Haberler

Hollanda Assen’de Ermeni Soykırımı Anması

Hollanda’nın Assen kentinde Ermeni Soykırımı anıldı. Sosyalist Parti milletvekili Saadet Karabulut ve Assen belediye başkanı Marco Out’un yanı sıra Ermeni Federasyonu (Hollanda), Hristiyan Birliği Partisi (ChristenUnie) ve Sosyalist Parti temsilcilerini anmaya katıldı. Anmada Nor Zartonk Hollanda temsilcisi Sayat Tekir Ermenice bir konuşma yaptı.

HDP: 103 yıllık acıları ve yası paylaşıyoruz

Planlı bir etnik kimlik ve inanç soykırımı olan Büyük Felaket’in (Metz Yeğern) üzerinden 103 yıl geçti. 103 yıl önce 24 Nisan 1915 tarihinde iki yüzü aşkın Ermeni aydının evlerinden alınarak ölüme yollanması ile başlayan süreç, yüz binlerce Ermeni’nin sürgünü ve pek çoğunun sistematik olarak katledilmesiyle devam etti. Bu sürgün ve katliam politikasından bu coğrafyanın diğer Hıristiyan halkları da paylarına düşeni aldılar. Bizler Halkların Demokratik Partisi olarak, katledilen Ermeni, Süryani ve Pontus halklarının anıları önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz.

Coğrafyamızı çoraklaştıran suçlarla yüzleşmek noktasında ne yazık ki Türkiye halkları çok geç kalmıştır ve bunun bedeli hepimiz için ağır olmuştur. Hedefinde tek ırk, tek din ve tek dil olan tekçi anlayış, homojen bir toplum yaratmak adına Ermenilerden sonra bölgedeki diğer halklara da saldırmıştır. Dersim, Koçgiri, Çorum, Maraş, Sivas, Roboski, Cizre, Sur, Şırnak, Nusaybin, İdil, Kızıltepe, Yüksekova, Silvan, Silopi ve daha nice katliamlar adeta cezasızlığın ve yüzleşememiş olmanın ağır bedelleri olarak omuzlarımızdadır.

Bu topraklarda eşitlik, adalet ve özgürlük talebine hem batıda hem doğuda zulümle cevap verilmiştir. 103 sene önceki stratejisi ve taktikler bugüne kadar süregelmiştir. İskan politikaları ile demografik yapının değiştirilmeye çalışılması, eşitlik ve özgürlük talebini yükselten halklara ve kentlere saldırılması, insanların göçe zorlanması hep bu anlayışın devamı ve bugüne yansımalarıdır.

Bizler bugün tüm bu katliamları planlayanları ve faillerini lanetle anıyoruz. İnsanlığa karşı işlenen tüm suçlarla yüzleşilmesi ortak ve eşit bir geleceği, toplumsal barışı kurmanın da önemli bir adımı olacaktır. Halklar merhamet değil, adalet ve eşitlik istemektedir.

Anadolu’nun kadim halklarının torunları olarak, 103 yıllık acıları paylaşıyor, yaşanmış olan utancı ve insanlık trajedisini yüreğimizin derinliklerinde duyuyor, o süreçte yaşamını yitirenleri bir kez daha hüzün ve saygıyla anıyoruz.

Halkların Demokratik Partisi
Merkez Yürütme Kurulu

24 Nisan 2018

Soykırım Anması: İnkarcılık Son Bulsun

Pınar Tarcan
BIANET.ORG

Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi tarafından Tünel Meydanı’nda düzenlenen 24 Nisan 1915 anması 19:15’te başladı.

“103 yıl oldu. Yüzleşin” başlığıyla gerçekleştirilen anmaya Hrant Dink’in eşi Rakel Dink, 24 Nisan 2011’de askerde öldürülen Sevag Balıkçı’nın ailesi, hak savunucuları, Avrupa Irkçılık Karşıtı Hareket (EGAM) üyesi Avrupalı parlamenterler ve vatandaşlar katıldı.

DurDe Girişimi’nden Ufuk Uras ve Yıldız Önen’in okuduğu anma metni 24 Nisan 1915 gecesi yaşananlarla başladı:

“Tam 103 sene önce bugün büyük bir felaketin ilk adımları atılmaya başlandı. Bu adımlar 24 Nisan’da atılmaya başladı ama sürecin planlaması çok açık ki çok önceden yapılmıştı. İşlenecek suç o kadar büyüktü ki suçu işleyecek olanlar 24 Nisan’da ne yaşanacağına dair en küçük bir ipucu bile sızdırmamışlardı.

