Main menu:

















Basın Açıklamaları

[ A+ ] /[ A- ]

Nor Zartonk: Tek Adam Rejimine HAYIR !

[ A+ ] /[ A- ]

Cumhuriyet tarihi boyunca anayasalar toplumsal uzlaşı metinleri olarak değil, gücü eline geçiren iktidar odaklarının iktidarlarının meşruiyetinin ve devamlılığının bir aracı olarak hazırlanmışlardır. Bu anlayışla ortaya çıkarılan metinler toplumun pek çok kesimini tatmin etmediği gibi ilgili dönemde bir şekilde iktidar odağı dışında kalan kesimlerin uzun dönemde ciddi mağduriyetler ve memnuniyetsizlikler yaşamasına sebep olmuştur. Türkiye’de, belki de bu sebepten ötürü dünyanın hiçbir ülkesinde olmadığı kadar sık anayasa değişiklikleri yapılmış ve yeni anayasa tartışmaları hep gündemde olmuştur.

AKP de benzer şekilde ilk kurulduğu günden itibaren “Yeni Anayasa” talebini ısrarla gündemleştirmiştir. 1980 faşist askeri darbesinin sonucu olarak ortaya çıkan 1982 anayasası kuşkusuz toplumun çok büyük bir kesiminin ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak bir metindi. Bu açıdan AKP’nin yeni anayasa söyleminin hem doğrudan kendi tabanında hem de daha geniş bir kitle üzerinde tesiri vardı.

Tabi tüm bu toplumsal kesimlerin ana talebi daha fazla demokrasi ve özgürlükler çerçevesinde idi. 15 yıllık AKP iktidarı döneminde 1982 anayasasında onlarca değişiklik yapıldı. 2007 ve 2010 yılında yapılan referandumlar aracılığıyla yürütme ve yargı alanında köklü değişiklikler kabul edildi. Fakat bu değişiklikler sonucunda daha özgürlükçü, eşitlikçi ve demokratik bir anayasaya ulaşılamadığı gibi yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı noktasında önemli gerilemeler ortaya çıkmış durumdadır.

AKP, bugün bizzat cumhurbaşkanı tarafından “Allah’ın bir lütfu” olarak tarif edilen 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, yeni bir darbe anayasasını topluma dayatma peşindedir. Fiili olarak 7 Haziran seçimlerinden bu yana uygulanmayan kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü gibi ilkeler anayasal olarak da kaldırılacak ve ülkede tam anlamıyla bir tek adam iktidarı kurulacaktır.

15 Temmuz sonrasında ayyuka çıkan iktidar bloku içindeki çatışma ve çatlaklar tek adam düzeni ile aşılmak istenmektedir.

Tarih boyunca tek adam iktidarları, dünyanın her yerinde halklara sadece savaş, kan, yoksulluk ve gözyaşı getirmiştir. 7 Hazirandan bu yana ülkemizin fiili olarak deneyimlediği tek adam düzenin ekonomik ve sosyal sonuçları bu tarihi deneyimlerle örtüşmektedir.

Bugün Türkiye, dünyadan izole ve yalnızlaşmış, özgürlüklerin olmadığı, ekonomik krizin gün geçtikçe daha fazla hissedildiği, işsizliğin istikrarlı bir şekilde arttığı, eğitim, sağlık ve yaşam kalitesinin gün geçtikçe gerilediği bir ülke haline gelmişse bunun sorumlusu 15 yıllık AKP iktidardır.

Aynı AKP iktidarı doğayı ve doğal zenginlikleri adeta talan etmiş, kamu kurum ve kuruluşlarını yandaş kişi ve kurumlara peşkeş çekmiş, dünya tarihinde eşine ender rastlanır büyüklükteki yolsuzluklara imza atmıştır.

İşe alımlarda liyakat değil itaat ilkesini esas alan AKP, devlet kadrolarını yandaşlarıyla doldurmuştur. Küçüğünden büyüğüne kurulan rüşvet ve torpil çarkları ile toplum büyük bir ahlaki/etik erozyona uğratılmıştır.

Türkiye, bugün her diktatörlükte olduğu gibi muhalif milletvekillerinin tutsak edildiği, gazetecilerin ve akademisyenlerin işlerini yaptıkları için tutuklandığı veya işlerinden kovulduğu, muhalif gazete, radyo, televizyon ve internet sitelerinin kapatıldığı, sosyal medyadaki yorumlarından ötürü insanların hapse atıldığı bir ülke haline gelmiştir.

2016 Türkiye’sinde, bir kişinin emriyle onlarca Kürt şehri yıkılmış, binlerce insan göç ettirilmiş ve yüzlerce insan katledilmiştir.

16 Nisan’da önümüze getirilecek referandumda sorulan soru tüm bu yolsuzluklara, katliamlara, baskılara, yozlaşmaya evet mi yoksa hayır mı dediğimizdir.

Biz Ermeniler, kurulmak istenen ırkçı, mezhepçi ve tekçi diktatörlük rejimine hayır diyoruz!

9 senedir yapılmayan patriklik ve vakıf seçimlerini referanduma yedekleyen, Ermeni halkının sözde temsilcilerinin tüm kirli çıkar ilişkilerine de hayır diyoruz!

Ermeni Soykırımı’nı her fırsatta inkar eden, durmadan bizleri ötekileştirmek suretiyle toplumda kutuplaşmayı yükselterek iktidarını sağlamlaştırmak isteyenlere de HAYIR diyoruz!

16 Nisan referandumu bu karanlık dönemden çıkışın başlangıcı olabilir. Biz Ermeniler eşitlik, özgürlük, barış ve adalet talebemizi yükseltmek, tüm bu AKP politikalarına cevap vermek için sandığa gidelim, HAYIR/VOÇ diyelim ve HAYIR’ı örgütleyelim.


Tek Adam Rejimine HAYIR !
Nor Zartonk / Նոր Զարթօնք

Nor Zartonk : #atesyanistifa

[ A+ ] /[ A- ]

Destek ver istifa etsin: #atesyanistifa

Bugün (15.03.2017) gerçekleştirilen Patrik Kaymakamı seçiminde ortak irade, bizi bu sürece getiren Aram Ateşyan, işbirlikçileri ve Istanbul Valiliği tarafından sabote edilmeye çalışılmaktadır.

Bizler Ateşyan’ın kirli çıkar ilişkilerine 9 senedir tanıklık ediyoruz. Valilikten gönderilen mektup ile Ermeni halkının inanç ve ibadet özgürlüğüne doğrudan devlet tarafından müdahale edilmiştir.

Ermeni halkının iradesinin bürokrasi oyunları ile engellenmesini kabul etmiyoruz. Bu nedenle tahtını bir türlü bırakmayıp, halkından bulamadığı desteği binbir ayak oyunuyla kerameti kendinden menkul bir takım kodamandan ve devletten sağlamaya çalışan Aram Ateşyan’ı derhal istifaya çağırıyoruz. Patrik seçimlerine giden bu süreçte seçilen Kaymakamın tanınmasını talep ediyoruz.

#atesyanistifa

Nor Zartonk / Նոր Զարթօնք

Նոր Զարթօնքի Յայտարարութիւնը

[ A+ ] /[ A- ]

2008 – ին Թուրքիոյ Հայոց Պատրիարք Տ. Մեսրոպ Բ.ի հիւանդութեամբ սկսող «Պատրիարքի խնդիր»ը զանազան յետին ու խորամանկ հաշիւներով հասաւ այս օրե­րուս: Անցնող» տա­րինե­րու ըն­­թացքին առա­­ւելա­­պէս մա­­շած ու պա­­տուազրկո­­ւած կա­­ռոյ­­ցը եղաւ պատ­­րիար­­քա­­­րանը: Սոյն պա­­տուազրկու­­թեան մէջ ու­­շագրաւ է ամէն առ­­թիւ Պատ­­րիար­­քա­­­րանի պա­­տիւը բարձր պա­­հելու մա­­սին ճա­­ռող հա­­մայնքա­­յին վա­­րիչ­­նե­­­րու եւ հո­­գեւո­­րական­­նե­­­րու ու­­նե­­­ցած դե­­րակա­­տարու­­թիւնը:
Արամ Աթէ­­շեան փո­­խանոր­­դի դի­­մակով 9 տա­­րիներ շա­­րու­­նակ անօ­­րէն կեր­­պով գրա­­ւած է Աթո­­ռը: Ան իր գա­­հը ապա­­հոված է կա­­ռավա­­րու­­թեան, պե­­տու­­թեան եւ հա­­մայնքի հա­­րուստ հիմ­­նարկնե­­րու վա­­րիչ­­նե­­­րուն աջակ­­ցութեամբ: Թէ պատ­­րիար­­քի եւ թէ հա­­մայնքա­­յին հաս­­տա­­­տու­­թիւննե­­րու վար­­չութեանց ընտրու­­թիւննե­­րուն ձգձգման ետին այս կեղ­­տոտ յա­­րաբե­­րու­­թիւններն են որ որո­­շիչ եղան:

