Main menu:



















Arama

Arşiv

Arşiv

Prof. Kaboğlu: AYM’ye de AİHM’e de Gidilebilir

Yüce Yöney
Bianet.org

Profesör İbrahim Kaboğlu YSK kararını Anayasa Mahkemesi’ne götürmenin önünde bir engel olmadığını, referandum için de AİHM’e gidilebileceğini söyledi.

Anayasa hukuku profesörü İbrahim Kaboğlu Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gidilemeyeceği ve referandumların AİHM’in yetkisi dışında olduğuna dair sözlerini değerlendirdi. Devamını oku: Prof. Kaboğlu: AYM’ye de AİHM’e de Gidilebilir �

Diyarbakırlılardan ‘Evet Kürtlerin hediyesi’ diyenlere: “Sur’daki bir ‘Hayır’ oyu yüz ‘Hayır’a bedeldir”

Nurhak Yılmaz
Gazetekarinca.com

Muhalefetin ‘şaibeli’ dediği referandumun ardından “Evet Kürtlerin hediyesi” şeklinde bazı yorumlar söz konusu. Peki, yasak ve operasyonlarla en büyük yıkımın yaşandığı Sur’da halk bu ‘yoruma’ ne diyor? Nurhak Yılmaz sandık başından sokağa uzanan Diyarbakır izlenimini yazdı. Bir HDP çalışanı referandum sürecindeki baskıları “HDP Sur İlçe teşkilatında tutuklanmayan toplam 10 kişi ya var ya da yoktu. Yine de 248 köye ulaştık. Gücümüzün yettiği kadar çalıştık” sözleriyle özetlerken buna rağmen sandıktan çıkan ‘Hayır’a dikkat çekiyor. Surluların “Evet Kürtlerin hediyesi” yorumuna yanıtları ise özetle şöyle: “Sur’daki bir ‘Hayır’ oyu yüz ‘Hayır’a bedeldir”. Devamını oku: Diyarbakırlılardan ‘Evet Kürtlerin hediyesi’ diyenlere: “Sur’daki bir ‘Hayır’ oyu yüz ‘Hayır’a bedeldir” �

Oylarına sahip çıkan yurttaşlar gözaltına alındı

Evrensel

İstanbul’da düzenlenen ev baskınlarında çok sayıda kişi ‘Evet’in meşru olmadığı yönünde halkı galeyana getirmek’ iddiasıyla gözaltına alındı.

Başkanlık referandumunda YSK’nin seçime ilişkin şaibeli kararını protesto edenler gözaltına alındı. İstanbul’da çoğunluğu Birleşik Haziran Hareketi üyelerinin gözaltına alınmasına gerekçe olarak “Evet’in meşru olmadığı yönünde halkı galeyana getirmek” iddiası gösterildi. Devamını oku: Oylarına sahip çıkan yurttaşlar gözaltına alındı �

Nor Zartonk: Tek Adam Rejimine HAYIR !

Cumhuriyet tarihi boyunca anayasalar toplumsal uzlaşı metinleri olarak değil, gücü eline geçiren iktidar odaklarının iktidarlarının meşruiyetinin ve devamlılığının bir aracı olarak hazırlanmışlardır. Bu anlayışla ortaya çıkarılan metinler toplumun pek çok kesimini tatmin etmediği gibi ilgili dönemde bir şekilde iktidar odağı dışında kalan kesimlerin uzun dönemde ciddi mağduriyetler ve memnuniyetsizlikler yaşamasına sebep olmuştur. Türkiye’de, belki de bu sebepten ötürü dünyanın hiçbir ülkesinde olmadığı kadar sık anayasa değişiklikleri yapılmış ve yeni anayasa tartışmaları hep gündemde olmuştur.

AKP de benzer şekilde ilk kurulduğu günden itibaren “Yeni Anayasa” talebini ısrarla gündemleştirmiştir. 1980 faşist askeri darbesinin sonucu olarak ortaya çıkan 1982 anayasası kuşkusuz toplumun çok büyük bir kesiminin ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak bir metindi. Bu açıdan AKP’nin yeni anayasa söyleminin hem doğrudan kendi tabanında hem de daha geniş bir kitle üzerinde tesiri vardı.

Tabi tüm bu toplumsal kesimlerin ana talebi daha fazla demokrasi ve özgürlükler çerçevesinde idi. 15 yıllık AKP iktidarı döneminde 1982 anayasasında onlarca değişiklik yapıldı. 2007 ve 2010 yılında yapılan referandumlar aracılığıyla yürütme ve yargı alanında köklü değişiklikler kabul edildi. Fakat bu değişiklikler sonucunda daha özgürlükçü, eşitlikçi ve demokratik bir anayasaya ulaşılamadığı gibi yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı noktasında önemli gerilemeler ortaya çıkmış durumdadır.

AKP, bugün bizzat cumhurbaşkanı tarafından “Allah’ın bir lütfu” olarak tarif edilen 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, yeni bir darbe anayasasını topluma dayatma peşindedir. Fiili olarak 7 Haziran seçimlerinden bu yana uygulanmayan kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü gibi ilkeler anayasal olarak da kaldırılacak ve ülkede tam anlamıyla bir tek adam iktidarı kurulacaktır.