“Kimse, dönemin hiçbir demokratı, çeşitli siyasi gruplarda yer alanlar ve Ermeniler, yaşanacak olaylar hakkında hiçbir fikre sahip değillerdi. Değillerdi zira böylesine büyük bir felaketi tahayyül etmek bile imkansızdı.

“Evlerinden, yataklarından alındılar”

“103 sene önce şehrin üstüne karanlık çökmeğye başladığında, başka bir karanlık, karanlık bir odak, harekete geçti. Bugün hala 24 Nisan gecesi evlerinden, yataklarından ‘ifadenizi almak üzere karakola kadar gelir misin’ diyerek göz altına alınan Ermenilerin, Osmanlı’ya karşı başlatılacak isyanın elebaşları olduğu iddia edilir. Oysa ne öyle bir isyan söz konusudur ne de 24 Nisan’da tutuklananlar elebaşıdır.

“Tutuklanan 240 kişi, Ermeni ileri gelenlerine karşı düzenlenen bir operasyonla tutuklandı. Birkaç gün içerisinde sayılları 2345’e ulaşan tutuklamalarla Ermeni mebuslardan şairlere Ermeni toplumunun deyim yerindeyse ‘beyni’ hedef alındı.

“Bu kişiler tutuklanmalarını takiben Ayaş ve Çankırı’ya sürüldü. Haklarında hiçbir yargısal süreç başlatılmayan tutukluluardan 7617i öldürüldü. İlk etapta tutuklananlar arasında II. Meşrutiyet’in ilanından itibaren İttihatçılarla çeşitli ittifaklar yapan ve yasal parti statüsündeki Taşnaktsutyun ve Hınçak partilerinin üyeleri de vardı.

“Bazılarının hiçbir örgütle ilişkisi yoktu. Bu kitlesel tutuklamaların hedefi Ermenilere yönelik imha politikasının uluslararası kamuoyuna aktarılmasını önlemekti.

“Mıntıka temizliği yapılarak toplu olarak gömüldüler”

“24 Nisan tutuklamaları, daha büyük bir imha politikasının başlangıç adımı oldu.

“24 Nisan’da başlayan süreçte, Çankırı ve ayaş cezaevlerine götürülen Ermenilerin sayısı 250’yi bulmuştu. Tutuklu Ermenilerin 174’ü hiçbir yargılama olmaksızın öldürüldü. Temmuz ayının son günlerinden itibaren yapılan toplu infazlar için, Çankırı ve Ayaş’tan yola çıkarılan Ermeni tutuklu kafileleri, Ankara’dan yürüyerek birkaç saat uzaklıkta bulunan ıssız vadi ve ormanlık yerlere götürüldüler.

“Önce üstlerindeki her şey alınarak soyuldular. Ardından, genellikle ateşli silahlar kullanılmadan, kesici ve delici aletlerle öldürüldüler.

“Son olarak, üstlerinde bulunan işe yarar giysiler alındıktan sonra, cesetleri ortada bırakıldı.

“Günler sonra gelen işçiler tarafından mıntıka temizliği yapılarak toplu olarak gömüldüler.

“Bir halk bütün kültürüyle imha edildi”

“24 nisan 1915’ten beri, Türkiye’de yaşam, farkına varsak da varmasak da çoraklaştı. Bir halk bütün değerleriyle tasfiye edilirken, toplumun tüm değerleri yaralandı. Bir halk bütün kültürüyle imha edilirken, bir arada yaşama kültürü şiddetli bir darbe aldı.

“Ermeniler gibi, arkalarında bıraktıkları kültürel mirasın izleri de yok edildi. Binlerce tarihi yapı, kilise ve okul bilinçli olarak harabeye dönüştürüldü. Sanki Ermeniler gibi onlar da bu topraklarda hiç bulunmamışlar gibi davranıldı.

“Demokrasinin, çatışma kültürü yerine barış içinde bir arada yaşama dinamiklerinin güçlenmesi, ırkçılığın ve nefret söyleminin geriletilmesi, içindeki her bireye, gruba, çevreye, kimliğe güven veren bir sosyal dokunun inşa edilmesi, bunların hepsinin başarılması için, 103 sene önce başlayan ve birkaç sene içinde tamamlanan bu yıkımla yüzleşmek bir zorunluluk.

“İnkarcılığın son bulmasını istiyoruz”

“Bu yüzleşme olmadan Hrant Dink’i, Sevag Balıkçı’yı, Marisa Küçük’ü öldürerek 1915’in o korkunç geleneğini sürdüren ve bebeklerden katil yaratan karanlığın üzerimizdeki ağırlığından kurtulmamız mümkün olmayacak.