Այս մի­­ջոցին հա­­մայնքա­­յին կա­­լուած­­նե­­­րու շի­­նու­­թեան գոր­­ծե­­­րուն կա­­ռավա­­րու­­թեան բա­­րեկամ շի­­նարար ըն­­կե­­­րու­­թիւննե­­րուն փո­­­խանցման կաս­­­կա­­­­­­­ծելի երե­­­ւոյթնե­­­րը զգու­­­շօ­­­­­­­րէն քօ­­­ղար­­­կո­­­­­­­ւած են հա­­­սարա­­­կու­­­թեան ու­­­շադրու­­­թե­­­­­­­նէն: Որ­­­քան ատեն որ թա­­­փան­­­ցի­­­­­­­կու­­­թիւն չի տի­­­րեր, հաս­­­տա­­­­­­­տու­­­թիւննե­­­րու վա­­­րիչ­­­նե­­­­­­­րը պի­­­տի մնան կաս­­­կա­­­­­­­ծի տակ: Ար­­­դա­­­­­­­րեւ այս կեղ­­­տոտ յա­­­րաբե­­­րու­­­թիւննե­­­րէն եկած նե­­­խոտած ժա­­­հը պատ­­­ճառ դար­­­ձաւ Կրօ­­­նական Ժո­­­ղովի ատե­­­նապետ Սա­­­հակ Եպիս­­­կի­­­­­­­պոս Մա­­­շալեանին բա­­­ւական ու­­­շա­­­­­­­ցած հրա­­­ժար­­­ման: Իր հետ միասին Կրօ­­­նական Ժո­­­ղովի բո­­­լոր ան­­­դամներն ալ պար­­­տին ժո­­­ղովուրդին բա­­­ցատ­­­րել թէ ին­­­չո՞ւ այսքան եր­­­կար ժա­­­մանակ լուռ մնա­­­ցած են: Devamını oku…» »

19 Ocak Basın Açıklaması: 10 Yıldır Hrant Yok, Adalet Yok, Hesap Soruyoruz!

[ A+ ] /[ A- ]

10 yıl önce bugün, Hrant Dink katledildi. 10 yıl önce bugün yüzbinler katledilen Hrant Dink için yürüdü. 100 yıllık inkârı ve yalanı karşısına alan, özgürlük, barış, kardeşik ve eşitlik için sesini korkusuzca yükselten Hrant, 10 yıl sonra kendisini ve fikirlerini sahiplenenleri bir kez daha bir araya getirdi.

10 yıl oldu, hevesli kolluk kuvvetleri, Hrant’ın katili ile hatıra fotoğrafları çekindi, sırtını sıvazladı.

10 yıl oldu, tehditlerin varlığını bildiği halde görevini yerine getirmeyen devlet görevlileri hakkında işlem yapılmadı.

10 yıl oldu, azmettiriciler, sorumlular mahkeme önüne çıkartılmadı, davaların içi boşaltıldı.

10 yıl oldu, Hrant Dink katliamı iktidar mücadelesinin, güç çatışmalarının bir aracı haline getirildi. Hrant’ın katilleri olarak önce “Ergenekoncular”, sonra “Parallelciler” çarmıha gerildi. Oysa yüzbinler, “Katil Devlet Hesap Verecek!” diyerek ilk günden haykırmıştı bu “Milli mutabakat cinayetinin” gerçek failini.

10 yıl oldu, adalet ve barış isteyenlere yönelik linç, baskı ve katliamlar devam etti.

10 yıl oldu, Hrant’ın katline neden olan karanlık büyüdü ve gazeteciler, O’nun meslektaşları, gerçekleri söyledikleri için tutuklanıp hapsedildi.

10 yıl oldu, hukukçu ve insan hakları avukatı Tahir Elçi, O’nun gibi kaldırıma düşürüldü.

10 yıl oldu, barışa dair ne varsa bitirildi. Savaş tüm acımasızlığı ile gün yüzüne çıktı.

10 yıl oldu askerliğini yaparken 24 Nisan günü öldürülen Sevag Balıkçı’nın, nefretle katledilen Marista Küçük’ün katilleri hesap vermedi.
10 yıl oldu, halkın seçim hakkı gaspedildi, seçilmişler hapsedildi.

10 yıl oldu, bir çocuktan katil yaratan karanlık, bütün ülkeye egemen oldu.

10 yıl oldu. Bizler, yine burada düştüğün yerdeyiz. Bu zifiri karanlığın güneşi doğuracağını biliyoruz. Hrant’ların katledilmediği bir ülke ve bir dünyayı omuz omuza durarak, birlikte mücadele ile kuracağız. Su toprağını bulacak, özgürlük, adalet, eşitlik ve barış mücadelesi kazanacak!

Hrant Kez bidi çımornank.
Nor Zartonk – AKA-DER – DAF – EHP – Halkevleri – HDP Gençlik – HDK – Kaldıraç – ÖDP – SYKP – TKP – Yeniyol

Նոր Զարթօնք. «Կարո Փայլանը առանձին չէ»

[ A+ ] /[ A- ]


Մամլոյ եւ Հասարակութեան,

Ժողովուրդներու Ժողովրդավարական Կուսակցութեան պատգամաւոր Կարօ Փայլան սահմանադրական փոփոխութիւններու մասին խորհրդարանին մէջ ելոյթ ունեցած է 01/13/2017 թուականին: Փայլան իր ելոյթին մէջ անդրադարձած է 19րդ դարու Օսմանեան Կայսրութեան ազգերու համակարգին եւ առաջին սահմանադրութեան բազմաձայն ոգիին: Նաեւ յիշեցուցած է Գրիգոր Օտեանի դերը:
Ցաւօք սրտի, այս Սահմանադրութիւնը, ընդունելութենէն կարճ ժամանակ ետքը Օսմանեան-Ռուսական պատերազմի պատրուակով գործադրութենէ դադրեցուած է Ապտուլ Համիտի կողմէ: Մահմետական (56 պատգամաւորներ) եւ ոչ-մահմետական (40 պատգամաւորներ) ժողովուրդներու ներկայացուցիչներէն բաղկացած այս բազմաձայն խորհրդարանը պիտի փակուէր Սուլթանի կողմէ (14 Փետ. 1878):

Այս պալատական յեղաշրջման յաջորդած է 30 տարուայ բռնատիրական շրջանը: Այս շրջանը, որ մեծ տառապանքներու պատճառ եղած է, «հաւասարութիւն, եղբայրութիւն, խաղաղութիւն» կարգախօսներով պիտի վերջանար: Իթթիհատական եռեակի իշխանութեան գլուխ անցնիլը եւ յաջորդող Ա. Աշխարհամարտի իբր հետեւանք Օսմանեան Կայսրութիւնը կործանուեցաւ: Թալաթ, Էնվէր եւ Ճեմալէն բաղկացող այս եռեակը, պատերազմը յարմար առիթ համարելով հայերու եւ ասորիներու դէմ ցեղասպանութիւն գործեցին:
Կարօ Փայլան իր ելոյթին մէջ մատնանշած է այս պատմական իրականութիւնը: Այս առիթով այն փոխանցած է պատմութեան ընթացքին բազմիցս տարբեր վայրերու մէջ յայտնուող միապետական վարչաձեւի վնասները: Devamını oku…» »

Nor Zartonk : Garo Paylan Yalnız Değildir!

[ A+ ] /[ A- ]

Basına ve kamuoyuna,

Anayasa değişikliği görüşmeleri kapsamında HDP milletvekili Garo Paylan, 13.01.2017 tarihinde konu hakkında söz aldı. Sözlerine Osmanlı Devleti’ndeki milletler sistemi ve 19. yüzyılda bu milletlerin geliştirdikleri nizamnamelerden bahsederek başlayan Paylan, bu çabaların bir sonucu olarak ilk Osmanlı Anayasası’nın (Kânûn-i Esâsî) çoğulcu bir ruhla yazıldığını belirtti. Bu ilk anayasanın yazarlarından biri olan Krikor Odyan’ı andı.

Ne yazık ki bu anayasa, kabulünden kısa süre sonra Sultan II. Abdülhamit tarafından Osmanlı-Rus savaşı bahane edilerek yürürlükten kaldırıldı. Müslüman (56 mebus) ve Müslüman olmayan (40 mebus) halkların temsilcilerinden oluşan bu çoğulcu meclis Sultan tarafından kapatılacaktı (14 Şubat 1878).

Bu saray darbesini 30 yıllık İstibdat Dönemi izledi. Pek çok acıların yaşandığı bu dönem “Eşitlik, Kardeşlik, Barış” sloganları altında II. Meşrutiyet’in ilanı ile son bulacaktı. İttihatçı kliğin 1913 Bâb-ı Âli Baskını ile iktidarı ele geçirmesi ve ardından ülkeyi yayılmacı hayallerle I. Emperyalist Paylaşım Savaşına sokması ile Osmanlı Devleti dağıldı. Tüm gücü elinde toplayan İttihat ve Terakki Triumviri (Üç Paşalar – Talat, Enver, Cemal) savaşı “Allah’ın bir lütfu” olarak görüp, Ermenilere ve Asuri Süryanilere soykırım uygulamakta sakınca görmedi.

Garo Paylan konuşmasında işte bu tarihi gerçekleri ifade etmiştir. Bu vesileyle aslında tarihte pek çok farklı coğrafyada defalarca zuhur etmiş olan “tek adam düzeninin” bu topraklarda doğurduğu sonuçları aktarmıştır.

Feyz alınması gereken bu ibretlik konuşma ne yazık ki diğer siyasi parti milletvekillerince sık sık saygısızca kesilmiştir. “Soykırım yoktur”, “Yaşananlara soykırım diyemezsiniz” bağrışları arasında Paylan konuşmasını sürdürememiş, beklemesine rağmen saldırılar devam etmiştir. Peşi sıra Meclis Başkan Vekili Ahmet Aydın, “Ne konuştuğunuzu bilin. Ne yapayım ben? Hal ve hareketlerinize dikkat edin. Bu milleti yaralayıcı ifadeler kullanamazsınız.” diyerek Garo Paylan’ın ifade özgürlüğü ve kürsü dokunulmazlığına saldırmıştır. Yetinilmemiş, sözlerinde herhangi bir hakaret ya da aşağılama olmamasına rağmen Garo Paylan’a üç oturuma katılmama cezası verilmiştir.

