Türkiye’nin Ermeni siyasetinde Karabağ Savaşı

c96835bd336b

Styopa SAFARYAN
Repair Future

Uluslararası ilişkiler çerçevesinde, sona eren Soğuk Savaşa dayanan idealizmin iyimserliğinin, Türk -Ermeni ilişkilerinin ebediyen çözümünü destekleyeceği ve yeni açılımların hayata geçirilmesinde, savaşla dolu geçmişin artık barışa yönelmesinde katkı sağlayacak nesnel ve öznel etkenlerin, bu süreci tıkayan etkenlerden daha güçlü olacağı zannedilirdi.

Ancak, idealizm iyimserliğinin coşkusu hızla kayboldu. Üçüncü tarafların da içine çekecek etnik-toprak savaşlarıyla birlikte bu durum önce Kafkaslarda kendini gösterdi, uluslararası ilişkiler algısında realizmin karamsarlığı belirginleşmeye başladı.

Bu anlamada en kanlı savaşlardan biri Lenin-Stalin ikilisinin siyasi hükmüyle Sovyet Azerbeycan’a devredilen (Bolşevik ve Jön Türk anlaşmasının büyük bir kısmını oluşturan) Dağlık Karabağ özerk bölgesi ve çevresinde gelişen savaştı. Türkiye’nin önce siyasi ve diplomatik daha sonra askeri alanda isteklerinin belirsizliği var olan durumu daha da zora soktu.

Başta Ermenistan’ın bağımsızlık perspektifi beraberinde Azerbeycandaki Ermeni yerleşimi olan anklav bölgenin Ermenistan ile yeniden birleşmesi, daha sonra da uluslararası hukuk ve Sovyet kanunlarına dayanarak bağımsızlık ve kendi kaderini tayin talepleri, Türk siyasi çevrelerini rahatsız etmekteydi.

1990 yılının başlarında, Ermenistan’ın bağımsızlığı halinde Türkiye’de Ermenistan ve Yunanistan’ın öne sürdüğü iddiaların kıskacında kalınacağı yönünde rahatsızlıklar dile gelmeye başladı.1

Türk- Bolşevik işbirliğide küçük bir çözülmenin çok daha büyük yıkıntılara sebep olabileceği başlıca kaygıyı oluşturuyordu, çünkü bu işbirliği neticesinde SSCB ile Türkiye sınırları belirlenmiş ve Ermenistanın toprakları parçalara ayrılarak Türkiye ile Azerbeycan’a hediye edilmişti.

Karabağ savaşı yukarıda belirtilen Türklerin farazi ve öznel algıları dışında aynı zamanda nesnel olarak Türk Ermeni ekseni üzerinde tehdit unsuru olarak yerini almıştı. Azerbeycan savaşın ilk evresinde(1988-1990) Karabağ’ın (Artsakh) kendi kaderini tayin telebini Sumgait(Şubat1988),Bakü, Gence (Kirovabad/ Kantsak) ve diğer yerlerde(Ocak 1990) kitlesel katliamlarla daha sonra ise “özel milis kuvvetlerinin” uyguladığı şiddetle eşgüdümlü “Halka” operasyonları ve ekonomik ambaro ile yanıtladı.2

Bunlar sadece bu yüzyılda gerçekleşen kanlı Ermeni-Azeri çarpışmalarının en korkunç sahnelerini oluşturmakla kalmayıp aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğunda uygulanmış ve bir buçuk milyon Ermeni ile aynı zamanda tarihi bir vatan toprağının yok olduğu Ermeni Soykırımıyla da ilinti arz ediyordu. Ermeni toplumunun ortak hafızasında yer etmiş bu yaranın dolaylı da olsa tazelenmesi zaten Türk-Ermeni ilişkilerinin düzene girmesinde risk oluşturmaktaydı.