“Bu nedenle, 100. yıl anmasında yaptığımız çağrıyı bir kez daha tekrarlıyoruz: Bu yüzleşmenin gerçekleşmesi için çabalamak, Hrant Dink’e olan borcumuzdur, Sevag Balıkçı’ya olan borcumuzdur, Marisa Küçük’e olan borcumuzdur, dünyanın dört bir yanına dağılan, topraklarından uzakta yaşamak zorunda kalan kardeşlerimize olan borcumuzdur.

“Kendi vicdanımıza karşı olan borcumuzdur.

“Ayrıca 7 yıldır düzenlediğimiz bu anmalara daima omuz veren ama bu yıl tutuklu oldukları için aramızda yer alamayan arkadaşlarımız Osman Kavala, Gülsüm Ağaoğlu ve Emin Şakir gibi nice arkadaşımıza da borcumuzdur.

“Bizler, inkarcılığın son bulmasını istiyoruz.

“Acıları yarıştırmak değil, inkarcılığa son verecek somut adımların atılmasını istiyoruz.

“103 sene geçti. Bu toplumun daha fazla zaman kaybetmeye tahammülü yok”.

Açıklamanın ardından 1915 yılında kaybedilenlerin anısı önünde saygı duruşu yapıldı.

Ermenistan’da kutlamaların adresi Cumhuriyet Meydanı

Agos Gazetesi

Ermenistan’da Başbakan Sarkisyan’ın kendisine yönelik protestoların 11. gününde istifa etmesinin ardından Yerevan sokaklarında kutlamalar sürüyor. Halk 11 gün boyunca eylemlerin merkezi konumunda olan Cumhuriyet Meydanı’nda toplanmaya başladı. Protestolar boyunca gözaltına alınanların serbest bırakıldığı haberleri geliyor. Göstericilerin lideri konumundaki Nikol Paşinyan ve arkadaşları Sarkisyan’ın istifasının hemen öncesinde serbest bırakılmıştı. Nikol Paşinyan’ın mitingde bir konuşma yapması bekleniyor.

Gençler kazandı, Sarkisyan istifa etti

BBC Türkçe

Ermenistan Başbakanı Serj Sarkisyan, görevinden istifa etti, muhalifler kutlamalar için sokaklara döküldü.

Muhalifler bir haftadır Serkisyan karşıtı protesto gösterileri düzenliyordu.

Bazı göstericilerin polis memurlarına sarıldığı bazılarının kornalarla kutlamalara eşlik ettiği bazılarının da sokaklarda dans ettiği görüldü.

Sarkisyan, istifasına ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, kısa bir süre önce gözaltına alınan ve bugün serbest bırakılan muhalif lider Nikol Paşinyan’ın haklı, kendisinin ise hatalı olduğunu söyledi.

Sarkisyan açıklamasında, “Mevcut durumun başka çözüm yolları da var ancak bu yollara girmek istemiyorum. O zaman ben kendim olmam. Başbakanlık görevinden ayrılıyorum. Sokaklardaki eylemler benim görevime karşı düzenleniyor. Sokaklardan gelen talebi yerine getiriyorum” dedi.

Sarkisyan, 10 yıl boyunca cumhurbaşkanlığı yapmasının ardından başbakan olmuştu.

Sarkisyan’ın cumhurbaşkanlığının ardından başbakanlığa geçmesi 11 gündür ülkede protesto gösterilerinin düzenlenmesine yol açtı.

Ermenistan’da neden protesto eylemleri var?

Ermenistan’da 2015 yılında yapılan referandumda başkanlık sisteminden parlamenter sisteme geçiş yapıldı.

Bu referandumun ardından yürütme yetkileri de cumhurbaşkanından alınarak, başbakana verildi.

Ermenistan Anayasası’na göre, cumhurbaşkanı beş yıllığına seçiliyor ve bir kişi en fazla iki dönem bu görevde kalabiliyor.

O dönemde Sarkisyan’a iki dönem cumhurbaşkanlığı yapmasının ardından bir daha seçilemeyecek olmasından dolayı yürütme yetkisini başbakana aktaran bir sisteme geçiş yapmak istediği eleştirileri yöneltilmişti.

Ancak Sarkisyon, bu eleştirileri reddetmiş ve başbakan olmayacağını açıklamıştı.

Ancak geçen hafta Salı günü Ermenistan parlamentosu, 10 yıllık görev süresini doldurmasının ardından cumhurbaşkanlığından ayrılan Sarkisyan’ı başbakan seçmişti.

Bu gelişmenin ardından geniş katılımlı protesto eylemleri başlamıştı.

Hrant Dink Heilbronn’da Anıldı

Hrant Dink, katledilişinin on birinci yılında Almanya’nın Heilbronn kentinde anıldı.