Bir milletvekilinin fikir ve görüşlerini meclis kürsüsünden bile özgürce açıklayamadığı, açıkladığında ise cezalandırıldığı bir düzen içerisindeyiz. Bu düzenin daha ağırı pek yakında halkın karşısına getirilecek yeni anayasa ile kurulmak istenmektedir. Sokaklardan meclise uzanan bir linç ve infaz düzeni kurulmak istenmektedir. Toplumsal barışa, eşitlik ve özgürlük mücadelesine hiçbir katkısı olmayan, tarihte savaş, yoksulluk ve acıdan başka bir şey üretmemiş olan bu “tek adam düzenini” reddettiğimizi bu vesileyle bir kez daha belirtmek istiyoruz.

Bu gerçekleri korkusuzca meclis kürsüsünden ifade eden Garo Paylan’ın ve ona destek olan HDP meclis grubundaki diğer milletvekillerinin yanındayız.

Yaşasın halkların dayanışması!

Nor Zartonk / Նոր Զարթօնք
14.01.2017

Arjantin Ermeni Kültür Derneği’nden Tutuklamalara Dair Açıklama

[ A+ ] /[ A- ]

uca

Nor Zartonk’un kardeş örgütü Arjantin Ermeni Kültür Derneği, HDP’li milletvekillerinin tutuklanması ve Türkiye’nin giderek totaliterleşmesi üzerine Buenos Aires’te bir açıklama yayımladı. Açıklamada Erdoğan politikaları kınanırken, tutsakların serbest bırakılması çağrısında bulunuldu.

Faşist Erdoğan operasyonunu kabul etmiyoruz!

Erdoğan hükümetinin muhaliflere ve başta sol bir yapılanma olan HDP’ye karşı yürüttüğü sistematik zulüm, geçtiğimiz hafta Türkiye’nin en saygın gazetelerinden biri olan Cumhuriyet gazetesinden gazetecilerin ve 59 vekile sahip parlamentonun üçüncü büyük partisi HDP’nin aralarında eş genel başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da bulunduğu 12 vekilinin tutuklanmasıyla en üst düzeye çıktı.

İŞİD-DAİŞ’li teröristlerle işbirliğiyle suçlanan -ki bu iddiayi kanıtlayacak yönde deliller bulunuyor- ve ara sıra kamuoyu nezdinde kesintiye uğrasa da ABD, Avrupa Birliği ve İsrail’in bölgede stratejik işbiliği içerisinde bulunduğu Erdoğan; Kürtlerin, sol çevrelerin ve ülkenin ilericilerinin artan taleplerine ve barışçıl tarzlarına siyasi ve askeri şiddetle karşılık vermektedir.

Geçtiğimiz hafta cuma günü HDP milletvekili Garo Paylan “Bugün 24 Nisan 1915’tir” dedi. Türkiye halklarının tümünü kesen bu güncel durumunun, Osmanlı İmparatorluğu’nun ulusal azınlıkları ve devrimcilerinin 20. yüzyılın ilk on yılları boyunca başına gelenlerle benzerliğine işaret etti.

Ermeni Kültür Derneği (UCA) olarak faşist Erdoğan’ın başını çektiği Türk hükümetince gerçekleştirilen bu operasyonları öfkeyle kınadığımızı belirtiyoruz. HDP’li liderlerin ve milletvekillerinin, taban örgütlerindeki miaktivistlerin, gazetecilerin ve tüm siyasi tutsakların acilen serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

Ulusal, kültürel, dini kimlilere saygılı, halkların barışcıl bir biçimde bir arada yaşamasını esas alan ve demokratik konfederalizme ve sosyalizme dayalı yeni bir toplumun inşası; geçmişin acılarının onarılması ve bölgede yaşayan tüm halklar için daha iyi bir geleceğin kurulması için tek çıkış yoludur.

Buenos Aires, 7 Kasım 2016,
Ermeni Kültür Derneği (UCA) Merkez Komisyonu

 
Devamını oku…» »

“Beni Ancak Halkım Sorgulayabilir”

[ A+ ] /[ A- ]

hdplogo

“Partim Halkların Demokratik Partisi (HDP), 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde 6 milyondan fazla oy alarak ve yüzde 10’luk seçim barajını aşarak 80 milletvekili ile parlamentoya girdi.

Demokratik siyaset yoluyla ve sandık iradesiyle AKP’nin tek başına iktidar olmasını ve tek başına anayasa yapmasını engelledi.

Ülkede ‘tek adam’ rejimi inşa etmek isteyen ve bunun için her türlü hukuksuzluğu yapmaktan çekinmeyen Recep Tayyip Erdoğan, seçim sonuçlarına saygı duymamış ve koalisyon hükümetleri kurulmasına engel olarak ülkeyi erken seçime götürmüştür.

Bu esnada 3 yıla yakın bir süre devam eden çözüm sürecini de kendi işine gelmediği ve oylarını artırmaya yaramadığı için sonlandırmış ve bütün ülkeyi adeta ateşe atarcasına bir çatışma ortamına sürüklemiştir.

Yaşanan çatışma ortamında yurttaşlarımız haklı olarak güvenlik kaygısı ve telaşı içerisine girmişler, bu korku ve şok ortamında yapılan ve eşit/adil olmaktan uzak seçimlerde AKP yeniden tek başına iktidar olmuştur.

Recep Tayyip Erdoğan, 7 Haziran seçim sonuçlarını gördükten sonra büyük bir panik ve telaşla parlamentoyu ve hükümeti yok sayarak, yargıyı önemli ölçüde denetim altına alarak, medyayı tümüyle kendisine bağlayarak ülkede bir darbe gerçekleştirmiştir.

Anayasa’yı tanımadığını, fiili olarak rejimi değiştirdiğini hatta Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını bile tanımadığını açıkça ifade edecek kadar fütursuzlaşmış ve devlete el koyduğunu açıkça ilan etmiştir.

Hakkında Başbakanlığı döneminde işlendiği iddia edilen rüşvet, hırsızlık, kara para aklama, İran’a uygulanan uluslararası ambargonun kırılmasına yönelik altın ticaretine bağlı gelişen yasadışı faaliyetler; Suriye’de terörist gruplara yasadışı silah gönderilmesi dâhil birçok ciddi suçlama vardır.

Bu soruşturmaları da yargı üzerinde kurduğu baskı ve kontrol sayesinde şimdilik örtbas etmeyi başarmıştır.

Şimdilik örtbas ettiği bu soruşturmalardan kalıcı olarak kurtulmanın biricik yolunun bütün yetkileri kendisinde toplamak olduğunun farkındadır. Bu uğurda yapamayacağı hiç bir çılgınlığın olmadığı da artık aşikârdır.

“Ülkeyi kan gölüne çevirip her gün ülkenin dört bir köşesine gönderdiği cenazelerle milliyetçi ve şoven duyguları, ırkçı nefret söylemini kabartmayı başarmış, ‘ülke bölünme tehdidi altındadır’ yalanıyla etrafına biriktirdiği halk yığınları ile kendi kişisel emellerine hizmet edecek şekilde adım adım hedefine doğru ilerlemektedir.

HDP EŞ BAŞKANI FİGEN YÜKSEKDAĞ, PARTİSİNİN GRUP TOPLANTISINDA KONUŞTU. (CEM GEÇİM/ANKARA-İHA)

Bu amacına, yani başkanlık adı altında dikta rejimine ulaşabilmesi için önündeki tek engel Halkların Demokratik Partisi’dir.

Partimizin 1 Kasım seçimlerinde de barajı aşarak 59 milletvekili ile parlamentoya girmesi, Erdoğan’ın tek başına anayasayı değiştirme çoğunluğuna ulaşmasını bir kez daha engellemiştir.

Bu nedenle; olası bir erken veya ara seçim ile birlikte kendisine sadık milletvekillerinden oluşan 367 çoğunluğunu sağlamış bir AKP grubunun oluşması için çabalamaktadır.

Partimiz HDP, Türkiye’nin çok kültürlü, çok dilli, çok inançlı toplumsal yapısına uygun bir politikayı benimseyerek bünyesinde bütün farklı kimlik ve inançların temsilcilerini barındırmaktadır.

Bizler demokrasiye ve birlikte yaşama inanan Türkler, Kürtler, Araplar, Ermeniler, Türkmenler, Süryaniler, Ezidiler, Mıhellemiler ve daha birçok etnik grup olarak bir arada eşit ve adil bir yaşamın mümkün olabileceğine inanıyor ve bunun ancak çoğulcu bir demokrasi, güçlü yerel demokrasi ve özerklikler ile sağlanabileceği düşüncesindeyiz.

Partimiz HDP, kadınların özgürlük ve kurtuluş mücadelesini sahiplenmektedir.

Kadınların siyasete eşit katılımını güvence altına alarak, Türkiye’nin şimdiye kadar parlamenter siyasetteki en yüksek kadın temsil oranına kavuşmasını sağlayan partimizdeki kadın vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması Türkiye’deki kadınlara yönelik bir tehdit, kadınların mücadelesine de bir darbedir.

Her türlü şiddete tümüyle karşıyız ve bütün sorunların çözümünde diyalog ve müzakerenin gücüne inanmaktayız.

Bu yönüyle HDP, tek adam, tek dil, tek mezhep faşizmini egemen kılmaya çalışan Erdoğan için aynı zamanda ideolojik açıdan da tehdit olarak algılanmaktadır.

Bu gerekçelerle partimiz HDP, siyasi hayatına başladığı günden beri Erdoğan’ın hedefi haline gelmiştir.

Partimizle her türlü hile ve adaletsizliğe, saldırı ve bombalamalara rağmen seçimlerde baş edemeyince şimdi de dokunulmazlıklarımızın Anayasa’ya ve Meclis İç Tüzüğü’ne aykırı bir şekilde kaldırılmasını sağlayıp bağımsızlığı ve tarafsızlığı açıkça tartışmalı hale gelmiş olan bir kişi olarak yargı önünde bizleri sözde yargılamaya tabi tutmak istemektedir.

Bizler seçilmiş halk temsilcileriyiz. Şahsımızı değil bizi seçen seçmen kitlelerini temsil ederiz.

