Eva Aksoy: “Korku Artık Genlerimize İşlemiş”

Kamer KÖSEYAN
Nor Radyo

Kamuoyunda “Benim Ülkem Sana Dar Gelir” davası olarak bilinen, hayvan hakları aktivisti Eva Aksoy’un Ermeni olduğu gerekçesi ile ırkçı tehditlere maruz kalmasından ötürü 3 yıldır süren davası geçtiğimiz hafta 3. Yargı Paketi kapsamında değerlendirildi ve kovuşturma ertelendi. Mağdur Eva Aksoy ile mahkemenin kararı ve Ermeni toplumu üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Röportaj sırasında dava sürecinde birçok saldırıya maruz bırakıldığını anlatan Eva Aksoy, zanlının kendisinin de uğradığı bir veterinere giderek tehditte bulunduğunu belirtti. Eva Aksoy ayrıca zanlının yandaş toplamak amacıyla esnafı kendisine karşı olumsuz hareketler yapmaya teşvik ettiğini ekledi.

Bir azınlık mensubu olarak dava süreci sizi nasıl etkiledi? İnsanların böyle durumlarda genellikle dava açmamasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Bu çok yanlış. Tüm bunların sebebi olan korku artık genlere işlemiş. Bu korkunun temeli de yüzyıllar öncesine dayanıyor, çünkü Ermeni toplumu Anadolu’da, geçiş yolları üzerinde yaşamış olması sebebiyle gerek Bizanslılarca, gerek Perslerce ya da diğer topluluklarca sürekli ezilmiş, sürekli saldırıya uğramış ve korunmak için her an tetikte beklemiş. Artık son noktaya gelmişiz ama ses çıkarmıyoruz.“Komşu ya da sokaktaki insan bana bir şey diyorsa, aman,‘peki’ diyeyim ya da her vesileyle bir hediye yollayayım ki benden hoşnut olsunlar” gibi bir anlayış hâkim. Ama bu durum sorunu çözmüyor, hatta anı bile kurtarmıyor.

Ne yaparsak yapalım, birinin gözünde ‘öteki’ysek her zaman öyle kalacağız. Bu sebeple,‘öteki’ olmadığımızı vurgulamamız lazım. ‘Öteki’ olamayız çünkü bu topraklarda yaşıyoruz, bu yasalara tabiyiz ve buradayız. Onca katliama rağmen bugün hâlâ yaşıyorsak bundan sonra da yaşamaya devam edeceğiz demektir. Dolayısıyla, haklarımıza sahip çıkmamız lazım. Nasıl çıkacağız? Ne var elimizde? Savaş çıkarmayacağımıza ya da yolumuza engeller koyanları şiddetle bertaraf etmeyeceğimize göre, hukuka başvuracağız. Çünkü bunlar her daim karşısında olduğumuz, kabul edemeyeceğimiz davranışlar. Sesimizi duyuracağız, derdimizi anlatacağız ve tüm bu yaşamak zorunda kaldığımız ama aslında olmaması gereken talihsiz olaylar karşısında omuz omuza dayanışabileceğimiz kendi kitlemizi oluşturacağız. Olumsuz bir olay yaşadıysak ne olursa olsun hukuk yollarına başvurmamız lazım.

Ermeni toplumunun bu davayı yeterince sahiplendiğini düşünüyor musunuz?

Hayır, düşünmüyorum. Bunun nedeni de bahsettiğim o korku. Belki birçok kişi “Aman, niye dava açtı?” demiştir benim için.

Çevrenizden gelen tepkiler nasıl oldu?

Yakınlarımdan ziyade yabancılardan tepki aldım. Yakın bir akrabam mesela, Agos abonesi. “Aç bir bak, orada var” dedim. “Okumadım, attım” dedi. Gazeteye abone ama usulen abone, okumuyor gazeteyi, atıyor. Sonra bakıyor, şaşırıyor, “Neler olmuş!” diyor ama bir daha da sormuyor,“Duruşma ne zaman, ne oldu, bir gelişme var mı?” diye. Ama Ermeni toplumu dışındakiler, esas amaç bizi ya da beni kollamak değilse de, kendilerine göre farklı sebeplerle konuyla ilgileniyorlar, davayı takip ediyorlar. Çünkü onlar da bunu ilerlemek için bir vesile, bir adım olarak görüyorlar. Dolayısıyla ben duyurulmasından yanayım, susmaktan yana değilim.