Heilbron Alevi Kültür Merkezi (HAKM), Nor Zartonk Avrupa (NZA) ve Soykırım Karşıtları Derneğinin (SKD) ortaklaşa düzenlediği anma etkinliği, 21 Ocak 2018 günü Heilbronn Alevi Kültür Merkezi binasında gerçekleştirildi. HAKM Başkanı Emrah Özgün’ün yaptığı açılış konuşmasının ardından, SKD Başkanı Ali Ertem söz alarak, amansız bir hastalığın pençesinden kurtulamayarak dün kaybettiğimiz, Ermeni halkının demokrasi ve adalet neferi Sarkis Hatspanian ve onun mücadelesi ile ilgili açıklamada bulundu. Ardından Taylan Acar’ın duduk dinletisi eşliğinde saygı duruşuna geçildi. Hrant Dink’in biyografisini özet halinde katılımcılarla paylaşan Ethem Mesut Kavalli’nin konuşmasından sonra sözü NZA adına Alexis Kalk aldı. Alexis Kalk, Hrant Dink’in mücadelesini, Agos’un kuruluşu ve Ermeni toplumunda ve Ermeni olmayan kesimde yarattığı etkisini anlattı. Hrant Dink cinayetini ele alırken, 1915 Soykırımı, Sevag Balıkçı cinayeti, Tahir Elçi cinayeti, Maraş, Çorum, Sivas katliamları, Roboski katliamının bir bütün içinde alınması gerektiğini vurguladı. Bütün bu cinayetlerin ırkçı, ayrımcı, ötekine yaşam alanı tanımayan, sürekliliğe sahip ortak bir zihniyet tarafından gerçekleştirildiğini ifade ederek, bu zihniyete karşı ancak ortak mücadele ile karşı durulabileceğinin altını çizdi.

Alexis Kalk’ın ilgi ile dinlenen konuşmasının ardından, Devrim Kavalli ermenice ve türkçe iki ezgi okudu. Etkinliğin soru-cevaplı sohbet bölümüne geçilmeden önce hep birlikte Hrant Dink’in ”Su çatlağını buldu” konuşmasının kaydı dinlendi.

Soru-Cevap bölümünde söz alan katılımcıların dile getirdiği görüşlerin ortak paydası, yüzleşmenin, ortak mücadelenin önemine vurgu yapan görüşler oldu.

Fethiye Çetin: Yaşadığı cehennemi cennete dönüştürmeye talip olanların soyundanız; daha önce yaptık, yine yaparız

Fethiye Çetin‘in 19 Ocak 2018 Hrant Dink anmasında Agos balkonundan yaptığı konuşmanın tam metni:

Merhaba Canlar,

Adalet ve Hakikat sevdalıları,

Umudun ve Sokağın güzel çocukları, Merhaba,

Bundan on bir yıl önce, Hrant Dink’i, bu kaldırımda, ensesinden vurarak katlettiler.

Aylar öncesinden Hrant’ın evi ve Agos çevresinde keşif yapıp kroki çizen, tetikçi timi koordine eden jandarma, polis ve istihbarat görevlileri o gün burada, bu kaldırımlarda, kafelerde, simitçi dükkânlarında uzun süreden beri planladıkları cinayetin işlenmesini bekliyorlardı.

Cinayetin, plana uygun bir şekilde işlendiğinden ve tetikçilerin kaçtığından emin olduktan sonra bu defa, cinayet soruşturması yapıyormuş gibi aslında cinayetin izlerini ortadan kaldırmaya, delilleri karartmaya, sonradan silecekleri kamera görüntülerini toplamaya giriştiler.

Cinayeti başından sonuna kaydetmiş olmalarına rağmen, delil topluyor”muş” gibi, soruşturma yapıyor”muş” gibi yaptılar. Ve bu “-mış gibi yapma” hali hiç bitmedi.

O gün devlet buradaydı. Polisiyle, jandarmasıyla, istihbaratçısıyla devlet buradaydı. Ama Hrant Dink’in can güvenliğini sağlamak ve yaşama hakkını korumak için değil, tetikçilerin işini yaptığından emin olmak için buradaydı.

Hrant Dink cinayeti, siyasi cinayetler ve suikastlar geleneğinin ilki değildi kuşkusuz ve maalesef sonuncusu da olmadı.

Ama Hrant Dink cinayeti, toplumda hesap edemedikleri bir tepkiye yol açtı. “Artık yeter” dedirtti. Cenaze töreninde yüzbinleri buluşturdu ve birkaç tetikçiyle kapatmak istedikleri dosyayı bir türlü kapatamıyorlar.

