Kirli ittifaklara karşı barış, eşitlik, özgürlük ve sosyal adalet için tek alternatif HDP!

EŞ BAŞKANIMIZ SABAHAT TUNCEL ONURUMUZDUR!

Ülke olarak cumhuriyet tarihinin en kaotik dönemlerinden birini yaşıyoruz. Her sabah yeni bir gelişmeyle güne uyanırken var olan süreci analiz etmek,son tahlilde bu analizle beraber ülkenin geleceğine dair ne istediğimizin sözünü söylemek barış, demokrasi ve emek mücadelesi yürüten, Halkların Demokratik Partisi olarak her zamankinden daha çok anlam taşıyor.

17 Aralık’ta başlatılan operasyonla birlikte siyasi iktidarın odağında yer aldığı birçok yolsuzluk ve rüşvet iddiası ortaya çıkartıldı. İçinde hükümet üyelerinin, onların yakınlarının, belediye başkanlarının, bürokratların, müteahhitlerin, bankacıların olduğu bu yolsuzluk yumağı Erdoğan Bayraktar’ın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan istifa ederken yaptığı açıklamalarla birlikte Başbakan’a kadar uzanmıştır. AKP’nin böylesine büyük bir yolsuzluk batağı içerisine girmiş olması, bu batağı ortaya çıkartan güçlerin söz konusu yolsuzluklardan azade oldukları anlamına gelmeyeceği gibi bu durum yolsuzluğun vahametini de azaltmamaktadır.

Yaşanan kriz çok yönlüdür. Çünkü yolsuzluk ve rüşvet iddiaları bir yandan ekonomik bir krize işaret ederken diğer yandan bu krize yol açan asıl odağın iktidar ve onun çevresine yuvalanmış çevreler olduğu düşünülürse aynı zamanda siyasal bir krizdir.

AKP’nin cemaat eliyle ortaya dökülen kirli çamaşırlarının bir yönü yolsuzluk ve rüşvet olurken işin aslı bunu da aşan yeşil sermaye ve ılımlı İslam projesinin yaşadığı yapısal krizlerdir. Çürüyen dallar pazarlara çıkarılırken aslında tüm ağacın çürütüldüğü gözden kaçmamalıdır. Meseleyi ele alışımızın net tespiti sorunun sadece yolsuzluk ve rüşvetle izah edilemeyeceği, sorunun iktidarlar arası bir çatışma ve devlet krizi olduğudur. Ayakkabı kutularında saklanan paralara, evlerde bulunan para sayma makinalarına, yolsuzluk ve rüşvet belgelerine zemin olan zihniyet devlet krizinin ta kendisidir. Son yaşanlar sadece devletin bu kirli yüzünü bir kez daha görünür hale getirmiştir.

Roboski’de parçalanmış bedenleri katırların sırtında taşınan gençlerin ve çocukların, Hrant Dink’lerin, Rojin Çiçek’lerin, Uğur Kaymaz’ların, Gezi şehitlerinin, her gün katliama uğrayan kadınların failleri ve bu faillerin zihniyeti meçhul değil bellidir. Bu failler ve bu zihniyet yani AKP ve cemaat on iki yıl kan üzerinden siyaset rantını birlikte yerken şimdi birbirini yemektedir! Biri adalet timsali, biri hırsız değil, her ikisi de hırsız, her ikisi de demokrasi, barış ve emek düşmanıdır.

Boğazına kadar çamura batan AKP kabine değişiklikleri ve cemaatin kadrolarını görevden almalarla durumu revize etmeye çalışıyor. Başbakan Oslo ve Diyarbakır süreçleri nedeniyle kendisinden intikamın alındığına dair komplo teorileri ileri sürüyor ve cemaate beddualarla durumu kurtarmaya çalışıyor. Aslında başbakan böyle davranarak bir yandan kendini mağdur göstermeye çalışırken,diğer yandan AKP’yi müzakere masasına oturtanın Kürt özgürlük hareketinin kırk yıllık direnişi,cezaevlerindeki açlık grevleri ve Rojava devrimi olduğu gerçeğini gözlerden kaçırmak istiyor.

Kürt sorununda, demokratik ve barışçıl bir tutum sergilemeyip çözülen her iktidar gibi AKP de bir çözülmenin eşiğindedir. Kendisine verilen bu şansı değerlendiremeyen AKP iktidarı yakaladığı müzakere şansını değerlendirmek yerine işi yokuşa sürerek her zaman uyguladığı mağdur siyasetiyle bu sefer de topu cemaate atmaktadır. AKP, ülkenin kanayan yarası olan Kürt sorununun demokratik çözümünde adım atmıyor ve bunun için de her seferinde kendi dışındaki bazı gerekçelerin arkasına sığınıyor.

