Faşizme varan yolda kritik bir durak: Şaşırmamak

Murat SEVİNÇ
Diken

Bir insan, neden şaşırır? ‘Yadırgama’nın ve peşi sıra gelecek ‘şaşırma’nın nedeni, herhalde ‘olan’ ile aramızdaki ilişkinin ‘geçmişiyle’ ilintilidir. Yani halihazırda var olan referanslarımızın dışında gerçekleşen bir ‘karşılaşma’dır, şaşkınlığımıza neden olan.

Bir gün, her gün geçtiğiniz yollarda tek bir trafik ışığı görmediğinizi hayal edin. Ya da iş yerinize geldiğinizde, yıllardır girdiğiniz kapının yerinin değiştirildiğini.

Yadırgamaya, şaşkınlık duygusu eşlik eder. Sonraki aşama, bizi şaşırtanın süregitmesiyle ilintilidir. Eğer trafik ışıklarının yokluğu bir iki hafta sürerse, yeni duruma alışır, ‘normal dışı’ bu durumu ‘kanıksarız.’

Yaşamımızı çekilmez hale getiren durum

Yaşamımızın yönünü belirleyen ise ‘kanıksadıklarımız’ın ya da bir başka değişle, ‘alıştıklarımız’ın niteliğidir. Trafik ışıklarının olmayışı , ‘karmaşa’ içinde ve muhtemel kazalarla yaşamaya ‘alışmak’ anlamına gelecektir. Kısa ya da uzun vadede, fark etmez; artık şaşırmadığımız şey, yaşamımızı çekilmez hale getiren bir ‘durum’a dönüşür. Hâl böyleyken ‘şaşırmamak’, olağanüstü durum ile aramıza koyduğumuz ve giderek azalacak bir ‘mesafe’nin yok olmasıdır aslında.

İlk tepki ‘yadırgamak’ ve belki de ‘korkmak’, peşi sıra ‘şaşırmak’ ve nihai olarak yeni durumu ‘kanıksamak.’

Bir fotoğraf

Tarih, büyük toplumsal kesimlerin bu sıralamayı takip ettiği olaylarla doludur. Tek bir örnekle: Beni, Nasyonal Sosyalizm ve faşizmin tarihine dair okumalarda en etkileyen ‘görseller’den biri, bir düğün sahnesidir. Gelin, damat ve son derece şık davetliler. Pasta kesme sahnesi. Gelin ve damat düğün pastalarını, gülücükler dağıtarak, birlikte tuttukları bir küçük ‘balta’yla kesiyorlar.

Malum, faşist sözcüğünün kökeninde çevresi çubuklarla sarılmış bir savaş silahı olan balta vardır. Faşizme adını vermiştir bu eski çağ silahı.

Çarpıcı olan, fotoğrafta yer alanların bunu yadırgamayan, mutlu bakışlarıdır. Faşizmin tarihi, halkların, kısa sürelerde belli insan gruplarına düşman hale getirilebilmesinin, en tuhaf sembollerin, davranış kalıplarının hızla benimsenmesinin de hikâyesidir. Korku ve yadırgama, yerini önce şaşkınlığa, yavaş yavaş kanıksamaya, ardından görmezden gelmeye ve muhtemel bir benimsemeye bırakmıştır.

Bir Ermeni yurttaş bakan oluverse…

Bu nedenle her birimiz, gün be gün hangi gelişmeleri kanıksadığımızı düşünmek zorundayız. Üç beş yıl önce şaşırtıcı bulduğumuz olayları, bugün kanıksadık mı yoksa hala şaşırıyor muyuz? Kanıksadıklarımızın niteliği nedir?

Bunların bir kısmı çok olumlu gelişmeler olabilir tabii. Kuşkusuz, yaşama baktığınız yerden. Eğer dünyaya, gelişmiş demokrasilerden bakmayı tercih ediyorsanız, örneğin bir Ermeni yurttaş bakan ya da başbakan oluverse, başta eğitim sistemi ve toplum tarafından zehirlenmiş ortalama insan olmak üzere, her birimiz açısından son derece yadırgatıcı olur.

Böylesi bir gelişmeyi ‘kanıksamak’ ise bazı yurttaş kesimlerini kızdıracaktır tabii. Buna mukabil burada söz konusu olan, demokratik sistem açısından ‘olumlu ve istenir’ bir ‘alışma’ halidir.

Tehlikeli eşik

Ancak Türkiye’de sonuçları olumlu sayılabilecek kanıksamaların sayısı pek az. Sorun şu ki Türkiye toplumu uzun bir süredir, demokrasiyle uzak yakın ilgisi olmayan anormalliklere alışmaya başladı. O anormalliklerin, tarihimizde belli ölçüde hep var olmuş olması başka bir konu. Güncel sorun, yadırgama eşiğinin giderek çok tehlikeli bir sınıra dayanmış olması.

Devlet adamı hüviyetiyle sağda solda demeç veren insanların sözleri, gizleme gereği dahi duyulmayan hukuk dışılıkların sıradanlaşması, kamu kaynaklarının ‘inatla’ çarçur edilmesi, hemen her gösteride izan dışı polis şiddetiyle karşılaşılması, korkunç yolsuzluk iddiaları, yeni gökdelenler, ihaleler, HES’ler, kanal projeleri, yargıya tehdit, önüne gelene ‘hain’ denilmesi şu bu…

Saymakla bitmeyecek bir ‘anormallikler’ yumağında yaşıyoruz ve çoğuna, şaşırmıyoruz.