Çünkü sizler ve bugün burada bulunamayan ama yürekleri burada olanlar, bu ülkenin yiğit ve iyi insanları, on bir yıldır soğuğa, kara, kışa, yağmura, baskıya rağmen hakikati ve adaleti talep etmekten vazgeçmediniz.

***

Osmanlı’dan Cumhuriyete, tek parti sisteminden çok partili hayata, askeri vesayet rejiminden tek adam rejimine, rejimler, sistemler değişiyor da devletin karakteri, yöntemleri, zulmü değişmiyor.

Hasan Fehmi cinayetinden Sabahattin Ali’ye, Abdi İpekçi’den Doğan Öz’e, Uğur Mumcu’dan Musa Anter’e devlet görevlilerinin yer aldığı ve katillerin korunduğu bütün cinayetler, devletin “siyasi cinayet geleneği”nin bir parçası ve devletin varlık unsurlarından biri.

İsimleri farklı olsa da katiller hep aynı: Hamidiye Alaylarından Teşkilatı Mahsusa’ya, Seferberlik Tetkik Kurullarından Kontgerilla’ya, Özel Harp Dairelerinden JİTEM’ e…

Bugün de PÖH’ler, JÖH’ler ve bu gelenekten cesaret alan, cezasızlık zırhıyla korunacağından emin olan HÖH’ler.

Bir dönem, “FETÖ”lerle saf tutup harcadıkları “ETÖ”ler, sonra “ETÖ”lerle birlik olup tüm suçları üstüne yıkmaya çalıştıkları “FETÖ”ler.

Çünkü makine aynı makine, değişen sadece makinist ekip. Bakmayın bugün zıt kutuplardaymış gibi göründüklerine, birbirlerinin gözlerini oyduklarına; aynı düzlemin, aynı aygıtın parçalarıdır onlar.

Kavgaları, devleti ele geçirme ve ele geçirilen mevzilerin tahkimiyle, iktidarlarını daimi kılmakla sınırlıdır.

Demokrasi, barış, adalet, insan hakları gibi dertleri de yoktur onların.

Ama kâbusları aynıdır ve aynı korkudan kaynaklanır: Hakikat ve Adalet.

Ölümüne korktukları hakikatin üstünü örtmek, ilk savunma hattıdır onların. Çünkü ardından adaletin geleceğini ve Ermeni soykırımından, Dersim’e, Maraş’tan, Sivas’a İlhan Erdost’tan Metin Göktepe’ye, Taybet İnan’dan Kemal Kurkut’a, Sevag Balıkçı’ya, Hrant Dink’ten Tahir Elçi’ye işledikleri bütün cinayetlerin hesabının sorulacağını bilirler.

Hakikatin gizlenmesi ve iktidarın devamı için Devletin her daim düşman ilan ettiği Ermenileri, Kürtleri, Alevileri, solcuları, muhalifleri sindirecek ve yok edecek çeteler kurar, eli kanlı katilleri seferber ederler. Eski suçlarını örtmek için yeni suçlar da işlerler.

Üstelik bu, dünyanın her yerinde böyledir. Devlet denilen mekanizma her özgürlük arayışını, her eşitlik ve adalet talebini kanla, şiddetle, vahşetle bastırır. Ama karşısında da Prometeus’ları, Spartaküs’leri, Rosa Parks’ları, Mandela’ları, Martin Luther King’leri, Gandi’leri, Plaza Del Mayo Anneleri’ni bulur.

Adını bilemediğimiz, saymadığımız nice direnişçiyi…

Ve sonunda direnenler kazanır. Mandela hapisten çıkar, ırkçı devlet sistemi yıkılır ve devlet başkanı olur. Hindistan’da Gandi ve taraftarları sömürgeci İngiltere’yi ülkeden kovar. Rosa Parks otobüse istediği kapıdan binip, istediği yerde oturur.

***

Bundan on dört yıl önce de yüz yıllık bir hakikati örtmek için Hrant Dink’i gözden çıkardılar. İktidar kavgalarını onun yaşamı üzerinden yürüttüler. Bugün de kavgalarını yine onun üzerinden, bu defa davalar aracılığıyla yürütüyorlar.

On bir yıl önce canını aldıkları Hrant Dink’i kendi hesaplaşmalarına alet etmeye devam ediyorlar.

İnanmamızı istedikleri yeni bir senaryo yazdılar ve artık peşlerini bırakmamızı istiyorlar. Bu yeni senaryoya göre, Hrant’ın katilleri, dün birlikte oldukları ancak bugün aralarında giriştikleri iktidar savaşını kaybeden gruptur.