15 Temmuz sonrasında ayyuka çıkan iktidar bloku içindeki çatışma ve çatlaklar tek adam düzeni ile aşılmak istenmektedir.

Tarih boyunca tek adam iktidarları, dünyanın her yerinde halklara sadece savaş, kan, yoksulluk ve gözyaşı getirmiştir. 7 Hazirandan bu yana ülkemizin fiili olarak deneyimlediği tek adam düzenin ekonomik ve sosyal sonuçları bu tarihi deneyimlerle örtüşmektedir.

Bugün Türkiye, dünyadan izole ve yalnızlaşmış, özgürlüklerin olmadığı, ekonomik krizin gün geçtikçe daha fazla hissedildiği, işsizliğin istikrarlı bir şekilde arttığı, eğitim, sağlık ve yaşam kalitesinin gün geçtikçe gerilediği bir ülke haline gelmişse bunun sorumlusu 15 yıllık AKP iktidardır.

Aynı AKP iktidarı doğayı ve doğal zenginlikleri adeta talan etmiş, kamu kurum ve kuruluşlarını yandaş kişi ve kurumlara peşkeş çekmiş, dünya tarihinde eşine ender rastlanır büyüklükteki yolsuzluklara imza atmıştır.

İşe alımlarda liyakat değil itaat ilkesini esas alan AKP, devlet kadrolarını yandaşlarıyla doldurmuştur. Küçüğünden büyüğüne kurulan rüşvet ve torpil çarkları ile toplum büyük bir ahlaki/etik erozyona uğratılmıştır.

Türkiye, bugün her diktatörlükte olduğu gibi muhalif milletvekillerinin tutsak edildiği, gazetecilerin ve akademisyenlerin işlerini yaptıkları için tutuklandığı veya işlerinden kovulduğu, muhalif gazete, radyo, televizyon ve internet sitelerinin kapatıldığı, sosyal medyadaki yorumlarından ötürü insanların hapse atıldığı bir ülke haline gelmiştir.

2016 Türkiye’sinde, bir kişinin emriyle onlarca Kürt şehri yıkılmış, binlerce insan göç ettirilmiş ve yüzlerce insan katledilmiştir.

16 Nisan’da önümüze getirilecek referandumda sorulan soru tüm bu yolsuzluklara, katliamlara, baskılara, yozlaşmaya evet mi yoksa hayır mı dediğimizdir.

Biz Ermeniler, kurulmak istenen ırkçı, mezhepçi ve tekçi diktatörlük rejimine hayır diyoruz!

9 senedir yapılmayan patriklik ve vakıf seçimlerini referanduma yedekleyen, Ermeni halkının sözde temsilcilerinin tüm kirli çıkar ilişkilerine de hayır diyoruz!

Ermeni Soykırımı’nı her fırsatta inkar eden, durmadan bizleri ötekileştirmek suretiyle toplumda kutuplaşmayı yükselterek iktidarını sağlamlaştırmak isteyenlere de HAYIR diyoruz!

16 Nisan referandumu bu karanlık dönemden çıkışın başlangıcı olabilir. Biz Ermeniler eşitlik, özgürlük, barış ve adalet talebemizi yükseltmek, tüm bu AKP politikalarına cevap vermek için sandığa gidelim, HAYIR/VOÇ diyelim ve HAYIR’ı örgütleyelim.


Tek Adam Rejimine HAYIR !
Nor Zartonk / Նոր Զարթօնք

Panel: Ermenilerin İslam’la İlişkileri

Ermenilerin İslam’la İlişkileri

“Barış – Savaş – Diplomasi” Üçgeniyle Oluşan Bir Arada Yaşama Deneyimi

Konuşmacı: Yervant Baret MANOK

(Hristiyan veya İslamlaş(tırıl)mış Ermenilerin Hz. Muhammed, Dört Halifeler, Emeviler, Abbasiler, Fatımiler, Eyyubiler, Memlükler, İran ve diğer İslam devletleriyle ilişkileri. / Çeşitli İslam Devletlerinde Ermeniler. / Bu devletlere hizmet ederek en yüksek pozisyonlara ulaşmış Sünni ve Şii Ermeniler.)

Tarih: 25 Mart 2017 Cumartesi
Saat 19:00
Yer: GLYD
Adres: Prof. Celal Öker Sok. No.:2 Harbiye / İstanbul

 Իսլամի Սկզբնական Շրջանէն Սկսեալ, Հայերու Իսլամի Հետ Յարաբերութիւնները:

“Խաղաղութիւն – Պատերազմ – Դիւանագիտութիւն” Եռանկիւնով Կազմուած Համակեցութեան Փորձառութիւնը

Դասախօսութիւն՝ Երուանդ Պարէտ ՄԱՆՈՔ ի  Կողմէ,

(Քրիստոնեայ կամ իսլամաց(ու)ած հայերու, իսլամի Մուհամմէտ մարգարէի, Չորս Խալիֆաներու, Օմայեաններու, Աբբասեաններու, Ֆաթիմեաններու, Այյուբեաններու, Մամլուքներու, Պարսկաստանի եւ այլ իսլամ պետութիւններու հետ, յարաբերութիւնները: / Տարբեր իսլամ պետութիւններու մէջ հայեր: / Այս պետութիւններուն ծառայելով ամենակարեւոր դիրքերու հասած Սուննի եւ Շիի հայեր:)

Nor Zartonk / Նոր Զարթօնք

Nor Zartonk : #atesyanistifa

Destek ver istifa etsin: #atesyanistifa

Bugün (15.03.2017) gerçekleştirilen Patrik Kaymakamı seçiminde ortak irade, bizi bu sürece getiren Aram Ateşyan, işbirlikçileri ve Istanbul Valiliği tarafından sabote edilmeye çalışılmaktadır.

