Fidel’in Arkasından

img_0996

Hüseyin Şengül
Bianet

Elbette Fidel’i de eleştireceğiz, sosyalizmi de eleştireceğiz. Eleştireceğiz ki ‘daha iyi bir dünya’ talebimiz ve bu dünyaya itirazımız anlam kazansın.

Fidel Castro için yaşarken de çok şey söylendi, öldüğünde de söyleniyor. Sömürünün, şiddetin, kapitalizmin dünyası devam ettiği sürece söylenecek de. Yönetenler ile yönetilenlerin, ezenlerle ezilenlerin binlerce yıllık tarihinde sömürüye, haksızlığa, baskıya karşı ayağa kalkanların, itiraz edenlerin tarafında olanlar nasıl anılıyorlarsa, Fideller de, Cheler de öyle anılacak. Tıpkı Spartaküsler, Münzerler, Börklüceliler, Bolivarlar, Zapatalar gibi bir celalidir o. Tarihin bu cenahındakileri için bir direnmedir, bir vicdandır, bir romantizmdir ve çoğunlukla da trajedidir.

Fidel için kapitalizm gerçekliğinden kopuk bütün söylemlerin, eleştirilerin bir kıymeti yoktur. Çünkü Fidel’in şahsında Küba Devrim’i, emperyalizme bir karşı duruş ve şekillenmedir. Küçük ve kaynak yoksunu bir ülke olarak ayakta kalma mücadelesidir.

Tarihte olmuş olan olaylar, başka türlüsü olamadığı için olmuş olaylardır. Böyle olmakla birlikte acaba Küba Devrimi, tarihin oluş seyrinde bir erken ‘doğum mudur?’ Erken doğumdan kastım, kesinlikle Fidel önderliğindeki devrimcilerin Batista diktatörlüğüne ve ABD emperyalizminin Küba ipoteğine karşı verdikleri mücadele değil. Kapitalizme karşı nasıl bir toplum yapısıyla ayakta kalınır, yeni bir dünya nasıl kurulur; işte tarihin emekleyen pratiği olarak sosyalizmin temel sorunu. Sosyalist blok yıkılmasına rağmen Küba, bu sorunun içinde bir toplum olarak yaşıyor.

Küba, mevcut sisteminden kaynaklı olarak eğitim, sağlık gibi bir kısım temel sorunlarını çözebilmiş olmasına rağmen, yine mevcut sisteminden kaynaklı sorunlar yaşamakta. Fidel de, Küba’da ki sistem de eleştirilebilir. Mesele, eleştirinin merkezine ne, nasıl alınmalıdır? Bu nedenle Fidel, salt Küba’daki sistem sınırları içinde kalarak ve kapitalizm gerçekliğinden kopuk eleştirilemez.

Bu anlamda Fidel ve Küba konusunun sövgüler düzenlerle, nostaljik ve sosyalist sistem övgüleri düzenlerin bakış açıları dışında ele alınması kanısındayım.

70 yıllık mevcut sosyalizm pratiğinin, kapitalizme alternatif veya kapitalizmin “ilerisinde” bir toplum yapısına sahip olmadığını gördük. Ve belki de 1917 Devrimiyle birlikte sosyalizm, determinizmi hiçe sayan yoğun bir volontarizmle (iradecilik) yüklenmişti.

Reel sosyalist toplumlar insan hakları, özgürlükler, demokrasi alanında tartışmasız ve kesinlikle sınıfta kalmışlardır. Bunun nedenleri ve nasıl bir sosyalizm tartışması, bu yazının konusu değil. Bu bir tarihsel konu olup bugünden yarına çözümler üretilemez ve bu maddi dünyanın sürecine uygun olarak sosyalist teorideki ciddi değişimler/dönüşümler/gelişmeler meselesidir. Kapitalizm nereye, nasıl evrilir vb. aslında 70 yıllık sosyalist pratik de, kapitalizme karşı mücadele tarihinin bir kesiti ve tecrübesi olarak bir aşamadır. Bu nedenlerle Fidel’i sosyalist sistem noktasından hareketle savunmak isabetli ve doğru bir yol değildir.

Fidel, Che (Her ne kadar kapitalizm, Che’den ürettiği metalar yoluyla bir pazar genişliği oluştursa da) neden yalnız sol çevrelerde değil de, daha yaygın kitleler nezdinde bir sempati ile karşılanıyor? Fidel’in ideolojisini savunmayanların dahi, Fidel sempatisinin nedeni nedir?

Bunun bir nedeni, dik ve onurlu duruşlarıdır. Bu hususu örneklemek için Fidel’in ölümünden sonra AKP Milletvekili Şamil Tayyar’ın şu çarpıcı sözünü alıntılamak durumundayım. “Düşüncelerine karşı olsanız da adanmış ömürlere saygı duymak gerek. Şerefsiz dostların olacağına haysiyetli düşmanların olsun”.

Ancak bu sempati salt insanlardaki coşkunluktan, romantik duygulardan kaynaklanmıyor.

Bu sempatinin diğer bir önemli kaynağı olarak Fidel’in, Che’nin Küba devrimi yoluyla kapitalist emperyalizmin sömürüsüne, eşitsizliğine, şiddetine, savaşlarına karşı çıkışları olduğunu düşünüyorum. Açların, yoksulların, ezilmişlerin safında koskoca kapitalist dünyaya karşı direnmeleri ve bir başka dünya mümkün demeleri, insanlarda bugün için (Dün, büyük umutların taşıyıcılarının ve sisteme karşı ayağa kalkanların birer idolleriydiler) bir umut yaratmaya yetmese de, sempati yaratıyor.

Fidel ve Küba’daki sistem eleştirilebilir. Ama bu durum, kapitalist sistemi haklı çıkarmaz. Fidel’in ve Küba’daki toplum yapısının eksileri, hiçbir koşulda kapitalizmin artıları hanesine yazılamaz. Reel sosyalist toplumlardaki sistem sorununu, küçük bir ülke olan Küba’nın başına boca ederek bir sosyalizm veya Fidel eleştirisi yapılmasını da haksızlık olarak görüyorum.

Devran kapitalizmin devranı, doğrudur. Kapitalist sistem her ne kadar kendini izafi olarak yeniden üretebiliyor (Lenin’in emperyalizm tahlillerinde, mutlak çürüme ve çöküş görüşlerinin yanlışlığı ortada) olsa da, esas olarak savaşlar, yoksulluk, açlık, çevre kirliliği devam ediyor.

Kapitalizme ve dünyadaki mevcut durumlara karşı insan hak ve özgürlükleri temelinde itirazı ve sözü olmayanların Fidel eleştirilerini bırakın siyasal platformda değerlendirmeyi, ahlaki bile bulmuyorum.

Daha iyi bir dünya talebinin uzun ve sancılı sürecinde Fidel, eksiğiyle fazlasıyla, doğrusuyla yanlışıyla değerli bir pratiktir. Bu anlamda tarihi bir şahsiyettir.

Elbette Fidel’i de eleştireceğiz, sosyalizmi de eleştireceğiz. Eleştireceğiz ki ‘daha iyi bir dünya’ talebimiz ve bu dünyaya itirazımız anlam kazansın.

Bir Fidel hayranı değilim ama Fidel’e yapılan her türlü saldırının ve haksız eleştirinin karşısında durmayı, dünya görüşümün ve vicdanımın bir gereği olarak görürüm.