Yazdığınız her senaryo hakikatin küçük bir parçasıdır beyler, bizi bunlarla kandıramazsınız, yazın bir tarafa: hakikatin kendisini ve tamamını istiyoruz. Bunun çok zor olduğunu biliyoruz. Ancak biz faili göstermekten de yargılamaktan da vazgeçmeyeceğiz.

“Dünya kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.”(Albert Einstein)

Dünyanın benzer başka ülkelerinde olduğu gibi bu topraklarda da zalim, hep seyircilerinden aldı gücünü, seyircileriyle güçlendi, “suç”, seyircilerinden alınan zımni onayla ‘suç’ olmaktan çıkarıldı. Failler yargılanmadı, suçlar cezasız kaldı.

1915 soykırımı da seyircisini görgü tanığı kılmakla kalmadı, bu büyük kötülük sırasında ve sonrasında işlenen bütün suçlarda olduğu gibi toplumun geri kalanını da suç ortağı kıldı. Yalnızca direnenlerin, haksızlığa itiraz edenlerin elleri temiz kaldı.

Yeni bir devlet, yeni bir millet yarattılar ama bu topraklara huzur gelmedi. İktidar oldular ama bir türlü rahatlayamadılar.

Çünkü Levinas diyor ki: “Öteki üzerinde mutlak iktidar, ancak öldürerek mümkün. Fakat öldürünce, üstünde iktidar arzulanan şey de artık ölmüş oluyor.”

Çünkü Soykırımla, o büyük kötülükle yüzleşmedikçe, hayatlarımızı esir alan şiddetin devamı kaçınılmazdır ve nitekim öyle de oldu.

Çünkü Arendt’in de hatırlattığı üzere, “kötülük bir kere yaşandıysa, yeniden yaşanmaması için hiçbir neden yoktur. Yaşanmış olan bilince yazılır ve geçmişe ait olduğu kadar geleceğe de ilişkindir.”

Kötülüğün ayak seslerinin her geçen gün biraz daha şiddetlendiği, hayatlarımızı tümüyle tehdit ettiği günlerden geçiyoruz.

OHAL, sürekli ve kalıcı hale getirilmiş durumda.

Legal bir partinin eş başkanları, milletvekilleri cezaevlerine dolduruldu, seçilmiş belediye başkanları görevden alındı. Gazeteciler, hak savunucuları, başka devletlerle kirli pazarlıklar için hapislere tıkıldı.

İfade özgürlüğü ortadan kaldırıldı. Gazeteler, televizyonlar kapatıldı, kitaplar toplatıldı.

KHK’larla yüz binlerce çalışan, haklarında bir yargı kararı olmaksızın işinden gücünden edildi. Bu da yetmiyormuş gibi “işimi geri istiyorum” diyerek açlık grevine başlayan Nuriye ile Semih hapse atıldı.

İş cinayetleri, kadın cinayetleri katliam boyutlarına ulaştı.

Sadece insanlar, hayatlar değil kıyılan. Yüzyıllara direnen Kurşunlu Cami, Surp Giragos Kilisesi, Dört Ayaklı Minare gibi tarihi değerlerle simgeleşen koca bir semt, bir adı da Gavur Mahallesi olan Sur, bir kaç ay içinde kelimenin gerçek anlamıyla dümdüz edildi; elbette yine devlet gözetimi altında. Parklar, anıtlar, mezarlıklar yıkıldı, kiliseler tahrip edildi. Ölü bedenlere, cansız kemiklere bile zulmedildi.

Yetmezmiş gibi sivilleri suç işlemeye cesaretlendiren hatta teşvik eden KHK ile ve her gün bir yenisini duyar hale geldiğimiz silahlı eğitim kamplarıyla sanki başka suçların, katliamların hazırlığı yapılıyor.

Geçmişin ağır ve utanç dolu yüküyle baş edememiş bu topluma yeni ve ağır utançlar mı yaşatılacak yoksa?

Bu toplumun geleceği çocuklarımıza utançtan başka devredeceğimiz bir şey yok mu?

Var elbette,

Çocuklarımıza suçların, vahşetin utancını değil demokrasiyi, farklılıklarla bir arada yaşama, haksızlığa, zulme direnme kültürünü miras bırakmak hala mümkün. Bunun için;

Tahir Elçi olup şiddete karşı çıkmanın, barışı savunmanın,

Barış İçin Akademisyenlerin yanında, yüksek sesle “Bu Suça Ortak Olmayacağız” diye haykırmanın,

Cumartesi Anneleri ile birlikte, ısrarla ve sebatla bıkmadan usanmadan çocuklarımızın mezarlarını ve katillerini aramanın,

Osman Kavala gibi halklar arası diyaloğa, birlikte yaşama iradesine, Anadolu’nun kültürüne, sanatına, şarkısına, türküsüne yeniden can vermenin,

Yargıçların, savcıların, kafalarını kuma gömdükleri, baroların utangaç demeçler vermek dışında bir şey yapmadıkları bu ortamda 42 haftadır, hak, hukuk, adalet diyerek Adalet Nöbeti tutan avukatların yanında nöbet tutmanın zamanıdır.

