiliseye hasret bulunuyor. 1800’lerin sonu, 1900’lü yılların başında doğanlar bu acılarını yansıttılar hep konuşmalarına…

Kimi sadece hayalini kurabildi. 1898’de Bayazet’te doğan Kamsar Harutyun Khaçatıryan gibi…

“Bütün hayatım boyunca Bayazet’i, evimizi görmeyi hayal ettim. Bana öyle geliyordu ki, Bayazet’e gidecek olsam eskisi gibi anahtarı saklı olduğu yerden alıp kapıyı açacak ve her şeyi yerinde görecektim.”

Kimi o topraklara döndüğünde hayal kırıklığına uğradı… 1909 Van doğumlu Varazdat Martġros Harutyunyan gibi…

“Biz Van’da dört gün kaldık. Van Kalesi’ne çıktık. Hüzünlü anlar yaşadık Van’da. Hiçbir kilise kalmamıştı. Van yeni bir şehre dönüşmüştü; orada 170.000 kişi yaşıyordu. Bizim zamanımızda Van nüfusu 35-40 bindi; bunların büyük bir kısmı ise Ermeniydi. Felaket, şimdi tarihi anıtlarımızın yok edilmesi şeklinde devam ediyor.”

Kimi ise atalarının yaşadığı soykırımın izini sürerken karşılaştı acı gerçeklerle… 1930 doğumlu Silva D. gibi…

“… Gaziantep Kilisesi vardı. Çanının indirilip camiye çevrildiğini gördük…

Adana’da ise camiye çevrilen Aziz Yahya Kilisesi’dir. Artık durumu siz tahmin edebilirisiniz… İçeri girmek istedik; ayakkabılarımızı çıkarıp öyle girdik. Her şey aynıydı; sadece sahn yoktu. Adı Yağ Camii olmuştu.

(…)

Büyük Elaz Otel”e indik. Biraz istirahat ettikten sonra aşağıya indik, Ermeni Kilisesini aramaya. Gidip otel çalışanına yaklaştım. O harika bir gençti. “Burada Ermeni kilisesi var mı?” diye sordum. “Abla ben de Kürdüm. Kilise bitişiğimizdedir; şimdi un fabrikasına dönüştürülmüştür.”

Gidip gördük ki, eski günlerden sadece süslemeli kapısı kalmış. Süt getiren bir adam gördüm ve “Beybaba eskiden burası neydi?” diye sordum. “Ah kızım” dedi, “Bu Ermenilerin kilisesiydi. Ermeniler gittiler; bizimkiler de onu bu hale getirdiler.”

Belki de hukuk yok sayılarak Ermeni toplumunun elinden alınan Kamp Armen’in iadesi, 1893’te Muş’un Bulanık ilçesi Hamzaşeyh köyünde doğan Tonakan Abraham Tonoyan’ınki gibi seslenişlere yenilerinin eklenmemesi için gerekli…

“Bazen Muş aklıma geliyor…

Vatanımızdaki evimizi, yakınlarımızı, yüksek kavak ağaçlarıyla çevrili büyük avlumuzu, avlunun kavaklarının üstüne her ilkbaharda gelip yuva kuran leylekleri hatırladığımda delireceğimi düşünüyorum… Avludaki su kuyusunu, samanlığı, tandır evini, avlunun devamını oluşturan serin ormanı ve yaylaları… Ormandaki fındık ağacını, cevizleri, pekmezli yabani petek balını, süzme yoğurdu…”