Şu anda da yasamanın, Meclis’in dokunulmazlığa sahip bir üyesi, milletvekili sıfatıyla karşınızdayım. Benim temsil ettiğim bu kimliğe ve halkımın iradesine saygısızlık yapılmasına izin vermem mümkün değildir.

Erdoğan’ın başlattığı yargı tiyatrosunda figüran olmayı reddediyorum

Ben, adil ve tarafsız bir yargı huzurunda hesap vermekten asla çekinmiyorum. Veremeyeceğim hiç bir hesabım da yoktur.

Ülkemizde yargının saygınlığı ayaklar altındayken, böylesi bir siyasi yargılamanın öznesi olmayı da asla kabul etmeyeceğim.

Şahsınıza ve kişiliğinize yönelik hiç bir tereddüttüm ve saygısızlığım yoktur. Ancak şaibelerle dolu bir siyasi geçmişe sahip olan Erdoğan emretti diye başlatılan bu yargı tiyatrosunda figüran olmayı kabul etmiyorum.

hdpgrubu

“Hiçbir soruya cevap vermeyeceğim”

Soracağınız hiç bir soruya cevap vermeyeceğim, yapacağınız hiç bir yargılama faaliyetinin adil olacağına inancım yoktur.

Benim buraya getirilmem bile hukuk dışıdır. Siyasetçilerin siyaset arenasındaki muhatapları siyasetçilerdir, yargı mensupları değildir.

Bu anlamda sizler evrensel ve demokratik hukuk ilkelerine ve Türkiye’nin imzalamış olduğu, aynı zamanda bir anayasa hükmü de olan uluslararası anlaşmalara bağlı olması gereken yargı mensupları olarak siyasi oyunların ve tezgâhların parçası olmayı reddetmelisiniz.

Bizler ülkemizde çoğulcu demokratik bir rejim inşa edilip, barış ve huzur sağlanıncaya kadar siyasi mücadelemize kararlılıkla devam edeceğiz.

Toplumsal kutuplaşma ve kamplaşmaya karşı eşit ve birlikte yaşamı, şiddete karşı demokratik siyasi mücadeleyi, tekçiliğe karşı çoğulculuğu, faşizme karşı demokrasiyi, mezhepçi/ırkçı politikalara karşı inanç ve vicdan özgürlüğünü, ayrımcılığa ve nefret söylemine karşı eşitliği ve elbette Kürt halkının halk olmaktan kaynaklı bütün haklarını, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık talebini, dini azınlıkların inanç özgürlüklerini, kadınların toplumsal/sosyal/siyasal/ekonomik yaşama eşit katılımını, kapitalist tahribata karşı çevre ve ekolojinin korunmasını, sermayenin kar hırsına karşı emeğin, çalışanların haklarını savunmaya, korumaya devam edeceğiz.

“Parlamentoda da olsak, cezaevinde de olsak bu düşüncelerimizi savunmaktan ve bunlar uğruna mücadele etmekten bizi alıkoyamayacaksınız.

Başkanlık adı altında ülkemize ve halkımıza dayatılan bu faşist düzenden kurtulacağımızdan şüphemiz yoktur.

Er ya da geç demokrasi mücadelemiz kazanacaktır. Erdoğan şahsında, köhnemiş bu rejim değişecektir.

Sizden hiç bir talebim ve beklentim yoktur. Siyasi faaliyetlerim nedeniyle ancak beni seçen halkım sorgulayabilir.”

Halkların Demokratik Partisi

Տարի մը Առաջ Քամփ Արմէնը Ազատագրուեցաւ

[ A+ ] /[ A- ]

Kamp Armen 175. Gün

Քամփ Արմէնը ճիշտ տարի մը առաջ 175 օրուայ դիմադրութենէ մը ետք հայ ժողովուրդին վերադարձուեցաւ:

Այս օրերուն, երբ ֆաշական մտայնութիւնը կը յարձակի ժողովուրդներուն , պէտք է վերյիշենք 175 օրուայ այս դիմադրութիւնը, որուն մաս կազմած էին բոլոր ճնշուողները: Քամփ Արմէնի դիմադրութիւնը յոյս ներշնչած է բոլոր ժողովուրդներուն, որոնք իրենց դիմադրութիւնը կը շարունակեն այս հողերուն վրայ:

Քամփ Արմէնի վերադարձման վերաբերեալ 27 հոկտեմբեր 2015ին Նոր Զարթօնքի կողմէ հրապարակուած մամլոյ հաղորդագրութիւնը.

Վերաբերեալ՝ Ուղղուած Մամլոյ եւ Ընդհանուր Հասարակութեան,

Քամփ Արմէնը 27 Հոգտեմբեր 2015ին, մեր դիմադրութեան 175րդ օրը, վերադարձուեցաւ Կէտիկփաշայի Աւետարանական Եկեղեցւոյ Հիմնարկութեան, այսինքն հայ ժողովուրդին:

Նախ եւ առաջ, մեր խորին շնորհակալութիւնները կը յայտնենք Քամփ Արմէնի փլուզումի ցանկության դրսեւորման օրուան ի վեր, տեղի ունեցած բոլոր ճնշումներուն եւ յարձակումներուն հանդերձ՝ առանց նահանջելու դիմադրող ու պայքարող եւ մեզ հետ զօրակցելով համերաշխութիւն ցուցաբերող տարբեր ազգութիւններու եւ կրօնքներու պատկանող բարեկամներուն, այս պայքարին երանգ եւ խրախուսանք ներշնջող արուեստագէտներուն, սոյն պայքարին համար հնարաւոր գետին մը պատրաստող Թուզլայի բնակիչներուն, դիմադրութեան հրապարակը կազմակերպուած ասուլիս եւ զրոյցներու իրականացման համար իրենց նպաստը բերող ակադեմականներուն, գրողներուն, հետազօտողներուն եւ լրագրողներուն, իրենց այցելութիւններով եւ աշխատանքով մեր դիմադրութեան նպաստող կուսակցութիւններու, միութիւններու եւ բանուորական կազմակերպութիւններու ներկայացուցիչներուն, երեսփոխաններուն, իրենց նպաստը չզլացող Քամփ Արմէնի նախկին սաներուն, այս նիւթը օրակարգի բերող մամլոյ աշխատողներուն, այս հարցին լուծման համար կամաւորապէս ջանք թափող բարեկամներուն եւ իրենց կենսոլորտը 175 օր շարունակ մեզ հետ բաժնեկցող բոլոր կենդանիներուն եւ բոյսերուն: Անոնք միայն թէ քամփին վերադարձումին չնպաստեցին, ինչպէս նաեւ իրենց ցուցաբերած զօրակցութեան ոգիով ու ներկայութեամբ Քամփ Արմէնը նոր նշանակութիւններ ստացաւ:

Դիմադրութեան ընթացքին, մենք միասնաբար ջանացինք Քամփ Արմէնի ոգիին համապատասխան քաղաքակրթութիւն մը կերտել: Յաջողեցանք զիրար լսել, մեր նախապաշարումները ոչնչացնել, առկայ հարցերուն միասնական լուծումներ որոնել, միասնաբար պայքարիլ եւ այսպէսով վառ պահել զօրակցութեան ոգին: Հետեւաբար, այս միատեղ գոյատեւումի եւ պայքարի գործադրութիւնը մեր բոլորիս համար շատ արժէքաւոր ու դրական հետեւանքներ նախատեսող պատմական փորձառութիւն մը եղաւ: Քամփ Արմէնի դիմադրութիւնը ո՛չ միայն հայ ժողովուրդին, այլ ժողովուրդավարութեան եւ հաւասարութեան ուղղուած պայքարի համար ալ կարեւոր ձեռքբերումներ ունեցաւ: Յուսով ենք, որ այս ձեռքբերումները այժմ շարունակուող դիմադրութիւններուն եւ դիմադրողներուն յոյս կը ներշնչէ:
Հայոց ցեղասպանութեան հարիւրամեակին փլուզումը պահանջուող հայ որբանոց մը, տարակոյս չկայ որ հայ ժողովուրդին անընդհատ զգացած ցաւը աւելի կը խորացներ: Ինչպէս հարիւր տարի առաջ, վերստին մեր տարածքէն եւ բոյնէն բռնի ուժով կը հրաժարուէինք եւ այս փլուզումով մեր յիշողութիւնը կը փափաքէին ջնջել: Այս վտանգին չէինք կրնար անձայն եւ անշշուկ համակերպիլ: Ինչպէս Ռաքէլ Տինքը կը նշէ. «Եթէ դիմադրութիւն կայ, յոյս ալ կայ:» Ներկայ իրավիճակը մէկ անգամ եւս կը փաստէ կազմակերպուած պայքարին կարեւորութիւնը եւ ուժը: Այսօր ժողովուրդական միջոցներով եւ վճռանակօրէն մեր տարած պայքարը արդիւնաւէտ եղած եւ Քամփ Արմէնը իր պատկանած տեղը վերադարձուցած է:

Ինչպէս անընդհատ կը յայտնենք, տարակոյս չկայ, որ Հայ ժողովուրդին ուղղուած յարձակումները եւ բռնագրաւումները միայն Քամփ Արմէնով սահամանափակուած չեն: Լքուած կալուածներու մասին օրէնքներէն մինչեւ «1936ի յայտարարագիրը» բռնագրաւուած համայնքային կալուածներու վերադարձումը դեռ մեր հրատապ հարցերէն մէկը կը հանդիսանայ: Սակայն աւելի կարեւորը, Հրանդ Տինքի, Մարիցա Քիւչիւքի եւ Սեւակ Պալըգճըի ոճիռներուն դատավարութեան անարդար ընթացքն է: Առաւել եւս, շատ աւելի կարեւոր հարց մըն է մեր գոյատեւած տարածքին վրայ ո՛չ միայն հայոց, այլ ժողովուրդներուն ալ ամէն օր ֆիզիքական եւ մշակութային փլուզումներու, կոտորածներու եւ ցեղասպանութիւններու ենթարկումն է: 6 մայիսէն ի վեր հարիւրաւոր անձինք մահացաւ: Խորապէս կը զգանք այս ցաւը: Կը մաղթենք, որ Քամփ Արմէնին վերադարձումը հաւասար քաղաքացիութեան հիման վրայ եւ խաղաղ միատեղ կեանք մը կառուցելու առաջին քայլը կը հանդիսանայ:

