Main menu:



















Arama

Arşiv

Arşiv

Halkevleri Genel Kurullarına dayanışma damgasını vurdu

[ A+ ] /[ A- ]

sayattekir

Sendika

İstanbul Halkevi 8. Olağan Genel Kurulu 26 Ocak Pazar günü gerçekleşti. İstanbul Halkevi; “Yalanın, talanın, hırsızlığın, zorbalığın karşısında halk var!” diyerek Halkevleri’nin kuruluşunun 82. yılında gerçekleştirilecek genel kurulunun kürsüsünü mücadelenin kürsüsüne dönüştürme çağrısı yapmıştı.

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde gerçekleştirilen genel kurulda; neoliberalizmin, gericiliğin ve zorbalığın karşısında mücadele edenler; kamusal hakları gasp edilenler, özgürlüğü elinden alınmak istenenler, Haziran direnişçileri; demokratik kitle örgütleri, meslek odaları ve siyasi partilerden temsilciler ortak kürsü kurdu.

İstanbul Halkevi 8. Olağan Genel Kurulu, Halkevleri Film Atölyesi’nin hazırladığı, Haziran isyanından bugüne yaşananları konu alan filmin gösterimiyle başladı.

Film gösterimini takip eden saygı duruşunun ardından divan heyeti seçildi. Divan Başkanlığı’nı Doğan Halis yürüttü.

Genel Kurul kürsüsü açılmadan once İstanbul Halkevi Başkanı Özge Ozan açılış konuşmasınıı yaptı. Özge Ozan konuşmasında “Halkevleri genel kurulları basit bir formaliteden ötedir, halkın kürsüsüdür, mücadele edenlerin kürsüsüdür. O yüzden bugün de böyle olmasını umuyoruz. Bundan tam iki yıl önce İstanbul Halkevi Genel Kurulu’nda yine bir kürsü kurmuş, ismine demokrasi kürsüsü demiştik. Çünkü o günlerde binlerce Kürt siyasetçi, yüzlerce üniversite öğrencisi, Başbakan’ın isimlerini ağzına almaya utanmadığı Ahmet Şık ve Nedim Şener, torba davalarla devrimciler hapishanelerdeydiler. Hayalleri için sokağa çıkan işçiler, kentin yağmasına karşı ayağa kalkan kentliler, HES’lere, termik santrallere karşı sokağa çıkan köylüler karşılarında bugün kavga edenlerin ortak kolluk kuvvetlerini, zor aygıtlarını gördüler. O karanlık günlerde biz hep bir aydınlık gördük, sokağın sesini dinledik ve sokaktaydık. İki yıl önce bu kürsüden hep birlikte bir şey söyledik: ‘Bu mızrak bu çuvala sığmaz. Halkın direniş eğilimleri AKP faşizmine karşı mücadelede birleşecek.’ AKP 11 yıl boyunca neoliberal-gerici bir rejimin inşasında çok ciddi yol aldı. Ancak bu rejimin inşasını durduracak tek bir gerçek güç var, o da halkın gücü. Ne güzel ki tarih bize sokakların yürümekle aşındığını bir kez daha gösterdi. Bizlerin yıllar boyunca yürüyerek aşındırdığı sokaklarda bir halk isyanı mayalandı. Ne güzel bu salonda yaşayanlar bu isyanın onurunu yaşıyor” dedi. Ozan konuşmasının devamında Gezi direnişinde kapatılan NTV tarih dergisine atıfta bulunarak “Yaşarken yazıyoruz tarihi. Siyasi krizin derinleştiği bu koşullarda Haziran isyanıyla elimize aldığımız kalemi egemenlere bırakmamak için ne yapacağımızı konuşacağız bu kürsüde” diyerek sözü salona bıraktı.” dedi.

Nuri Günay’ın konuşmasının ardından yine Halkevleri Film Atölyesi tarafından hazırlanan ve Halkevleri’nin tarihini anlatan bir video gösterildi.

