Main menu:



















Arama

Arşiv

Arşiv

Hayatını Savunduğu İçin Cezaevinde: Yasemin Çakal

[ A+ ] /[ A- ]

510

Feminist Politika

Yasemin Çakal, 10 Temmuz 2014’te uzun süredir sistematik bir şekilde şiddet gördüğü kocasını kendisini korumak için öldürdü. Çocuğuyla birlikte cezaevinde olan Çakal’ın ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılanmasına devam ediliyor.

Avukatların cezaevinde gerçekleştirdiği, Feminist Politika’nın 28. Sayısında yayınlanan Yasemin Çakal röportajını yayınlıyoruz:

Yasemin, ilk duruşmana gelemedik. O duruşmada konuşmakta zorlandığını kız kardeşin bize anlatmıştı… Sonra da durum pek değişmedi… Sana neden öldürdüğünü değil, bu sessiz çığlığının nedenini sormak istiyoruz.

Anlatmak o kadar zor ki. Tekrar tekrar cehennemi yaşamak gibi geliyordu, hele ilk zamanlar..Ne kadar dayak  yediğimi, duyduğum küfürleri kanlar içinde yerlerde süründüğümü ben biliyorum. Tehditleri, bende yarattığı korkuyu ben biliyorum. Beni kaç kez odaya kilitledi, kollarımda sigara söndürdü…“Benden boşanırsan kızkardeşini öldürürüm” diyordu mesela, hayatta en çok güvendiğim kişiyle tehdit ediyordu. Benle yetinmedi el kadar çocuğu hırpalıyordu, ona vurabiliyordu. O güne kadar ne çektiğimi ben biliyorum. O öldü kurtuldu, kimse ölüye hesap sormuyor. Bense cezaevine düştüm, oğlumun canını, kendi canımı kurtardım diye! Mahkemede gene hesap veren ben, hapishaneye düşen ben…bu adalet mi, ne diyeyim ki?

Tüm bu yaşadıklarını komşulardan, etraftan yaşadıklarını duyan gören olmadı mı? Kimse müdahale etmedi mi?

Oturduğumuz site lüks sayılabilecek bir siteydi. Bana şiddet uygulamadan önce mutlaka ya müzik sesini ya da televizyon sesini sonuna kadar açardı. Bir gün beni balkon camından aşağıya sarkıtıp atmak üzereydi, dışarıda güvenliği görünce vazgeçti sanırım. Kimse gelip ne oluyor diye sormadı.

Nasıl kurtulmaya çalıştın ondan?

Ailemden destek istedim, birkaç kez şikayet ettim, sığınakta kaldım, fayda etmedi. Evliliğin ikinci haftası beni hastanelik etti. İlk zamanlar anneme anlattım, “hepimiz aynı şeyi yaşıyoruz, benim çektiklerimin yanında seninki ne ki” dedi. Bu konuyu babamla hiç konuşmadım. Selim doğduktan sonra da durulmadı. Bir gün Selim’i çocuğu olmayan ablasına evlatlık olarak vermek istediğini söyledi. Ekonomik durumumuz kötüydü, Selim’in sağlık sorunları vardı, dişilik hormonunun yüksek olduğunu öğrenmiştik. “Hayatta çocuğumu vermem” dedim. Bunun üzerine beni deli gibi dövdü, boğazımı feci şekilde sıkıp odaya kilitledi. Astım krizim tuttu, ilaçlarımı vermedi. Şans eseri kırdığı cep telefonum odadaymış, çaldı, ekran görünmemesine rağmen açtım, arkadaşımın sesini duydum, “ölüyorum, yardım et” diyebildim. Arkadaşım ambulans ve polise haber vermiş. Polis bir süre sonra eve geldi, kapıyı kırarak açtı. Beni hemen hastaneye götürdüler. Şikayetçi oldum, sonra da ilk kez sığınağa yerleştim.

Sonra nasıl tekrar bir araya geldiniz? Boşanmak istedin mi?

İstemez miyim! Aileme gitmiş yalvarmış. Nasıl olduysa sığınağın yerini de bulmuşlar. Gizli diyorlar ama değil yoksa nasıl bulurlar? Abimle ikisi geldiler. Ailem boşanmamı istemiyordu, beni bu yaşananlara rağmen “gel kızım biz senin arkandayız” demediler. Gidecek yerim yoktu, cehenneme geri döndüm. Sığınaktan çıkınca ilk başlarda verdiği sözler nedeniyle eve gelmedi. Bense o evde olmamasına rağmen 2 gün o evi görmek dahi istemediğim için eve giremedim, parkta yattım. Tabii nereye kadar… O süreçte kızkardeşim bana çok destek oldu, üç kuruş maaşıyla çocuğuma mama, bez aldı; bana moral vermeye çalıştı, boşanmam için beni cesaretlendirdi, “ beraber yaşarız abla “ dedi. Oğlum 4 aylıkken boşanma davası da açtım ama sonra o dava ne oldu bilmiyorum.