Ermeni toplumu içinde “Dava açılsa da sonuç çıkmayacak” gibi bir düşünce de var. Şu aşamada davaya baktığımızda ne yazık ki çok da istediğimiz bir sonuç çıkmadı. Bu olumsuz duruma rağmen nefret suçu mağdurlarına ne önerisiniz?

Olay duyurulur, böylece ileride yaşanabilecek benzer olaylar için insanlar yüreklendirilir. Mahkeme sonucunda karşı tarafın ağır cezalara çarptırılacağını, hapse atılacağını, bırakın torba yasayla, mevcut yasalarımızla dahi beklemiyorduk. Çünkü savcı davayı Sulh Ceza’da açmıştı. Asliye’de açsaydı biraz daha farklı olabilirdi. Sulh’ta açıldığına göre belki hapse de girebilirdi ama bu suçtan kimseyi hapse atmazlar. En azından sanık kendine bir avukat tuttu ve biliyorum ki defalarca sinir harbi yaşadı, üste çıkabilmek için ciddi bir çaba sarf etti, eminim ki o da bayağı sıkıntı yaşadı. Ayrıca, hüküm giymedi belki ama aklanmadı da. Bu onun için büyük bir eksi. Aklanamadı ve bununla yaşamak zorunda. Eksik de olsa, bu onun için ceza sayılır. Mahkeme verdiği bu kararla, yaptıklarını tekrarlamaması konusunda zanlıya ihtarda bulundu.

Peki, böyle bir olayla karşılaşan ya da karşılaşacak olan bir azınlık mensubuna ne önerirsiniz?

Derhal durumu tespit ettirmeleri, polise, savcılığa şikâyette bulunmaları ve bunu mutlaka tanık veya görüntü eşliğinde yapmaları gerekiyor, aksi takdirde delil yok sayılıyor. Yani ya bir tanıkları olacak, ya da fotoğraflanabilecek bir olaysa belgeleyip savcılığa başvuracaklar. Bir saldırı söz konusuysa 155’i çağıracaklar, sonra da şikâyetçi olarak savcılığa gidecekler. Mutlaka haklarını korumaları gerekiyor. “Biz zaten mağduruz, hakkımızı alamayız, sesimizi çıkarmayalım” dendiği sürece bu mevzu bitmez.

Ben isteseydim, Türkiye’yi terk edip başka bir yerde yaşamaya devam edebilirdim. Ama bunu tercih etmiyorum, çünkü burada bağlarım var, hayvanlarım var, çok sayıda hem de. Onları terk edemem. Bir de, neden gideyim? Burada yabancıysam orada da yabancıyım. Oysa buralar benim topraklarım. Annemin, babamın, dedemin, ninemin hepsinin doğup büyüdüğü yer burası. Dolayısıyla ben burada kendimi kabul ettirmeyi amaç edinmeliyim. Ama yapabilir miyim, yapamaz mıyım, işte bunun için mücadele edeceğiz. Tüm Ermenilerin de yapması gereken bu. Mesela, Sevag Şahin Balıkçı’ya çok üzüldüm. O davanın da sahiplenilmesi gerekiyordu.

Şüphesiz bu gibi davalara sahip çıkmak, adaletsizliğe karşı mücadele etmek gerekiyor…

İşte, mücadeleyi böyle sürdüreceğiz, başımıza gelen olayları duyuracağız, gizli saklı tutmayacağız. Mesela Hocalı Mitingi’nden sonra Bakırköy’de bazı evlerin camları kırılmış, bazı evlere yumurta atılmış, hiç sesleri çıkmamış. Bana da tesadüfen geldi haberi. Bunun böyle olmaması lazım, mücadele etmek lazım. Biz değil, belki çocuklarımız, belki de onların çocukları, yani ileride en azından… Örneğin, davadaki avukatlarım. Biri benim esas avukatım, başından beri davayı götüren, diğerleri ise sonradan katıldılar. Neden? İnandıkları şeyler için. Avukatım onları yetkilendirdi, kendileri talip oldular. Eğer ben bu davayı açmasaydım, bu adamın karşısına dört tane avukat dizilmezdi. Mümkün değildi ama duyulduğu için oldu. Demek ki böyle şeyleri gizlememek gerekiyor.

Hak verilmez, alınır…

Tabii, mesele tam olarak bu. Benim tavsiyem, kimsenin susmaması. Çünkü en önemli meselemiz bu bence.

Eva Aksoy’un Avukatı Ömer Kavili: “Bu karar adliyenin ve hükümetin adaletidir”