Tüm bunlara rağmen Karabağ Savaşının ilk safhasında Erivan ile Ankara arasındaki mesaj alışverişi yakınlaşma niyetinin göstergesiydi. Ermenistan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Levon Ter Petrosian’ın deyimiyle “Ermenistan, Türkiye dâhil tüm komşularıyla medeni ülkelere yakışır ilişkiler kurmalıdır”

7 Ocak 1991 tarihinde Türkiye Cumhurbaşkanı, Ermenistan ile ekonomik ilişki kurulması yönünde tasarıları açıkladı. Aynı yılın Nisan ayında Türkiye büyükelçisi Volkan Vural ile yaptığı görüşmede Ter Petrosian, Ermenistan’ın değiştiğini söyleyerek Türkiye ile dostluk kurmak ve karşılıklı kazanç elde edilebilecek her türlü işbirliğini geliştirmek için hazır olduğu yönünde güvence verdi. Buna göre “Ermenistan’ın Türkiye’den toprak talebi yoktu” . Türk büyükelçi, Ankara’ya, “Bugün, Ermeni Devlet yöneticileri Türkiye konusunda her iki devletin ortak çıkarlarını gözeten modern bir siyaset gütmektedirler” diyerek oldukça iyimser bir açıklama iletti.

Buna rağmen Ankara Ter Petrosian’ın 11Mayıs 1991 sayılı “Argümenti i Fakti” («Аргументы и факты» Argümanlar ve Gerekçeler) gazetede yayınlanan röportajını kaygıyla karşıladı. Petrosian’ın burada vurguladığı, 1920-22 yılları arasında Avrupadaki ardı ardına uğradığı başarısızlıkları neticesinde Sosyalist Rusya’nın gözlerini doğuya çevirdiğini ve gerek Türkiye’nin gerekse diğer Müslüman ülkelerin desteğini almak adına Ermenistanı parçalara ayırıp Kars’ı Türkiye’ye, Dağlık Karabağ’ı da Azerbeycan’a hediye etmesiydi.

Bundan olaydan hemen sonra 1991 Haziranında Türkiye Hükümeti, Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı, Musevi işadamı İsak Alaton’un Trabzon Limanını serbest bölge ilan edip Ermenistan Cumhuriyetinin kullanımına açma girişimini zımnen onayladı. Alaton’un bu projede iş ortağı Amerikalı Ermeni iş adamı ve Amerika Ermeni Meclisi(Armenian Assemblyl of America)3 başkanı Hrayr Hovnanian olacaktı. Bu büyük projenin amacı Orta Asya Cumhuriyetlerinin doğal gazı ve petrolünün Ermenistan üzerinden Trabzon’a gelmesi ve buradan da Batı pazarlarına taşınmasıydı. Ayrıca, Ermenistan ile sınır noktalarının açılması, felaket bölgesinin kalkındırlması, endüstriyel işletmelerin modernleştirilmesi ve Erzurum-Trabzon demiryolu hattının yapımı da bu proje kapsamındaydı.4 11 Eylül günü ABD, Beyaz saray temsilcilerinden oluşan bir heyetle buluşma esnansında Ter Petrosian, “ Ermenistan ile Türkiye arasında ciddi tarihi çelişkiler söz konusudur. Ermeni halkının 1915’te kendisine karşı işlenen soykırımı unutması mümkün değildir, halkın soykırımın uluslararası tanınırlılığı yönünde talepleri tamamen adil ve yasaldır. Ancak tüm bunlara rağmen, Ermenistan ve Türkiye ilişkilerini normalleştirecektir.”

Ermenistan böylece bağımsızlığın ilanına kadar zaten Türkiye’ye karşı tutumunu belirlemişti, toprak talebinde bulunmuyordu, tarihi çelişkileri bir yana koyup Ermeni Soykırımının uluslararası tanınırlılığı sürecinden bağımsız olarak ilişkileri normalleştiriliyordu. Burada vurgulanan ifadelerden bilhassa sonuncusu yine Ankara için kaygı vericiydi. Bu durum kendisinin her adım ve girişimini sınırlamaya, Ermenistan’ın ekonomiden savunmaya, siyasi tüm dönemeçlerini tıkamaya ve diasporadaki lobi örgütlerine karşı da“havuç ve sopa politikası”uygulamaya yöneltti.

