Hrant Davası ve Gelemeyen Adalet

İnsan Hakları Derneği

İnsan hakları savunucusu ve barış insanı gazeteci Hrant Dink’i bir kez daha sevgiyle, minnetle anıyoruz.

İstanbul 14. Özel Yetkili ve Görevli Ağır Ceza Mahkemesi Hrant Dink’in öldürülmesi ile ilgili davada kararını verdi. Siyasal iktidarın belirlemiş olduğu “tehdit” algısına göre görev yapan bir özel mahkemeden ne beklenebilirdi ki. Nasıl ki bu cinayette sorumluluğu olan üst düzey kamu görevlileri korundu ise bu davada da cinayetten sorumlu olan yasadışı silahlı Ergenekon örgütü veya bilmediğimiz diğer örgütler de korunmuş oldu. Aslında geçmiş yıllarda olduğu gibi siyasal cinayetlerde devlet nasıl korunduysa bu davada da devlet korunmuş oldu.

AİHM’in Hrant Dink ile ilgili Türkiye aleyhine aldığı kararda üst düzey kamu görevlilerinin sorumluluğu açıkça ifade edilmişti. AKP hükümeti kendi iktidarı zamanında işlenmiş olan bu siyasal cinayetin açığa çıkarılmasında gerekli çabayı göstermemiştir. Cinayetin işlenmesinde sorumluluğu olan kamu görevlilerini terfi ettirmiştir. Cinayet nedeniyle haklarında dava açtırmamıştır. AKP hükümeti tıpkı kendinden öncesi hükümetler gibi “kutsal devlet”ini korumuş, iktidar olmanın gereğini yapmıştır. Böylesi bir tabloda Türkiye nasıl demokratikleşecek, Türkiye yeni ve demokratik bir Anayasaya nasıl kavuşacak?

Bu davada özel yetkili ve görevli ağır ceza mahkemelerinin kaldırılması gerektiği bir kez daha kanıtlanmış oldu. En son Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammerberg’in 10 Ocak 2012 tarihli “Türkiye’de Adalet Yönetimi ve İnsan Haklarının Korunması” raporunda da belirttiği gibi özel yetkili ve görevli ağır ceza mahkemeleri ve savcılıklarına gerek bulunmamaktadır.

Türkiye bir bütün olarak geçmişle yüzleşmeli, bunun için bir hakikat komisyonu kurmalıdır. İnanıyoruz ki Hrant Dink cinayeti dâhil işlenen binlerce faili meçhul cinayet ancak bir hakikat komisyonu marifeti ile açığa çıkarılabilir. Ancak anlaşılmaktadır ki, siyasal iktidarın hakikat komisyonu kurmaya cesareti bulanmamaktadır. Türkiye’nin artık bu gerçeği anlaması ve bu siyasal iktidarın da ötekiler gibi iktidar gücünü kullanan baskıcı bir mekanizmaya dönüştüğünü ve otoriterleştiğini anlaması gerekir.

İnsan hakları savunucuları olarak umutsuz değiliz, umudumuzu mücadelemizle yaşatacağız.

Çarşamba, 18 Ocak 2012