Adalet Keşke Futbol Oynayarak Gelse

Murat GÖZOĞLU

Sevag Şahin Balıkçı 24 Nisan 2011’de zorunlu askerliğini yaptığı Batman’da “silah arkadaşı”nın tüfeğinden çıkan kurşunla hayatını kaybetti. Davası Diyarbakır’da devam ediyor. Katil zanlısı ise tutuksuz yargılanıyor!

İlk paragrafta yazılanlar yüzümüze öyle bir çarpıyor ki… Zorunlu askerlik, 24 Nisan, ölüm, katil zanlısının serbest olması…

1915’ten itibaren asimilasyonla, ötekileştirmeyle, yok olmamaya karşı “sadık millet” olduğumuzu ispatlamakla ve “hain”likle uğraşırken, kısacası Ermeni olmanın zorluklarıyla boğuşurken; Hrant Dink’in ardından bu sefer de Sevag’ı aramızdan aldılar. Bizim neslimiz için ikisi de çok ağır geldi… Hrant Dink hayatını mücadeleye vermiş birisiydi ve bu nedenle katledildi. Katledildikten sonra yüz binler ailesinin yanında, O’nun mücadelesini sürdürüyor. İçimizden, bizden biri olan Sevag’ın aramızdan alındığı 24 Nisan’da, 1915’te öldürülenleri andığımız günde, hepimiz bir kere daha kahrolduk.

Hrant’ın devlet eli ile örgütlü biçimde katledilmesi belki bizlerin başına gelmeyebilirdi ama Sevag’ın başına gelen nefret cinayeti, zorunlu askerliğini yapmış/yapacak olan bizlerin de başına gelebilirdi/gelebilir. Ülkede hala nefret cinayetlerini körükleyen, cinsiyetçi, ırkçı-şoven yayınlar yapan birçok medya organı ve devletin bakanları/bürokratları varken ve yüzümüzü büyük topluma dönüp bunlarla mücadele etmemiz gerekirken, bizler isim yaşatmak için futbol maçları düzenliyoruz! Irkçı bir cinayete kurban gitmiş birisi için hem de.

5 Ağustos’ta Sevag için Kınalıada’da bir futbol maçı düzenlenecek. Maçı yapacak olanlar Sevag’ın adını yaşatmak için bu maçı yapacaklarını söylüyorlar. Evet, Sevag’ın adının unutulmaması ve yaşatılması gerekirken O’nun neden öldürüldüğü de göz ardı edilmemeli. Maçı organize edecek insanların hiç bir şey yapmamaktansa Sevag’ı unutmama adına bir şey yapmaları anlamlı fakat Sevag, Türkiye’ye basketbolu getiren isimlerden biri olan Rupen Semerciyan değil ki adına turnuvalar düzenlensin. Sevag zorunlu askerliğini yaparken ırkçı bir cinayete kurban gitti. Tekrar ediyorum ırkçı bir cinayete kurban gitti. Sevag’ın ölümü ile Rupen Semerciyan’ın ölümü maçı düzenleyecek olanlar tarafından bir tutuluyor. Ayrımın farkına varmak, ölüm nedenleri üzerine düşünmek ve bununla yüzleşmek gibi can sıkıcı yollardan geçiyor. Ama işin kolayına kaçıp futbol maçı düzenlemek Ermeni toplumunun bu tarz olaylara bakış açısının bir yansıması…

Sevag’ı futbol maçları düzenleyerek anmak ne yazık ki at gözlüğü ile etrafı seyretmekten farklı değil. Irkçı bir cinayete kurban gitmiş birisini apolitik ve niteliksiz bir futbol maçı ile yaşatmak, O’nun ölüm nedenini göz ardı etmektir. O’nun öldürülme nedeninin eksenini kaydırmaktır. Malum çevrelerde “Artık onlar da futbol maçları düzenleyerek anmaya başladılar” düşüncesinin egemen olmasına vesile olarak dosyanın kolayca kapatılmasını teşvik etmektir. Aksine dosyanın kapanmaması, bir daha bu cinayetlerin işlenmemesi için insanları düşünmeye ve bu yönde hareket etmeye teşvik etmeliyiz. Bunun en güzel örneği; çoğunluğunun içine kapanmış, hak arama mücadelesi göstermeyen Ermeni toplumunda, aldığı hakaretlerden sonra açtığı dava ile emsal oluşturan Eva Aksoy’un davasıdır.

Söz konusu amaçlar doğrultusunda yapılacak olan bir futbol maç bile olsa, oraya gelen insanları Sevag’ın öldürülme nedeni üzerine düşündürmeliyiz. Bu da saha kenarına Sevag’ın nerede öldüğüne atfen “Sevag zorunlu askerliğini yaparken öldü” yazan bir pankart asarak ya da devam eden davaya vurgu yaparak olur ki daha fazla öldürülmeyelim. Bir kere daha hatırlatma gereği duyuyorum; dava hâlâ devam ediyor ve katil zanlısı serbest!

Sevag’ı anmak için organize edilen futbol maçını eleştirenlere cevap “keşke adalet lafla gelse” ve “ bu organizasyonu düzenleyenler Sevag’ın en samimi arkadaşları” oldu. Evet, haklılar, adalet lafla gelmiyor ama futbol oynayarak da gelmiyor. Adalet hakkını arayınca geliyor. Bu yüzden mücadele alanımız futbol sahaları değil, sokaklardır. Zira Sevag’ın öldürülmesinin birinci yılında, Sevag ve kışla cinayetlerine dikkat çekmek için Nor Zartonk ve Barış İçin Vicdani Ret Platformu’nun düzenlediği eyleme Ermeni toplumu içinden katılımın ne kadar az olduğunu gördük. Ne yazık ki 5 Ağustos’ta maç yapacak olan Sevag’ın “en samimi” arkadaşları, bu eylem sırasında neredeydi diye sormadan edemiyorum… Umarım oynanacak olan futbol maçı Ermeni toplumu içindeki bu ilgisizliğin son bulmasına katkıda bulunur. Ateş düştüğü yeri yakar psikozundan sıyrılıp, tepki koymak ya da adalet talep etmek için yaşanmışlıkların pratik hayatımıza etki etmesini beklemekten vazgeçmeliyiz.

Maçı organize edenlerin yorumlarından biri de “desteklemiyorsanız gölge etmeyin” cümlesi. Evet, bu tarz yozlaştırılmış ve sonucunda adalet mücadelesinde eksen kaymasına vesile olacak anmaları en azından dava sonuçlanana kadar desteklemiyorum ve desteklemediğim gibi eleştiri yapma hakkımın da pek tabii olduğunu düşünüyorum. Ayrıca eleştiriye açık olmanın da bir duruş olduğunu… Sevag’ın “en samimi” arkadaşlarından biri herşeye eleştirel duruş sergilememden yakınmış. Eleştirel bir duruş olmadığı zaman da böyle yozlaşma oluyor ne yazık ki… Sahanın etrafına barikatlar kurup maçın yapılmasını engelleyecek türde eylemler düzenleyecek değilim. Hrant Dink’in katledilmesinden sonra biraz kıpırdayan, sonra gitgide daha da apolitikleşen, kendi kurumlarından bile hesap sormaya çekinen bir toplum olma yolunda hızla ilerlerken bu tarz etkinliklerle, maalesef Sevag’ın davasındaki adalet arayışına gölge etmiş olunuyor.