Main menu:



















Arama

Arşiv

Arşiv

Bugünün tarihi

[ A+ ] /[ A- ]

Karin KARAKAŞLI
Radikal İki

besehozatOcak ayında bana geçmişi düşündüren özel bir milat var. Ama aşılmamış tarihin kendisi de bir döngü hissi yaratıyor. Son dönemde KCK Eşbaşkanı Bese Hozat’ın sarf ettiği “Türkiye’de resmi devletin dışında bir de oluşan paralel devletler vardır. Mesela F. Gülen cemaati paralel bir devlettir. İsrail lobisi, yine milliyetçi Ermeni ve Rum lobileri paralel birer devlettir” sözleri üzerine başlayan tartışma beni gerilere götürdü. Ama önce bugüne bakalım. Öncelik şimdiki zamandadır zira.

Gündemi neredeyse saat başı değiştiren akıl almaz hoyratlıkta bir güç mücadelesini izliyoruz. AK Parti ve Gülen Cemaati arasındaki büyük çatışma, siyasetten basına her alanda kutuplaştırıcı bir yapı dayatıyor.

30 yıllık büyük ve çok ağır bedelli bir mücadele sonrası barış sürecinde muhatabını bulan Kürt hareketi için, Gülen Cemaati’ne karşı mevzilenmek ve siyasi söylemleri buna uygun bir üslupla oluşturmak anlaşılır bir hamle. Lakin kelimelerin sözlük anlamı dışında, hayat pratiğinden edindikleri öyle geniş bir çağrışımlar evreni var ki, siyaseti en çok da tercih edilen dilin kendisi belirliyor. Aynı cümlede ‘milliyetçi, Ermeni, Rum, lobi, paralel devlet’ geçince misal, söz kendi özerk yolculuğuna çıkıyor. Varılan duraklar ise acı hatıralarla dolu.

Devletçi söylem klasiği

Ermeni lobisi sözü, devlet söyleminin favori kavramıdır. Bahsi geçen ise esasen soykırım sonrası canını mucize kabilinden kurtarabilmiş Anadolu Ermenilerinin soykırımın tanınması yönünde mücadele veren aktivist kesimidir. Yoksa Diaspora Ermenilerini de yekpare bir bütün görmenin bir mantığı yok. Gelgelelim bu genelleme kolaycılığı, Cumhuriyet tarihi boyunca da Türk kimliğini gayrimüslim azınlık karşıtı bir temel üzerine inşa eden devlet geleneği açısından hep pek makbul oldu. Ve o genellemeler, tarih şahittir ki, en büyük kıyımların gerekçesine dönüştü.
Bu noktada Hrant Dink’in de bizzat Ermeni Diasporası ile tartışma yürüttüğüne ilişkin hatırlatmaları temkinle karşılamak durumundayım. Hrant Dink, Ermeni dünyası içinde bu tartışmayı başlatırken, öğrenilmiş haklı korkularla kabuğuna çekilmiş Türkiye Ermenilerini, tam da Ermeni ve Türkiyeli kimliklerinden ötürü sorunun birincil çözüm aktörü yapmaya talipti. Dahası sorunun politik mücadelesini veren kesimlerle sessiz çoğunluk dediği ve asıl ulaşmayı hedeflediği Diaspora Ermenilerini de ayırırdı. Şimdi artık Hrant Dink’in yaşadığı değil öldürüdüğü bir Türkiye ve dünyada yaşıyoruz. Ve 2007 miladı geçmiş zaman söylemlerinin işe yarar kısımlarını devşirme ayıbını kaldıramayacak kadar keskin bir çizgi.