Քամփ Արմէնին վերադարձումը պէտք է գնահատուի ո՛չ թէ իբրեւ մեր պահանջատիրութիւնը ջրելու միջոց մը, այլ որպէս ձեռքբերում մը՝ յանուն անարդարութեան վերացումին, միատեղ գոյատեւումին եւ ժողովուրդավարութեան: Այս դիմադրութեան 175 օրէ ի վեր շարունակութեան, փոքր թէ երէց, իր նպաստը բերած եւ ժողվուրդավարական ու ազատական բարքերու շուրջ «Գոյութիւն ունէինք, կը գոյատեւենք եւ պիտի գոյատեւենք» բացագանչող հայ ժողովուրդը պարփակող պայքարի եւ զօրակցութեան ոգին ընկերային առումով մեր կարեւորագոյն ձեռքբերումներէն մէկը եղած է: Այժմ մեր պարտականութիւնը, մեր ապագային համար Քամփ Արմէնի ոգիին յարատեւ պահպանումն է: Սկիզբէն ի վեր, հաւատք եւ վճռականութիւնով Քամփ Արմէնին տէր կանգնող եւ իրենց ճիգերով մեր միասնական ուժը փաստող անհատները կ’ողջունենք մեր անկեղծ զգացումներով:

175 օր յետոյ, կոտորածներէն վերապրողներուն, Քամփ Արմէնի որբերուն եւ Հրանդ Տինքին յուշերուն, յիշողութեան, մանկութեան եւ իրենց կեանքը, զօրակցութիւնը ու վիշտը բաժնեկցելու փորձառութիւնը սորված քաղաքակրթութեան՝ Քամփ Արմէնին տիրանալու արդար հպարտութիւնը կը զգանք: Մենք միայն մեր պատմական պատասխանատուութիւնը եւ Հրանդ Տինքին տուած մեր խօստումը կատարելու համար ջանք թափեցինք: Այս յաղթանակը, գլխաւորաբար հայ ժողովուրդին եւ Թուրքիոյ ժողովուրդներուն՝ Քամփ Արմէնի մէջ նոր կեանքը կերտողներուն է:

Ի յիշատակ պատմութեան ընթացքին հաւասարութեան, ազատութեան եւ արդարութեան համար պայքարողներուն, այժմ ամէն ուր Քամփ Արմէնի պիտի վերածենք, մեր ապրած դժոխքի հուրը պիտի մարենք եւ դրախտը միասին պիտի կառուցենք: Քամփ Արմէնի համար մղուած պայքարը ո՛չ թէ վերջաւորութիւն, այլ սկիզբ մըն է:

Հրանդ Տինքի խօսքերը թող մեր ճամբան լուսաւորէ.

«Եռացող դժոխքները» մէկ դի թողելով «պատրաստ դրախտները» խոյս տալ, նախ եւ առաջ, բնաւորութեանս հետ չէր պատշաճիր: Մենք իր բնակած դժոխքները դրախտի վերածել պահանջողներէն էինք: Թուրքիոյ մէջ մնալ ու ապրիլը թէ՛ մեր իսկական փափաքը եւ թէ Թուրքիոյ մէջ ժողովուրդավարութեան պայքար տանող, մեզ աջակցող ծանօթ ու անծանօթ հազարաւոր մարդկանց հանդէպ մեր յարգանքի տուրքն էր: Պիտի մնայինք ու պայքարէինք:»

Այո, մնացինք, պայքարեցինք եւ յաղթեցինք:

Կէցցէ՛ ժողովուրդներու զօրակցութիւնը:

Նոր Զարթօնք

Bir Yıl Önce Zafer Direnenlerin Oldu

[ A+ ] /[ A- ]

Kamp Armen 175. Gün

Kamp Armen bundan tam 1 yıl önce 175 günlük büyük bir direniş ile Ermeni halkına geri kazandırıldı. İçinden geçtiğimiz; muktedirlerin fütursuzca halklara saldırdığı ve faşizmin sıradanlaştığı günlerde, tüm ezilenlerin katıldığı bu 175 günlük direnişi tekrar hatırlamalıyız. Kamp Armen Direnişi halen coğrafyamızın farklı yerlerinde direnen tüm halklar için bir umuttur.

Kamp Armen’in alınmasına dair 27 Ekim 2015’te Nor Zartonk’un yapmış olduğu açıklama:

Basına ve Kamuoyuna,

Kamp Armen, 27 Ekim 2015 günü, direnişimizin 175. gününde gerçek sahibi olan Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfına yani Ermeni halkına iade edilmiştir.

Öncelikle, Kamp Armen’in yıkılmak istendiği günden bu yana tüm baskılara, saldırılara rağmen yılmadan yorulmadan dik duran, dayanışmayı sürdürüp bizleri hiç yalnız bırakmayan her halktan ve inançtan dostlarımıza; mücadeleye renk katan sanatçı dostlarımıza; mücadeleyi olanaklı kılan Tuzlalılar’a; direniş alanında düzenlediğimiz panel ve söyleşilerde bizlere destek olup ufkumuzu genişleten tüm akademisyen, yazar, araştırmacı ve gazeteci dostlarımıza; gerek ziyaretleri gerekse yürüttükleri çalışmalar ile direnişe güç katan siyasi parti, dernek, sendika ve emek örgütü temsilcileri ile milletvekillerine; desteklerini esirgemeyen Kamp Armen yetişenlerine; konuyu kamuyounun gündemine taşıyan basın emekçilerine; çözüm için inisiyatif alıp çabalayan dostlara ve yaşam alanlarını 175 gün boyunca bizlerle paylaşan tüm canlılara teşekkürlerimizi sunuyoruz. Onlar sadece kampın iadesine katkı sunmadılar aynı zamanda sergiledikleri dayanışma ruhu ve varlıkları ile Kamp Armen’e yeni anlamlar kattılar.

Direniş boyunca Kamp Armen’in ruhuna uygun bir uygarlığı hep birlikte inşa etmeye çalıştık. Birbirimizi dinlemeyi, önyargılarımızı kırmayı, sorunlarımızı ortaklaştırmayı, birlikte mücadele etmeyi ve böylece dayanışmayı yükseltmeyi başardık. İşte bu bir arada yaşama ve birlikte mücadele pratiği kuşkusuz hepimiz için çok kıymetli, önaçıcı ve tarihi bir deneyim oldu. Kamp Armen Direnişi sadece Ermeni halkı için değil, demokrasi ve eşitlik mücadelesi için de önemli kazanımlardan birisidir. Bu kazanımın, hailihazırda devam eden tüm direnişlere ve direnenlere umut verdiğini umuyoruz.

Ermeni Soykırımı’nın 100. yılında yıkılmak istenen bir Ermeni yetimhanesi kuşkusuz Ermeni halkının sürekli içinde yaşadığı travmayı daha da derinleştiriyordu. 100 yıl önce olduğu gibi yine yerimizden, yurdumuzdan ediliyor ve yıkımla bir kez daha varlığımızın hafızası silinmek isteniyordu. Bu yıkıma sessiz sedasız bir şekilde razı gelemezdik. Rakel Dink’in dediği gibi „Direniş varsa umut da vardı!“ ve gelinen noktada örgütlü mücadelenin önemi ve gücü bir kez daha ispatlanmış oldu. Bugün demokratik yollardan ve kararlılıkla sürdürülen mücadelemiz meyvesini vermiş, Kamp Armen ait olduğu yere geri dönmüştür.

Kuşkusuz sürekli dile getirdiğimiz üzere Ermeni Halkına yönelik saldırı ve gasplar sadece Kamp Armen ile sınırlı değildir. Emval-i Metruke kanunlarından “1936 Beyannamesine”, gasp edilmiş olan kamusal mülklerin iadesi ciddi bir sorun olarak hala önümüzde durmaktadır. Ancak daha da önemlisi, Hrant Dink, Maritsa Küçük ve Sevag Balıkçı cinayet davalarının adaletsizlik içerisinde çırpınıyor olmasıdır. Daha da önemlisi, yaşadığımız bu topraklarda sadece Ermeniler’in değil, tüm ötekilerin her gün kültürel ve fiziki yıkımlarla, kıyımlarla, soykırımlarla karşı karşı kalıyor olmasıdır. 6 Mayıstan bu yana yüzlerce insan yaşamını yitirmiştir. Bu acıyı en derinimizde hissediyoruz. Kamp Armen’in iadesinin, eşit yurttaşlık temelinde ve barış içerisinde birarada yaşam inşasının ilk adımı olmasını temenni ediyoruz.

Kamp Armen’in iadesi bir sus payı olarak değil haksızlıkların giderilmesi, birarada yaşam ve demokratikleşme adına bir kazanım olarak değerlendirilmelidir. 175 gün boyunca bu direnişin sürdürülmesine 7’den 70’e katkı sunan, demokratik ve özgürlükçü değerler etrafında “Vardık, Varız ve Varolacağız!” diyen Ermeni halkını saran mücadele ve dayanışma ruhu, toplumsal olarak en önemli kazanımlarımızdan olmuştur. Bugün bizlere düşen, geleceğimiz için Kamp Armen ruhunu sürekli kılmak olmalıdır. İlk günden bu yana inanç ve kararlılıkla Kamp Armen’e sahip çıkan ve birlikte güçlü olduğumuzu ispatlayan emektar insanlarımızı en içten duygularımızla selamlıyoruz.