Boşanma davası görülemeden Selim ve sen ölümle burun buruna geldiniz…Nasıl oldu?

O korkunç günden bir gün önce annesinin yazlığından gelmiştik. Annesi ile de tartışmıştı, gergindi. Eve geldik, evde elektrik-su kesik, mühürlemişler sayaçları. Mühürü bozmak zorunda kaldık. Dünya kupası maçı varmış onu izleyecekti. Selim ağlıyordu, bez alamamıştık. Selim’e bez almak gerektiğini söyledim, maç izlediği için almayacağını söyledi. Ben bez alması konusunda ısrar edince bağırıp çağırmaya başladı, bana ve Selim’e küfür etti. Birden beni ve oğlumu yatak odasına sokarak kapıyı üstümüzden kilitledi. İlk bir saat kapıyı yumrukladım, “bizi çıkar “ diye yalvardım, “çocuğunu düşünmüyor musun hiç” diye bağırdım, hiç cevap vermedi, televizyonun sesini sonuna kadar açtı her zamanki gibi komşular sesimi duymasın diye. Sabaha kadar oğlum kesintisiz ağıt yakar gibi ağladı, onu sallamaya çalıştım sabah ezanında ancak uyudu. Ben de Selim’den sonra uyuyakalmışım, bir uyandım ki yanımda Selim yok. Çocuğu ablasına mı götürdü diye korktum. Pencereden baktım, onları gördüm, herhalde çocuğa bez aldı dedim, vicdanı sızladı diye düşündüm, kahvaltı hazırladım..Geldiğinde “çocuğu niye götürdün” dedim. Küfür etmeye başladı, çocuğu almaya çalıştım, vermek istemedi, gözü dönmüş gibiydi. Bir anda kahvaltı masasını devirdi ve çocuğun kafasına vurdu, kanepenin üstüne attı, bana yumruk attı, ben de kendimi korumak için tekme attım, iyice delirdi, “ öldüreceğim sizi kurtulacağım, Allah belanızı versin” dedi ortalıkta ne varsa devirdi, ben çocuğu korumak için kucağıma aldım ama bana tekrar saldırdı, çocukla birlikte yere düştük, kemerini çıkartıp boğazıma doladı, bir yandan dirseğiyle çocuğun boğazına bastırıyordu, çocuk morarmaya başladı, bana o an annelik içgüdüsü ile herhalde nasıl bir güç geldiyse kurtuldum o kemerden, yerde bulduğum bıçağı saplayıverdim..Allah yardım etti..

Sonra…

Ben onu bıçakladığımda hala ayaktaydı.. Ben de şok olmuştum tabii. Dışarı çıktım, güvenliğe gittim, “eşimi yaraladım, ambulans” dedim. 20 dk geçti geçmedi güvenlik kulübesinde beklerken ben “ex olmuş” diye bir laf duydum. Öleceği aklımın ucundan geçmezdi. Sonra Selim’le cezaevi günlerimiz başladı.

Selim’i de kendini de savaştan sağ çıkardın. Başka çarem var mıydı diye düşündüğün oluyor mu?

Her gece düşünüyorum. Kafamda hakim oluyorum, savcı oluyorum, avukat oluyorum, “nerede yanlış yaptım?” diyorum, “başka ne yapabilirdim?” diyorum. Yok, en ufak bir çıkış yolu, başka çare olmadığını bir kez daha, bir kez daha görüyorum. Kim olsa can havliyle yerde bulduğu bıçağı saplardı . Bu yüzden vicdan azabı çekmiyorum, vicdanım rahat. Gene olsa gene bıçaklardım, gözümün önünde çocuğumu öldürmesine nasıl katlanabilirdim? Sadece o ve ben olsak, Selim aramızda olmasa zaten direnemezdim, bugün mezarda ben olurdum.

Cezaevinde günleriniz nasıl geçiyor?

Selim’in çok ciddi sağlık sorunları var. Cezaevinde onun sağlık sorunlarına çözüm bulmaya çalışmak çok zor oluyor. Onun sağlığı ve iyiliği için içim yana yana çocuğumu yakın zamanda kardeşime ve aileme emanet etmek zorunda kaldım. Onu o kadar çok özlüyorum ki..Görüşe getirdiklerinde onu cezaevine almamdan korkuyor, bana yanaşmıyor önce..Sonra “seni sevip bırakacağım” diyorum, öyle geliyor. O kadar zor ki onsuz yaşamak! Ama onun iyiliği için ben her şeye katlanırım. Koğuşum dağıldı daha yeni, ona üzülüyorum. Koğuş arkadaşlarına alışıyorsun tam, sonra bir anda dağıtıyorlar koğuşu.

