ANCA/ER Aktivizm Ödülü Konuşması

12 Kasım 2015/Detroit

Kalben ve ruhen her zaman genç ve yeni kalacak örgütümüz Nor Zartonk adına büyük bir onur ve mutlulukla Aktivizim ödülünü alırken, devlet şiddeti ile yitirdiğimiz yoldaşlarımızı da anıyor ve mücadelelerinin yolumuza ışık tuttuğunu biliyoruz.

“Kaynayan cehennemler”i bırakıp, “Hazır cennetler”e kaçmak her şeyden önce benim yapıma uygun değildi. Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık. Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi. Kalacaktık ve direnecektik.” (Hrant Dink)

Belki de her şey bu cümleler ile başladı. 19 Ocak 2007’de Agos’un önünde Onu göz göre göre katlettiklerinde, köklerimizin olduğu bu coğrafyadan ayrılmak için yine tam zamanıydı. Yaşlılardan dinlediğimiz yada kitaplardan okuduğumuz 1915’in kara günleri, 34’ün Trakyası, 38’in Dersim’i, 55’in 6-7 Eylül İstanbul’u, 64’ün sürgünü, Aşkale’nin soğuğu, Madımak’ın ateşi bir bir canlanmış, toplumsal hafızlarımızdan fırlamış, hep birlikte önümüze dikilmişlerdi. Devlet, öteki gördüklerinden hemen her kuşağa bu topraklardan gitmesi için bir sebep üretmeyi başarmıştı ve bizlerin payına da Hrant Dink düşmüştü. Gitmek mi zor, kalmak mı? Gidenleri hiç suçlamadık çünkü onları başka mücadeleler bekliyordu. Kalanlar yani bizler ise direnmek ve Hrant’ın deyimiyle yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye çalışmak zorundaydık.

Nor Zartonk olarak bu amaçla biraraya geldik. Bireysel çıkışlar yerine kolektif bir akıl ve çalışma tarzı geliştirmeye çalıştık. Sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz ve özgür bir dünya için örgütlü mücadeleyi savunduk. Eşitlik, özgürlük ve adalet talebimizi içinde doğduğumuz Türkiye Ermenilerinden yola çıkarak tüm topluma duyurmaya ve yaymaya gayret ettik. Sorunlarımızın Türkiye’nin diğer ezilenlerinin sorunlarından bağımsız olmadığının farkındaydık ve her zaman onlar ile dayanışma içinde olmaya çabaladık. Sınıf mücadelesinden kopmadan, tüm ezilenleri kapsayan, kadın ve LGBT hakları ile doğayı ve diğer canlıların haklarını da gözeten bir mücadele hattı örmeye gayret ettik.

Siyasetimizi sokaktan kopmadan sürdürdük. Sokak Direniş Özgürlük’tü sloganımız. 1968’i hatırladık ve Gezi Parkı’nda kaldırım taşları altındaki kumsalları aradık. “Mezarlığımızı aldınız ama bu sefer parkımızı vermeyeceğiz!” dedik ve dostlarımız ile direndik. Direndik ve parkımızı vermedik. “Parkımızı vermedik, Kampımızı da vermeyeceğiz!” dedik ve her halktan dostlarımız ile birlikte direndik. Direndik ve Kampımızı da vermedik. %99’ların dediği gibi biz “yaşamak için diren”iyoruz.

Dünya’nın neresinde yaşarsak yaşayalım Goethe’nin sözlerini unutmamalıyız: “Hiç kimse özgür olmadığı halde, özgür olduğunu düşünenler kadar tutsak değildir.” Zucotti ya da Gezi Parkı’nda, Stigmata ya da Tahir Meydanı’nda Chipas’ta ya da Rojava’da,  çöplerin toplanması için ya da elektrik zammına karşı direnen; eşitlik, özgürlük ve adalet isteyen tüm yoldaşlarımıza selam olsun. Mücadeleleri bize ilham katıyor ve mücadelemizi geliştiriyor.

Nor Zartonk olarak 11 yıldır gerçekleştirdiğimiz dava takipleri, basın açıklamaları, yürüyüşler, destek ya da protestolar hepsi daha adil bir Türkiye’de eşitçe ve barış içinde yaşayabilmek için. Adaletsizliğin normalleştiği, mahkeme salonlarının ötekiler için adeta birer tiyatro salonu olduğu bir ülkede onlarca duruşma takip ettik.

Subcomandante Marcos ve Moisés’in dediği gibi “Gerçek ve adalet asla, hiçbir zaman yukarıdan bahşedilmeyecek. Bunu tabandan başlayarak bizim inşa etmemiz gerekecektir…” Biz de adaleti gerçekleştirmek için tabandan başlayarak mücadele ediyoruz çünkü artık Jean Jaurès’nin dediği gibi “ insanlık mahzeninde bir ceset” ile birlikte yaşamak istemiyoruz.

Evet 1915’te bir soykırım gerçekleşti ama artık Ermeni halkı olarak bizi katlettiler, bizi kırıdılar, bizi yok ettiler demek istemiyoruz. Evet bizi tarihte eşine az rastlanır bir operasyon ile katlettiler ama bizi yok edemediler. Bizi yok edemeyecekler. Biz buradayız! Muktedirlerin ve katillerin karşısına dikiliyoruz ve gözerinin içine bakıyoruz ve şunu söylüyoruz: Biz buradayız! Hep Buradayız! Bitmedik…

Bugün Türkiye’de bir hayalet dolaşıyor. Devletin, muktedirlerin karşısına dikilip onları tir tir titreten bir hayalet. Bugün Türkiye’de Ermenilerin hayaleti dolaşıyor. Gün geçtikçe daha fazla Türkiyeli geçmişte neler yaşandığını araştırıyor bunun üzerine konuşuyor. İnkara karşı protestolar düzenliyor, soykırım kurbanları için anmalar gerçekletiriyor ve talepkar oluyor. Türkiye’de geçmişiyle yüzleşmeyi talep eden bir hayalet dolaşıyor.

Öte yandan biz soykırıma uğramış bir halkın çocukları olarak; geçmişimizi unutmadan fakat karşımızdakileri de düşmanlaştırmadan yeni görüşlere açık olmalı ve yeni bir siyaset oluşturmalıyız. Bu; başka ülkelerin savaş ve işgal politikalarına destek olmadan, barışı inşa edebileceğimiz bir siyaset olmalı.

Biz, Kamp Armen’in alınış sürecinde halkların birlikte direnişine tanıklık ettik. Şu bir gerçek ki Ermeni halkının adalet mücadelesine destek veren ve bizle omuz omuza duran Türkiye halkları, hepimize umut oluşturuyor.

Büyük şair Nazım Hikmet Ran’ın dizeleri ile sözlerime son veriyorum:

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim…”

Yaşasın Halkların Dayanışması!

Bu Daha Başlangıç, Mücadeleye Devam!

NOR ZARTONK / ՆՈՐ ԶԱՐԹՕՆՔ