Önşartların Türk siyasetine girişi

1991yılının sonbaharında Ermenistan ile Azerbeycan’ın bağımsızlık ilanlarından ve 10 Aralıkta da Dağlık Karabağ’ın bağımsızlık referandumundan(26 Aralık günü SSCB’nin yıkılışı resmen ilan edildi) sonra Azerbeycan saldırı savaşına girişerek, Ermenilerin “asi” bölgesini askeri operasyon çemberine aldı ve böylece savaş dönemini başlattı(1991-94)

Türkiye Azerbaycan’a hem siyasi, diplomatik hem de hızla askeri yardımda bulunarak, özellikle Kafkasya’dan Sovyet birliklerinin çekilmesi halinde olası boşluk doldurucu olma beklentisiyle bu aşamanın bir parçası oldu. 2000 yılında “Survival” dergisinde yayınlanan bir makaleye göre Türkiye 1991 yılının ortalarında zaten 5000 silah, cephane ve mayınları Nahcivan üzerinden Azerbeycan’a” yollamıştı

Sadece bununla kalmamış takip eden yılların tarihsel olaylarının retrospektif analizi ışığında, ortaya çıkan kanıtlar sayesinde ta başından beri yaptığı siyasi ve askeri yardımlarla Türkiye’nin, Ermeni yerleşimi olan bir bölgenin ayrılma talebini bastırmak için Azerbeycanı desteklediği belli olmuştur. Türkiye aynı zamanda, diplomatik alanda da Ermenistan’a dolaylı bir baskı uygulayarak ve ekonomik oyunlarla Türk-Ermeni eksenli talep siyasetini temelinden yıkmayı denemekteydi.

1991 yılı Aralık ayında Türk basını Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı, İsak Alaton’un ağzından, Türk-Ermeni işbirliğinin sonucu olarak Ermeni ortağa ait lobinin Soykırımın tanınmasına dair söylemlerinden vaz geçtiğini ilan etti. Amerika Ermeni Meclisi derhal bunu reddedince Türkiyedeki kitle iletişim araçları Alaton’u ticari çıkarları uğuruna yalan söylemekle suçladılar.

Her ne kadar Türk hükümeti 16 Aralık 1991 günü yeni kurulan bağımsız Ermenistan Cumhuriyetini tanıdıysa da onunla diplomatik ilişki kurmak için acele etmedi. Türkiye başbakanı Süleyman Demirel, 24 Aralık 1991 tarihli veErmenistan Devlet başkanı L. Ter Petrosian’a yönelik mesajında ülkesinin, “Ermenistan yönetimiyle karşılıklı dostluk ilişkilerini AGİT ilkeleri çerçevesinde geliştirceğini”iletmişti. Bu ilkeleri de “Devletlerin toprak bütünlüğünüve sınırların değişmezliği” olarak belirledi.

1992 yılının Ocak-mart ayları arasında BM Örgütü, Avrupa Konseyi ve AGİT’de Ermenistan ile Azerbeycan’ın üyelik başvuruları incelenmeye alındığında Ankara Ermeni sorununu kullanarak Yerevan’ı talepkarlığından ve Soykırımın tanınması yönündeki ısrarından vazgeçmeye mecbur kılmayı denedi.

Diplomatik ilişkilerin kurulması için hedeflenen önkoşullar şunlardı;

1. Moskova ve Kars antlaşmalarını da onaylayarak Türkiye ile günümüz sınırlarını tanımak.

2. 1915 Ermeni Soykırımını anmamak, tüm dünyada bunu kabul ettirme çabasından ve taleplerinden vazgeçmek, ırksal, dinsel ve etnik husumeti kaldıran yasal düzenlemeleri kabul etmek.

3. Terörü lanetlemek, bölgesel talepler için çatışan terör örgütlerine yardım etmemek ve desteklememek.

4. Dağlık Karabağ üzerinde baskı uygulayıp mücadelesine son vermesini ve Azerbeycan’ın hâkimiyetini ve toprak bütünlüğünü kabul etmesini sağlamak.

Bu maddelerden ilk üçü Türkiyenin Dışişleri bakanı Hikmet Çetin tarafından Ocak ayının sonunda Prag’da gerçekleşen AGİK/AGİT oturumunda resmen önerildi, Karabağ ile ilgili olan madde ise kısa bir süre sonra eklendi.