175 günün ardından, kılıç artıklarının, Kamp Armen’in yetimlerinin, Hrant Dink’in anılarına, hafızalarına, çocukluklarına; yaşamı, dayanışmayı ve acılarını paylaşmayı öğrendikleri uygarlığa, Kamp Armen’e sahip çıkabilmiş olmanın gururunu yaşıyoruz. Bizler, yalnızca tarihsel sorumluluğumuzu yerine getirmek, Hrant Dink’e verdiğimiz sözü tutmak için çabaladık. Bu zafer, başta Ermeni halkı olmak üzere Türkiye halklarının, Kamp Armen’de yeni yaşamı inşa edenlerindir.

Tarih boyunca eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelesi yürütenlerin anısına şimdi her yeri Kamp Armen’e çevirecek, yaşadığımız cehennem ateşini söndürecek ve cenneti birlikte inşa edeceğiz. Kamp Armen için verilen mücadele bir son değil, bir başlangıçtır.

Hrant Dink’in sözleri yolumuzu aydınlatsın:
“Kaynayan cehennemler”i bırakıp, “Hazır cennetler”e kaçmak her şeyden önce benim yapıma uygun değildi. Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık. Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi. Kalacaktık ve direnecektik.”

 Evet kaldık, direndik ve kazandık!

Yaşasın Halkların Dayanışması!

NOR ZARTONK/ ՆՈՐ ԶԱՐԹՕՆՔ

Nor Zartonk: Özgür basın susturulamaz!

[ A+ ] /[ A- ]

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında bunu “Allah’ın bir lütfu” olarak gören Erdoğan yönetimi tek adam iktidarını kurma yolunda muhaliflere ve tüm ötekileştirilenlere yönelik saldırılarını olanca hızlıyla sürdürüyor. Bu saldırı dalgasının son halkası 668 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile aralarında İMC TV, Hayatın Sesi, TV 10, Van TV, Jiyan TV, Azadi TV ve Zarok TV’nin de bulunduğu 12 televizyon kanalı ve 11 radyonun kapatılması oldu.

Bugün saldırı altında olan sadece muhalif medya organları değildir. Bu saldırı halkın haber alma özgürlüğüne yapılmıştır. Ayrıca bu yayın organlarının varlığı ve yayın politikaları tüm diğer yok sayılan, baskılanan dil ve kültürler için bir umut olmuş, bir pencere aralamıştır. Dolayısıyla bu saldırı aynı zamanda çok dilli ve çok kültürlü yaşam tahayyülümüzü hedef almıştır.

Halkın tarafsız ve gerçek habere ulaşmasını engellemeye yönelik bu çabalar kuşkusuz başarısız olacaktır. Basın özgürlüğü düşünce ve ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğunu hatırlatıyor, halklardan ve emekten yana olan özgür basına yönelik tüm bu yıldırma, sansür ve saldırı politikalarını kınıyoruz. Saldırılar karşısında özgür basının yanında olduğumuzu ilan ediyor, sansür ve yasaklamalara derhal son verilmesini talep ediyoruz.

Nor Zartonk / Նոր Զարթօնք

Nor Zartonk: BHH’ye yönelik saldırıyı kınıyoruz

[ A+ ] /[ A- ]

AKP hükümetinin 15 Temmuz darbe girişimini bahane ederek muhaliflere yönelik saldırılarının en büyük örneklerinden biri geçtiğimiz günlerde Birleşik Haziran Hareketi (BHH) üyelerinin laiklik bildirisi dağıtımı sırasında yaşandı. BHH üyeleri Kadıköy ve Gaziosmanpaşa’da bildiri dağıttıkları sırada polis şiddetine uğrayarak gözaltına alındılar.

HTKP Genel Başkanı Erkan Baş’ın gözaltına alınması, polisin onu gözaltına alma biçimi iktidarın nefretinin ve farklı olana tahammülsüzlüğünün ne boyutlara geldiğinin göstergesidir. Siyasi iktidarın kendine muhalif olan herkese açıktan sürdürdüğü tehdit, baskı ve müdahalesi kabul edilemez. Bu düpedüz faşizmdir. Darbe girişimini kendince fırsata çevirip işçiler, öğrenciler, akademisyenler, sosyalistler, kadınlar ve Kürt halkı üzerindeki baskıları sistematikleştiren AKP hükümeti, halkların, emekçilerin ve kadınların eşit, özgür laik ve demokratik bir ülkede barış içinde yaşama taleplerini duymak ve onlarla barışmak zorundadır.

Nor Zartonk olarak, tüm halkların eşitlikten, emekten, barıştan ve demokrasiden yana taleplerinin yanında olduğumuzu bildirir, BHH’nin laiklik mücadelesini sahiplendiğimizi ve mücadelenin destekçisi olduğumuz ifade etmek isteriz. Çünkü laiklik halkların eşitlik ve özgürlüğünün teminatıdır.

Adli kontrol ile serbest bırakılan Erkan Baş’a ve tüm BHH üyelerine geçmiş olsun diler,mücadelelerini selamlarız.

Lori Demirci & Arno Kalaycı
Nor Zartonk Eş Sözcüleri

Almanya’nın Soykırım Kararı ve tepkiler üzerine

[ A+ ] /[ A- ]

Basına ve Kamuoyuna,

Federal Almanya Meclisi’nin 2 Haziran günü kabul ettiği Ermeni Soykırımı‘nı tanıyan yasa Alman İmparatorluğu’nun Ermeni Soykırımı’ndaki rolü ve özeleştirel kurgusu itibari ile benzerlerinden ayrılmaktadır. Soykırımdan 101 yıl sonra, Federal Almanya Meclisi milletvekilleri Almanya’nın ve Türkiye’nin kendi tarihleriyle yüzleşmesine gecikmiş bir kararla da olsa önemli bir katkı sunmuşlardır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin tüm baskı ve tehditlerine rağmen baskılara boyun eğmeyen tüm milletvekillerini ve özellikle de Türkiye kökenli milletvekillerini bu onurlu duruşlarından dolayı kutluyoruz. İlgili yasada da belirtildiği üzere Almanya Federal Cumhuriyeti’nin yüzleşme ve hesaplaşma yolunda üzerine düşen sorumluluklar yerine getirmesini umut ediyoruz.

Cem-Ozdemir

Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde baş müttefiki olan, ordu başta olmak üzere hemen hemen her alanda Osmanlı’nın modernizasyon süreçlerini yürüten Almanya’nın kendi suç ortaklığını da itiraf ederek almış olduğu bu karar kuşkusuz inkârcı politikaları ve ezberleri derinden sarsmıştır. Kararın gerekçesi hem Alman arşivlerine hem uluslararası bağımsız kuruluşların ve bilim insanlarının çalışmalarına atıf yaparak yaşananları soykırım olarak tanımlamaktadır. Üstelik bu arşiv belgeleri yıllar önce kamuoyuna açılmış ayrıca hem Ermenistan hem Türkiye ile paylaşılmıştır. İnkârın tüm argümanlarını bertaraf eden bu tasarı karşısında inkârın en kaba haline dönmek bir zorunluluk halini aldı. Mehter marşı eşliğinde “En iyi Ermeni ölü Ermeni!” sloganları atarak Federal Almanya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğuna yürüyen güruh, “Tehcir yerindedir, bugün olsa yine yaparız!” diyen Devlet Bahçeli, “1915 olayları savaştaki sıradan bir olay” diyen Başbakan Binali Yıldırım ve elbette devletin en tepesinden Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın Cem Özdemir’e “kanı bozuk” diyerek saldırması. Her biri soykırım belgesi niteliğinde ifadeler. Kuşkusuz inkârın bu kaba halinin hedefinde sadece iç politika olabilirdi. Yasa tasarısı gündeme girerken çalışmaya başlayan propaganda makinası yasa onaylandıktan sonra daha hızlı çalışmaya başladı. Birbirinin kopyası manşetler yine gazeteleri süsledi, birbirinin kopyası yazılar kaleme alındı. Meselenin özü tartışılmadan, hatta ilgili yasanın ne dediğine bile bakılmadan ezberler halka boca edildi.

Türkiye “Ermenilerinden” tepkiler

Tüm bu şarlatanlığın içerisinde Türkiye Ermenilerine de bir rol biçilmişti kuşkusuz. Öteden beri devlet tarafından bir çeşit rehine olarak görünen Türkiyeli Ermeniler’den bazıları ne yazık ki bu tiyatronun parçası olmaya kişisel menfaatleri oranında teşne vaziyettedir. Alman gazetelerine verdiği inkârcı röportajlarla AKP milletvekili Markar Esayan neden milletvekili seçildiğini cümle âleme bir kez daha ilan ederek perdeyi açtı. Onun bu çıkışında kuşkusuz kimse için şaşılacak bir durum yoktu. Bu tarz çıkışlar dozu günün siyasi konjonktürüne göre değişmekle birlikte devletin rehine politikası çerçevesinde sıkça başvurduğu yöntemlerden birisidir. Devletle muhatap olan vakıf yöneticilerinin veya dini liderlerin devletin inkârcı tezlerini yarım ağız da olsa destekleyen açıklamalar yapması yönünde zorlandığı artık kimse için bir sır değil. Fakat gelinen noktada vekillik adı altında patriklik makamını devlet desteğiyle fiilen işgal etmiş olan Başepiskopos Aram Ateşyan’ın Cumhurbaşkanına hitaben yazmış olduğu mektup her türlü teamül ve tahammül sınırının ötesindedir. Kişisel ikbal kaygısıyla kaleme alındığı son derece açık olan kendi halkının geçmişini ve acılarını inkâr eden bu metin toplumumuz vicdanında çoktan mahkûm edilmiştir. Halkın tepkisi karşısında çıkar çarkları döndürülmüş VADİP üzerinden mesele aklanmaya çalışılmıştır. VADİP’in toplumsal ve tarihsel gerçeklikten kopuk, ısmarlama açıklaması nasıl bir kurum olduğunun ve temsil ettiği zihniyetin sivil toplumdan ne anladığının özetidir. Bu metin ile Başepiskopos Aram Ateşyan ve destekçileri isimlerini tarihin utanç sayfasına bir daha silinmemek üzere kazımışlardır.

cumhurbaskani_erdogan_dan_aram_atesyan_a_mesaj_h10487_9825e

Ne yapmalı?
Devamını oku…» »

“Umut Devam Ettikçe Hayat ta Devam Eder”

[ A+ ] /[ A- ]

sayattekir

Nor Zartonk eş sözcüsü Sayat Tekir’in Ermeni Soykırımı’nın 101. yılı nedeniyle; Arjantin Ermenileri Kültür Derneği’nin Ermenistan Meydanı’nda düzenlediği “Bellek, Adalet ve Hakikat” adlı panelde ve Ermeni Kültür Merkezi’nin Vicente López’de gerçekleştirmiş olduğu etkinlikte yapmış olduğu konuşma:

Bugün burada olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Türkiye’den ve Dünya’nın farklı yerlerinde bulunan Nor Zartonk’lu yoldaşlarım adına hepinizi selamlıyorum.

