Boz Bulanık

Karin KARAKAŞLI
Radikal Gazetesi

Ortalık boz bulanık. Kucaklaşma zamanı olan, üstelik yaz mevsiminin rehavet günlerine denk gelen bir bayram daha kana bulandı. Yine acıdan kin bileylendi.

Bütün ezber kalıplar bir çocuğun gözlerinde son bulur. Oradaki soru soran masumiyet karşısında içi boş ifadelerinizi tekrarlayamazsınız. Bir yaşındaki Almina Melisa’nın gözleri işte bu geçilemeyen eşiktir. Gaziantep ’te bomba yüklü otomobil infilak ettirerek düzenlenen saldırıda hayatını kaybedenler arasında bu minik kız da vardı. Ve onun gibi üç çocuk daha. Ve bilirsiniz işte, çocuk ve genç, yaşanmamış geleceğin adıdır.

Kentin en merkezi yerlerinden Şehitkamil ilçesindeki Karşıyaka Polis Merkezi önünde akşam saatlerinde patlayan bomba ile birlikte durakta yolcu indirip bindiren iki halk otobüsü ile yabancı plakalı bir otomobil alev alev yanmaya başladı. Kalabalık yemek sofralarında herkes bir an dondu. O insanlar da birileriyle bayramlaşmaya gidiyordu.

İlginç değil, insanlık görevi!

Felaket anları en çok da insanlığınızı sınar. Ortalığın kan gölüne döndüğü, herkesin sadece bilgi almak ve ulaşmak için çırpındığı o en hararetli zamanda ortalığı birden televizyonlardaki hayvan belgeselleri kapladı. Oysa acil kan anonsu yapılıyordu, can pazarı vardı. Ama terör propagandası kaygısı belli ki kimileri için candan daha önemliydi. Yine vatandaşlar kan merkezlerine akın ederken bazıları da Nizip BDP İlçe Binası’nın cam çerçevesini aşağı indirip binayı ateşe vermekle meşguldü. Ve aynı gün hayatın bize eşzamanlıklar ve tesadüfler üzerinden sunduğu daha başka dersler de vardı. İstatistik hesapları kan donduran bir soğukkanlılıkla önceden tutulan bayram tatili olası trafik kazaları ve can kayıpları, 28 Aralık 2011’de jetlerin bombardımanı sonucu 34 köylüye mezar olan Gülyazı ve Ortasu (Roboski) köyünü mesken tuttu. 34 köylü için kurulan taziye çadırının 150-200 metre kadar yakınındaki kazada on asker hayatını kaybetti. Köyün muhtarı Haşim Encü köylülerin yardıma koşmasını haber konusu yapanlara, “Bizim 34 insanımızın ölmesiyle bu askerlerin yaralanmasının ne ilgisi var? Ne yapacaktık? Elimizi kolumuzu bağlayıp oturacak mıydık? İlginç bir şey değil, insani bir görevdir” diye seslendi. Ölürken sadece cansın ve bir parça insanlıktan nasiplenmişsen, kurtarmaya çalışırsın. Hem de hayvani bir içgüdüyle yaparsın bunu. Hayat, yaşamayı, yaşatmayı emreder çünkü.

‘Kardeş’ dedikleri

Ya dil sürekli ölmeyi, öldürmeyi kutsarsa, bölmeyi dayatırsa ne olur? Hakkari gezisi sırasında taşlı saldırıya uğrayan İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin örneğinde olduğu gibi makbul vatandaşlar ve diğerleri belirir sahnede: “ Hakkari ’de de, Van ’da da insanımız inançlı. Ülkesine, dinine, Allah’ına inanıyor. Ahlâkına, töresine saygılı. Yerel kıyafetine saygı başta olmak üzere bütün değerlerine saygılı insanlarımız. İnsanımızda bir problem yok ama ülkemizde devam eden, ettirilen bir problem var.”