Geriye dönüp bakınca “keşke şöyle olsaydı, bunlar yaşanmasaydı” dediğin bir şey var mı?

Keşke hiç evlenmeseydim diyorum. Sığınakta kaldığım zaman, sığınakta çalışan görevliler bana isim değiştirebileceğimi söylediler. Yurtdışına da gidebilirsin dediler. Ben o zaman babam kalpten gider diye düşündüm, söylediklerini ciddiye almadım. Keşke gitseymişim, öyle bir imkanım vardı. Yurtdışında yaşayan akrabalarımız vardı. Annem-babam beni eve alsalardı, bir dakika onunla aynı evde yaşamaya devam etmezdim.

Evlilik hakkında ne düşünüyordun? Şimdi ne düşünüyorsun?

Çocukken saf hayallerim vardı evlilik konusunda. Ama evliliğin iyi bir şey olmadığını çabuk öğrenmiştim. Ailemde yapılan evliliklerin hiçbiri mutlu değildi, şiddet vardı. Annem zaman zaman bana kızınca “saçını kapatacağım”, “seni evlendiririm bak” gibi sözler ederdi. Evlilik bir tehditti yani. Eskiden beri evlenmek istemiyordum aslında. Ortaokul mezunuyum ama iyi yerlerde çalışıyorum, kendi ayaklarımın üstünde durayım istedim hep. Gene de gittim evlendim işte çok düşünmeden..

Feministlerle tanışman nasıl oldu?

Cezaevine geldiğimde zaten şoktaydım. Kısa bir süre sonra bir erkek avukat gelip davayı üstlenebileceğini söyledi. Tanımam etmem, güvenmedim. Bir süre sonra Diren beni ziyarete geldi, davamı feministlerin takip etmek istediklerini söyledi. Birileri benimle dalga geçiyor diye düşündüm. Hatta güvenmedim önceleri ve ağzını aradım. Sonra kızkardeşim gelip feministleri bana anlattı, sonra ikna oldum ve güvendim.

Bu tanışma sana iyi geldi mi? Ne değişti hayatında?

Gelmez olur mu! Büyük şansım varmış. Kadınlar davayı takip etmeye başlayınca hem davanın seyri değişti, hem cezaevindeki hayatım. Önce beni anlayan, bana gerçekten inanan kardeşimden başka kadınlar olmasına hem hayret ettim, hem çok sevindim. Herşeyden çok korkuyordum, artık korkmuyorum. Korkularım ve aşırı öfkem azaldı. Beni hiç tanımayan kadınlar bana mektup yazıyor. Binlerce mektup aldım, saklıyorum hepsini. Feministler olmasaydı bir tek Eda olacaktı hayatımda… Nasıl baş ederdik bilmiyorum.

Cevap yazıyor musun?

Genelde yazmıyorum. Cezaevine ilk geldiğim zamanlarda günlüğüm çalınmıştı, o olay beni çok etkiledi. Yazamıyorum; sanki yazdıklarımı herkes görecek okuyacak gibi hissediyorum. Nevin’e 3 tane mektup yazdım. Nevin’in aldığı cezayı duyunca bir hafta kendime gelemedim, böyle şey mi olur? Son mektubuma uzun zamandır cevap alamadım. Adana’da kocasını öldüren Çilem’e mektup yazdım bir tane. Feministlerden Pınar’ın gönderdiği mektup bana çok çok iyi geldi, o kadar güzel yazmış ki.. Ona cevap yazdım. Pınar bana ayrıca Feminizm Herkes İçindir ve resimli Persepolis isimli kitapları yollamış. Onları hemen okudum ve çok beğendim. O kitapları koğuş arkadaşlarım bile okudu (Gülüyor), elden ele geziyor kitaplar. Cezaevine Feminist Politika dergisi de geliyor. Avukatlığımı da yapan, ismen tanıdığım kadınların yazılarını defalarca üst üste okuyorum, ezberledim artık. Diren’in seçim yazısı, Begüm’ün yazısı…Yalnız Perihan’ın göçle ilgili yazısını okuyunca neden avukat olduğunu anlamadım (gülüşmeler) Sizin sayenizde ailemin bile tavırları bana karşı değişti.

Cezaevinden çıkarsam ne yaparım diye düşünüyor musun?

Pek düşünmedim. Burada izinle dışarı çıkan arkadaşlar oluyor. Diyorlar ki her yer ışık, kalabalık, ne yapacağımızı bilemiyoruz. Ben de en son Adli Tıp’a giderken ayağımı toprağa basamadım, korktum. Arabalar üstüme gelecek sandım. En çok denizi ve martıları özledim. Büyükçekmece sahilde gizli yerim vardı, canım sıkıldı mı oraya gider denize, martılara bakardım. Çıkarsam ilk iş oraya gitmek isterim. (PM/DCŞ/ÇT)