13 Şubat 1992 yılında Trabzon limanının serbest ticaret bölgesine dönüştürme koşullarını görmek için İsak Alaton’un davetiyle Türkiye’ye gelen Hrayr Hovnanyan ve Van Grigoryan türk dışişleri bakanı Hikmet Çetin tarafından kabul edildiler. Bu haber Türk basınında “Türkiye’nin düşmanları, Soykırım mücadelesinin öncüleri” ifadeleriyle yer aldı. Resmi davet konusunda suçlanan Hikmet Çetin, sadece Alaton’la görüşeceğini, lobicilerden haberdar olmadığını söyleyerek suçlamalardan aklandı. Dışişleri Bakanını tuzağa düşürdüğü gerekçesiyle İ.Alaton ise bu projenin dışına itildi. Oysa gerçek neden iki Ermeni lobi örgütünün, Türk yönetimi tarafından yayılan Soykırımın uluslararası tanınırlılığı mücadelesini terk ettikleri yönündeki haberi yalanlamalarıydı.

Yeni çatışmalarla resmilik kazanan eski düşmanlık

1992 yılının Şubat ayından itibaren çatışma bölgesinde gelişen askeri operasyonlar hala birbirlerini siyaseten mercek altında tutan Ankara ile Erivan’ın ilişki kurma süreçlerini dramatik bir şekilde etkiledi. Karabağ sorunu çerçevesinde Türk toplumu tarafından Ankara, pasif durmak ve Ermeni saldırganlığına karşı hoşgörülü olmakla eleştirilince Türk Hükümeti önce sözlü olarak daha sonra da güç gösterisiyleErmenistan’a baskı ve korku siyseti uygulamaya başladı. Hocalı olaylarından sonra, 4 Mart günü dönemin Türk cumhurbaşkanı Turgut Özal İzmir’de uluslararası kamuoyundan “Ermeni vahşetine” son vermek için daha kesin adımların atılmasını talep etti ve aksi takdirde Ermenilerin ilerleyişini askeri güçle durdurmakla tehdit etti9. Ermenistan sınırına yakın Kars-Sarıkamış-Iğdır hattında 2. Türk Kolordusu “Kış -92” askeri tatbikatına başladı ve bu da Ermenistan’da Türklerin istilasına uğrayacaklarına dair sıkıntı yarattı.10

Üstelik Türkiye zaten Mart ayında, Batı dünyasının tepkisine rağmen, Ermenistan’a insani yardım götüren uçakları denetlemeye başlamıştı. Türk Dışişleri Bakanlığı kendisine yöneltilen diplomatik sorulara, sene sonuna kadar aynı şekilde karşılık veriyordu, “Türkiye, Karabağ’daki çatışma bölgesine giden uçakların denetimi konusunda dış baskılar nedeniyle politikasını değiştirmek niyetinde değildir”11

1992 yılının, 9 Mayıs günü Şuşi’nin ardından ayın 18’inde Laçin koridorunun ard arda açılması ve ambargonun delinmesi Türkiye’nin hiddetini çekti. Ancak, Nahcivan’daki Sadarak bölgesini çevreleyen yükseltilerde Ermeni birliklerinin çatışma başlattığına yönelik haberler Ankara’yı çok tahrik etti. Türkiye önce, Kars antlaşmasıyla belirlenmiş yetkilerine dayanarak askeri bir müdahalenin olabilirliğini tartışmaya başladı, akabinde dönemin Genel Kurmay Başkanı Org. Doğan Güreş, “Karabağ’daki çatışma bölgesine Azerbaycan Hükümetinin talep ettiği sayıda asker yollamaya hazır” olduğunu ilan ederken.12 Kara Kuvvetleri komutanı Org.Muhittin Füsunoğlu da “Gerekli tüm hazırlıklar tamamlanmış olup, ordu harekete geçmek için Ankara’dan gelecek emri bekliyor” diye açıklamalarda bulunuyordu. 13

18 Mayıs günü Türkiye’de Bakanlar kurulunda alınan kararda “Ermenistan çok yanlış bir yolda ilerliyor ve bu saldırgan siyasetinden vazgeçmediği takdirde doğacak sonuçlardan kendisi sorumludur” diyerek uyarıda bulunuyordu. Meclis Başkanı Hikmet Cindoruk da, “Türkiyenin sabrı sınırlıdır, bunu haddinden fazla denememek lazım” 14diyordu.Kafkaslara nufüz etmek anlamına gelen bu tehditkâr açıklamaların Rusya’da yankısı çok gecikmedi. BDT Birleşik silahlı kuvvetler komutanı Mareşal Yevgeni Şapoşnikovun, “herhangi bir diğer tarafın buraya nufüzü halinde biz üçüncü dünya savaşı eşiğinde varlığımızı koyacak güçteyiz” 15;açıklaması bir nebze de olsa Karabağ sorunu çerçevesinde Ankara’nın söylemlerini yumuşattı ancak yine de iyice su yüzüne çıkmış askeri beklentilerine son vermedi.