Video gösteriminin ardından konuşmalar devam etti. Günay’ın ardından ilk sözü SPOD’dan (Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelimler Çalışmaları Derneği) Deniz Şapka aldı. Şapka “Biz LGBTİ’ler, heteroseksüel bireylerin yaşadığı yalan, talan, hırsızlık ve zorbalıkların yanı sıra anayasada hiçbir hakları olmayan, cinsel kimliğinden dolayı ayrımcılığa maruz kalan ve öldürülen insanlarız” dedi. Cinsel kimliklerinden dolayı işyerinde baskıya uğradıklarını, sağlığa erişim noktasında homofobik ve transfobik tavırla karşılaştıklarını söyledi. Cinsel kimliklerini ailelerine açıklayamadıklarını da ifade eden Şapka, “2008-2013 yılları arasında 34 trans kadın ve 5 gey arkadaşımız katledildi. Bunlar bilinen cinayetler. Bu arkadaşlarımızın davalarını takip ediyoruz. Duruşma salonunda karşılaştığımız psikolojik şiddetle de mücadele ediyoruz” dedi ve insan haklarına duyarlı herkesi bu davaları takip etmeye çağırdı. Park forumlarının LGBTİ’lere görünürlük ve taleplerini toplumsallaştırma imkanı sağladığını da belirtti. Şapka, seçimlere giderken LGBTİ’lerin siyasi taleplerini ortak bir zeminde buluşturmak için LGBTİ Siyasi Temsil ve Katılım Platformu kurduklarını da söyledi.

Deniz Şapka’nın ardından İstanbul Halkevleri Tiyatro Atölyesi Çalıştırıcısı Volkan Yosunlu söz aldı. Yosunlu, İstanbul Halkevi bünyesinde İstanbul’daki Halkevi şubelerinin üyelerinin katılımıyla ve tiyatrocuların çalıştırıcısı olduğu bir tiyatro faaliyetinin yürütüldüğünü anlattı.

Yosunlu’nun ardından Nor Zartonk adına Sayat Tekir kürsüye çıktı. Tekir, konuşmasını Ermenice ve Türkçe olmak üzere iki dilli yaptı. “Son zamanlarda AKP ve cemaat çatışmasını görüyoruz. Ancak Hrant Dink cinayeti ve davasında nasıl suspus olduklarını, nasıl suçlarını birlikte örttüklerini görebiliyoruz. Ramazan Akyürek’in ya da Muammer Güler’in Hrant Dink davası nedeniyle değil de bir yolsuzluk operasyonu sebebiyle görevlerinden alınmaları bu ülkenin adaletinin nasıl olduğunun göstergesi. Ancak bu durum ebedi değil. Bu gidişi düzeltecek örgütlerimiz, sendikalarımız, mahalle evlerimiz var” dedi. Demokratikleşme adı altında içi boş, parlatılmış bir paket çıkarıldığını; ancak bu paketi çıkaran ve Gezi Parkı’nda insanların üzerine bomba atan bu zihniyetin barış getirmeyeceğini söyleyen Tekir, “Bu barışı biz getireceğiz, bütün halklardan emekçilerle birlikte getireceğiz” dedi.

Geçmişte yaşanan katliamlarla yüzleşilmediği taktirde katliamların tekrarlandığını da söylerek “Buna karşı, bu hükümeti defetmek için bizim birlikte bir mücadele vermemiz gerekiyor” dedi. Tekir sözlerini “Evlerin, yurtların, dünyaların ve kosmosun kardeşliği adına yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın birlikte mücadelemiz!” diyerek sonlandırdı.

