Maraş Katliamını Doğru Anlamak

maras-katliami.hlarge

Aziz TUNÇ

Bundan 34 yıl önce yaşanmış olan Maraş Katliamı, Türkiye’nin sosyal-siyasal tarihinde, derin ve kapsamlı etkisi olan bir katliamdır. Ancak bu önemine uygun bir bilinirliğe kavuşturulamadığı da ortadadır. Bu nedenle Maraş Katliamının bütün yönleri ile açığa çıkartılarak tartışılması, anlaşılması elde edilen sonuç ve verilerin işlevsel amaçlarla değerlendirilmesi, demokratik kamuoyunun önünde zorunlu bir görev olarak beklemektedir.

Bu anlamda Maraş Katliamının değişik boyutlarına dair çok şey yazmak mümkündür. Ancak yazının sınırlılığını göz önüne alarak, sadece birkaç noktaya değinmek durumundayız. Maraş Katliamının doğru anlaşılmasının ilk adımı bu katliamın, uluslararası bağlantıları da olan illegal güç odaklarının gerçekleştirdiği politik bir operasyon olduğunun kabul edilmesidir. Ancak bu gerçek, yıllardır ezber tekrarlamanın kolaycılığı ve rahatlığı ile ele alınmakta, öyle yorumlanmaktadır.

Bu yaklaşımın sonucu olarak Maraş Katliamı, dönemin güncel pratik politikalarına dayandırılarak gerekçelendirilmeye, açıklanmaya çalışılmaktadır. Maraş Katliamının gelişen toplumsal mücadeleyi bastırmak ve yapılması planlanan darbenin koşullarını oluşturmak için yapıldığı tespiti ve tezi, bu yaklaşımın ürettiği ve en çok bilinen tespit ve tezdir.

Şüphesiz belirtilen tez doğrudur. Maraş Kıyımı dönemin politikalarından bağımsız değerlendirilemez. Ancak bu kadar kapsamlı bir katliamı sadece ve tek başına dönemin güncel politikaları ile izah etmek ve darbe amacına bağlamak eksik, sığ ve yanıltıcı bir değerlendirme olur. Belirtilen sakıncalardan uzak durabilmek için Maraş Kıyımının egemen illegal güç odaklarının tarihsel, temel ve stratejik politikası olan, etnik arındırma ve asimilasyon politikalarının sonucu olduğunun görülmesi gerekir. Dolayısıyla Maraş Katliamı, o dönemin politik ihtiyaçları yanında, stratejik bir politika olan etnik arındırma ve asimilasyon politikalarının da gereği olarak gerçekleştirilmiş bir katliamdır.

Yüzeysel bir yaklaşımla, yapılan belirleme önemsiz bir ayrıntı olarak görülebilir veya bu katliamın Türkleştirme politikası devamı olduğu iddiası, bugünün politik gelişmelerinden etkilenmiş propagandif bir iddia olarak düşünülebilir. Buna rağmen objektif bir bakış açısı gerçeğin görülmesi için yeterlidir. Öncelikle etnik ve dini farklılıkların tek başlarına ve kendiliğinden düşmanlıklara, oradan katliamlara yol açmasının genel olarak mümkün olmadığını belirlemek gerekir. Böyle bir sonuç, ancak özel bir politika ve ona uygun bir örgütlülükle mümkün olabilir. Bu coğrafyada da kökleri daha eskilere dayanan, ama İttihat ve Terakki ile başlayıp halen ısrarla sürdürülen bir ulus yaratma projesi ve onun gerektirdiği politikalar yürürlüktedir. Bu politika temeldir, stratejiktir. Değişen yöneticilere rağmen bu politikanın devamlılığı, değişmezliği esastır. Devasa bir siyasi organizasyon bu değişmez kurallarla yürütülmektedir. Zaman zaman yetkililerin söylediği “devletin devamlılığı esastır” sözü bu gerçeği anlatmaktadır. Bu durumda o dönem yaşanan Maraş ve diğer katliamları bu stratejik politikadan ayrı ele almak doğruyu ve gerçeği bulmamıza hizmet etmeyecektir. Böylesine bir alt üst oluşun, etnik arındırma politikasından bağımsız olduğunu düşünmek, en hafifi ile safdillik olur.

