O mahkemeler bu mahkemeler değil

ethemsarısülük

Ertuğrul KÜRKÇÜ*
Evrensel

Ethem Sarısülük’ün katil sanığının yargılandığı duruşmanın bir mahkemede yapıldığına dair derin şüphelerim var. Herkesin de var. Bu duruşma itibariyle bence savcının ve yargıcın meslek hayatları da ağır bir gölge altında. Duruşmada uyuyan bir savcı, duruşmada uyuyan bir yargıç. Telekonferansla sorgulama yapa(maya)n bir duruşma yargıcı. Sanal bir sanık, sanal olduğu yetmezmiş gibi kılık ve kimlik değiştirmiş bir “sözde” sanık.

Baştan sona her şeyin tuhaf olduğu bir ortam. Buraya mahkeme demek için bin şahit ister gerçekten. O açıdan bir kere her şeyden önce çok acıklı, patetik bir tabloyla karşı karşıyaydık: Bir tarafta Ethem Sarısülük’ün ailesi, annesi, kardeşleri gerçek bir acıyla ve gerçek bir kayıpla yüz yüze olan insanlar, salonu doldurmuş olan ve bir bölümü içeriye giremeyen onu sevenler, dava arkadaşları, onunla aynı düşünceyi paylaşan kadınlar, erkekler, onların çektiği hakiki azap ile bu tuhaf, sanal, saçma sapan tablo arasında son derece tuhaf bir karşıtlık vardı.

Bunlara baktığınızda hakikaten bu ülkenin, bu devletin adalet sisteminin son derece derin bir çürüme içerisinde olduğunu görüyorsunuz. Hiç kimse bu ülkede kendisi için bu düzen içerisinde adalet bekleyemez. Bu kaotik durum hepimiz için son derece acı ve öfke vericiydi.
Öte yandan mahkemenin bütün gidişatından anlıyoruz ki daha başlangıcından itibaren her şey aslında bir emniyet kuşatması altında. Yargıçlar emniyetin dayattığı sanığı koruyan tedbirler karşısında acz içindeler. Örneğin o sanığın Şanlıurfa’da ifade vermesi, bu mahkemeye gelmemesi için herhangi bir elle tutulur sebep yok. Kimlik belirlenirken T. C. kimlik numarasını yanlış veriyor, mekan belirtmesi gerekirken hiç bir yerde sabit adresi olmadığını eski tabirle bimekan olduğunu söylüyor. Böyle bir insanın emniyet görevlisi olabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Daha buralardan başlayarak bu kuşatmayı görüyorsunuz, hissediyorsunuz. Yargıç tüm bunlarla ilgili usul uyarılarının hepsini es geçmek, kulak arkası etmek eğiliminde. Ancak avukatlar bir biçimde seslerini yükseltince -bunu istemeseler bile seslerini yükseltmeden kendilerini hakime anlatamıyorlar- ve tuhaf biçimde sadece onlar seslerini yükselttikten sonra talepleri kayıtlara geçiyor. Özellikle sabah oturumunda söz alan iki avukatın ortaya koydukları tablo gerçeği tam olarak anlamamızı sağladı. Ethem Sarısülük’ ün katledilmesinden bir gün sonra emniyet tarafından tutulan -işin ilginç tarafı katil sanığı olan Ahmet Ş’nin de imzasının bulunduğu- bir olay yeri tutanağı aslında önce polis fezlekesi, daha sonra iddianame haline gelmiş. Şanlıurfa’dan telekonferansla katılan sanık da aynı şeyi mahkemede savunması olarak okudu. Her şeyden önce son derece açık bir biçimde sanığın amirleri, üstleri tarafından cezadan kurtarılması sağlayacak şekilde düzenlenmiş rapor, düzenlenmiş bir fezleke ve buna yakın olarak hazırlanmış bir iddianame var. Yani her şey suçluyu temize çıkartmak için ve onu cezalandırmamak için, daha doğrusu hakikati ortaya çıkartmak için değil, aslında hakikati örtbas etmek için tasarlanmış. Bunu net olarak görebiliyoruz.