Ahmet Şık’ın şahsında, zulme boyun eğmeyen, dik duran gazetecilerin sesine ses katmanın,

Nuriye ve Semih’in şahsında KHK zulmüne direnenlerin haklı mücadelesine omuz vermenin,

Ayşe Öğretmen gibi “çocuklar ölmesin” diye haykırmanın vaktidir.

Nasıl mı yapacağız?

Sokak yaşamdır, özgürlük alanıdır, kadınlardan öğrenelim ve sokağı terk etmeyelim,

Katillerin ve hırsızların değil, Ermeni komşularını her türlü tehlikeyi göze alarak koruyan Hacı Halil’lerin, Ermenilerin öldürülmesine karşı çıkan ve bunu hayatıyla ödeyen Lice Kaymakamı Hüseyin Nesimi’nin yolunda yürüyelim.

Hrant Dink olalım, birleştirdiğimiz kollarımızı koskocaman açıp koca dünyayı saralım da içine sevgiyi koyalım.

Gelin Hrant Dink olalım, barışın, demokrasinin, beraber yaşama kültürünün ve diyaloğun en geniş cephesini oluşturalım.

Dünya kurulalı beri adalet, özgürlük, eşitlik, barış için mücadele edenlerin, yaşadığı cehennemi cennete dönüştürmeye talip olanların soyundanız. Daha önce yaptık, yine yaparız.”

Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Yahudiler Konuşuyor!

Arev B. Mirakyan – NorZartonk.org

Hep birlikte ortak bir gelecek inşa etmek amacıyla kurulan ‘Yanyana Ortak Bir Gelecek’ adlı projenin çalışmaları 30 Ocak 2017 itibariyle RUMVADER öncülüğünde ilk adımlarını attı projenin eş başvuru sahibi ise Boyacıköy Surp Yerits Mangans Ermeni Kilisesi Vakfı’dır.

Hedefleri üniversite çağındaki gençlerin Türkiye’nin kültürel çeşitliliğine gösterdikleri duyarlılığı pekiştirmek, nefret söylemlerini bertaraf etmek, kültürlerarası diyaloğu arttırmak, toplumda dayanışmayı arttırmak, Ermenilerin, Rumların, Süryanilerin ve Yahudilerin Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve siyasi katılımına katkıda bulunmayı amaçlıyorken öncelikli hedef grupları ise üniversite öğrencileri, akademisyenler, Ermeniler, Rumlar, Süryaniler ve Yahudiler. Devamını oku…»

Suny: Zor mesele es geçilmiş oldu

Ronald Grigor Suny – Agos

Dünyanın önde gelen Sovyet dönemi tarihçilerinden ABD’li Ermeni akademisyen Ronald Grigor Suny, 24 Nisan’da Tünel’de gerçekleştirilen anma törenine katıldı, hem törene ilişkin izlenimlerini satırlara döktü, hem de ABD Başkanı Trump ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mesajlarını değerlendirdi.

24 Nisan 2017 günü hava güzel ancak Ermeni Soykırımı’nın 102. yıl dönümü anması için toplanan kalabalık küçüktü. Polis kordonuyla sarılıp bariyerlerle çevrelenmiş yüzlerce kişi, bir asır önce olanlara tanıklık edip çoğu Anadolu’nun derinliklerinde katledilmek üzere 24 Nisan 1915’te İstanbul’da alınan şehit aydınları ve siyasetçileri anmak için Tünel’de toplandı. Devamını oku…»

Soykırımın şifresi çözüldü

Taner Akçam – Agos

Tarihçi Taner Akçam, Teşikilatı Mahsusa ve İttihat Terakki yöneticisi Bahaettin Şakir’in 4 Temmuz 1915 tarihli Ermenilerin sürgün ve imhalarını koordine etmek amaçlı telgrafının şifresini çözdü. Telgrafı içeren belgenin üstündeki antet ise telgrafın orijinal olduğunu hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlıyor.

Elimizde, Bahaettin Şakir’e ait, 4 Temmuz 1915 tarihinde, İttihat ve Terakki Elâzığ (Harput) Müfettişi Nazım Bey’e iletilmek üzere, Vali Sabit Bey’e çekilmiş bir telgraf var. Devamını oku…»

KONDA’nın referandum raporunda ‘geçersiz oy’ kuşkusu: Açıklayamadığımız bir durum var!