AKP on iki yıl önce savaş ortamının dinginleştiği, bundan kaynaklı ekonominin rahatladığı bir dönemde tek alternaif gösterilerek piyasaya sürüldü. AKP ve cemaat bu süre zarfında yasama, yürütme ve yargıda kadrolaşmasını son sürat yaşadı ve bu zafer sarhoşluğuyla halklara dönük kıyımlarındaysa hız kesmediler. AKP’nin ve onunla paralel olarak iktidarla birlikte kurumsallaşan cemaatin gösterdiği yol aynı noktaya çıkıyor. İşte bu nedenle bugün biz ‘ ne AKP ne cemaat’ diyoruz. Hükümet ve paralelinde kurumsallaşan cemaatin, gösterdikleri sandıklar aynı yola çıkmaktadır. Biri barışsever, biri diktatör değil, her ikisi de demokrasi ve barış düşmanıdır.

Yaşanmakta olan temsiliyet krizine yönetici sınıfların çözümü CHP,MHP ve cemaat ittifakıdır. Bu çerçevede CHP daha da sağa kayarak neo-liberal,milliyetçi ve faşist adaylarla seçime girmektedir. Sistem partileri tabanında barış isteyen,Gezi isyanının temsil ettiği katılımcı ve öz yönetimci kent politikalarını savunan,rant paylaşımı merkezli,özelleştirme ve zenginleştirme politiklarına karşı öfkeli,yolsuzlukları cezalandırmak isteyenlerin de görmesi gereken adres HDP’dir. Kirli siyaset karşısında temiz siyaseti yürüten,minimum %50 kadın temsiliyetini savunan,halkların ve inançların,lgbt bireylerin eşit,özgür temsiliyetlerini garantileyen;neo liberal, savaş suçlusu politikaların devamı için kurulan kirli ittifakların oyunlarını bozacak olan HDP’dir.

Halkların Demokratik Partisi olarak demokrasi, barış ve emek mücadelesinde tüm ötekileştirilenlerin yıllardır yürüttüğü mücadeleler sonucu kapıların bizlere sonuna kadar açık olduğu bir zemini öngörüyoruz. Yaşanan krizin salt üç bakanın istifa ettirilmesiyle ya da kabine değişikliğiyle aşılamayacağı bir gerçektir. Hatta kabinede yer alan isimlerin de bu halkın değerlerinde sicilinin temiz olmadığı, kimi revizasyonların göstermelik bir senaryoyu geçmediği de aşikardır. Bir taraftan Oslo ve Diyarbakır tezleriyle şirin görünmeye çalışan AKP, bir taraftan hala aba altından sopa göstermektedir. Bu sürecin yönetilmesinin yegane yolunun meselenin salt bir yolsuzluk meselesi olmadığı algısının toplumsallaştırılması, bunun yanında öz güç ve öz yeterliliğimize dayanarak demokratik taleplerimizi sokakta daha fazla haykırmaktan geçtiğine inanıyoruz.

Halkların Demokratik Partisi bugün erken genel seçim çağrısı yapmayı tarihsel bir sorumluluk olarak görüyor.

Halkların Demokratik Partisi,demokrasiyi sadece sandık başına gidip oy kullanmaktan ibaret dört yılda bir gerçekleşen bir olay olarak görmüyor. Toplumun bir bütün olarak demokratikleşmesi mümkün olmadıkça,anti demokratik bütün yasalar değiştirilmedikçe Türkiye’de demokratik bir hayatın kurulması mümkün değildir.

Yıllardan beri sürdürdüğümüz demokrasi ve eşitlik mücadelesinde ifade edip savunduğumuz, yok sayılanların, ötekileştirilenlerin, her türlü sömürüye maruz kalanların, emekçilerin, kadınların, gençlerin, lgbt’lerin, ezilen bütün kimliklerin talepleri bugün çok daha güncel ve çok daha acil hale gelmiştir.

Kayıplardan, faili meçhullere kadar, siyasi partiler yasasından, terörle mücadele kanununa kadar, % 10 seçim barajından yerinden yönetim ihtiyacına kadar bir dizi değişikliğin yapılması artık ertelenemez bir hale gelmiştir.

Halkların Demokratik Partisi, bugün AKP ve cemaat arasında patlak veren ve onların çevrelerinde kümelenmiş odakları da kapsayan iktidar çatışmasında onlardan birinin yanında durmayı değil, bütün bunların alternatifi olmayı, yani iktidarı hedefliyor.

Bir süredir devam eden barış ve müzakere süreci ile Gezi direnişi, Türkiye’de hiçbir şeyin artık eskisi gibi olamayacağını gösterdi. Bugün, ezilenlerin mücadelesinin iktidar krizini büyüttüğü de ortaya çıkmıştır. Bugün ortaya çıkan durum, yepyeni bir seçeneğe olan ihtiyacı bir kez daha çok açık olarak ortaya çıkardı.

