Bir devlet enstrümanı olarak ‘iç savaş’

0000286233

Yetvart DANZİKYAN
Agos

6-7 Eylül 1955 pogromunun 60. yılını idrak ederken tanık olduklarımız şunlardı: Sayısız HDP il ve ilçe binasının iktidar tarafından körüklenen atmosfer sonucu ateşe verilmesi, HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ekrana çıkarma ve gazetede yer verme sıklığından rahatsız olunan Doğan Medya Grubu’nun kitlelere hedef gösterilmesi ve bu sürecin sonunda AKP’li isimlerin de başını çektiği grupların bu gazeteyi iki kez basması, cam çerçeve indirmesine zemin hazırlanması, bu ortamın yaratılmasının sonucunda ülkenin büyük bölümünde Kürtlere ait olduğu düşünülen işyerlerinin yakılması, tahrip edilmesi, velhasıl memlekette iktidar eliyle bir iç savaşa gitme koşullarının yaratılması.

Görünürde bütün bunlar ‘terörü protesto’ başlığı altında yapılmakta. PKK’nın geçen hafta boyunca düzenlediği saldırılarda çok sayıda polis ve askerin ölmesi, büyük ölçüde AKP’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oluşmasını istedikleri savaş ortamının kontrolünü ellerinde tutamadıklarını ortaya koydu. Bunun gerekçelerini daha önce yazmıştık. AKP ‘tekrar’ seçimlere savaş ortamına gitmek istiyordu, böylece HDP’nin oylarının düşeceğini hesaplıyordu. Ancak bu savaş senaryosuna PKK aynı dozajda karşılık verince hem asker ve polis ölümleri peş peşe geldi, hem de Silvan, Cizre gibi bölgelerde 90’ları hayli andıran görüntüler yaşadık. Bir aşamadan sonra, sivil ölümlerinin, insan hakkı ihlallerinin çetelesini tutamaz hale geldik. Seçilmiş vekillerin bölgelerine girmesine izin verilmedi, ‘ora’larda ne olduğundan haberdar olamadık.

Şu son haftaya gelmeden önce yaşadıklarımız şunlardı: Asker ve polis ölümleri ülke içinde AKP’nin istediği tepkiyi yaratmıyor, ölenlerin aileleri ve yakınları oluşan tablodan büyük ölçüde iktidarı sorumlu tutuyorlardı. Yani Erdoğan ve Davutoğlu’nun evdeki hesabı çarşıya uyacak gibi görünmüyordu. Beri yandan, güvenilirliğini henüz tam bilemediğimiz anketler de HDP’nin oyunun hiç de hesaplandığı gibi düşmediğini gösteriyor, AKP’nin bu partiyi kazanmasının zor olduğunu ortaya koyuyordu. Ayrıca HDP’nin ısrarla barışı savunması, ellerin tetikten çekilmesi çağrısı yapması da iktidar blokunu ve medyasını zorluyordu. AKP seçime böyle gidemezdi.

İktidar bu gidişatı bozma imkânının Dağlıca saldırısıyla eline geçirdi. 6 Eylül Pazar günü öğle saatlerinde yapılan saldırı devlet katında bilinmesine rağmen hiç böyle bir şey yokmuş gibi davranılmış, Başbakan Davutoğlu millî maçta yanında getirdiği bir şehit çocuğu ile tribünleri selamlamış, sonrasında ise ‘çok sayıda şehit var, açıklama daha sonra yapılacak’ havası yaratılarak peş peşe güvenlik zirveleri düzenlenmişti. Geceyarısı olduğunda kaç asker ya da polisin öldüğünü bilmiyorduk ve kamuoyu böyle bir ortamda 30 ya da 50 civarında bir kaybın yaşandığını düşünmeye başlamıştı.

Kamuoyu böylece bir ‘güvensizlik’ atmosferine sokuldu. Beklenen açıklama ertesi gün akşam saatlerinde geldi. 16 asker hayatını kaybetmişti. Açıklamanın ölen askerlere ulaşılamaması nedeniyle geciktiğini düşünmek mümkün. Ancak iktidar bu atmosferin milliyetçi kesimlerde bir ‘beka kaygısı’ yaratacağını biliyordu. Bindirilmiş kıtaların Hürriyet gazetesini basmasını sağlayarak, bir anlamda düğmeye bastı.

Gerisini biliyorsunuz. İtinayla oluşturulan bu atmosfer sayesinde kimi iktidar tarafından yönlendirilen, kimi bu işlere girişmek için, âdet olduğu üzre devletten yeşil ışık bekleyen, kimi de muhtemelen çeşitli kentlerdeki ‘özel’ unsurlardan oluşan güruhlar, hem hedef haline getirilmiş HDP binalarına, hem de Kürtlere ait olduğunu düşündükleri işyerlerine, inşaat şantiyelerine saldırdılar. AKP böylece Kürtlere 6-7 Eylül ile meşhur Kristallnacht karışımı bir gece yaşatmaya hazır olduğu mesajını verdi. Bir yandan da, yukarıda bahsettiğimiz, aleyhine işleyen gidişatı tersine çevirme hesabı yaptı.

PKK açısından bakacak olursak. Daha önce örgütün savunma aşamasını geçip peş peşe saldırı dalgalarıyla Batı’da tepkinin AKP’ye döneceği hesabı yaptığını, hiçbir iktidarın böyle bir saldırı dalgası karşısında dayanamayacağı düşüncesinden hareket ettiğini yazmıştım. Bu stratejinin kendi cepheleri açısından belki hedefine ulaşacağı ama Kürt sorununun çözümü açısından bunun pek hayırlı olmayabileceğini eklemiştim. Mevcut durumda benzer şeyleri söylemek mümkün. Bu saldırı dalgası belki AKP’yi zor durumda bırakır ama Kürt meselesinde adilane bir çözümün zihinlerde yer bulması açısından nasıl bir faydası olabilir?

Devletle, iktidarla bitirelim. Klasik Türk devlet geleneğini devralan AKP, sonuç olarak bu devlet aklının en iyi bildiği işi yaptı. Tıpkı 6-7 Eylül 1955’te, öncesinde ya da sonrasında olduğu gibi, siyasetini iç savaş çıkarma şantajı yaparak sürdürme hamlesi yaptı. Bu utanç verici geleneği AKP’nin de şevkle uygulaması tarihe geçecektir elbette. Çünkü bu, bir devletin kendi halkının bir bölümünü iç savaşla, pogromla terbiye etme mantığı, geleneğidir. Ve her seferinde toplumun birarada yaşama iradesini, geleneğini dinamitler, ‘zihinlerdeki/gönüllerdeki kopuş’u güçlendirir. Bir de şu var tabii: Bunu yaparak iktidarını koruyabilen bir iktidar, artık o koltukta otursa ne olur, oturmasa ne olur. Tarihe nasıl geçeceği bellidir.