Paramaz’dan 15-16 Haziran’a

Atilla DİRİM
Sosyalist İşçi

İşçi sınıfının mücadelesine baktığımızda, bugün Türkiye adı verilen topraklarda ilk kez sosyalizm mücadelesi veren Paramaz ve yoldaşlarıyla, 15-16 Haziran 1970 büyük işçi direnişini anmamak mümkün değil. Bu iki büyük olay arasında yakın olduğu kadar trajik bir ilişki var.

1914 yılında Sosyal Demokrat Hınçak Partisi üyesi 120 devrimci, İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenlerine ve özelde Talat Paşa’ya suikast yapacakları iddiasıyla gözaltına alındı. Hınçak Partisi gerçekten de böyle bir karar almış, ancak henüz hayata geçirmek için bir adım atmamıştı. Düşünceler sadece kâğıt üzerinde kalmıştı.

Gözaltına alınanların bir kısmı aradan kısa bir süre geçtikten sonra serbest bırakıldı, aralarında SDHP Merkez Komite üyesi Paramaz’ın (Madteos Sarkisyan) da bulunduğu 22 kişi 10 Mayıs 1915’te yargılanmaya başlandı.

Sıradan bir yargılama değildi ama bu; kısa bir süre önce, 24 Nisan tarihinde İstanbul’daki Ermeni aydınlarının ve kanaat önderlerinin evlerine baskın düzenlenmiş, neredeyse tümü tutuklanmış ve böylece soykırımın uygulanmasına başlanmıştı. Bundan ötürü Paramaz ve yoldaşlarının yargılanması da bu olağanüstü koşullar altında gerçekleşti.

Tutukluların Divan-ı-Harp’de yargılanmasına 10 Mayıs 1915’de başlandı. On yedi gün süren mahkeme zarfında Paramaz’ın da dâhil olduğu 22 SDHP üyesi, ”Bağımsız bir Ermenistan Devleti kurmak için suikastlar düzenlemek ve yabancı ülkeleri Osmanlı Devleti aleyhine kışkırtarak devlet topraklarından bir kısmının devlet yönetiminden çıkarılmasına kalkıştıkları ve bu maksatla çeşitli ülkelerde gizli ve açık kongreler düzenledikleri ve basın yayın yoluyla kışkırtıcılık yaptıkları’’ gerekçesiyle  ölüme mahkum edildi. Hükümlülerden ikisi yakalanamadığı için cezaları infaz edilemedi, diğer 20 devrimci ise 15 Haziran 1915’de asılarak idam edildiler.

Paramaz ve yoldaşları, bugün devrimciler ne talep ediyorsa, o zaman da aynılarını talep ediyorlardı: Herkese ücretsiz anadilde eğitim, işçiler için en fazla sekiz saatlik iş günü, haftada bir defa kırk iki saat aralıksız dinlenme, idam cezasının kaldırılması, kadın çalıştırılan fabrikalar veya diğer işletmelerde emzirilen ve küçük yaşlarda olan çocuklar için çocuk bakımevleri kurulması ve süt veren kadınların her üç saatte bir, yarım saat süreyle çalışmayı bırakması, işçi mahkemelerinin kurulması vb.

SDHP üyesi devrimciler bir haziran gününde idam edildiler. İdamlarının ardından sadece onların değil, koca bir halkın, Ermeni halkının varlığı unutturuldu, hatıralardan silindi, öyle ki, sanki hiç yaşamamış gibi oldular. Ama aynı zamanda işçi sınıfının temsilcisi olan bir parti, koca bir mücadelenin hafızası da yok olup gitti.

15-16 Haziran işçi direnişi

Paramaz ve yoldaşlarının katlinden tam 55 yıl sonra, SDHP’nin vaktiyle temsilcisi olarak mücadele ettiği işçi sınıfı sendikal hakları için ayağa kalktı. 1967 yılında kurulan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), işçi sınıfı mücadelesi içinde önemli bir rol oynamaya başladı. Birçok fabrikanın işçileri kitlesel olarak DİSK’e geçmek istediler ve bunun için mücadele etmeye başladılar, çünkü DİSK özel sektörde işçilere yüksek ücret ve daha iyi sosyal koşullar kazandırıyordu.