Bu şekilde bir mahkemenin görülmeye devam etmesi imkansız. Ben yargıçların görevsizlik kararı vermelerini, davadan çekilmelerini aslında kendileri açısından, kendi mesleki onurlarını kurtarmak açısından yaptıkları bir hamle olarak görüyorum. Avukatların “siz tarafsızlığınızı yitirdiniz, oyununuzu belli ettiniz” suçlamasına bir can simidi gibi sarılmışlar. Esasen bir yargıcı rencide edecek bir suçlama onların kurtuluş imkanı olmuş. Çünkü bu davaya bu şekilde devam etmek her yargıcı nmeslek hayatına son derece ağır bir leke düşürür. Böylelikle kendilerini kurtarmış oldular.
Fakat tüm mesele ortada kaldı. Ethem Sarısülük’ü öldüren polis, kamu görevini yapmaya devam ediyor, başka Ethemleri her an öldürebilir; çünkü Ethem’i öldürme sebebi diye ortaya koyduğu şeylerin hiçbirisi inandırıcı değildi ve bu bakımdan suç işlemeye yani başkalarını öldürmeye devam edebileceğine dair; pek çok işaret verdi. Bu insan görevi başında.

Ethem Sarısülük cinayetinden dolayı kim ceza alacak ve nasıl ceza alacak, bu belli değil. Tabii hepsinden önemlisi bu çevik kuvvet görevlisini orada görevlendiren ve onun işlediği cinayeti örtbas etmeye çalışan emniyet teşkilatı da bu şekilde çalışmaya devam edecek. Esas büyük mesele bu. O nedenle bu dava sürecinden Ethem’in katilinin cezalandırılacağından ve insanların, kendi ailesi, yakınları başta olmak üzere bu ülkede adalet bekleyen insanların talebinin karşılanabileceğinden son derece şüpheliyim. Bu yapı içerisinden adaletin çıkamayacağından, bu mahkemelerin ifsat etmiş olduğundan eminim.

Tabii ki bunu dışardan seyirci olarak izlemeye devam etmemeliyiz. Bizim yapmamız gereken işler var. Milletvekilleri olarak, bizlerin bunu Meclis’e ve bakanlığa taşımamız gerekir. Burada çok ağır bir mesele var. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’na avukatlar başvurabilirler, bu meseleyi bu kurumun önüne taşıyabilirler. En son olarak da kamuoyu, halk, eleştirel basın mutlaka, tıpkı Hrant Dink davası gibi bu davayı takip etmeli. Çünkü bu davayı örtbas etmek için örgütlü bir çaba var. Bu polis memurunun savunması tamamen gerçeklere aykırı olduğu için asıl ortaya çıkartılması gereken şeyin bu olaydaki kasıt unsuru olduğunu düşünüyorum. Çünkü Ethem’in öldürülmesi kasıt olmaksızın işlenemeyecek bir suç. Hedef gözetilerek yapılmış olan bir atış var. Bununla ilgili olarak video kaydını izleyen bilirkişilerin raporu son derece önemliydi. Fakat bu bilirkişi raporuna savcının itibar etmediği görünüyor. Şunu anlamamız gerekir. Tıpkı Taylan Özgür’ün öldürülmesinde olduğu gibi seçerek, hedef gözeterek, bir polis görevlisi tarafından bir toplumsal olay sırasında Ankara’da herkesin sevip saydığı bir devrimcinin öldürülmesiyle karşı karşıyayız. O nedenle burada bir tesadüf, kaza ya da kötü talih olmadığını kasıt olduğunu da düşündürecek pek çok sebep var. Bütün bunlar aydınlatılmayı bekliyor. Mahkeme bunu aydınlatmasa da halkın vicdanı var, dürüst gazeteciler var, dürüst bilim insanları var, dürüst adli tıp uzmanları var. Bunların kanaat ve kamuoyu oluşturması mutlaka gerekir. O yüzden halkın vicdanındaki duruşma devam etmelidir. Bu durumu bilen ve bu konuları analiz edebilenler, bir hukuki ve siyasi değerlendirme içerisinde sadalet talebini sürekli olarak gündemde tutmalıdır. Er geç adalet yerini bulur. Zaten sanık belli, elde… Ama arkasında ne var? Tüm bunlarla ilgili olarak daha çok bilgiye ihtiyacımız var. Onu da birlikte sağlayabiliriz. Adaletin de şöyle ya da böyle bir gün bir mahkemede tecelli edeceğinden şüphem yok. Ama o mahkemeler bu mahkemeler değil.

* HDP Eş Genel Başkanı