Şaşıran kaldı mı?

Bugün Devlet Reisi, ‘Ay’a ilk olarak Müslümanlar çıkmıştı’ dese, şaşıracak kimse kalmadı. Ola ki tepki gösteren olsa, ertesi gün ‘Ne yani çıkamaz mıyız, Müslüman bunu yapamaz mı diyorsun?’ diyecek. Bir sonraki aşama ise din düşmanlığı ve vatana ihanetle suçlanmak olacak. Kim şaşırır böyle bu sıralamaya?

Ya da örneğin, ‘beraberindeki heyetle’ bir fakülteye gelse ve birimizin odasına dalıp ‘Böyle yazılar yazamazsın terbiyesiz’ diyerek yumruklamaya kalksa, ülkede şaşıracak olan kaldı mı?

Herhangi bir yurttaş, ölçüsüz polis ve özel güvenlik saldırısıyla karşılaştığında şaşırıyor muyuz? Geçen ay Cebeci Kampüsü’ne, küçük bir protestoyu fırsat bilip giren yüzlerce polis, insanları tartakladı, bağırıp çağırdı, küfür kıyamet, beş asistan ve 15 öğrenciyi gözaltına aldı. Saldırı, mağdurlar tarafından sorun yapıldı tabii ancak kimse şaşırmadığı gibi, hesap veren de olmadı. Ne polisten ne üniversite idaresinden.

Her gün okuduğumuz yandaş ihale haberlerine, gazetecilerin atılmasına şaşıran kaldı mı? Daha iki gün önce, İstanbul belediyesi bütçesi kabul edilirken, Taksim Kışlası adında bir ‘şey’ stratejik plana konuldu. Hayret eden var mı?

Bugün bir maden faciası daha olsa ve yüzlerce insan ölse, kim şaşırır? Milyonlarca insan, işin ‘fıtratında’ olduğuna inanmıyor mu?

Memleketin anayasası askıya alındı. Devlet Reisi mahkeme kararına uymayacağını, umursamadığını açıkladı ve kaçak bir ‘Saray’a yerleşti. Alışılmadı mı?

TÜBİTAK adlı kurum, tapeler için ‘Heceleri birleştirmişler’ şeklinde tek sayfalık bir rapor verip dünyayı kendine güldürdü. Ama kimse şaşırmadı.

Bir iki gün önce Diyanet, yayın organında, internette fotoğraf paylaşmanın dinen uygun olmadığını açıkladı. Herkes sakin, dinledi ve okudu. Aynı Diyanet, yarın bir gün kız çocuklarının 10 yaşında evlenebileceklerini ‘bildirse’ ve hükümetin bu konuya ilişkin bir yasa tasarısı hazırlığı içinde olduğunu duysak, çok şaşıracak mıyız?

Bu ve diğerleri gibi, aklınıza gelen en ‘anormal’ örnekleri şöyle bir düşünün. Hangisi, toplum ortalaması tarafından yadırganır? Porno lobisi, faiz lobisi, Otpor, paralel devlet vs. şaklabanlıklarına şaşırıyor muyuz?

Örneğin önceki yıl boyunca, Kabataş ve Cami yalanları tekrarlandı. Dizginlenemeyen bir fantezi dünyasının ürünü olabilecek ‘üstü çıplak deri pantolonlu onlarca erkek’ zırvası anlatıldı. Kimi soytarı gazeteciler nasıl ikna oldu, hatırlasanıza. Peki ne oldu? Kim hesap verdi? Şaşırdık mı?

Şu anda, İslam diniyle ilgili, bırakın hakareti, herhangi bir eleştirel söze cesaret edebilecek kaldı mı koca ülkede?

Polise bazı ağır silahların temini, yeni gaz siparişleri, toma alım ihaleleri… Şaşıran yok artık.

Aynı kapıya çıkıyorlar

Diğer rejimler gibi, faşizme giden yolda da yaratılması gereken duygulardan biri, alışkanlıktır. Faşizmin gereksinim duyduğu her anormalliğe, saçmalığa, sembole, özel ve kamusal yaşamdaki arsız devlet müdahalelerine, akıl dışılıklara ya da faşist akla. Alışmak. ‘Olay’ ile ‘insan’ arasında yer alan ‘mesafe’yi ortadan kaldırıp ‘kanıksatmaktır’ arzulanan.

Bir insanın başı gözünüzün önünde kesilirken gülümsemenizi ve hatta bir ucundan tutmanızı sağlamaktır, örneğin. Ya da yanıbaşınızdaki insan kelepçelenirken, suskunlukla izlemenizi. Ramazan’da, göz önünde bir şeyler atıştırdığınızda şiddete maruz kalacağınız bilgisinin belletilmiş olmasıdır.

Yadırgamadığınız, bir gün çocuğunuza istemediğiniz bir dinin ezberletilmesi, beriki gün anadiliniz olmayan bir dilin zorla anadil olarak öğretilmesi oluverir.

Bu örnekler arasında yalnızca içerik ve ölçü farkı var. Çıktıkları kapı ise, aynıdır. Yadırgamadıklarımızın içeriği, nasıl bir sistem ile yönetildiğimizin ve geleceğimizin göstergesidir.

Faşizm, yol boyunca ‘fark edilebilen’ bir rejimdir. Gün be gün inşa edilir. Yaşamın her hücresinde. Yolun sonuna varıldığında, artık ne şaşılacak bir şey, ne de şaşacak insan kalır.

Başa gelen her neyse, alışmamak için inat etmekte, büyük fayda var…