DİSK’e bağlı sendikalar kısa sürede radikalleşmeye başladı. Bu durum egemen sınıf için son derece rahatsız ediciydi; çünkü hem üretim aksıyor, öte yandan işçi ücretleri artıyor, daha da önemlisi, genç işçi kuşağı içinde mücadele bilinci ve sosyalist fikirler giderek daha fazla yerleşmeye başlıyordu.

Bu durum karşısında patronlar yeni bir Sendikalar Yasası’nın çıkartılması için hükümete baskı yapmaya başladılar. Aslında bu yasanın tek amacı DİSK’in dağıtılmasıydı. Bunun üzerine DİSK işyeri temsilcileri toplantısı, 15-16 Haziran 1970 direnişini kararlaştırdı. 15 Haziran günü işçiler İstanbul’un üç noktasından merkeze doğru yürümeye başladılar. Gebze, Silahtarağa ve Levent yönlerinden başlayan yürüyüşler yol boyu büyüyordu.

16 Haziran günü Türk-İş’e üye işçilerin katılımıyla yürüyüşler daha da büyüdü. Büyük işçi yığınları, karşılarına çıkan polis ve asker barikatlarını kolayca aşıyordu. Binlerce işçi Anadolu yakasında Türk burjuvazisinin kalbine, Bağdat Caddesi’ne girdi, oradan da Kadıköy’e doğru ilerlemeye başladı. Polisler işçilerin üzerine ateş açtı, işçilerden ölenler oldu, ancak yürüyüş yine de durmadı.  İşçiler Kadıköy Kaymakamlığı’nı kuşattı ve gözaltına alınan işçilerin serbest bırakılmasını sağladı.

İşçilerin İstanbul Valiliği’ne yürümeye başlamaları üzerine, tanklar devreye girdi.  Bir işçi kolu Atatürk köprüsünden geçerek Taksim’e gitmeye çalıştı, ancak köprü açılarak işçiler durduruldu. Sonunda akşama doğru hükümet İstanbul’da sıkıyönetim ilan etti ve DİSK başkanı Kemal Türkler radyodan yaptığı konuşmayla direnişin bittiğini ilan etti, ardından da işçilerle birlikte hareket eden devimci gençleri suçladı. Kısa bir süre sonra direniş ve işgaller sona erdi, işçi hareketi geri çekildi. Her ne kadar Sendikalar Yasası DİSK’i kapatmayı başaramadıysa da, işçilerin aleyhine pek çok madde yasalaştı.

Ermeni devrimcilerden 15-16 Haziran’a

1970’li yıllarda devrimci hareket içinde çok çeşitli tartışmalar yaşanıyordu. Bu tartışmaların temel eksenini “milli demokratik devrim mi, yoksa sosyalist devrim mi?” çatışması oluşturuyordu. Her iki görüşü savunan devrimcilerin ortak özelliği ise kemalizmden yoğun bir şekilde etkilenmiş olmalarıydı. Milliyetçilik ve ikamecilik devrimci saflarda yaygın bir şekilde görülüyordu.

Bunun en önemli sebebi ise Ermeni soykırımıyla birlikte bugün Türkiye adı verilen topraklarda yaşayan işçi mücadelelerinin, sosyalist düşüncenin de unutulmuş, daha doğrusu unutturulmuş olmasıydı. Sol örgütlerin bile bir kısmı tarihlerini kemalizmle birlikte başlatıyor, önceki dönemde yaşanan işçi mücadelelerini, devrimci geleneği yok sayıyorlardı. Bu durum, kitlesel işçi hareketi karşısında devrimcilerde köksüzlükten, hafızasızlıktan kaynaklanan yalpalamalara, savrulmalara neden oluyordu.

Ermeni soykırımı neredeyse 90 yıl boyunca bir tabu olarak kaldı. Bu tabulaştırma hem devrimci örgütlerin, hem de işçi sınıfının arasında milliyetçi fikirlerin yaygınlaşmasına neden oldu. Artık Ermeni soykırımı toplumun hemen her kesiminde konuşulur ve tartışılır hale geldi. Ermeni devrimcilerin sosyalist hareket içindeki yeri ve yaptıkları, yine Ermeni soykırımından beslenen burjuvaziye karşı verilen mücadelede hiç şüphesiz sınıfa ışık tutacaktır. Bundan ötürü Paramaz ve yoldaşlarının mücadele derslerinin işçi hareketiyle bir araya getirilmesi, her zamankinden de önemli bir görev olarak karşımızda duruyor.