Aman ihale bize kalmasın

Şimdi artık bugünü inşa etme zamanı. Bugün denen de kartları yeniden karılmış o eski zaman acıları. Çünkü hayatın diyalektiği gereği, yüzleşmediğiniz her şey size geri döner. Ermeni Soykırımı, dönemin Batılı güçlerinin de bizzat pay sahibi olduğu, İttihat Terakki yönetiminin sistematik olarak uygulattığı ve Türk, Kürt, Arap, Çerkez farklı halkların Müslüman kimliklerinin birleştiriciliği üzerinden mevzilendikleri, bir halkı kökünden kazıma harekatıydı. Türkiye devletinin inkâr politikaları ile bugüne kadar kabulünden ve telafisinden kaçındığı bu toplu kıyım, Kürt siyasi hareketinde “Aman ihale bize kalmasın” diyebileceğimiz anlaşılır bir refleks oluşturdu. Ama gerek Kürt halkı gerekse tek tek siyasi temsilciler, devlet siyasetinin kat be kat ilerisinde bir söylemle 1915 yüzleşmesinin önünü açmaktan da çekinmedi. Zaten bir umut varsa, o da Kürt özgürlük mücadelesinin devleti dönüştürme potansiyel ve ihtimalinde gizli.

Gel gör ki devletçi dil bu konuda tarihi şüpheleri hortlatacak sıkıntılarla dolu. KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rıza Altun’un şu sözlerini anımsayalım: “Bugün Türkiye’de yaşanan kaosa baktığımız zaman devlet içerisinde Önderliğin de sık sık vurguladığı lobilerin var olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Ermeni lobisi, Yahudi lobisi, Rum lobisi vardır. Bu lobiler bizzat Türkiye’de devlet içerisinde yuvalanmışlar. Devlet içerisinde etki yapabilecek lobi düzeyindedirler.” Devlet içerisinde memur olamayan gayrimüslim azınlıkların lobi olarak nasıl yuvalandıkları bir muamma. Ama 2015 yaklaşırken bu ve benzeri söylemlerin nelere hizmet edebileceği sır değil. O nedenle Bese Hozat’ın sonraki mülakatında yaptığı açıklamalara inanma ihtiyacındayım: “Bütün halklar içerisinde, elit tabaka içerisinde, üst tabaka içerisinde işbirlikçi güçler çıkıyor. Benzer güçler Kürtlerin içinde de var. Bundan kasıt halklar değildir, biz 40 yıldır halkların özgürlük mücadelesini veriyoruz. Kürt özgürlük mücadelesi, Kürtlerin olduğu kadar Ermeni, Süryani, Rum, Yahudi halkının demokratik özgürlük mücadelesidir.”

Maziye bir bakıver…

Agos’un temelinin atıldığı 1996’da Ermeni Patrikliği’nde görevli olduğu iddia edilen bir din adamı ile gerilla fotoğrafı üzerinden PKK-ASALA bağlantıları gündeme gelmiş, hedef haline gelen Patriklik makamı gazetecilerle toplantılar düzenlerken ilk kez “Bari kendi sesimizden meramımızı anlatalım, haksızlığa karşı mücadele edebilelim” iradesi dillendirilmişti. Agos bu ve benzeri ihtiyaçlarla Türkiye Ermenileri, Diaspora ve Türkiye toplumu için Türkçe olarak yayına başlarken arka planda kolektif varlık hakları için mücadele veren Kürt hareketinden de feyz almıştı. Aradan geçen yıllarda bakan ağzından bile işitilen Ermeni dölü yaftasından, PKK içerisinde aranan sünnetsizlere ve Öcalan’a mahkeme sırasında sorulması tartışmaları yaşanan Ermeni olup olmadığı sorusuna kadar nice örnekte Kürt ve Ermeni halklarının ilişkisi ve Ermeni ile Kürt sorununun esasen Türkiye’nin çıkmazları olduğu gerçeği kendini sürekli dayattı.

Tam da bu yüzden bugünün tarihi hepimize devletçi refleks tuzaklarına yenik düşmeden cesur siyaset yapma görevi yüklüyor. Bütün kayıplarımızın hatırası ve çocuklarımızın hatrı için.