Sayat Tekir’in ardından Kaldıraç adına Hakan Dilmeç söz aldı. Bugün yaşanan egemenler arası kavganın temel nedenlerinin başında Taksim ve Tahrir’de simgeleşen halk isyanlarının geldiğini söyleyen Dilmeç, “Kendi gücümüze güvenelim” dedi. Daha fazla öne çıkmanın ve birlikte hareket etmenin gerekliğini de vurgulayan Dilmeç, “Yaşasın devrimci dayanışma” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Hakan Dilmeç’in ardından Halkevleri Onursal Başkanı Abdullah Aydın bir konuşma yaptı. Halkevleri Emekli Hakları ve Emeklilik Hakkı Atölyesi adına konuşan Aydın, “Bugün 10 milyon emekli var. Örgütleri var. Güçlerine, geleneklerine, birikimlerine ve mücadele tarihlerine uygun bir duruş sergilemiyorlar. Bu suç elbette bu ülke muhaliflerinindir. O yüzden biz bu alanı bugün benimsemeli, hep birlikte ayağa kaldırmalıyız. Bir halk hareketi yaşamın tüm alanlarına müdahale ederek ortaya konur. Halkın hakları mücadelesinin bütünlüğü içerisinde bunu ele almak gerekir” dedi. Aydın, Halkevleri Emekli Hakları Atölyesi’nin tohumlarının iki Halkın Hakları Forumu’nda atıldığını, emekli hakları için mücadele eden diğer kurumlarla birlikte eylemler yaptıklarını da ifade etti. Önümüzdeki döneme ilişkin ise İstanbul ve Ankara’da Halkevci emeklilerin AKP’ye seçim notu vereceğini ve atölye olarak emekli mücadelesini anlatan bir kitapçık çıkarmak üzere olduklarını belirtti.

Abdullah Aydın’ın konuşmasını Devrimci Sağlık İş Sendikası üyesi olan ve Cerrahpaşa Hastanesi’nde direnen Hülya Berktaş’ın konuşması izledi. 31 Aralık itibariyle işten çıkarıldıklarını söyleyen Berktaş, Cerrahpaşa Hastanesi’nin bahçesinde sürdükleri direnişe çokça destek verildiğinden söz etti. “Taşerona artık dur demek istiyoruz. Bir sabah kalktığımızda çocuklarımızın geleceği elimizden alınmış oluyor. Taşeron örgütlenmemizi istemiyor. O yüzden artık tüm bunlara dur demek istiyorum” dedi. Kadınların eve kapatılmak istenmesine rağmen çadırda 8 kadının direnmekte olduğunu da ifade etti. “İşimize geri dönene kadar, çocuklarımızın geleceğini kazanana kadar direnmeye devam edeceğiz. O çadır bizim gururumuz, yöneticilerin de utancı olsun. Bu direnişi sendikamızla kazanacağız” dedi. Berktaş’ın konuşması salonda coşkuyla ve “Direne direne kazanacağız” sloganıyla karşılandı.

Berktaş’ın ardından SODEV (Sosyal Demokrasi Vakfı) Başkanı Erol Kızılelma kürsüye çıktı. Kızılelma, “Farklılıklarımızdan çok ortak yönlerimiz var. Bu ortak yönlerimiz öne çıkarılmalı. Demokrasi ve özgürlük mücadelesinin yükseldiği bugünlerde birçok platformda, yoldaşça mücadele etmek dileğiyle genel kurulunuzu selamlıyorum” dedi.

Erol Kızılelma’nın konuşmasını ÖDP (Özgürlük ve Dayanışma Partisi) İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi Nazmi Algan’ın konuşması izledi. “Bugünlerde çok açık bir devlet kriziyle karşı karşıyayız. Oligarşinin iç bloğunun iyice parçalandığı, bu gerici bloktan da devrimci sosyalistlerin yanında yer alamayacağı iki blok çıktı” diyen Algan, sosyalistlerin buna karşı omuz omuza mücadele etmesi gerektiğini, sokakta verilecek mücadelenin önemli olduğunu ifade etti. Ankara’da yürütülen ortak aday çalışmasının önemli bir örnek olduğunu da konuşmasında ifade etti.
Nazmi Algan’ın ardından EHP (Emekçi Hareket Partisi) İstanbul İl Başkanı Özge Akman söz aldı. Akman, “Bu dönem, birlikteliğimizin daha da büyütüleceği bir dönem. Gezi direnişinden itibaren devrimcilerin omzunda daha büyük bir yük var. Çıktığımız sokakları daha da güçlendirmek için hep birlikte omuz omuza mücadele etmeliyiz” diyerek İstanbul Halkevi Genel Kurulu’nu selamladı.

