Main menu:



















Arama

Arşiv

Arşiv

İslamcılar tosuncuklarla yeniden cilveleşirken

[ A+ ] /[ A- ]

ahmet_insel_200x200

Ahmet İnsel
Cumhuriyet Gazetesi

Kendinin hâkim güç olduğunu iddia edenin seçim sonuçlarını beğenmeyip, “tekrar edilmesi”ni zorladığına çok partili siyasal yaşama geçtiğimizden beri şahit olmadık. Askeri darbeler sonrası yapılan seçimler, darbeci güçlerin beklemedikleri, hoşlarına gitmeyen sonuçlar verdi. Buna rağmen, tekrar fikrini cunta yöneticileri dile getirmedi. CHP, 1977 seçimlerinde yüzde 42 oyla Meclis’te çoğunluğu elde edemeyince kimse seçimlerin tekrar edilmesi gerektiğini söylemedi. 1990’larda yapılan üç seçim de koalisyon dışında hükümet kurma olanağı vermedi. Kimse böyle bir öneride bulunmadı.

Yasalara uygun yapılmış bir seçimin tekrarı söz konusu olamaz. Seçimlerin yasalara uygun biçimde yapılmadığı tespit edilirse, bu seçimlerin iptalinin ardından yapılanı “seçim tekrarı” olarak tanımlamak mümkün olabilir.
Bu kelimenin üzerinde durmanın, bir dil tartışması başlatmanın ötesinde anlamı var. Kendini hâkim parti ilan etmiş olan AKP’nin, hâkim parti egemenliğinden ne anladığını ele veriyor. Kafalarındaki hâkim parti kavramı, sadece on yıldan fazla bir süre üst üste seçimleri tek başına kazanan partiyi değil, devletleşmiş parti sistemini her ne pahasına olursa olsun elde tutmayı meşru gören bir anlayışın hâkimiyetini ifade ediyor. Bu zihniyet seçimlerin “tekrar edilmesi” için var gücüyle bastırıyor.

Ne pahasına olursa olsunun ne demek olduğunu, bir buçuk aydan beri tetiklenen ve dehşet verici bir hızla artan ve yayılan çatışma, baskın ve suikastlar, bombalanan köyler, her gün büyüyen ölenler ve yararlananlar listesi net biçimde gösteriyor. Sadece iktidarda kalma hırsıyla davranmıyor AKP ve şefi. İktidarı kaybetmenin şahsi bedelinin kendileri açısından çok ağır olabileceği endişesi taşıyanlar bastırıyor.

Bu korku, Türk-İslam milliyetçiliği hattında bir cephe oluşturulmasına ve Şef’in etrafında kenetlenmenin kötüler içinde en iyi seçenek olarak algılanmasına yol açıyor. AKP çevresi, muhfazakâr demokratlık yaldızının epey bir zamandan beri dökülmesinin ardından, şimdi Kürt sorununu yeniden terör sorununa indirgeyerek, faşizan milliyetçilerle aşık atmaya soyunuyor. Oradan gelebilecek açık (seçim amaçlı koalisyon) ya da örtülü (azınlık hükümetine güvenoyu vermek ya da boş oy kullanmak) destek için, 1970’lerdeki fabrika ayarlarına hızla dönen MHP çevresinin lideri ve bazı sözcülerinin açık suç teşkil eden hakaretlerini, tehditlerini avını gözetleyenler gibi gözlerini kısmış izliyorlar. MHP ise HDP’yi seçim barajı altında bırakmak için dökülen bunca kana, iştahla kaşık sallıyor.

Meclis’in hemen hiç varlık gösteremeden, bir an önce 7 Haziran seçim sonuçlarının iptal edilmesi hedefi içinde yaratılan bu kurşuni havanın, bu ortamın aktörlerini de hemen harekete geçireceğini öngörmek zor değildi. PKK’nin saldırı ve suikast eylemlerini yönetenler, AKP iktidarının nesnel müttefiki olarak sahnede yerlerini alıyorlar. Ayrıca bir kısmının istihbarat örgütlerinin taşeronu konumunda oldukları konusunda güçlü karineler olan örgütler, eylemleriyle düğmeye basılmış gibi harekete geçiyor.

AKP artık demokrasi vaadi üzerinden değil, yeniden tetiklediği bölünme ve terör korkuları ve “tosuncuklar”ın kâh açık kâh örtük destekleri üzerinden hâkim parti konumunu korumayı amaçlıyor. Demokrasi güçlerinin Türkiye’de bu stratejiyi bir kez daha boşa çıkarabilecek olanağa sahip olduklarını fark ettikçe, öfkesinin ve örgütlü şiddetin dozu artıyor.

Gerçekleşme ihtimali iyice zayıflayan AKP-CHP koalisyonu kurulmazsa, Türkiye’yi iç savaşa ve bölünmeye götürecek bu kanlı stratejinin kaybetmesi şimdilik hâlâ seçmenlerin elinde. Faşizan milliyetçilerle cilveleşen AKP’nin fetva makamlarının demokrasi gereğini tartışmaya açması zamansız değil!