Bizler Ateşyan’ın kirli çıkar ilişkilerine 9 senedir tanıklık ediyoruz. Valilikten gönderilen mektup ile Ermeni halkının inanç ve ibadet özgürlüğüne doğrudan devlet tarafından müdahale edilmiştir.

Ermeni halkının iradesinin bürokrasi oyunları ile engellenmesini kabul etmiyoruz. Bu nedenle tahtını bir türlü bırakmayıp, halkından bulamadığı desteği binbir ayak oyunuyla kerameti kendinden menkul bir takım kodamandan ve devletten sağlamaya çalışan Aram Ateşyan’ı derhal istifaya çağırıyoruz. Patrik seçimlerine giden bu süreçte seçilen Kaymakamın tanınmasını talep ediyoruz.

#atesyanistifa

Nor Zartonk / Նոր Զարթօնք

Diyadin’de Öldürülen Çocuklar İçin Soruşturma İzni Yok

Oğulcan Bakiler
Agos

Ağrı Valiliği, 2015’te Diyadin ilçesinde 15 yaşındaki Muhammed Aydemir ve 16 yaşındaki Orhan Aslan’ı öldürdükleri iddiasıyla haklarında soruşturma istenen polisler hakkında soruşturma izni vermiyor.

12 Ağustos’ta Ağrı’nın Diyadin ilçesinde fırında çalışan Orhan Aslan (16) ve Muhammed Aydemir (15) ile kimliği öğrenilemeyen bir kişi, özel harekat timleri tarafından öldürülmüştü. Görgü tanıklarına göre, Aslan ve Aydemir çalıştıkları fırının karşısında bulunan depodan odun almak için gittikleri sırada özel timler tarafından vurulmuştu.

Ağrı Valiliği sonrasında yaptığı açıklamada, Diyadin İlçe Jandarma Karakolu’na 12 Ağustos 2015’te düzenlenen saldırıyı takiben yapılan operasyonda, “üç teröristin ölü ele geçirildiğini” açıklamıştı.

Operasyona katılan Özel Harekât Polisleri ifadelerinde, kendilerine silah doğrultulması üzerine çocukları vurduklarını iddia etmişti. Devamını oku: Diyadin’de Öldürülen Çocuklar İçin Soruşturma İzni Yok �

Dilek Doğan’ın Öldürülmesine İlişkin Yeni Görüntüler Ortaya Çıktı

Erk Acarer
Birgün Gazetesi

Halkın Hukuk Bürosu tarafından BirGün’e ulaştırılan, İstanbul Küçükarmutlu’daki evinde 18 Ekim 2015 günü polis kurşunuyla katledilen 25 yaşındaki Dilek Doğan’ın öldürülmesine ilişkin yeni görüntüler ortaya çıktı.

Yeni görüntüler ‘Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi’ suçundan 26,5 yıla kadar hapis cezası istenen ve tutuksuz yargılanan polis memuru Y.M.’nin “Ben vurmadım” ifadesini de yalanlıyor.

Dilek Doğan’ın öldürüldükten sonrasında geçen olay anı görüntülerinden özel harekat polislerinin kendi aralarındaki konuşmalarda “Y.M.’nin Dilek Doğan’ı” vurduğu konuşuluyor.

Emniyetin yaklaşık iki yıldır görüntüleri gizlediği de ortaya çıktı.

Duruşma 8 Mart’ta

Dilek Doğan davası güvenlik gerekçesiyle ikinci duruşmadan bu yana kamuya kapalı olarak görülüyor. Dilek Doğan’ın katil zanlısı polis memuru Y.M.’ın tutuksuz yargılandığı dava 8 Mart tarihinde görülecek.

Süryani Ortodoks Kilisesi’nde Tartışma Büyüyor

Fatih Gökhan Diler
Agos

Altı Süryani kilise önderinin ortak bir bildiriyle Süryani Ortodoks Patriği’ni hedef alması, Süryani Kilisesi’nde ve toplumda bir süredir arka planda konuşulan sorunları su yüzüne çıkardı.