Akman’ın konuşmasının ardından Tek Yumruk taraftar grubu adına İdris Akkuzu kürsüye çıktı. Akkuzu, “Her ne kadar bugün burada gönül verdiğimiz futbol takımlarının taraftarları olarak bulunuyor olsak da bu memlekette aklımızın almadığı, içimizin elvermediği, haksız bulduğumuz her konuda söyleyecek sözü, direnecek gücü olan taraftar grubuyuz” dedi. Akkuzu sözlerini “Toplumda yer alan her türlü eşitsizliğin bir anlamda temsil edildiği alanlar olarak tribünler bizim için öncelikli mücadele alanlarımızdır. Oralarda ırkçı, şovenist, gerici söylemler ve eylemlere tepki göstermek varoluşumuz gereğidir. İtirazımız futbolun, emekçinin ürettiği artık değerin kapitalist tarafından çalındığı toplumsal ilişkilerin bir parçası olmasınadır. İsyanımız futbolun, iktidarın ve toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretiminde kullanılan bir araç oluşunadır. Talebimiz futbolun, devletin ve kapitalistlerin ellerinden alınıp halka teslim edilmesi; futbolun, borsada değil, arsada oynanmasıdır” diyerek sürdürdü.

İdris Akkuzu’nun ardından Basın İş Sendikası adına Gazeteci Faruk Eren söz aldı. Gezi direnişi öncesinde de sonrasında da merkez medyanın halinin içler acısı olduğunu söyleyen Eren, Gezi direnişçilerinin öfkesinin yalnız hükümete değil, medyaya da yöneldiğini ifade etti. Daha önceleri de medyanın yayınlarından rahatsız olanlar tarafından protesto edildiğini; ancak halkın ilk defa medya bir haberi vermediği için, yani haber alma hakkı için medyayı protesto ettiğini ve bunun dünyada ilk olduğunu belirtti. Eren, konuşmasının devamında Gezi direnişi döneminde çalıştığı merkez medyada haberleri verirken direniş, isyan kelimelerini kullanmamaları yönünde kendilerine uyarıda bulunulduğunu; buna uygun çalışmak zorunda kalan gazetecilerin mesai bittiğinde ise direnişe gittiğini anlattı. “Medyanın içinde bulunduğu bu durumdan kurtulmasının, gazetecilerin editoryal bağımsızlığını kazanmasının tek yolu sendikalaşmadır” dedi.

Faruk Eren’in ardından Gezi Hukuki İzleme Grubu’ndan Avukat Arzu Becerik bir konuşma yaptı. Gezi Hukuki İzleme Grubu’nun Gezi direnişinden önce ve sonra sol muhalefete yönelen yargısal baskılara ve Gezi direnişinin ruhunu anlamaya dönük olarak kurulduğunu ifade eden Becerik, Gezi direnişine ilişkin değerlendirmelerini de paylaştı. Son zamanlarda yargıdaki gruplar arasında yaşanan çekişmelerin zaten bilindiğini; ancak bu üst düzey çekişmelerin sonunda bitip yargı silahının yine devrimcilere, sol muhalefete yöneleceğini söyledi ve “Basında AKP’ye karşı demokrat savcı olarak tanıtılmaya çalışılan Muammer Akkaş, Gezi iddianamesini verip gitti. Halbuki Gezi’de bir suç yok” dedi. Becerik, Gezi Hukuki İzleme Grubu’nun Gezi’nin hukuki sonuçlarını takip etmesi, başvurular alması ve savunma üretmesinin yanı sıra akademisyenlerle, İstanbul Tabip Odası’yla Gezi’nin ne olduğunu, nasıl başladığını, nereye doğru evrileceğini de içeren bir rapor hazırladıklarını belirtti.

Arzu Becerik’in konuşmasının ardından İTÜ Asistan Dayanışması adına Aykut Kılıç söz aldı. “İki yıllık mücadelemizde Halkevleri her zaman yanımızda oldu” diyerek sözlerine başlayan Kılıç, geçtiğimiz yıl YÖK’ün önünde 40 saatlik bir direnişle işlerine geri dönme hakkı kazandıklarını; ancak Başbakan’ın emriyle YÖK’e müdahale edildiğini ve işlerine geri dönemediklerini söyledi. O günden beri de mücadelelerini sürdüklerini söyleyen Kılıç, egemenler arası çatışmayı ve AKP’nin 11 yıllık iktidarını değerlendirdiği konuşmasında “Belki de tarihin hiçbir döneminde işyerinde, üniversitede, farklı yerlerde sürdürülen mücadelelerin biraraya getirilmesinin ihtiyacını bu kadar hissetmedik. Eğer bu sağlanırsa İTÜ’lü asistanların mücadelesi de layık olduğu mertebeye kavuşacak” dedi.
Aykut Kılıç’ın ardından Sporcular Parkı Forumu’ndan Hasan Sarıkaya söz aldı. Sarıkaya, Haziran direnişiyle birlikte ortaya çıkan doğrudan demokrasiyi parklarda sürdüklerini anlattı.