Ermenistan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Ter Petrosian’ın 2 Haziran günü Cumhuriyet gazetesiyle yaptığı söyleşide Ankara’nın Orta Asya ve Güney Kafkasya’da “Pantürkist bir siyaset izlediği ve bölgede oluşan siyasi boşluğu doldurma amacı” sürdürdüğü gerekçesiyle eleştiriyordu. Türkiye bu amaç etrafında hareket etmeseydi, aksine “siyasetini kültürel, bilimsel ve ekonomik gelişmelere dayalı olarak yönlendirseydi, biz bu durumu gayet sıcak karşılardık. Ermenistan zevkle işbirliğine yanaşırdı ve sanırım bu çok daha verimli olurdu” <…>Eğer Türkiye ve Ermenistan arasında diplomatik ilişkiler var olsaydı<…> Bölgede barış hüküm sürerdi. Fakat sanırım şimdi de bunu gerçekleştirmek için çok geç değil”

14 Haziran günü Rio de Janiero’da Levon Ter Petrosian ile görüşmesi esnasında Türkiye Başbakanı Süleyman Demirel, TerPetrosian’ın ilk saldıran tarafın Ermenistan değil, Azerbeycan olduğu yönünde itirazına “Savaş veya kavga ile isteklerinizi elde edemeziniz. <…>etrafınız Azeri ve Türk topraklarıyla çevrilmiştir. Kendileriyle dostane ilişkiler kurmadıkça ciddi sorunlar ve zorluklarla karşı karşıya kalırsınız ”diye karşılık vermiş ve “Barış istiyorsanız derhal Şuşi ve Laçini terk edip uzaklaşın, dahası siz, Nahcivanda gelişen olayları kaygıyla izlediğimizi bilmelisiniz. Size tavsiyemiz Nahcivan ve Azerbeycan ile görüşerek sorunlar çözmenizdir… Ülkenizi yönetmeyi deneyin ve diğer ülkeleri iç işlerinize müdahale etmek için çağırmayın. Amerikalı Ermenilerin sizi ve işlerinizi yönetmesine izin vermeyin” diye eklemişti.16

1992 yılı 23-26 Haziran günleri, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün kuruluşuna katılmak amacıyla Levon Ter Petrosian başkanlığında Ermenistan heyetinin Türkiye ziyareti ikili ilişkileri sürdürmek adına bariz olumlu etki gösterdi.17 Başbakan Demirel ile buluşmasında Ermenistan Devlet Başkanı, ikili ilişkilerin Ermenistan-Azerbeycan ilişkisiyle koşullandırılmaması gerektiğini vurguladı. Demirel ilkesel olarak mutabık olduklarını ancak Karabağda kan döküldüğünü ve iki ülke arasında diplomatik ilişki kurulmasında tek engelin devam eden askeri çarpışmalar olduğunun altını çizmişti.

23-25 Ağustos1992’de Türk Dışişleri bakanlığından bir heyet Bilgin Unan başkanlığında Erivan’a gitti. Ermeni tarafı, Erivan’ın Türkiye ile diplomatik ilişki kurmak için anlaşma imzalamaya hazır olduğunu açıkladı. Oysa B.Unan, Ermenistan’ın Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanıdığı gibi Azerbeycanın da toprak bütünlüğünü tanımak zorunda olduğunu belirtmişti. Bu önkoşulla ilgili Erivan, BM üyesi olarak zaten toprak bütünlüğüne ilkesini saymak zorunda olduğunu açıklamıştı.18 Bundan sonra taraflar var olan sınırların tanıması sorunuyla ilgili görüşmeleri 1993 Kışında sonlandırmak üzere anlaştılar ve bu da böylece kalakaldı.19