İnan Ketenciler – T24.com.tr

Türkiye’nin saygın kamuoyu araştırması kurumu KONDA’nın yüzde 48,59’luk ‘hayır’ oyuna karşılık yüzde 51,41’le ‘evet’ oyuyla ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’nin kabul edildiği referanduma ilişkin sandık ve seçmen analizi yayımlandı. Analizde, “Geçersiz oyların en düşük olduğu iller genellikle batı illeriyken, en yüksek geçersiz oyun olduğu illerin tümü ‘hayır’ oylarının ağırlıklı olduğu Kürtlerin çoğunlukta olduğu illerde görülmektedir” dendi. 16 Nisan’a ilişkin tahminleri referandum sonuçlarıyla çakışan KONDA’nın analizinde, geçersiz oy tartışmalarının yargıya taşındığı referanduma ilişkin olarak “Bu illerdeki geçersiz oy yüksekliğinin ne kadarının bilinçli bir protesto sonucu olduğu ne kadarının sandık kurullarının insiyatifleriyle oluştuğunu kestirmek güç olsa da özel olarak odaklanılması gereken sandıkların olduğu iller olduğu da açıktır” ifadelerine yer verildi. Devamını oku…»

Basın Özgürlüğünün Üç Ayı: Durum Hakikaten Feci

Bianet.org

15 Temmuz darbe girişimiyle uygulanan ve bir yıla uzanan Olağanüstü Hal (OHAL) yönetimi gazetecilik hakları ve temel hak ve özgürlüklerinin çiğnenmesi ve yargının keyfiyete teslim edilmesi nedeniyle Avrupa Birliği’yle ilişkileri iyiden iyiye bozdu.

Özellikle Die Welt muhabiri Deniz Yücel’in onlarca gazeteci gibi ağır tecrit altında hapishanede tutulması Almanya ile ilişkileri gerdi. Anayasa Mahkemesi (AYM), Şahin Alpay, Nazlı Ilıcak, Murat Aksoy, Atilla Taş, Kadri Gürsel, Murat Sabuncu, Musa Kart, Turhan Günay gibi 20’ye yakın gazetecinin başvurusunu geçiştirirken başvurular Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde “öncelikli inceleme” konusu yapıldı. Devamını oku…»

16 yaşındaki çocuk işçi 1 Mayıs’ta hayatını kaybetti!

Birgün

Adana’da mobilya atölyesinde çalışan 16 yaşındaki çocuk işçi Ömer Faruk Sever 1 Mayıs günü yaşanan iş cinayetinde asansörde sıkışarak hayatını kaybetti.

DHA’nın haberine göre; Adana’da mobilya atölyesinde çalışan çocuk işçi 16 yaşındaki Ömer Faruk Sever 1 Mayıs günü yük asansörünün kabini ile duvar arasında sıkıştı. Kafası ezilen Sever, olay yerinde hayatını kaybetti. Devamını oku…»

Düzenlemeler, Tepkiler, Hak Aramalar

Bianet.org

Raporlar, tepkiler, soru ve araştırma önergeleri, kanun teklifleri, dayanışma, ödüller, cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlardan açıklamalar, işten çıkarmalar ve işten “ayrılmalarla” habercilikte Ocak-Şubat-Mart 2017.

Hükümet, 19 Nisan’dan itibaren üç ay daha uzatılan Olağanüstü Hal (OHAL) yönetimiyle medya alanının “milli güvenlik” gerekçesiyle daha da daraltılmasına yönelik düzenlemelere başvurmaya devam etti. Bir yandan, Referandum öncesi özel görsel işitsel medya organları için “adil yayın” zorunluluğunu ortadan kaldıran iktidar, diğer yandan, “Son dakika” haberlerini, olay anı ve sonrası görüntülerinin yayımını yasakladı. Devamını oku…»

Küresel pastada emekçinin payı geriliyor

Hayri Kozanoğlu
Birgün

2017’nin 1 Mayısı’nda da bize düşen demokrasi, hukuk, Aydınlanma ve laiklik mücadelesini, ‘sınıf mücadelesiyle’ birleştirebilmektir. Ancak o zaman, ‘zorbalar kalmaz gider’

IMF raporlarından dünya ekonomisinin encamını, küresel sermaye açısından olası riskleri ve öngörüleri iki yetkin iktisatçının, Korkut Boratav’la (BirGün 28 Nisan 2017), Mustafa Sönmez’in (Al Monitor 27 Nisan 2017) kaleminden okumanız tavsiye edilir. Devamını oku…»

Haberler Arşivindeki diğer yazılara ulaşmak için lütfen tıklayınız…