Bugünkü krizden çıkışın en adil ve en demokratik yolu, halkların demokratik mücadelesinin sesi olan Halkların Demokratik Partisi’nin örgütlü gücüyle mümkün olacaktır. Halkların Demokratik Partisi de erken bir genel seçime hazırdır.

Şu çok nettir ki tüm ezilenlerin yürüttükleri mücadeleler iktidarları krize soktu ve bu krizi halklar lehine örgütlemek yine biz ezilenlerin örgütlü gücüyle olacaktır.

Son olarak…

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, HDP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel’e PKK üyeliğinden verilen 8 yıl 9 aylık hapis cezasını oybirliği ile onadı. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklu olarak yargılanan Sebahat Tuncel, 2007 yılında milletvekili seçildi ve tahliye edildi.

Aynı mahkeme Eylül 2012’de mahkumiyet kararını verdi. Hatırlatmak istiyoruz ki, Tuncel hakkındaki mahkeme kararı, o dönemde Başbakan Erdoğan’ın “Yargıya söyledik, gereğini yapacak” açıklamasının ardından alındı. 6 yıl sonra ortaya çıkarılan bir itirafçının kanıtlanmamış beyanlarına dayanan ve Sebahat Tuncel’in görüşü alınmadan verilen bu karar Yargıtay’da rekor bir hızla, 1 yılda onandı.

Mahkeme kararı da, Yargıtay’da onanması da siyasidir, yargının halk iradesine vurduğu bir darbedir ve adil değildir.

Tuncel, Kürt, Türk, Ermeni, Arap, Laz, Çerkes, Alevi, Sünni her dilden ve her inançtan halklarımızın, işçilerin, emekçilerin, yoksulların, gençlerin, LGBT’lerin, kadınların desteği ile milletvekili seçilmiştir. Türkiye’de barış ve halkların eşit koşullarda birlikte yaşaması için mücadele eden bir vekildir.

Yargıtay’ın bu onama kararı aynı zamanda Kürt sorununda ‘çözüm ve barış’ mücadelesine vurulan bir darbedir. Alelacele ve HDP’nin siyasal çalışmalarına karşı alınmış bir karardır.

Türkiye’de yargı, evrensel demokratik hukuk ilkelerine göre değil, siyasi gelişmelere ve dengelere göre kararlar üretiyor. Solun, demokrasi ve barış güçlerinin, toplumsal muhalefetin aleyhine olan geçmişteki ve bugünkü örnekler saymakla bitmez. Yargı, adalet değil, haksızlık dağıtıyor.

Binlerce Kürt siyasetçisi KCK isimli davalarla yıllardan beri rehin tutuluyor. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemeleri Mustafa Balbay hakkında Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararı 4.5 yıldır tutuklu olan BDP’li Kürt vekiller için yok sayıyor. Kürtlere ayrı, Türklere ayrı hukuk standardı kullanılıyor.

Diyarbakır Mahkemelerinin de Yargıtay’ın da zihniyeti, ‘çözüm ve barış’ için, Kürt halkının haklı ve meşru talepleri için demokratik siyaset mücadelesi sürdüren siyasetçileri siyaset alanı dışına düşürmek yönündedir

BDP-Blok ve HDP vekillerini demokratik siyaset mücadelesinden uzaklaştırmak, ‘çözüm ve barış’ yönünde çabalayan herkesin sesini kesmek için uğraşanlara sesleniyoruz: Bu yaptıklarınızın farkındayız. Kürt sorununda demokratik çözüm için mücadele eden, demokratik siyaset kanallarını kullananlara yönelik bu tür kararların her birinin Türkiye’yi sıkıntılı ve çatışmalı sürece bir adım daha yakınlaştırdığını görüyoruz.

Bu gelişmeler ve adaletsizlik karşısında sessiz kalmayacağız. Halkların seçtiği vekilleri hedef tahtası haline getiren anlayışlara karşı her türlü demokratik zeminde direneceğiz. Binlerce tutuklu, hükümlü, baskı ve zulüm sizin istediğiniz sonuçları dün üretmedi, yarın da üretmeyecek.

Son yaşanan devlet krizi de gösterdi ki, yargı alanında meşruluğu tartışma konusu olan çok fazla unsur vardır. Bu koşullarda Eşbaşkanımız için verilen bu kararı da meşru kabul etmiyoruz. Eşbaşkanımız Tuncel için bir taraftan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru adımlarını takip edeceğiz. Diğer taraftan da politik demokratik mücadelemizi sürdüreceğiz.

Türkiye demokrasi, barış ve emek güçleri bu karar karşısında suskun kalmayacaktır.

Halkların Demokratik Partisi