Sarıkaya’nın ardından Öğrenci Kolektifleri adına Utku Oğul kürsüye çıktı. Oğul “Kimi zaman kayıt parasını veremeyen velinin, kimi zaman yoksul mahallelerde barınma hakkı mücadelesi verenlerin, kimi zaman ulaşım hakkımızı savunurken kendi yanımızda, Gezi Parkı’nda gördüğümüz Halkevleri’yle yan yana yürümek konusunda hiçbir zaman tereddüt etmedik, etmeyeceğiz” diyerek sözlerine başladı. Referandum döneminde söylediklerinin ne kadar doğru olduğunun iktidar içi çatışmayla ortaya çıktığını söyleyen Oğul, “Bu kavgayı seyretmektense bu kavgaya müdahale etmek gerekir. Biz bunu üniversitede de sene başından beri yaşıyoruz. AKP bu sene üniversitelerde çok etkisiz kaldı, üniversitelere adım atamadı. Tabi ki bunun karşısında durmadık, yeni bir üniversite kurmanın adımlarını atmaya çalıştık, çalışıyoruz” dedi.
Utku Oğul’un konuşmasını İstanbul Kent ve Barınma Hakkı Meclisi’nden Çiğdem Çidamlı’nın konuşması takip etti. Çidamlı “Gezi Parkı’nda ortaya çıkan isyan, kentin bundan sonra sınıf mücadelelerinin ve politik mücadelelerin ana mecralarından bir tanesi olarak kendisini bize dayatarak kabul ettirmesi tesadüf değildir. Dünyada nüfusun %90’ının yaşamakta olduğu şehirlerin, sınıfsal çelişkilerin biriktiği zeminlerden biri olmasındandır” dedi. Çidamlı sözlerini şöyle sürdürdü: “17 Aralık’tan itibaren Türkiye’de gördüğümüz şey basit anlamda bir yolsuzluk değil, neoliberal kentin iflasıdır. Neoliberal kentin iflası da dünya halklarına dayatılmakta olan neoliberal yaşamın iflasıdır.” Çidamlı ayrıca kentin kendisinin kürsüde dile getirilen biraraya gelinmesi gerektiği yönündeki fikrin gerçekleşmesinin imkanını sunduğunu da ifade etti. 17 Aralık’tan sonra zaten bilinse de tüm kentsel yağma projelerinin meşruluğunu yitirdiğini, bu yağmayı sürdürenlerin hiçbir yetkisinin olamayacağını söyleyen Çidamlı, bu talan ve yağma projelerine müdahale etmeye devam edeceklerini, İstanbul’un farklı yerlerinde kente dair mücadele yürütenlerin biraraya gelmeye başladığını anlattı.

Çiğdem Çidamlı’nın ardından İstanbul Tabip Odası ve Taksim Dayanışması adına Ali Çerkezoğlu söz aldı. Çerkezoğlu “Taksim Dayanışması, mendil satan çocuğun güvenlikçiler tarafından metroya ücretsiz bindiği için kafası yarıldığı zaman ertesi gün orada toplanan on binlerdir. Taksim Dayanışması, karne günü Berkin’i yalnız bırakmayanlardır. Taksim Dayanışması, kuzey ormanlarına sahip çıkanlardır; evininyıkılmasına karşı barınma hakkını savunanlardır; forumlarda inatla direnişin ruhunu sürdürenlerdir” dedi. Konuşmasında sağlık hakkı mücadelesine de değinerek “Sağlık hakkı mücadelesi yalnız hekimler, sağlık çalışanları, sağlık sendikalarıyla değil; milyonlarca yurttaşın hakkına sahip çıkarak, ‘Bu hastaneler benim. Ben müşteri değilim’ diyerek ekstra paraları kabul etmeyen, güvenilir bir sağlık hizmetine sahip çıkan güçlü bir muhalefetle yürütülmelidir” dedi.