maraskatliami

Böyle olduğu içindir ki, Maraş Katliamının öncesi de vardır, sonrası da. Ayrıntılarını yazma imkanımızın olmadığı bu katliamın bir benzeri, 1934 yılında Trakya’da Yahudilere karşı uygulanmıştır. 1955 yılı 6-7 Eylül’ünde Rumlar ve Ermeniler yaşamıştır aynı katliamı. Daha küçük ölçeklide olsa 1967’de Elbistan’da, 1971’de Kırıkhan’da aynı uygulamalar denenmiştir. 1993 Madımak Katliamıda aynı politikaların devamı olarak gerçekleştirilmiştir. Son yıllarda Kürtlere yönelik benzer amaçlı saldırıların aynı politikalardan beslenen yönelimler olduğu ortadadır. Bu gerçekler göstermektedir ki Maraş Katliamı, yüzyıla yaklaşan bir süredir, sistemli ve ısrarlı bir biçimde sürdürülen bir politikanın ürünüdür.

Aynı şekilde, Maraş Katliamını yapılmak istenen darbenin koşullarını oluşturan bir basamak olarak değerlendirmek de eksik bir değerlendirmedir. Dahası katliamlarla darbeler arasında doğrusal bir sebep sonuç ilişkisi kurmak hem yanlış, hem de yanıltıcıdır. Eğer böyle bir ilişki olsaydı, 1934 Yahudi Katliamı, 6-7 Eylül ve 1993 Madımak Katliamı sonrasından da darbelerin olmuş olması veya darbelerin ön hazırlıkları olmayan bu katliamların olması gerekirdi.

Görüldüğü gibi toplumsal hayatın karmaşıklığı, sorunlara ön kabullerle, reçete veya şablonlarla yaklaşılmasına olanak vermemektedir. Ayrıca bu anlayışı ırkçı–şoven ve fanatik gerici politikalarla yaratılan halklar ve inançlar arası düşmanlıkların sonucu olan bu katliamların bu yönünü gizleyen, bu politikaların deşifre olmasını önleyen bir örtü işlevi görmektedir. Bu apolitik yaklaşımın farklı bir tezahürü, Maraş Katliamının mağdurları tarafından, yaygın olarak dillendirilmiştir. Katliamdan sonra etkin müdahale eden ordunun kendilerini kurtardığını sıklıkla vurgulamalarının altında, temel stratejik politikalarla yaşanan katliam arasında ki ilişkinin görülememesi yatmaktadır. Böyle olduğu içindir ki, sıkıyönetimin gelmesi ile kurtulduklarını sanan Türk-Kürt Aleviler, katliamcı politikaların etki alanına kolayca dahil olmuşlardır. Halbuki aynı toplumsal kesim, bu katliamdan sonra biraz daha etnik ve dinsel kimliğinden uzaklaştırılmıştır. Bu dönüşümün etkilerini ve sonuçlarını gözlemlemek çok zor değildir. Bu politikalara karşı esas olan ve ana kitle tarafından benimsenen kendi etnik ve dinsel gerçeğine sahip çıkma tavrına rağmen, ortaya çıkan bu sonuç, Maraş Katliamının gerçek anlamını ifade eden güçlü bir veri olarak görülmektedir.

Öte yandan Maraş Katliamının pratik ayrıntılarından da bu yönlü yoğun ve yaygın bilgiler bulunmaktadır. Güçlü bir biçimde ve sürekli olarak dillendirilen Ermeni düşmanlığı, “Alevilerin son günü”, “Kürtlere ölüm” gibi söylem ve sloganlar bu gerçeğin ifadesidirler. Çingenelerin–Romanların da bu katliama maruz kalmış olmaları keza, belirtilen etnik arındırma politikasının sonucu ve gereğidir. Buna dair daha başka bilgiler de yazılabilir, ama bu kadarla yetinmek durumundayız.

Özetle Maraş Katliamı, konjektürel politikalarla stratejik politikaların çakıştığı bir dönemle, egemen yapının ilgilileri ve dış destekle gerçekleştirilmiş bir katliamdır. Bunun pratik anlamı, Maraş Katliamına karşı çıkmanın aynı zamanda her türlü ayrımcılığa ve bu politikanın gizli saklı her türüne karşı çıkılmasını zorunlu kılmasıdır. Bugünün katliamcı politikalarına karşı çıkılmadan Maraş Katliamını lanetlemek ya tutarsızlıktır ya da ikiyüzlülüktür.

Katliamsız bir gelecek; katliamcı politikalar geriletildiği, aşıldığı oranda ve zamanda mümkündür.