Altı Süryani metropolit, Süryani Ortodoks Patriği’nin yetki ve otoritesini reddederken, eleştirilen konu patriğin Suriye Baş Müftüsü ile katıldığı bir programda Kuran’ı öpmesi ve bazı yönetim sorunlarıydı. Ardından patriğin yanında duran geniş destekli bir karşı bildiri gecikmedi. Yirmi sekiz Kutsal Sinod üyesi metropolitin imzasıyla yayınlanan destek metninden sonra tartışmalar yaşandı, özürler dilendi ve geçici olarak sular duruldu. Konunun arka planındaysa Süryani toplumunun yaşadığı dönüşümden, Suriye ve Irak’taki siyasi belirsizliğe ve bugünkü patriğin Süryani Soykırımı Seyfo’yu toplumun ve kilisenin gündemine sokmasına kadar pek çok mesele var. Başta Platform Turabdin Sözcüsü Adnan Challma Kulhan ve gazeteci David Vergili ile Süryani toplumundan kişilerle görüşerek, Süryani Kilisesi’ndeki tartışmayı ele almaya çalıştık.

Bildiri Savaşı

Belçika, Batı Amerika, Kudüs, Yeni Zelanda – Avusturalya, Birleşik Arap Emirlikleri metropolitleri ve Haseke’den kaçıp Avusturya’ya yerleşmiş olan metropolit, 8 Şubat günü Arapça olarak yayınladıkları bir bildiriyle Süryani Ortodoks Patriği II. Afrem’in yetki ve otoritesini kabul etmediklerini dile getirdi. Patriğe yönelik yapılan eleştirilerse özetle, katıldığı bir programda Kuran’ı öpmesi, kendisinin bazı açıklamalarının Hıristiyan inancına aykırı olması, bir metropolitin yapacağı işleri yaparak metropolitlerin görev alanlarını ihlal etmesi ve sık seyahat etmesi şeklinde. Bundan iki gün sonra 10 Şubat tarihinde, Kutsal Sinod üyesi 28 metropolit, İngilizce dört maddelik bir karşı bildiri yayınlayarak, pakriğe destek çıkarak altı metropolitin görüşlerinin Kutsal Sinod’un ve Süryani toplumunun görüşlerini yansıtmadığını açıkladı. Gelen yoğun tepkiler üzerine geri adım atan muhalif altı metropolit, 14 Şubat günü bir mektupla toplumdan ve kiliseden özür diledi, ancak bu durumla ilgili toplanan Sinod, yapılan özrün yeterli olmadığını, kilise ve patriğin imajının zedelendiğini, bu konunun detaylıca karara bağlanması için, Büyük Oruç dönemi içinde tekrar toplanacak Sinod ile nihai kararın verileceğini açıkladı. Devamını oku: Süryani Ortodoks Kilisesi’nde Tartışma Büyüyor �

Նոր Զարթօնքի Յայտարարութիւնը

2008 – ին Թուրքիոյ Հայոց Պատրիարք Տ. Մեսրոպ Բ.ի հիւանդութեամբ սկսող «Պատրիարքի խնդիր»ը զանազան յետին ու խորամանկ հաշիւներով հասաւ այս օրե­րուս: Անցնող» տա­րինե­րու ըն­­թացքին առա­­ւելա­­պէս մա­­շած ու պա­­տուազրկո­­ւած կա­­ռոյ­­ցը եղաւ պատ­­րիար­­քա­­­րանը: Սոյն պա­­տուազրկու­­թեան մէջ ու­­շագրաւ է ամէն առ­­թիւ Պատ­­րիար­­քա­­­րանի պա­­տիւը բարձր պա­­հելու մա­­սին ճա­­ռող հա­­մայնքա­­յին վա­­րիչ­­նե­­­րու եւ հո­­գեւո­­րական­­նե­­­րու ու­­նե­­­ցած դե­­րակա­­տարու­­թիւնը:
Արամ Աթէ­­շեան փո­­խանոր­­դի դի­­մակով 9 տա­­րիներ շա­­րու­­նակ անօ­­րէն կեր­­պով գրա­­ւած է Աթո­­ռը: Ան իր գա­­հը ապա­­հոված է կա­­ռավա­­րու­­թեան, պե­­տու­­թեան եւ հա­­մայնքի հա­­րուստ հիմ­­նարկնե­­րու վա­­րիչ­­նե­­­րուն աջակ­­ցութեամբ: Թէ պատ­­րիար­­քի եւ թէ հա­­մայնքա­­յին հաս­­տա­­­տու­­թիւննե­­րու վար­­չութեանց ընտրու­­թիւննե­­րուն ձգձգման ետին այս կեղ­­տոտ յա­­րաբե­­րու­­թիւններն են որ որո­­շիչ եղան:

Այս մի­­ջոցին հա­­մայնքա­­յին կա­­լուած­­նե­­­րու շի­­նու­­թեան գոր­­ծե­­­րուն կա­­ռավա­­րու­­թեան բա­­րեկամ շի­­նարար ըն­­կե­­­րու­­թիւննե­­րուն փո­­­խանցման կաս­­­կա­­­­­­­ծելի երե­­­ւոյթնե­­­րը զգու­­­շօ­­­­­­­րէն քօ­­­ղար­­­կո­­­­­­­ւած են հա­­­սարա­­­կու­­­թեան ու­­­շադրու­­­թե­­­­­­­նէն: Որ­­­քան ատեն որ թա­­­փան­­­ցի­­­­­­­կու­­­թիւն չի տի­­­րեր, հաս­­­տա­­­­­­­տու­­­թիւննե­­­րու վա­­­րիչ­­­նե­­­­­­­րը պի­­­տի մնան կաս­­­կա­­­­­­­ծի տակ: Ար­­­դա­­­­­­­րեւ այս կեղ­­­տոտ յա­­­րաբե­­­րու­­­թիւննե­­­րէն եկած նե­­­խոտած ժա­­­հը պատ­­­ճառ դար­­­ձաւ Կրօ­­­նական Ժո­­­ղովի ատե­­­նապետ Սա­­­հակ Եպիս­­­կի­­­­­­­պոս Մա­­­շալեանին բա­­­ւական ու­­­շա­­­­­­­ցած հրա­­­ժար­­­ման: Իր հետ միասին Կրօ­­­նական Ժո­­­ղովի բո­­­լոր ան­­­դամներն ալ պար­­­տին ժո­­­ղովուրդին բա­­­ցատ­­­րել թէ ին­­­չո՞ւ այսքան եր­­­կար ժա­­­մանակ լուռ մնա­­­ցած են: Devamını oku: Նոր Զարթօնքի Յայտարարութիւնը �

Թուրքիոյ Հայոց Պատրիարքարանի Ճգնաժամերը

Ռուբէն Վարժապետեան
Ակօս

Թուրքիոյ հայ հասարակութեան օրակարգի գլխաւոր նիւթերէն մէկը դարձած է նոր պատրիարքի մը ընտրութիւնը։ Յատկապէս Կրօնական Ժողովի ատենապետ Սահակ Մաշալեանի հրաժարումէն ետք այս փոթորկոտ խնդիրը ալ աւելի ծաւալուեցաւ եւ հարկ եղաւ Ամենայն Հայոց Կաթողիկոս Գարեգին Բ.-ի միջամտութիւնը։ Սակայն պատրիարքարանի պատմութեան մէջ աննախադէպ երեւոյթներ չէին այս բոլորը, քանի որ անցեալին ալ նման ճգնաժամեր ապրուած էին։ Արդարեւ այս մասին հարցումներ ուղղեցինք Հարաւային Գալիֆորնիոյ Համալսարանի ժամանակակից հայկական ուսումնասիրութիւններու բաժնի դասախօս Ռիչհարտ Եդուարդ Անթառամեանի հետ։

Ռուբէն Վարժապետեան- ժԹ դարուն ի՞նչ տեսակ յարաբերութիւն մը կար Հայ Առաքելական Եկեղեցւոյ եւ Օսմանեան Կայսրութեան միջեւ։

Ռիչհարտ Եդուարդ Անթառամեան- Քանի մը տարբեր մակարդակի վրայ կ՚ընդանային այդ յարաբերութիւնները։ Նախ նշենք որ Օսմանեան քաղաքականութիւնը կերտուած էր դաւանանքներու վրայ։ Հայ եկեղեցին եւ հոգեւորականաց դասը Օսմանեան իշխանութեան մէջ յատուկ բաժին ունէին։ Այս բաժինը կը կայանար համայնքներու պահանջներուն դիմագրաւման եւ պետութեան հանդէպ հաւատարմութիւնը երաշխաւորելու հիման վրայ։ Անշուշտ որ համայնքներու կարիքները միայն հոգեւոր չէին։ Այսպէսով որ հոգեւորականաց դասը բացի նիւթական հարստութիւն կուտակելէ միջնորդի դեր ստանձնած էր նաեւ Օսմանեան հասարակութեան մէջ։ Եկեղեցին կայսրական քաղաքականութեամբ լրացուցիչ մէկ տարրն էր նաեւ։ Այս գիտելիքներու վրայ պէտք է քննարկել Պոլսոյ Պատրիարքարանի մենաշնորհներու ընդլայնումը։ Պատրիարքարանը կը ղեկավարուէր պետութեան կազմին մէջ աշխատող եւ Պատրիարքարանի ու պետութեան միջեւ կամուրջի դեր ստանձնող հայ սերունդներու կողմէ։ Devamını oku: Թուրքիոյ Հայոց Պատրիարքարանի Ճգնաժամերը �

Nor Zartonk: Taht Oyunları Sürüyor

2010 yılında Nor Zartonk olarak patriklik seçimlerine ilişkin olarak “Bozuk düzende sağlam çark olmaz!” demiştik. 7 Yıl sonra geldiğimiz noktada bu tespitin haklılığının bir kez daha teyit edildiğini görüyoruz.

2008 yılında Patrik II. Mesrob’un hastalığı ile başlayan süreç türlü çıkar hesapları, şark kurnazlıkları ve basiretsizlikler ile sündürülerek bugüne kadar getirildi. Tüm bu 9 senelik süreçten en çok hırpalanan ve zarar gören kurum kuşkusuz patriklik makamıdır. Muhafazakâr kimlikleriyle övünen büyük vakıf başkanlarının ve elbette din adamlarının tüm bu yaşananlara karşı makamın saygınlığını korumak adına sergilediği 9 senelik suskunluk ibret vericidir.