Ali Çerkezoğlu’nun ardından Halkevci Kadınlar adına Nida Karabağ bir konuşma yaptı. Karabağ, konuşmasında AKP’nin 11 yıllık iktidarı boyunca gerçekleştirdiği tüm neoliberal saldırganlıklar karşısında; Karadeniz’de dere başında, 4+4+4’e karşı mücadelede, evinin yıkılmasına karşı direnişte kadınların öne çıktığını belirtti. AKP’nin kadın düşmanı ve gerici politikalarına karşı direnen kadınların sokakları doldurdukları kürtaj eylemleriyle Gezi direnişinin müjdecisi olduğunu da ifade etti. Karabağ, kadınların Gezi direnişinin %52’sini oluşturduğunu, AKP’nin tacizci, tecavüzcü, katil polisinden korkmayarak sokaklarda direndiğini; kadınların direnişin AKP’yi korkuttuğunu, kadınlar için de artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını, kadın düşmanlarından hesap soracaklarını söyledi.

Kürsüde son sözü İstanbul Halkevi’nin yeni dönemde başkanlığına aday olan Gizem Kutlu aldı. Kutlu konuşmasına “Gelecek dönemin iktidar açısından daha da zorlu geçeceği ortadadır. Fakat Haziran’dan bugüne meydanları boş bırakmayan, siyaset yapma hakkını temsilcilere devretmeyen, isyanımız sandığa sığmaz diyen, ‘Seyirci değil, tarafız’ diyerek iki taraftan da hırsızlığın, çalınan yaşamının emeğinin, yıkılan evinin, yok edilen doğasının hesabını soracağını ilan eden milyonlar; kadın düşmanlığına, şiddete, tacize, tecavüze, gericiliğe ‘Artık yeter’ diyen kadınlar; isyanını sokaklara, kampüslere, hayallerini tüm yaratıcılıklarıyla duvarlara yansıtan, ‘Karanlığa mahkum değiliz’ diyen gençler; barış, kardeşlik, eşitlik ve özgürlük için katliamlara, baskılara rağmen direnmekten bir an olsun geri durmayan halklar bize yeni dönemin umutla, isyanla, kazanımlarla geçeceğini müjdelemektedir” diyerek başladı. AKP’nin yürüttüğü neoliberal, gerici tüm politikaların ve sonuçlarının karanlık bir tabloyu değil, sürecek ve büyüyecek bir mücadeleyi işaret ettiğini söyleyen Kutlu, “İstanbul Halkevi olarak önümüzdeki dönemde Halkevleri’nin 82 yıllık tarihinden bugüne taşıdığımız değerler, bugün bu kürsüde konuşulanların ışığında ve Haziran isyanının öğrettikleri ile önümüze koyduğu sorumlulukların bilinciyle ülkenin dört bir yanında süren mücadelelere omuz verecek, başta İstanbul olmak üzere yıkılan her evin; talan edilen doğanın; halkın elinden alınan her kamusal alanın, çalınan yaşamlarımızın, emeğimizin hesabını soracak, neoliberalizm ve gericiliğin karşısında halkın zaten var olan katılım ve denetim eğilimlerini güçlendirecek şekilde halkın hakları, demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesini büyüteceğiz” dedi.

Konuşmaların ardından genel kurul gündemine devam edilerek çalışma raporunun, mali rapor ve tahmini bütçenin, denetleme kurulu raporunun okunmasının ardından yönetim kurulu ibrası gerçekleşti ve önergelerin karara bağlanmasından sonra yeni dönem yönetim kurulu seçimlerine geçildi. Oylamanın ardından İstanbul Halkevi 2014-2016 dönemi yönetim kuruluna; Gizem Kutlu, Hatice Allahverdi, Semra Ocak, Alaattin Timur ve Nuray Çavuş seçildi.