Mühürlü Kapı Konferansı

ermenistansınır

Sayat TEKİR

Bu haftasonu dikkat çekici bir etkinlik var. Hrant Dink Vakfı ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin birlikte organize ettikleri ‘’ Mühürlü Kapı: Türkiye-Ermenistan Sınırının Geleceği Konferansı’’ 22-23 Kasım tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek. Uluslararası bir bilim kurulu tarafından sunumların değerlendirildiği bu konferans, Ermenistan sınırı ile ilgili Türkiye’de gerçekleşecek önemli etkinliklerden birisi olacak.

Türkiye ve Ermenistan tarihine baktığımızda 1000 yıllık bir birlikteliğin 100 yıl önce bıçakla kesilmiş gibi kesildiğine şahit oluyoruz. Ermeni soykırımı öncesinde toplumun her alanında Ermenileri görmek mümkün iken soykırım ve sonrasındaki baskıcı politikalar ile bugün sayıları 50 binlere düşmüş Ermeniler, yok denecek sayıdalar. Belki buna bir istisna bugün hala yavaş yavaş kendi kimliğinin farkına varan Müslümanlaşmış Ermenilerdir. Fakat tüm bunlara rağmen Ermeniler son yüz yıllık süreç içerisinde sadece yok edilmediler ayrıca toplumsal bellekten de çıkartıldılar. Ermenilerin kolektif mekanlarının (okul, ibadethane vs.) bir dizi devlet politikası ve definecilik ile yok edilmesi ise bu bellek kaybını kuvvetlendirdi. Bin yıldır birlikte yaşamış iki toplum, şu aşamada birbirlerini yeniden tanımaya ihtiyaç duyuyorlar.

İşte tam da burada kapalı olan Türkiye-Ermenistan sınırı bir kat daha önemli oluyor. Son yüz yıllık süreçte -her ne kadar bunun önemli bir bölümünü komşu devletler olarak geçirilmiş olsa da- dönemin politikaları ile çoğu zaman kalınlaşan bu sınır, 1992’den sonra kısa bir süre açıktı. Halihazırda kapalı olan sınır iki toplumu izole etmeye çalışıyor. Bu politika kısmen başarılı olsa da sınırın katılığı insanın esnekliğini engelleyemiyor.

Öte yandan sınırın açılmasını, ticaret üzerinden salt ekonomik bir olgu olarak değerlendirmemek gerekiyor. Türkiye-Ermenistan sınırı halihazırda kapalıyken de ticaret yapılıyor ama esas olan malın serbest dolaşımı değil insanların ve fikirlerin serbest dolaşımı. Bu serbest dolaşım sağlanırsa iki toplumun birbirlerine değer ve geçmiş daha sağduyulu bir ortamda konuşulmaya başlanır. Karşıtlıklar ve önyargılar ancak ve ancak sınırın açılması ve iki halkın daha çok bir araya gelmesi ile aşılır. Sınırın açılması ise sadece iki halkın bunu talep etmesiyle gerçekleşir.

Son olarak; Ankaralı okurlarımızın ilgi göstereceklerini düşündüğüm konferansın ilk günü gerçekleşecek ‘Kapalı Sınır Hikâyeleri’ oturumunda(*) ben de ‘Ermenistan Sınırından Türkiye’ye Bakmak’ adlı bir sunum gerçekleştireceğim. Hem bu sınırın geleceğini hem de Türkiye ve Ermenistan halklarının eskisi gibi bir arada yaşabilmelerinin olanaklarını konuşmak için tüm dostlarımızı konferansa davet ediyorum. Bu haftaki yazımı konferansın basın metninden bir bölüm ile sonlandırıyorum:

‘’Sovyetler Birliği’nin çöküşü ile Türkiye uzun süre göz ardı ettiği doğu komşusu Ermenistan’ı yeniden keşfetti. Türkiye, her ne kadar Ermenistan’ın bağımsızlığını ilk tanıyan ülkelerden biri olsa da, Ermenistan’la diplomatik ilişki kurma konusunda isteksiz kaldı. Leninakan/Gümrü ve Kars arasında haftada bir sefer yapan yolcu treni dışında, Türkiye-Ermenistan sınırı, Sovyetler döneminde dahi hep kapalı kaldı. Türkiye, 1992’de Avrupa’dan gönderilen buğday yardımını Ermenistan’a ulaştırmak için demiryolunun kullanılmasına müsaade etti. 1993’te ise Dağlık Karabağ Savaşı’na tepki olarak, sınırı tamamen ve tek taraflı kapattı. Kars-Gümrü tren seferleri durduruldu. O günden beri, iki ülke arasında doğrudan ticaret yapılamıyor; bölge halkının sınır ötesi faaliyetleri engelleniyor. Kapalı sınır politikası günümüzde de devam ediyor.

Sınır kapılarının mühürlenmiş olması, her iki yakadaki insanların hayatını ciddi anlamda etkiliyor. Dahası, bu durum sadece iki komşu ülkeyi değil, önemli bir Ermeni nüfusun yaşadığı savaş halindeki Suriye de dahil, bütün bölgeyi etkiliyor. Mühürlü kapının, ekonomik, sosyal, siyasi ve çevresel alanlardaki etkileri her yerde görünür bir şekilde hissediliyor. Sınırın kapalı olması, kapıları kapatma gerekçesi olan Dağlık Karabağ sorununun çözümüne katkı sağlamadığı gibi, bu sorununun çözümünü daha da karmaşık bir hale getirmiş durumda.

Mühürlü Kapı: Türkiye-Ermenistan Sınırının Geleceği Konferansı, ‘kapalı sınır politikası’nı siyasi, ekonomik, sosyal, çevresel, insani ve bölgesel yönleriyle etraflıca ele alarak, Kafkasya’da barışı inşa etmenin olanaklarını incelemeyi hedeflemektedir.’’

(*): http://hrantdink.org/picture_library/MuhurluKapi-turkcekonferansprogrami.pdf