Eyvah! Kürtler Geliyor

Doğan DURGUN
Özgür Gündem Gazetesi

Türkiye Devleti, tarihinin en zor ve sıkışık dönemini yaşıyor. Oysa işler yolunda gitseydi, stratejik derinlik hayat bulsaydı, şimdi iktidar şov yapıyor olacaktı. Bütün dış politikasını Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik kitabındaki safsatalara göre belirleyen AKP iktidarı, bölgeyi doğru okuyamadı. Osmanlı İmparatorluğu’ndan bu yana çok şey değişti ama dış politika yüz yıl öncesinin denklemine göre oluşturuldu. O denklem de Suriye coğrafyasında tuzla buz oldu.

Suriye içinde ilk hareketlenmeler başladığında, Erdoğan topa ilk giren ülkenin başbakanıydı. ABD ve Avrupa tarafından sürekli dolduruşa getirilen Erdoğan, Arap dünyasının yeni Nasır’ı olacağını düşündü. Üstelik Arap bile değilken bu psikolojiye büründü. Bir başka amaç da, Suriye Kürtlerinin ileride bir hak elde etme ihtimalini sıfırlamaktı. Tampon bölge lafı ilk başlarda çok kullanılıyordu bu yüzden. Suriye içinde çatışmalar ufaktan boy verince, Hatay Suriye iç savaşının üssü haline getirildi. Paralar Katar AŞ. ve Suudi Arabistan Kralı’ndan, istihbarat ve silah ABD’den geldi. Karargâh da Türkiye oldu. Sonra yeterli savaşçı bulunmayınca, Suudiler devreye girdi ve yeniden himayesine aldığı El Kaide mensuplarını Suriye içlerine sürdü.

Bütün bu süreçte Başbakan Erdoğan’ın ağzından düşürmediği tek şey, Suriye halkının özgürleşmesi gerektiğiydi. Suriye’de parça parça çatışan silahlı grupların abisi rolünü oynayan Türkiye, Kürtleri de susturmak için SUK’un başına kimsenin tanımadığı bir Kürdü getirdi. İçeride Esad’ın ordusundan daha fazla sivil katliamlara girişen, Suudi ailesi ve Katar tarafından maaşa bağlanmış olan ÖSO, bu katliamları Müslüman Kardeşler’in bir kuruluşu olan İnsan Hakları Gözlemevi vasıtasıyla, Suriye ordusunun yaptığı katliamlar diye dünyaya duyurdu. Bütün dünya bu manipülasyonlar üzerinden yayın yaptı. Amaç, dış müdahale şartlarının olgunlaştığı mesajını dünyaya vermekti. Türkiye şunu beklemeye başladı: Suriye’ye askeri müdahale kararı alınacak, biz de ilk cepheyi açacağız. Kazın ayağı öyle değildi. Rusya ve Çin saldırı izni olmasını şimdiye kadar engelledi. Ve Türkiye’nin Suriye üzerine kurduğu senaryo berhava oldu. Türkiye bütün bu olan bitenler boyunca, Kürt kartını da Barzani ile kurduğu ilişkiler üzerine bina etti.

Baştan beri dış müdahaleye karşı olan, Esad’ın gidip gitmemesinin kararını Suriye halkının vermesi gerektiğine inanan Suriye Kürtleri de eninde sonunda bir karar vereceklerdi. Nihayet geçenlerde Irak Kürdistanı’nda bir araya geldi bütün Kürt hareketleri ve birlikte mücadele etmekte kararlaştılar. Birkaç gün sonra da yaşadığı yerlerde yönetimi ele aldılar. Diplomasi yoluyla, kan dökmeden, Kürt olmayan bütün diğer etnik ve dinsel unsurları da içine katarak ve zor kullanmadan yaptılar bunu. Kansız bir devrim gerçekleştirdiler.