Aram Ateşyan, vekil maskesiyle patriklik makamını 9 yıl boyunca hukuksuzca gasp etmiştir. Kendisi bir taraftan AKP ve devletle kurduğu şüpheli ilişkiler sayesinde koltuğu sağlama alırken diğer taraftan büyük vakıfların para babası yöneticileriyle iktidarını kuvvetlendirmiştir. Hem patriklik hem de vakıf seçimlerinin yıllardır yapılamamasının arkasında bu kirli ittifak ilişkileri yatmaktadır.

Vakıf taşınmazları üzerinde AKP müteahhitleriyle yapılan pek çok bol akçeli inşaat işi halkın denetiminden tamamen uzak tutulmuştur. Vakıf yönetimleri gerçek anlamda şeffaflaştırılmadığı sürece tüm bu yöneticiler zan altındadır. Nitekim dönen kirli işlerin kokuları ayyuka çıkmış ve Ruhani Kurul Başkanı Episkopos Sahak Maşalyan 13 Şubat 2017 tarihinde ağır ifadeler içeren bir mektupla istifa ederek durumu protesto etmiştir. Bu istifanın doğru ama oldukça geç kalmış bir tepki olduğunu söylemek zorundayız. Yalnızca Sahak Maşalyan değil, Ruhani Meclis üyesi bütün ruhaniler neden bu kadar uzun bir süre tüm bu kirli işlere karşı sessiz kaldıklarını, patriklik makamının itibarsızlaştırılmasına neden göz yumduklarını açıklamak zorundadır.

16 Şubat 2017 VADİP Toplantısı

Sahak Maşalyan’ın istifası ve Agos’a verdiği demeçler üzerine VADİP 16 Şubat Perşembe akşamı konuyu değerlendirmek üzere toplanma kararı aldı. Kumkapı Meryem Ana Kilisesi Kazaz Amira Salonu’nda gerçekleşen VADİP toplantısı Vakıflar Genel Müdürlüğü Azınlık Vakıfları Temsilcisi Toros Alcan, CHP İstanbul Milletvekili Selina Doğan, çok sayıda vakıf başkanı ve temsilcisinin katılımı ile başladı. Bu toplantının sosyal medyada duyulması üzerine konuya ilişkin fikirlerini beyan etmek üzere Kumkapı Meryem Ana Kilisesine gelen ve aralarında Nor Zartonk üyelerinin de bulunduğu 150 kadar Ermeni yurttaş kilise bahçesinde toplandı.

Toplantının halkın katılımına kapalı olduğu dillendirilse de yoğun itirazlar sonucunda yurttaşların toplantıya katılımı sağlandı. Bu esnada Patrikhane’de aralarında Sahak Maşalyan, Bedros Şirinoğlu, Melkon Karaköse, Vasken Barın, Aram Ateşyan ve Erol Ergan’ın da bulunduğu bir grubun ayrı ve gizli bir toplantıda olduğu öğrenildi. Tartışmalar sürerken gizli toplantıdan çıkan grup VADİP toplantısına geldi ve tüm itirazlara rağmen mikrofonu ele geçirerek hazırlamış oldukları protokolü toplantı katılımcılarına dayatırcasına okudu. Yukarıda kısaca bahsetmiş olduğumuz bu şer ittifakı, bu kriz vesilesiyle ortaya çıkacak olası tartışmaların ve elbette sorgulamaların önünü erkenden almak istemiştir. 9 senedir işleri bu noktaya taşıyanlar şimdi baskın bir seçimle kendilerini temize çıkarmak istemektedirler. Oysa sorun uzun süredir bir seçim sorunu olmaktan çıkmış durumdadır. Sorun, bir zihniyet ve sistem sorunudur. Sorun, bir kişinin 9 yıl boyunca patriklik makamını işgal edebilmesi ve tüm yaptıklarına ve toplumdan yükselen itirazlara rağmen hala istifa etmemiş olmasıdır. Sorun, patriğin dünyevi işlere karışması sorunudur. Sorun, imzalanan protokolün altındaki imzaların tamamının varlıklı erkeklere ait olması sorundur. Bu açıdan çözüm ise kesinlikle seçim değil, zihniyet ve sistem değişimidir.

Patriklik Makamı Üzerine

150 yıllık 1863 Ermeni Milleti Nizamnamesi’ne göre iki kademeli bir seçimle ruhani önder olarak seçilen patrik zaman içerisinde cismani meclis ve kurulların devlet tarafından tasfiyesi ile dünyevi ve uhrevi yetkilerin tek elde toplandığı bir iktidar odağına dönüştü. Dini kimliğinden ötürü her türlü sorgulamadan ve eleştiriden muaf olan bu makamı bu tarz sorumluluklar ile donatmak, ayrıca ona siyasi görevler yüklemek, başta makamın sahibi din adamına ve tüm topluma yapılmış bir haksızlıktır. Esas görevi inananlara dini önderlik etmek olan bir kişi böyle bir duruma sokulmamalı.