Sözlerime Hrant Dink’in yazısı ile başlayacağım: “Kaynayan cehennemler”i bırakıp, “Hazır cennetler”e kaçmak her şeyden önce benim yapıma uygun değildi. Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık. Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi. Kalacaktık ve direnecektik.”

Belki de her şey bu cümleler ile başladı. 19 Ocak 2007’de Agos’un önünde Onu göz göre göre katlettiklerinde, köklerimizin olduğu Türkiye’den ayrılmak için yine tam zamanıydı. Yaşlılardan dinlediğimiz ya da kitaplardan okuduğumuz; Türkiye’de Ermenilere ve diğer halklara karşı yaşanan tüm soykırım, katliam, pogrom ve ayrımcılıklar toplumsal hafızlarımızdan fırlamış, hep birlikte önümüze dikilmişlerdi.

Devlet, öteki gördüklerinden hemen her kuşağa bu topraklardan gitmesi için bir sebep üretmeyi başarmıştı ve bizlerin payına da Hrant Dink düşmüştü. Gitmek mi zor, kalmak mı? Gidenleri hiç suçlamadık çünkü onları başka mücadeleler bekliyordu. Kalanlar yani bizler ise direnmek ve Hrant’ın deyimiyle yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye çalışmak zorundaydık.

Nor Zartonk olarak bu amaçla biraraya geldik. Bireysel çıkışlar yerine kolektif bir akıl ve çalışma tarzı geliştirmeye çalıştık. Sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz ve özgür bir dünya için örgütlü mücadeleyi savunduk. Eşitlik, özgürlük ve adalet talebimizi içinde doğduğumuz Türkiye Ermenilerinden yola çıkarak tüm topluma duyurmaya ve yaymaya gayret ettik. Sorunlarımızın Türkiye’nin diğer ezilenlerinin sorunlarından bağımsız olmadığının farkındaydık ve her zaman onlar ile dayanışma içinde olmaya çabaladık. Sınıf mücadelesinden kopmadan, tüm ezilenleri kapsayan, kadın ve LGBT hakları ile doğayı ve diğer canlıların haklarını da gözeten bir mücadele hattı örmeye gayret ettik.

Siyasetimizi sokaktan kopmadan sürdürdük. Sokak Direniş Özgürlük’tü sloganımız. 1968’i hatırladık ve Gezi Parkı’nda kaldırım taşları altındaki kumsalları aradık. “Mezarlığımızı aldınız ama bu sefer parkımızı vermeyeceğiz!” dedik ve dostlarımız ile direndik. Direndik ve parkımızı vermedik. “Parkımızı vermedik, Kampımızı da vermeyeceğiz!” dedik ve her halktan dostlarımız ile birlikte direndik. Direndik ve Kampımızı da vermedik. Wall Street’i işgal eden %99’ların dediği gibi biz “yaşamak için diren”iyoruz.

Biz “gerçekçi olup, imkansızı isteyenler”, biz “zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanlar” bu gün de yine direniyoruz. Neo liberal politikaları ile tüm haklarımızı kısıtlayan, zamlar ile yediğimiz ekmeği küçültenlere karşı direniyoruz. Sokaklarımızı Garage Olimpo’ya, evlerimizi Diyarbakır Cezaevine çeviren “sivil” faşist iktidarlara karşı mücadele ediyoruz. 7 yaşında ya 77 yaşında olalım, umut devam ettikçe hayat ta devam eder. Hayat bitse bile mücadele bitmez!

Dünya’nın neresinde yaşarsak yaşayalım Goethe’nin sözlerini unutmamalıyız: “Hiç kimse özgür olmadığı halde, özgür olduğunu düşünenler kadar tutsak değildir.” Zucotti ya da Gezi Parkı’nda, Galatasaray ya da Plaza del Mayo’da, Chipas’ta ya da Rojava’da,  çöplerin toplanması için ya da elektrik zammına karşı direnen; eşitlik, özgürlük ve adalet isteyen tüm yoldaşlarımıza selam olsun. Mücadeleleri bize ilham katıyor ve mücadelemizi geliştiriyor.

Nor Zartonk olarak 11 yıldır gerçekleştirdiğimiz dava takipleri, basın açıklamaları, yürüyüşler, destek ya da protestolar hepsi daha adil bir Türkiye’de eşitçe ve barış içinde yaşayabilmek için. Adaletsizliğin normalleştiği, mahkeme salonlarının ötekiler için adeta birer tiyatro salonu olduğu bir ülkede onlarca duruşma takip ettik.

Subcomandante Marcos ve Moisés’in dediği gibi “Gerçek ve adalet asla, hiçbir zaman yukarıdan bahşedilmeyecek. Bunu tabandan başlayarak bizim inşa etmemiz gerekecektir…” Biz de adaleti gerçekleştirmek için tabandan başlayarak mücadele ediyoruz çünkü artık Jean Jaurès’nin dediği gibi “ insanlık mahzeninde bir ceset” ile birlikte yaşamak istemiyoruz.

Evet 1915’te bir soykırım gerçekleşti ama artık Ermeni halkı olarak bizi katlettiler, bizi kırdılar, bizi yok ettiler demeyeceğiz. Evet bizi tarihte eşine az rastlanır bir operasyon ile katlettiler ama bizi yok edemediler. Bizi yok edemeyecekler. Biz buradayız! Muktedirlerin ve katillerin karşısına dikiliyoruz ve gözerinin içine bakıyoruz ve şunu söylüyoruz: Biz buradayız! Hep Buradayız! Bitmedik…

Bugün Türkiye’de bir hayalet dolaşıyor. Devletin, muktedirlerin karşısına dikilip onları tir tir titreten bir hayalet. Bugün Türkiye’de Ermenilerin hayaleti dolaşıyor. Gün geçtikçe daha fazla Türkiyeli geçmişte neler yaşandığını araştırıyor bunun üzerine konuşuyor. İnkara karşı protestolar düzenliyor, soykırım kurbanları için anmalar gerçekleştiriyor ve talepkar oluyor. Türkiye’de geçmişiyle yüzleşmeyi talep eden bir hayalet dolaşıyor.

Öte yandan biz soykırıma uğramış bir halkın çocukları olarak; geçmişimizi unutmadan fakat karşımızdakileri de düşmanlaştırmadan yeni görüşlere açık olmalı ve yeni bir siyaset oluşturmalıyız. Biz, Kamp Armen’in alınış sürecinde halkların birlikte direnişine tanıklık ettik. Şu bir gerçek ki Ermeni halkının adalet mücadelesine destek veren ve bizle omuz omuza duran Türkler, Kürtler, Aleviler, Çerkesler ve diğer halklar hepimize umut oluşturuyor.

Büyük şair Nazım Hikmet Ran’ın dizeleri ile sözlerime son veriyorum:

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim…”

Bu Daha Başlangıç, Mücadeleye Devam!

El Pueblo Unido Jamas Sera Vencido!

NOR ZARTONK / ՆՈՐ ԶԱՐԹՕՆՔ

«Կեանքը կը շարունակուի եթէ յոյսը գոյութիւն ունի. կեանքը կը վերջանայ բայց պայքարը ՝ոչ»

[ A+ ] /[ A- ]

sayattekir

Նոր Զարթօնքի համաբանբեր Սայաթ Թէքիրի, հայոց ցեղասպանութեան 101րդ ամեակի առիթով ելոյթը՝ Արկենթինահայ Մշակութային Միութեան Հայաստանի Հրապարակին վրայ կազմակերպած «Յիշողութիւն, Արդարութիւն եւ Ճշմարտութիւն» փանելին եւ Հայ Մշակոյթի Միութեան Վիսենթէ Լոփեզի մէջ իրականացուցած միջոցառման մէջ:

Ինծի համար մեծ ուրախութիւն է հոս ըլլալ:  Ձեզ կ՛ողջունեմ Թուրքիոյ եւ աշխարհի զանազան երկիրները բնակող Նոր Զարթօնքցի մեր ընկերներու անոնով:

Կուզեմ որ գիտնաք որ այս տարիներու ընթացքին շատ խոսուեցաւ Մարդկանց Իրավունքների վերաբերեալ Արժանթինի պետական քաղաքականութեան մասին, որը օրինակ է աշխարհին մէջ:

Մինչ այստեղ դեռ կը դատէք և կը պատճէք ցեղասպանութեան պարագլուխներուն և մեղսակիցներուն, մեր երկրին մէջ ոչ միայն ունինք պետական մակարդակի վրայ ժխտողական քաղաքականութիւն մը հայերու ցեղասպանութեան հանդէպ, այլ այսօր պետութիւնը կը շարունակէ գործել ուրիշ ազգերի վրայ այն նույն ոճրագործութիւնները որ կատարեց հարիւր տարի առաջ:

Պիտի սկսիմ նահատակ լրագրող Հրանդ Տինքէն մէջբերուող հետեւեալ խոսքերով,««Եռացող դժոխքները» մէկ դի թողելով «պատրաստ դրախտները» խոյս տալ, նախ եւ առաջ, բնաւորութեանս հետ չէր պատշաճիր: Մենք իր բնակած դժոխքները դրախտի վերածել պահանջողներէն էինք: Թուրքիոյ մէջ մնալ ու ապրիլը թէ՛ մեր իսկական փափաքը եւ թէ Թուրքիոյ մէջ ժողովուրդավարութեան պայքար տանող, մեզ աջակցող ծանօթ ու անծանօթ հազարաւոր մարդկանց հանդէպ մեր յարգանքի տուրքն էր: Պիտի մնայինք ու պայքարէինք:» Հրանդ Տինք

Թերեւս ամէն ինչ այս նախադասութիւններով սկսաւ: Ճիշդ ժամանակն էր հեռանալու այս հողերէն, երբ 19 Յունուար 2007ին Ակօսին առջեւ Զայն սպաննեցին: Թուրքիոյ մէջ հայերու եւ այլ ժողովուրդներու դէմ գործուած բոլոր ցեղասպանութիւնները, ջարդերը եւ խտրականութիւնները, զորս լսած էինկ մեր մեծերէն կամ կարդացած էինք գիրքերէն,  դուրս ելլելով հասարակական յիշողութենէն՝ մեր առջեւ ծառացած էին:

Քարոզչական մեքենան, միշտ յաջողած էր պատճառ մը հնարել անոնց համար՝ որոնք «ուրիշ» էին եւ մեր բաժինին ալ ինկած էր Հրանդը: Որն էր դժուարը. երթա՞լ  թէ ոչ մնալ: Գացողները երբեք չմեղադրեցինք, որովհետեւ ուրիշ դժուարութիւններ պէտք է դիմագրաւէին: Իսկ մենք, որ հոս մնացինք, Հրանդի խօսքով պէտք է աշխատէինք դժոխքը դրախտի վերածելու համար:

Նոր Զարթօնքն ալ այս նպատակով հիմնուեցաւ: Ջանացինք զարգացնել հաւաքական միտք եւ աշխատելու եղանակ՝ փոխանակ անձնական ելոյթներու: Պաշտպանեցինք կազմակերպուած պայքարը՝առանց դասակարգի, առանց սահմանի, առանց շահագործումի՝ ազատ աշխարհի մը համար: Մեր հաւասարութեան, ազատութեան եւ արդարութեան պահանջը, ելլելով Թուրքիոյ հայ հասարակութենէն, որուն մաս կը կազմէինք, ջանացինք տարածել ողջ հասարակութեան: Ունէինք այն գիտակցութիւնը, որ մեր խնդիրները անկախ չեն Թուրքիոյ մէջ ապրող այլ ժողովուրդներու եւ ճնշումի ենթարկուողներու խնդիրներէն: Առանց հեռանալու դասակարգային պայքարէն, բոլոր ճնշուողները բովանդակող, կանանց եւ համասեռականներու իրաւունքները պաշտպանող, միջավայրը, բնութիւնը եւ կենդանիները պահպանող պայքարի եղանակ մը իւրացուցինք

Մեր պայքարը շարունակեցինք առանձ հեռանալու փողոցէն: «Փողոց, պայքար, ազատութիւն» էր մեր լոզունքը: Յիշեցինք 1968ը եւ Կէզի Այգիի սալայատակներուն տակ փնտռեցինք աւազուտները: «Մեր գերեզմանոցը յափշտակեցիք, բայց այս անգամ պիտի չտանք մեր այգին» ըսինք եւ դիմադրեցինք մեր բարեկամներուն հետ: Դիմադրեցինք եւ չտուինք մեր այգին: «Մեր այգին չտուինք, մեր ճամբարն ալ պիտի չտանք« ըսինք եւ անգամ մը եւս դիմադրեցինք ամէն ժողովուրդէն մեր բարեկամներու հետ: Դիմադրեցինք եւ յաջողեցանք: Ինչպէս կըսէ Վոլ Սթրիթը գրաւող 99 առ 100ները, մենք «ապրելու համար կը դիմադրենք»:

Մենք՝«իրապաշտ ըլլալով անկարելին պահանջող»ներս, մենք՝«շղթաներէն դուրս կորսնցնելիք բան չ՛ունեցող»ներս, կը դիմադրենք այսօր եւս: Կը դիմադրենք անոնց դէմ, որոնք նոր-ազատական քաղաքականութիւններով կը սահմանափակեն մեր իրաւունքները, կը յափշտակեն մեր հացը: Կը պայքարինք մեր փողոցները Կարաժ Օլիմփիօ, մեր տուները Տիյարպաքըր բանտին դարձնող իբրեւ թէ ոչ զինուորական ֆաշիսթ իշխանութիւններու դէմ: Երախայ կամ ծերունի, կեանքը կը շարունակուի եթէ յոյսը գոյութիւն ունի: Կեանքը կը վերջանայ բայց պայքարը՝ ոչ:

Ուր որ ալ ապրինք, չմոռնանք Կէօթէի խօսքերը.«Ոչ ոք այնքան գերի է, որքան անոնք որոնք ազատ չ՛ըլլալով հանդերձ կը մտածեն թէ ազատ են:»: Կ՛ողջունենք մեր բոլոր ընկերները, որոնք  Zucottiի կամ Gezi Այգիի, Կալաթասարայի կամ  Plaza del Mayoի, Chipasի կամ Rojavaի մէջ, աղբերու հաւաքման կամ ելեկտրականութեան գինի յաւելումին դէմ հաւասարութիւն, ազատութիւն եւ արդարութիւն պահամջեցին: Իրենց պայքարը մեզի ուժ կու տայ եւ յոյս կը ներշնչէ:

Դատավարութիւններուն հետեւիլը, մամլոյ հաղորդագրութիւնները, քայլերթները, բողոքի ցոյցերը…այս բոլորը, որ 11 տարի շարունակ իրականացուցինք, արդար երկիրի մը մէջ հաւասար եւ խաղաղութեամբ ապրելու համար էր: Բազմաթիւ դատավարութիւններուն հետեւեցանք այնտեղ, ուր արդարութիւնը բնականոն դարձած, դատարանները փոքրամասնութիւններու համար վերածուած էին թատերասրահի:

Ինչպէս կ՛ըսէ Subcomandante Marcos եւ Moisés, « Իրականութիւնը եւ արդարութիւնը, երբեք պիտի չշնորհուի վերէն, այլ մենք պէտք է կառուցենք սկսեալ հիմքէն»: Մենք ալ արդարութիւնը իրականացնելու համար կը պայքարինք հիմքէն սկսեալ, որովհետեւ ինչպէս ըսած է Ժան Ժորէ, այլեւս «մարդկային մառանի մէջ գտնուող դիակ»ի մը հետ սպրիլ չենք ուզեր:

Այո, 1915ին ցեղասպանութիւն մը իրականացաւ, բայց չենք ուզեր կրկնել նոյն խօսքերը.« մեզ՝հայերը, ջարդեցին, կոտորեցին, ոչնչացուցին:» Այո, մեզ ջարդեցին այնպէս, որ պատմութեան մէջ նմանը չկայ, բայց մեզ չկրցան ոչնչացնել եւ պիտի չկարենան: Մենք հոս ենք: Իշխողներուն եւ ոճրագործներուն աչքերուն նայելով պիտի բացագանչենք.«Մենք հոս ենք,միշտ հոս ենք եւ չվերջացանք»:

Այսօր Թուրքոյ մէջ ուրուական մը կը շրջագայի: Ուրուական, որ պետութիւնը եւ իշխողները կը սարսափեցնէ: Սա 1915ի նահատակներուն  ուրուականն է: Օր ըստ օրէ աւելի շատ Թուրքիացի կ՛ուսումնասիրէ անցեալը եւ կը խօսի անցեալի դէպքերուն մասին: Որացողականութեան դէմ կը կազմակերպուի բողոքներ, ցեղասպանութեան զոհերուն համար կը կատարուին ոգեկոչումներ: Աւելի պահանջատեր են քան անցեալը: Ուրուական մը կը շրջագայի Թուրքիոյ մէջ, որ կը պահանջէ առերեսում ոճրագործներէն:

Այսու ամենայնիւ որպէս ցեղասպանութեան ենթարկուած ժողովուրդի մը զաւակներ, առանց մոռնալու անցեալը, թշնամի չհամարելով մեր դիմացինը՝ պէտք է բաց ըլլանք նոր միտքերուն եւ կազմենք նոր քաղաքականութիւն մը: Մենք, Քամփ Արմէնի այդ առասպելական դարձած օրերուն ականատես եղանք ժողովուրդներու միասնական դիմադրութեան: Մեր արդարութեան պայքարին զօրակցող քիւրտեր, ալեւիներ, ժողովրդավար թուրքեր, այս բոլորը մեզի յոյս կը ներշնչէ:

Խօսքերս կը վերջացնեմ յայտնի բանաստեղծ Նազըմ Հիքմէթ Րանի տողերով.

«Ապրիլ՝ծառի մը պէս մինակ եւ ազատ եւ անտառի մը պէս եղբայրօրէն, սա մեր կարոտն է:»

Կեցցէ ժողովուրդներու Զօրակցութիւնը

Արդարութեան պայքարը դեռ նոր սկսաւ

 

NOR ZARTONK / ՆՈՐ ԶԱՐԹՕՆՔ

Basın Açıklamaları Arşivine ulaşmak için lütfen tıklayınız…