Main menu:



















Arama

Arşiv

Arşiv

Faşizme İnat…

[ A+ ] /[ A- ]

Hüseyin Habip TAŞKIN
Özgür Gündem Gazetesi

Bir çocuk anne ve babasından gördüğünü uygular. Anne ve baba da kendi anne ve babasından gördüğünü uygular. Çocuk sokakta oynamaya başladığında sokaktaki çocukların yaptıklarını yapar. Okula ilk başladığı yıllarda oradaki yapılanları yapar. Ama bunların etkilendiği bir yapı var. Bu yapı devlettir.

Devlet, iktidar partisi sistemin işleyişini, topluma kabul ettirilmeye çalışır. Toplumu oluşturan insanların çoğunluğu bu yapıya uyarlar. Azınlık ya da çoğunluk kendisini sorgular ve yönünü belirlemeye bu yapı içerisinden başlar. Tüm yurttaşlar aynı zincirleme içerisinde bulunurlar. Yaşamları bu çerçeveyle kendi yapısını oluşturur.

TC’nin kuruluşundan itibaren halklara Türk-İslam sentezini benimsetme çalışmaları yoğun bir şekilde yapıldı ve birçok insanı da etkisi altına aldı. Hepimiz ilkokula giderken “tek dil” , “tek bayrak”, “Türkün Türkten başka dostu yoktur” ve benzeri cümle kalıplarıyla karşılaşırken, bizlere öğretmenlerimiz, anne ve babalarımız bu ülkede başka halkların yaşadığını, mezheplerin olduğunu, dini inançların olduğunu anlatmadılar.

Coğrafya dersinde bölgeleri anlatırken öğretmenimiz ya da öğretmenlerimiz bizlere hangi bölgelerde hangi halk yaşıyor, dili, dini inancı, kültürleri böyle böyle diye anlatmadı. Türkiye coğrafyasında Kürt, Hemşinli, Ermeni, Çerkes ve diğer halkların insanları karşımıza çıkınca, o dili konuştuğunu, benim anadilim budur diyince, bir anlık olsun şaşkınlık yaşıyoruz. Sonra da ‘böyle bir halk var mıydı?’ diye ikilem içinde kalıyoruz.

Türkiye coğrafyasında Sünnileşme üzerine ağırlık verilirken, Aleviler, zidîler ve diğerleri bu coğrafyada yokmuş gibi hareket edildi. Yıllar sonra yokmuş gibi davranılan mezhepler ve diller bir bir ortaya çıkınca kafalar çoğunluk tarafından hepten karıştı.

Bu neyi ifade etmektedir bizlere? Devletin düşünce yapısını ortaya koymaktadır. Bunun altında faşizmin dolaylı olarak beslendiğini görüyoruz. Türkiye coğrafyasında insan sevgisinin yeşerdiğini söyleyemeyiz. Irkçılık ve kafatasçılığın hâkimiyetini sürdürdüğünü söyleyebiliriz.

Türkiye coğrafyasında halklar, farklı dini inanışlar, ateistler, mezhepler birbirine düşürülmemelidir. Herkes kendini nasıl tanımlayabiliyorsa bir arada öyle yaşasın. Öfke ve kin bizleri aydınlığa çıkarmaz. Karanlıklar içinde birçok canın yanması anlamına gelir.

Türkiye coğrafyasında dönem dönem ırkçı olaylar patlak verdiğinde, devlet erkânı hemen mikrofonların başına geçip; “münferit” olay olduğunu söyleyerek, asıl gerçek olanı açıklamazlar. Böylelikle kafatasçılara yol verilir.

Sivas’ta Madımak Oteli’nde canlar yakılırken, devlet erkânı münferit olay diye geçiştirmeye ve olayın üstünü örtmeye çalıştılar. Bir devlet insanlarına eşit muamele etmiyorsa, adalet denilen mekanizmanın tek yanlı işlediğini görebiliriz. Bu da toplumda güvensizliği ortaya çıkarır.

Sadece Sivas’ta yaşananlar değil! Türkiye coğrafyasında Maraş, Çorum katliamlarının üzeri bile kara bir leke olarak durmaya devam ediyor. Diğer olan olaylara ne demeli? Hangi hukuktan söz ediliyor? Ya da insanlıktan?

2012 yılı içerisinde ne değişti? Değişen hiçbir şey yok. Sadece Türkiye içerisinde birlikte yaşayan halklar, dini inançları, mezhepleri ya da ateistlikleri birbirine düşman edilmeye devam ettiğini görmekteyiz. AKP iktidarının da geçmişteki diğer iktidar partilerinden pek bir farkının olmadığını görüyoruz.

2012’nin yeni olan olaylarına bir bakalım: Malatya’daki Alevi aile ile İstanbul’daki Kürt işçilerin uğradığı saldırı, ardından Muğla’da Kürtlerin işlettiği bir restoran yüzlerce kişi tarafından basıldı.

Yaşanan olayları bireyselliğe indirgeyen AKP ve devlet kurumlarının sözcüleri bireysel olaydır diyerek geçiştiremezler. Yapılan saldırıların adı faşizmdir. Kafatasçılıktır. Yine de umutsuz değiliz. Bizler tüm halklarla, renklerle, dillerle ve diğerleriyle birlikte yaşamaktan yanayız.