“Azınlık Olmakta Sorun Yok, Sorun Ayrımcılıkta”


Tolga KORKUT
BİA Haber Merkezi

Nor Zartonk’un Hrant Dink’in doğum günü için düzenlediği “Türkiye’de Azınlık Olmak” panelinde, Estukyan, Aslanoğlu, Kahraman ve Çiprut “azınlık” olmanın ötekileştirmenin her düzeyde gerçekleşebileceğine, empatinin temel ihtiyaç oluşuna dikkat çekti.

Türkiyeli Ermeni gençlerin Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra kurduğu savaş ve ayrımcılık karşıtı oluşum Nor Zartonk’un düzenlediği “Türkiye’de Azınlık Olmak” panelinde, “azınlık”, “öteki” kavramları yaşamdan örneklerle tartışıldı.

Hrant Dink’in doğum günü olan 15 Eylül’de düzenlenen panelde “azınlık” kavramı tartışılır ve “azınlık olma hali nasıl sona erebilir” soruları sorulurken, aktivist Viki Çiprut “Azınlık olmakta sorun yok. Asıl sorun olan ayrımcılık. Soruyu ‘Ayrımcılık ne zaman, nasıl sona erecek’ diye sormalıyız” dedi.


Yaklaşık 150 kişinin izlediği panelde Pakrat Estukyan, Anna Maria Aslanoğlu, Faruk Kahraman ve Henri Çiprut konuştu.

Herkesi ağlatan belgesel

Paneli 150’yi aşkın kişi izledi.Panelden önce Nor Zartonk’un Dink’in ölümünün birinci yıldönümünde yazdığı “Benim Adım” bildirisinden yola çıkan kısa belgesel gösterildi.

1915’teki kıyımdan, 1934’te Yahudilerin yerlerinden edilmesinden, 12 Eylül’ün idam ettiklerine; Novamed direnişinden Tuzla’da ölen işçilere, birçok kesimden ezilenlerin, ayrımcılığa uğrayanların kısa anlatılarından oluşan belgeselin sonunda Hrant Dink’in öldürülmesi yer alıyor.
Estukyan: Kavgam milliyetçilikle, her türlü ayrımcılıkla

Estukyan, azınlık olmanın salt gayrimüslim cemaatlerle sınırlı olmadığını, herkesin “potansiyel azınlık” olduğunu söyledi.

“Birilerine milliyetçilik gerektiğini” anlatan Estukyan “En çok birbirimizi anlamaya ihtiyacımız var” diye konuştu.

Türkiyeli bir Rum, kadın, genç, solcu, demokrat olarak her anlamda azınlık olduğunu söyleyen Aslanoğlu, cemaatlerin apolitik olduğunu söyledi; “Konuşmazsak, yazmazsak, paylaşmazsak, azken nasıl çoğalacağız” diye sordu.

Kahraman, Süryanileri anlattı

Kahraman, ortak düşman yaratmanın hedefinin azınlıklar olduğunu, bunun yarattığı korku ve çekingenliğin Süryani cemaatinin temel haklarına sırt çevirmesine neden olduğunu anlattı. “Avrupa’ya göçen Süryaniler 70’lerden beri örgütleniyor; 4 bin yıllık geçmişe sahip halkın Türkiye’de bir federasyonu yok.”

Kahraman, İstanbul’daki yaklaşık 20 bin Süryani’nin tapusu kendilerine ait tek bir kilisesinin bulunduğunu, bu nüfusun yalnızca yüzde 30’unun Süryanice konuşabilirken yalnız yüzde birinin yazabildiğini söyledi. Son dönemde Avrupa’daki Süryanilerin Midyat’a dönmesinin olumlu bir gelişme olduğunu anlattı.

Çiprut: Tamamen buralısınız, adınızı söyleyinceye kadar

Yahudilerin 1492’den beri İstanbul’da ve Anadolu’da yaşadığını anlatan Çiprut, “Tamamen buralısınız, atalarınız yüzyıllardır İstanbullu. Ama adınızı söyleyince ‘yabancı’ oluyorsunuz. Başkası bana yabancı diyene kadar böyle hissetmiyorum” dedi.

Türkiyeli Yahudilerin son dönemde çocuklarına çokça Türk-Müslüman adları koyduğunu, “pis Yahudi” sözü nedeniyle “Musevi” sözcüğünün icat edildiğini, oysa sözcüklerden korkmamak gerektiğini söyledi.

“İsrail’e gitsem, havaalanına indiğim an bana ‘Türk’ diyecekler” diyen Çiprut, Türkiyeli Yahudilerin dili Ladino’yu konuşamayan ilk nesilden olduğunu, konuşabilenlerin yaş ortalamasının 70 olduğunu da anlattı.
Ötekilerin ötekileştirmesi

Estukyan, “azınlık”ların arasında da ötekileştirmenin olabileceğini örneklerken, göç eden azınlıklara burjuvalaşmış kentlilerin “taşralı” demesiyle sınıfsal ayrımcılık yapışını, Viki Çiprut da bir dönem yüksek sosyeteden Yahudilerin Ladino’yu aşağılayıp Fransızca konuşmasını anlattı; “Çünkü Ladino halkın diliydi” dedi.

Çiprut çok katmanlı ayrımcılıkla ilgili de Romanların bütün dünyada yaşadıklarını örnek verdi.