Türk-Ermeni ilişkileri, Avrupa Birliğinin 1992 yılının 10 Eylül günü İstanbul’da gerçekleşen oturumunda, Ermenistan Dışişleri Bakanı Raffi Hovhannisyan’ın açıklamaları sonucu yeniden karanlığa gömüldü. Bakan, Ermeni soykırımı konusunda konuşmuş ve Türkiye’yi Ermenistan ile diplomatik ilişki kurmamak, Avrupa Birliği örgütlerine kabulü konusunda Ermenistan’a engeller koymak, Karabağ sorununda tarafsız kalmamak, Ermenistan’a yapılan insani yardımı engellemek ve Azerbeycan’a askeri yardım yapmakla suçlamıştı. Hovhannisyan “Azerbeycan’da Türk askeri müsteşarlar ve subaylar bulunmaktadır. Türkiye’den Azerbeycana’a silah sevkiyatı konusunda da yoğun bilgiler alınmaktadır” diye açıklamıştı.20

Ceza siyasetinden İstila tehditine

1993 Yılının Nisan ayında Ermeni birliklerinin Kelbacar’da saldırılara karşı gerçekleştirdiği operasyonlar zinciri Türk-Ermeni ilişkilerinde yeniden gerilim yarattı. Başbakan S.Demirel, 3 Nisan günü Ermenileri ve Dünyayı Türklerin gösterdiği sabrı yanlış değerlendirdikleri yönünde uyardı. 5 Nisan’da Kelbacar’daki askeri operasyon günü Türk dışişleri Bakanlığı, “Ermenistan, Azerbeycan’ın toprak bütünlüğünü zor kullanarak ihlale ve tüm dünyaca tanınmış sınırlarını değiştirmeye çalışıyor” diye açıklamada bulundu. Aynı gün Türkiye, “H-50” Uluslararası hava sahasını kapatarak Ermenistan uçuşlarına izin vermedi, yine Gümrü-Kars demiryolunu kaldırarak bu yolla taşınan insani yardımın kendi topraklarından geçişini engelledi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal, “ Yukarıdan ve aşağıdan koridor açarak o bölgeyi Ermenistan’a bağlamış oldular. Artık Karabağ sorunu yok, Ermenistanın Büyük Ermenistan emelleri var <…>Bana Ermenistan topraklarına nufüz eder miyiz diye sormayın. Ancak Türkiye adımlarını çok iyi hesaplamalıdır.” 21

Türk Kara kuvvetlerine bağlı 3. Ordu Birlikleri tatbikat bahanesiyle Türk-Ermeni sınırına yığıldılar. Turgut Özal bu noktada, “Tatbikat esnasında 3 adet bomba Ermeni topraklarına düşerse ne olur? 1-2 birliği Nahcivan’a yollasak ne olur? Biz anlaşmalarla Nahcivanla ilişki içindeyiz. Kim ne yapabilir bize? Kim müdahale edebilir? Bosna’ya kim müdahale etmiş?Risk almasak uluslararası siyasette bir yer edinemeyiz” diye ard arda soruları sıralıyordu .22

Özal’ın Ermeni Soykırımı hakkında düşünceleri oldukça tehlikeliydi ve bunlar yarayı daha fazla depreştiriyordu. “Ermeniler tarihten ders almıyorlar. Anadolu’da da benzer teşebbüste bulundular fakat inanılmaz bir tokat yediler. Bugüne kadar hala acısını unutmuş değiller. Eğer burada da (Azerbeycan’da) o veya bu devlete güvenerek tekrar deneseler cevapları hazır bekliyor.” 22

Her ne kadar TBMM’de, Azerbeycan ile askeri antlaşmanın imzalanması tartışılıyorsa da ABD’den, “herhangi bir üçüncü devletin Ermeni-Azeri çatışmasına müdahil olmasına tahammül göstermeyeceği” 23 uyarısı gecikmedi. 17 Nisan günü Türkiye Cumhurbaşkanı Ermenistan’a karşı bir savaş olasılığını ortadan kaldırdı.

Ermenistana baskı uygulama siyaseti çerçevesinde, Azerbeycan’a siyasi destek için belirli aralıklarla BM güvenlik Konseyine başvurmak, AGİT’de siyasi girişimlerde bulunmak dışında Ankara’nın eli boş kalmıştı. BM Güvenlik Konseyi bu girişimler sonucu 4 çözüm yolunu kabul etti. Henüz ilk adımda Türkiye, bu çözümü görmezden gelmesi halinde uluslararası mükellefiyetleri göz önünde bulundurarak saldırgana karşı ceza yöntemlerinin uygulanması gereğini belirtti.