Oysa bizler bugün makamın ve makam sahibi kişinin çeşitli gruplarca araçsallaştırıldığını görüyoruz. Toplumun belli köşe başlarını tutmuş varlıklı kişilerin bu makamın gücünden faydalanarak statükoyu korumaya ve yolsuzluklarını görünmez kılmaya çalıştığını, toplumu dönüştürme iddiasındaki bazı çevrelerin ise yine bu makamın gücünden istifade ederek yukarıdan aşağıya bir dönüşüm hayal ettiklerini görmekteyiz.

Birinci grup tarihsel olarak Ortaçağ Avrupası’nda gördüğümüz feodal beyler (toprak ağaları) ile kilise (din adamları) arasındaki ittifakın günümüzdeki bir yansımasından ibaret ve sınıfsal pozisyonuna uygun hareket etmekte. İkinci grup ise bizce büyük bir yanılgı içerisinde debeleniyor. Patriklik makamının siyasallaşmasına itiraz etmeden, yetkilerini kısıtlayacak yapısal reformların mücadelesini vermeden sadece makama reformcu olacağını umdukları bir ismi getirmeye çalışmak nafile bir çabadan ibaret. Bu durumun örnekleri Ermeni toplumunun yakın tarihinde de yaşanmıştır. Seçilecek kişi her kim olursa olsun devlet ve sermayeyi elinde tutan kişiler karşısında aciz durumdadır. Zira patriklik makamının gücü uhrevidir ama yapılmak istenen reformlar dünyevi reformlardır. Kuşkusuz akçeli işlerden uzak duracak, ahlaksızlığa bulaşmayacak, dürüst ve çalışkan bir patriğin seçilmesi toplumun yararınadır fakat toplumsal mücadele ağları örülmeden, yapısal reformlar hayata geçirilmeden beklenti bundan fazlası olmamalıdır.

Ne Yapmalı?

Tüm bu tartışmalar, iktidar bloğu içindeki çatlak sesler, ayyuka çıkan yolsuzluklar ve pis kokular sistemin sorunlarının daha fazla görünür olması açısından kuşkusuz hayırlı olmuştur.

VADİP toplantısında dayatılan protokolün halkımızın nezdinde hiçbir geçerliliği yoktur. Kapalı kapılar ardında al gülüm ver gülüm iş bağlamaya alışmış tüccar zihniyetinin toplumumuzun son derece ciddi ve artık kangrenleşmiş sorunlarına çözüm bulma yetisi olmadığı aşikârdır. Bu zihniyet toplumu da hızla yozlaştırmakta, tam manasıyla yok olmanın eşiğine sürüklemektedir.

Artık tüm sorunlar halkın katılımına açık toplantılarda tartışılmalı, kararlar halk ile birlikte alınmalıdır. Tüm vakıf yönetim toplantıları halkın katılımına ve denetimine açık hale getirilmeli, seçimlerin yapılabilmesi adına her türlü girişim ivedilikle başlatılmalıdır.

Vakıf yönetimleri 9 yıldır yenilenmemiştir ve dolayısıyla denetlenmemiş, halkın onayına sunulmamıştır. Patriklik makamının itibarsızlaştırılmasına göz yuman ruhaniler kadar halkın kolektif mülkleri üzerinden kişisel rant elde edenler de bu topluma ihanet içerisindedir ve istifa etmeleri gerekir.

Patriklik makamının siyasi ve maddi işlerden arındırılması makamın saygınlığının sürdürülebilmesi ve işleyişin şeffaflaşabilmesi adına artık bir zorunluluk olmuştur. Patriklik makamını işgal etmiş olan Aram Ateşyan derhal istifa etmeli ve patriklik seçimlerini yıllardır yapılmasına neden engel olduğunu halka anlatmalıdır.

Çözüm: Çok Sesli İç İşleyiş – Çok Sesli Temsiliyet

Türkiye Ermenilerinin bir temsiliyet problemi olduğu ortadadır. Patriklik makamı siyasi ve dünyevi bir temsiliyet makamı olmaktan çıkarılmalı, bu sayede makamın ruhani önderlik misyonu, olması gerektiği gibi kuvvetlendirilmelidir. Ermeni toplumu ile ilgili kurumların dışa kapalı yapıda olmaları temsiliyet sorununun ana sebeplerinden biridir. Mevcut durumda kurumlar varsıl erkekler tarafından kapalı kapılar ardında yönetilmektedir. Son VADİP toplantısında yaşananlar ve ortaya çıkarılan protokol yöntem açısından bunun yüzlerce ispatından biridir.

Tüm kurumların şeffaf ve katılımcı idaresi, sağlıklı bir temsiliyetin inşası için şarttır. Ayrıca kadınların, gençlerin ve emekçilerin katılımına öncelik tanıyan mekanizmalar sağlanmadan gerçek bir temsiliyetten söz edemeyiz. Ermeni toplumu içerisinde daha fazla sivil kurumun hem kendi toplumlarını ilgilendiren konularda hem de Türkiye toplumunu ilgilendiren konularda fikir üretmeleri ve haklarını savunmaları hem çok sesli bir iç işleyiş hem de çok sesli bir temsiliyet yaratacaktır. Sivil toplum kuruluşları, demokratik kitle örgütleri, vakıflar ile köy, meslek ve okul dernekleri yukarıda bahsettiğimiz ilkeler doğrultusundan teşvik edilerek çok sesli temsiliyet inşa edilmelidir.