İlk günden bu yana Suriye’ye sefer düzenleyen iktidar ve medyasında birden korku ve panik başladı. PYD’yi geç de olsa keşfettiler. PKK, Esad’ın sağ kolu diye manşet atanlar, mevcut durum karşısında dut yemiş bülbüle döndüler. İstihbarat ve soğuk savaş üzerine hazırlanan belgelerden yola çıkarak yorum yazanlar, şimdi en incesinden kıvırıyorlar. Barzani üzerinden Suriye Kürtlerini boğacağını zannedenler, Barzani’nin kendilerinin emir eri olmadığını görünce pusulalarını kaybetmiş durumdalar. PKK’yi “üç beş katil” olarak niteleyenler, Suriye’deki PKK ağırlığını fark edince afalladılar.

Başbakan, “Suriye’deki terörist oluşumlara izin vermeyeceğiz” diyor. Davutoğlu, “müdahale etmek hakkımızdır” diye buyuruyor. Acizlik ki ne acizlik. Kendi bölgesinde iktidarı ele alan Kürtler bir kişiyi bile öldürmüyor, Başbakan’ın gözünde terörist oluyor. Her gün asker-sivil-çocuk yüzlerce kişiyi öldüren, paralı askerlerden kurulan ÖSO mu özgürlük savaşçısı oluyor? Bu çetecilerden şimdi de medet umuyorlar, Suriye Kürdistanı’na saldırsınlar diye. Sayın Erdoğan sen hani diyordun ya ‘amacımız Suriye halkına özgürlüğün gelmesidir’, herhalde Suriye halkı derken Kürtler aklına gelmemişti. AKP iktidarı istiyor ki, Suriye Kürtleri Türkiye’nin istediği bir oluşuma biat etsin. Başka ülkedeki bir halkın tercihlerine saygı dahi duymuyorsunuz ama Suriye özgür olsun diyorsunuz. Komedi bu.

Türkiye’nin temel çıkmazı, Kürtler Irak’tan sonra, Suriye’de de statü kazanırlarken, kendi ülkelerinde rehin edilmiş durumda olmalarından kaynaklanıyor. Sorunu çözmek istemeyen Türkiye, diğer yerlerde Kürtlerin hak kazanımlarına bu yüzden düşmanca yaklaşıyor. Her ağzını açanı KCK’li diye içeriye atan, BDP’nin en meşru hakkı olan miting yapma isteğini reddeden, olmayınca da pervasızca saldıran, yerel yönetimlerini alicengiz oyunlarıyla ele geçirmeye uğraşan, seçim barajını dahi düşürmeyi akıl etmeyen, Kürtçe eğitimi kırmızı çizgi sayan Türkiye bir an önce şapkasını önüne koymalı. Çözüm, Suriye Kürtlerinin kazanımlarını ortadan kaldırmaya çalışmak değil, kendi Kürtleri ile demokratik bir ortamda barışmaktan geçer.

Son olarak, Suriye Kürtlerinin özgünlüğünden bahsetmek gerekir. Bu özgünlük, tüm Ortadoğu için örnek alınabilecek bir oluşumdur. Sadece Kürtler için değil, Asuri, Keldani, Arap, Ermeni ve Alevilerin haklarına tecavüz etmeyen bir Demokratik Özerklik modelidir. Suriye’ye giden kadın gazetecilerin başını kapattıran, onlarla tokalaşmayan ÖSO’ya bağlı yapılar ortadayken, Suriye Kürtlerinin başat temsilcisi PYD’nin Eşbaşkanlık sistemi uyguladığını bilmek, yine PYD’nin çatı kuruluşu olan TEV-DEM’de görevlendirdiği beş kişiden ikisinin kadın olması bile başlı başına çok şey ifade ediyor. Suriye bir gün gerçek anlamda demokratik bir ülke olursa, bunun lokomotifi de hiç kuşkusuz Suriye Kürtlerinin Demokratik Özerklik anlayışı ve toplumsal hayata getirdiği bakış açısı olacaktır.