Main menu:



















Arama

Arşiv

Arşiv

1915 Öncesi ve Sonrası

[ A+ ] /[ A- ]

Ahmet SONER
Özgür Gündem Gazetesi

1935 yılında Zara’da doğan, 1950’de İstanbul’a göçen, çinicilik, demircilik, tamircilik ve şoförlük gibi pek çok işde çalışan, 1964’de işçi olarak Avusturya’ya giden, orada tuğlacılık ve oto tamirciliği yaptıktan sonra 21 yıl kamyon şoförlüğü ile geçimini sağlayan Hraç Norşen, 1996’da emekli olmuş ve Viyana’da yaşamaktadır. Güzel bir Türkçe’yle yazılmış olan anıların başında yazar şunları dile getirir: “Babaannemin anlattıklarını ilk dinlediğimde küçücük bir çocuktum.

Onun hayat hikayesini, köyü Pürk’ü, ailemin hiç tanımadığım fertlerine dair hatıralarını, her birinin yaşadığı acı olayları, yıllar yılı hiç bıkmadan dinledim. Burada anlattıklarım, ondan duyduklarımdır. Onları hikaye etmeye çalışırken, kulağımdan sesi hiç eksik olmadı. Kimi zaman bazı isimleri ve tarihleri hatırlıyamadığım olmuştur, ama olayları olduğu gibi vermeye çalıştım. Bu kitabı, yaşadıklarının, çektiği çilelerin bilinmesini, duyulmasını çok isteyen babaanneme olan borcumu ödemek için yazdım.” “Çileli Agavni” adlı kitapta Anadolu Ermenilerinin çektiği çileye tanık oluruz.

Yüzyılın başlarında Sivas’ın Suşehri ilçesine bağlı Pürk köyünde 170 hane Ermeni, 30 hane Müslüman, 20 hane Alevi aile birlikte kardeş gibi yaşamaktadır. Önce söylentiler başlar, Ermenilerin sürgün edileceği kulaktan kulağa konuşulur. Sonra Ermeni aydınları ve ileri gelenleri tutuklanır. Aralarında Agavni’nin öğretmen olan eşi de vardır. Ardından 15 yaşından 60 yaşına kadar olan erkekler toparlanıp sürülür. Sonunda sıra kadınlara ve çocuklara gelmiştir.

Sürgünler daha köyden ayrılmadan kırk yıllık komşuları Ermeni evlerine girip talan ederler. Güneye doğru sürülen kafilelere çeteler saldırmaktadır. Agavni yolda annesinden ayrı düşer. Altı aylık hasta kızını bir ağacın dibinde bırakmak zorunda kalır. Oğlu Suren’le yola devam eder. Derken Kürt süvariler kafilenin önünü keser, kadın ve çocukları askerlerden teslim alırlar. Bir Kürt köyüne götürülen Ermenileri köyün ağası karşılar. “Bana Takkı Bey derler, Koçgiri aşiretinden. Biz Kürdüz, Aleviyiz. Bizim inancımızda insan ayırmak yoktur, herkes birdir, hangi dinden olursa olsun insanlar kardeştir. Her can azizdir. Kim verdiyse canı da o alır. Biz bunu bilir, bunu söyleriz. Gözümüz gördü, kulaklarımız duydu. Size reva görülenlere gönlümüz el vermedi. Onun için sizi buraya getirttim. Burda işlerimiz çok, isteyen burda kalır, çalışır, bizimle birlikte yer içer, istemeyen de canının çektiği yere gider. Serbestsiniz, kalmak da gitmek de sizin elinizde.”

Yazarın babaannesi o Kürt köyünde on yılını geçirir, oğlunu büyütür. Zara dışında hiçbir yerde Ermeni topluluğu kalmamıştır. Agavni ile oğlu Zara’ya giderler. Müslümanlığı seçerek sürgünden kurtulan Ermeni topluluğunun adları Türkleştirilmiş ve erkekler sünnet edilmiştir. Yazarın babası Suren, bir Ermeni demirci ustasına çıraklık etmekte, annesi ise on üç çocuğa Ermenice öğretmektedir. Bu yüzden tutuklanan Agavni’yi Zara’nın ileri gelenlerinden Faik Ağa kurtarır. Bu olay cumhuriyet döneminde yaşanır. Agavni oğlunu evlendirir. Çok geçmeden Varlık Vergisi bir karabasan gibi çöker azınlıkların üzerine.

Agavni, oğlu, gelini ve torunlarıyla birlikte İstanbul’a göçmek zorunda kalır. Samatya’da bir ev bulup yerleşirler. Ermenilerin topluca yaşadığı bir semttir Samatya. Agavni yaşadıklarını yazmaya başlar. Tam o günlerde İstanbul’da 6-7 Eylül olayları yaşanır. Agavni yazdıklarının hepsini sobada yakar. Torunu engel olmaya çalışırsa da başaramaz, sadece bir sayfasını okumaya fırsat bulur. Agavni o günleri şöyle anlatmıştır:” Varsenik daha altı aylıktı. Onu terk edeceğimi anladığı için mi bu kadar ağlıyordu? Bir ağacın dibine, topraktan dışarı fırlamış iki kökün arasındaki boşluğa bıraktım onu. Tanrım, bu günahı hangi kefaret affettirir? Bir türlü uzaklaşamadım yanından. Bir el yüreğimi buruyor, buruyordu. Ne yaptığımı bilmez halde, birkaç adım uzaklaşmıştım ki içimden bir şeylerin koptuğunu hissettim, geri koşup güzel kızımı, minik bebeğimi almak istedim. O canavar jandarma…” Agavni’nin torunu, babaannesinin öyküsünü uzun yıllar sonra emekli olduğunda Viyana’da kağıda dökmeyi başarmış. İçinde yaşadığımız şu topraklarda ne acılar yaşandığını öğrenmek isteyenler mutlaka “Çileli Agavni”yi okumalıdır.