Türkiye Ermenileri hem kendi geleneksel kurumları içerisinde, hem de devlet nezdinde, gasp edilen hakları doğrultusunda daha yaşanabilir bir ülke için talepkâr olmalıdır. Türkiye Ermenilerinin tek kurtuluş reçetesi; susmayarak ve sinmeyerek, demokratikleşme mücadelesine destek vermek, katılımcı olmak için tüm olanakları zorlamak, demokrat yapılar ile dayanışmak ve haklarını talep etmektir. Artık kaybedecek daha fazla zamanımız kalmamıştır. Ermeni Toplumu, Kamp Armen Mücadelesinde olduğu gibi bir seferberlik ruhuyla bir araya gelmeli, gerek iradesini gasp eden vakıf yönetimlerine karşı gerekse patriklik makamının geleceğine dair ivedilikle eyleme geçmelidir.

NOR ZARTONK / ՆՈՐ ԶԱՐԹՕՆՔ

“Bozuk Düzende Sağlam Çark Olmaz!” adlı Ağustos 2010 tarihli yazımız için tıklayınız.

Բոլորս Ալ Քիչ Մը Փոխուած Ենք Հրանդէն Ետք

Սայաթ Թէքիր

ժուար է հաւատալ որ տասը տարիներ անցան այն դէպքէն ետք, ուր ականատես եղանք մարդասպանութեան մը: Ծրագրուած կանխապատրաստուած ոճիր մըն էր գործուածը: Բայց կանխատեսումները սխալ դուրս եկան: Մարդկային հեղեղ մը գոյացաւ դէպքէն ետք: Այսօր կարօտով յիշուած «Կէզիի ոգին» առաջին անգամ այդտեղ տեսանելի դարձաւ: Տարբեր ինքնութիւններով, տարբեր մտայնութիւններով բիւրաւոր մարդիկ առաջին անգամ այդ ոճիրը դատապարտելու համար մէկտեղուեցան: Հրանդի մահով բոլորս ալ քիչ մը փոխուած էինք:
ԺԹ դարու վերջերէն սկսելով Օսմանեան երկրի մէջ կեանքը հետզհետէ անտանելի դարձած էր հայոց եւ այլ ժողովուրդներուն համար: Ծանր ճնշումը կոտորածներով զարգացաւ ու 1915 թուի ցեղասպանութիւնով հասաւ իր գագաթնակետին: Devamını oku: Բոլորս Ալ Քիչ Մը Փոխուած Ենք Հրանդէն Ետք �

Hey! Evetçi Arkadaş!

Murad Mıhçı
Demokrat Haber

Ben senin yan komşunum, hatta kapısını güvenerek çaldığın arkadaşınım. Bana bugün “HAYIRCI terrorist” diyorlar, kanma ben yine aynı kişiyim..
Biliyor musun yine binlerce öğretmeni, akademisyeni işten atmışlar. Onlar senin de çok sevdiğin kızına ders veren, zorlukla geçinen öğretmendi. Sen tatildeyken gizli gizli markette çalışan öğretmen. Ülkede işsizlik olunca ilk kapıya konan memur. Onlar arasında senin de yakının yok mu?
Biliyor musun son seçimlerde “istikrar kazanacak” diye seçim çalışması yapmışlardı. Sen de inanıp oy vermiştin.
Ben bu sene de zam almadım ve birçok yakınım da işsiz. Zorlandığı için senden borç para isteyen kaç arkadaşın var hadi bir düşün güzel arkadaşım.. Devamını oku: Hey! Evetçi Arkadaş! �

Tek Yol: Ateşyan İstifa!

Ohannes Kılıçdağı
Agos

Patrik seçimi krizindeki son gelişmenin farkındasınızdır. Sahak Maşalyan, daha evvelki bazı hatalarına rağmen, ki onların da Ateşyan’ın zorlamasıyla olduğu anlaşılıyor, istifa ederek ve istifa mektubunda yazdıklarıyla, dokuz senelik patrik seçim krizinin en onurlu davranışında bulundu. Kamuoyuna duyurdukları, Aram Ateşyan’ın ipliğini geri dönülemez biçimde pazara çıkardı. Kendisine teşekkür, boynumuzun borcudur. Gerçi biz Ateşyan’ın ne olduğunu, hatta belki biraz da fazla oto-kontrol yaparak, defalarca söyledik ama Maşalyan onun yakınındaki biri olarak Ateşyan’ın kötü niyetini en açık biçimde ortaya koydu. Baksanıza, Ateşyan süreci akamete uğratmak için tehditlerde bile bulunmuş. Burada üst düzey bir ruhaniden mi bahsediyoruz, yoksa zorba bir mahalle kabadayısından mı? İnsanları ‘devlet’ sopasıyla tehdit ediyor; Ermeni toplumu için bilindik, ucuz bir numara. Devletle ‘dilekçe oyunu’ oynayıp hepimizi aptal yerine koyuyor, zekâmızla dalga geçiyor. Akçeli işleriyle ilgili şaibelere hiç girmiyorum bile. Devamını oku: Tek Yol: Ateşyan İstifa! �