“Cemaat”in Takkesi Düştü, Keli Göründü!

Toros Batak öldü.

Bir handa çalışıyor ve getir-götür işlerine bakıyormuş. Söylentiye göre, Fransa’nın tasarıyı onaylamasından sonra çalıştığı handa artık kalamaz olmuş. Soğuğa terk edilmiş ve ölmüş işte, hepsi bu.

Toros Batak öldü; onu biz öldürdük. O muhteşem A sınıfı hastanenin yönetiminde yakınları olsaydı veya kurumların kapısını çalmak yerine birkaç ensesi kalının kapısına gidip yardım dilenseydi, ölmeyecekti ama öyle olmadı. Hastane ona kapılarını kapadı. Hastanenin adı Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi. Bezciyan Amira tarafından Osmanlı Ermenileri’ne hizmet verme amacıyla kurulmuştu. Büyüdüğünü, geliştiğini söylüyorlar ama ne hikmetse hasta ve evsiz birine yer bulamamışlar. Hastaneden biri “Yok, yok, istemem” demiş. Patrikhaneden birinin de bankada işi varmış. Yüz ifadelerini ve ses tonlarını tahmin edebiliyoruz, çünkü onları tanıyoruz.

İyiliksever bir kadın Toros Batak’a yardım etmeye çalışmış. Hani şu her seferinde Ermeniliğini ispat etmek zorunda kalanlardan biri. Ermeni hastanesinin sahip çıkmadığı yersiz yurtsuz bir adama sahip çıkmış. Ne kadar çelişkili, değil mi?

Toros Batak’ı ölüme götüren, Ermeni toplumunun ve kurumlarının ilgisizliği, duyarsızlığı ve umursamazlığı oldu. Övündüğümüz “dayanışma kültürü”nün yerinde yeller esiyor. Yerden yere vurduğumuz amiraları mumla arar hale geldik. Bizleri bu hale düşürdüler. Eleştirilerimizin nasıl yanıtlanacağını çok iyi biliyoruz: “Çok biliyorsanız gelin siz yapın.” Her seferinde aynı ezber. Biz de kendilerine soruyoruz. “Madem öyle, neden Beyoğlu, Balat ve diğer vakıflarda yönetime aday olanlara engel oldunuz?” İkiyüzlülüğünüzü artık herkes gördü, takke düştü kel göründü!

Eğitimin ve sağlığın ticarileştirilmesi, özelleştirilmesi AKP hükümetinin neoliberal politikalarının önemli sac ayaklarından birini oluşturuyor. Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi yönetimi de zamanın ruhuna uyuyor ve hastaneyi vakfın kuruluş amaçlarından uzak, adeta bir özel hastane olarak işletiyor. Bu zihniyet şifa bulmaya gelmiş hastaları müşteri olarak görmekte, yaptığı kârlarla, cirolarla övünmekte, hastanın parası yoksa onu Toros Batak gibi ölüme göndermekten çekinmemekte. Toros Batak, eğitimi ve sağlığı hak olmaktan çıkaran, metalaştırıp alıp-satılabilir, yani üzerinden kâr elde edilebilir hale sokan neoliberal politikaların binlerce kurbanından Türkiye Ermeni Toplumuna düşendir!

Artık toplumsal dayanışma yerini bir tür Sosyal Darwinizm’e bıraktı. Vahşi kapitalizm büyük bir iştahla insana ve doğaya dair her alana saldırıyor, yok ediyor. Türkiye Ermeni Toplumu’ndaki durum ise bundan çok da farklı değil. Büyük olan küçük olanı yutuyor, maddi olanakları sınırlı kurumlar elini açmış yardım bekliyor, büyüklerden merhamet dileniyor, bazı okullarımız, kiliselerimiz kapılarını kapatma kaygısı taşıyor.

Bizler gelinen bu noktada Ermeni vakıflarının yöneticilerine idare ettikleri kurumların halk yararına kurulmuş olduğunu ve halkın malı olduğunu hatırlatıyoruz. Bugün bir ortak havuzun gerekliliği her zamankinden daha da kuvvetli bir şekilde kendisini dayatmaktadır. İnsanlık dışı koşullarda yaşayan birçok toplum mensubunun eğitim, sağlık ve barınma gibi temel insani ihtiyaçları derhal oluşturulacak bu havuzdan karşılanmalı, eğitim kurumları lüks özentisi ile değil, çağın gerekleri ve pedagojik gelişmeleri ışığında yine aynı kaynak vasıtasıyla yenilenmelidir. Hiçbir vakıf yöneticisinin kurumlar ve insanlar arasında ayrım yapma hakkı yoktur. Toplumun geleceğini şekillendirecek gençlerin geleceği koltuk ve rant kavgalarına feda edilemez!

Bazı yöneticiler toplumun mikro iktidarlardan oluşmasından memnuniyet duyabilir ama biz duymuyoruz. Mevcut geleneksel toplumsal yapı iflas etmiştir. Eşitlikçi, şeffaf, dayanışmacı, emeğe, kültüre ve akla değer veren, yeni bir toplumsal yapıyı hep birlikte inşa etmek zorundayız!

NOR ZARTONK