Bir araştırmadan kesitler

Nazan ÜSTÜNDAĞ
Özgür Gündem

Seçime giderayak geniş bir antroplog ve sosyolog grubu ile İstanbul’da bir alan araştırması yaptık. Bugünkü yazıda bu araştırmadan birkaç örnek vereyim.

Yaptığımız araştırma, İstanbul’da insanların yaşadığı en önemli sorunların ayrımcılık ve ayrışma ile emek sömürüsü alanında olduğunu gösteriyor. Kentte yaşayan herekes her an ayrımcılığa uğradığını düşünüyor. Ayrımcılığa, haksızlığa uğramak, devlet, hastaneler, okullar, belediye veya muhtar tarafından hor görülmek ve dışlanmak, eşit muameleyle karşılaşmamak, devlet görevlileri tarafından azarlanmak, dinlenilmemek, en önemli sorunlarından biri olarak ortaya çıkıyor.

Ayrımcılılık kendini en yoğun olarak Kürtlerin yaşamında gösteriyor. Kürtlere ev kiralanması, iş verilmemesi, evlilikte, okulda ayrımcılık kanıksamış.

Bu ayrımcılık, doğrudan Kürtleri “terörist” olarak görmektense, çok çocuk sahibi olmak, suç şebekelerine iştirak etmek, kadınlara kötü davranmak, olay çıkarmak gibi oryantalist söylemler dolayımıyla ifade buluyor. Üstelik eskiden beri kentte olan Kürtler de, yeni gelen Kürtleri horuyor. Kimi zaman Kürt Kürde ev vermiyor.

Ancak ayrımcılık sadece Kürtlere yönelik değil, birçok toplumsal kesim hem devlet politikalarında ayrımcılığa uğruyor hem birbiri tarafından dışlanıyor.

Mesela AKP’nin sosyal yardım, İSMEK ve İŞKUR gibi sosyal politika atılımları bir yandan çok çeşitli nüfusları kendine bağlarken bir yandan da tam tersi bir söylemin gelişmesine olanak vermiş. Bu tür politikaların tamamı, hedef kitlesi olan nüfusun sadece bir kısmını içine almaya dayanıyor. Bir yandan herkesin yararlanabilme ihtimalini zinde tutarak devlete bağlarken, bir yandan da sürekli somut olarak kimin yararlanacağı konusunda seçim yapıyor, ayrıştırıyor. Bu sebeple de hedef kitlenin içinde yerel kriterlerle belirlenen bir eşitsizlik hissinin yaygınlaşmasına ve buna etnik, dini ya da siyasi anlamlar verilmesine sebep oluyor.

Ayrımcılık gibi ayrışma da ciddi bir sorun olarak göze çarpıyor. İstanbul’un bir çok mahallesi ve hatta köyleri AKP’liler ve BDP’liler ya da AKP’liler ve CHP’liler olarak bölen görünmez sınırlarla ayrışıyor. Bu sınırlar mahalle kullanımlarının tamamına yansıyor, gezilen, gidilen yerler, ulaşım araçlarına erişim vs. konularında dahi kendini gösteriyor. İnsanlar kendilerini karşıtlık üzerinden tarif ediyor ve geçişkenliğe izin vermiyor.

Tabii İstanbul’un bitmek bilmez bir başka sorunu iş/işsizlik. Tekstilden inşaata tüm sektörlerde işçiler son derece ağır koşullarda ve uzun saatler çalışıyor. Kadınlar ve erkekler istihdam bürolarında toplanıp bir saat yola, uzak çalışma alanlarına, inşaat işine, inşaat temizliğine yollanıyor. 8-10 saat çalışıyor, dönüşte de bir-iki saatini yolda geçiriyor. Bu bedensel ağır işler sürekli yapılabilen işler değil. İnsanlar 6 ay çalışıyor, sonra birkaç ay işten çıkıp boşta geziyor. Zaten 40’ında, 45’inde çürüğe çıkıyor.

Kentsel dönüşümle kentin çeperlerine gitmişler su, elektrik, doğalgaz faturalarıyla, kentin içindekiler genel sağlık sigortasının ödeyemedikleri primleriyle uğraşıyorlar.

Mahallelerin tamamında düz liseler hızla kapanıyor, yerlerini meslek liseleri alıyor. Gençler de aynı hızla okulları terk ediyor. 4+4+4 eğitim reformunun liseyi dışarıdan bitirmeyi kolaylaştırması, okul masrafı ve düz liselerin kapanmasıyla birleşince ortalıkta ciddi bir gençlik ordusu geziniyor. Kimi tekstilde, kimi inşaatlarda, kimi torbacı.

Öte yandan özellikle İstanbul halkının çoğunluğunun çözüm sürecini desteklediğini de eklemek gerekir.

Hem çözüm süreci hem de artık sadece Kürtleri ya da Alevileri değil sokakta gezen tüm gençleri kıskacına almış polis baskısı ve saldırısı Kürt ve Türk gençleri birbirine yaklaştırmış. Birçok mahallede hem Kürt hem Türk gençleri arasında Kürt Hareketi’ne dair bir merakla karşılaşmak mümkün oluyor.

Araştırma gösteriyor ki İstanbul’da çok az kişi ideolojik oy veriyor. Gençler, kadınlar, Aleviler, Kürtler, yoksullar en çok gündelik hayatlarını kolaylaştıracak bilgiyi, dayanışmayı, ortaklaşmayı arzuluyor.