Hal böyle olunca söylemini eleştiren köşe yazarlarına had bildirirken, yeniden tarif ediyor kutupları: “Utanmadan, sıkılmadan benim bölücü terör örgütü PKK , KCK ’ya ve onun uzantısı kukla milletvekillerine söylediğim sözleri alıp benim Kürt kardeşlerime söylediğim şeklinde ahlaksızca, basın namusuna ve ahlakına uymayan bir şekilde yorumlayanlara söylüyorum. Ne hakkın var buna? Senin, benim Kürt kardeşlerimle aramı açmak gibi bir misyonun mu var? Benim sözüm ve söylemim dağdaki eli silahlı eşkıyadır, Ankara ’da onların temsilcilerinedir. Bunlarla sınırlıdır. Önce bunu bir ayıralım. Kardeşlerim bir tarafta, militanlar öteki taraftadır. Bunu kimsenin karıştırmaya ve benim sözlerimi oraya püskürtmeye yeltenmesin hakkı yoktur. Ağzına tıkarım o yazıları senin.”

Bu ‘kardeşler’ bir tarafa da ‘militanlar’ kısmında hayat gerçeği biraz farklı. Cenazeler havada buharlaşmıyor, evlerden çıkıyor. Kukla ve zavallı diye aşağılanan milletvekilleri, o ‘kardeşlerin’ büyük çoğunluğunun oyuyla geldi. Sekiz bine yakın insan ne olduğu anlaşılmaz suçlamalarla cezaevlerinde. Sözün hükmü kalmamış. Sanki örgütün de iktidarın da tercih ettiği bir ölüm akdi var. Saldırının üstlenilmemesine de, terörün mutlaka bitirileceğine de aynı boş gözlerle bakıyor insanlar. İnsan, hayatını ister, hayatını insan gibi yaşayabilmeyi ister bir de. Gerisi hikâye.

Ölü için uygun fiil

İçişleri Bakanı bölgede caddeyi yaptırdıklarını hatırlatarak “Varlar yok, yoklar varlar Hakkari ’de belediye adına. Bari caddeyi yaptıralım dedik. Yapılmış cadde ve üstünden 1 yıl geçmemiş talihsizliğe bakınız ki, o çocuklara kaldırım taşlarını söktürüp attırıyorlar. Buna ne denir?” diye soruyor. Taş atan çocuklardan azılı terörist ilan edilen bir düzende şaşılan ne, asıl onu anlamak mümkün değil. Söz söyleyeni, barış isteyeni hedef alan bir düzende vardırmayan yolları hangi kaldırım taşları örebilir? Bayındırlık yaşayabilen içindir. Sürekli kurban verirken, kaldırım taşı nedir?

Hani şu ‘kardeşler’ meselesi var ya, işte bu konuya veciz bir katkı da AK Parti Erzurum milletvekili Muhyettin Aksak’tan geldi, kulak verelim: “Hepinizin bildiği gibi yakın tarihte 200’e yakın PKK ’lı, bu kelimeyi kullanırken başka şeyler söylemek istiyorum ama bugün bayram, etkisiz hale getirildi. Aslında bunun karşılığı ‘Gebertildi’ olmalıydı. Yani bunlara, bunun hesabının çok ağır sorulması lazım. Erzurum’da dolaşıyoruz. Hiç kimse, hiçbir yerde Kürt kardeşimle PKK veya PKK yandaşını eşit tutma gibi bir lükse katılmasın. Kürt kardeşlerimizi bunlardan ayırıyoruz. Bunlar, baktığınız zaman ya satılmış beyinler ya Ermeni dönmesi çocukları ya da Suriye ’den İran ’dan ülkemize sızan alçaklardan başka bir şey değil…”

Böyle işte… Kürt kardeş, örgüt yandaşı olmayan, Ermeni dönmesi çocukları olmayandır. Ve ölü için kullanılan terminolojiye takıldığınızda, yaşayanlar için söyleyeceğiniz bir şey de kalmaz.

İsrail ’de Yahudi dindarlar, kendi geleneklerine uygun giyinmeyen kadınları bulanık gösteren bir gözlük geliştirmiş. Geliştirilen gözlükler üstündeki özel bir optik cam sayesinde 2-3 metreye kadar her şeyi net gösterirken daha ileride kalan objeleri bulanık gösteriyormuş.

Biz filmlerde sigarayı, içki kadehlerini bulanık göstermeye devam edelim. Can havli zamanları belgesel izleyerek geçirelim. Ölü için uygun fiil, yaşayan için makbul sıfat telaşına girelim. Bir hayatı daha hepimize zehir edelim. Herhalde bundan başka bir dünya daha var sanıyoruz.