Türk orduları Sonbahara kadar uygun bir an bulup Ermenistan ve Kafkasya’ya nufüz edebilmek için alarm halindeydi. 1993 sonbaharında Moskova’da Yeltsin’in iktidarını kaybetmesi Khasbulatov ve Kryuçkov önderliğindeki Putç’un zaferiyle birlikte Bu uygun an belirdi. Ermenistan’daki Yunanistan büyükelçisi Leonidas Kristopulos o dönemi yazmış ve 5 Ekim günü Levon Ter Petrosian’ın kendisine, Rus birliklerinin uzaklaşma ihtimali üzerine Türklerin istilasına karşı koyabilmek amacıyla Milli Güvenlik Kurulu kararıyla orduyu mümkün olan en yüksek düzeyde alarma geçirdiklerini söylediğini aktarmıştı. Değişik kaynaklardan edindiği bilgiler ışığında Petrosian, Kürt sorununun veya Nahcivan’ın güvenliğinin Türkiye için iyi bir bahane olacağını söylüyordu.24

Fransa Büyükelçisi de 11 Ekimde kendisine ülkesinin gizli istihbarat bilgilerini aktarmıştı(Bunu Amerikalı siyasetçiler de doğrulamışlardı). Bu istihbarata göre Ankara ve Kasbulatov arasında varılan bir anlaşmada, “eğer o, görevi başında kalırsa Türkiye’ye Kürt sorunu sebebiyle Ermenistanda sınırlı operasyonlar yapmak için hak doğuyor, tıpkı Abhazya’nın güvenliği için Gürcistan’da da olabileceği gibi” denmişti. Bunun için

Rus birliklerinin Ermenistan’dan çıkması gerekiyordu. Nihayet12 Ekim’de büyükelçiye tekrar, Moskova tarafından beklenen “önemli olaylar” ve Ermenistan sınırında takviye edilmiş Türk orduları hakkındaki aynı içerikli bir bilgiyi Ermenistan Savunma Bakanı Vazgen Sarkisyan da iletiyordu.25

26 Haziran1993’de Ankara çeşitli propagandalarla, istila bahanesinin ön hazırlıklarını yapıyordu. Türk İçişleri bakanı Mehmet Gazioğlu, Ermenistan hükümetini PKK ile bağlantı kurduğu gerekçesiyle suçlamaya başladı. Ermenistan bu suçlamayı reddetti ve Erivan’da PKK bürosunun varlığını da yalanladı.26

4 Ekim’de Rusya’da Putç baskısı ve Rus ordularının Ermenistandan uzaklaştırılması planlarının sekteye uğraması Türklerin Kafkasya’da askeri operasyon emellerine ket vurdu. Aynı ayın 24’ünde Karabağ savaş bölgesinde, Füzuli ve Horadis’de Ermeni birliklerinin ilerleyişiyle Dağlık Karabağın sınırları İran’a dayanıp karayoluyla bağlantı kuruldu.

Kapalı sınır siyaseti

Türkiye-Ermenistan sınırlarının tek taraflı kapatılmasından bir sene sonra1994 yılının Mayısında üçlü ateşkes antlaşması sonucu Karabağ Savaşının askeri merhalesi tamamlanmıştı. Ankara her ne kadar sınırları kapatmak girişimini Karabağ sorunuyla ilişkilendirdiyse de aynı derecede önemli diğer bir etken, baskı, korkutma ve ekonomik çıkarlar oluşturma yollarıyla isteğine ulaşamaması, önerilmiş dört koşulun yeterliliğini aşamaması olmuştur. Ermenistan tarafı elinden gelenin en iyisini bölgesel taleplerin eksikliğini ilan ederek gösterdi. Oysa Türkiye 70 yıllık bir kesintiden sonra Kafkasya’ya geri dönmeye, çalışıyordu. Kendi başlattığı büyük oyuna katılıp Rusyanın dışarıya itilmesi halinde doğacak coğrafi boşluğu doldurmayı, etno-kültürel bağların yardımıyla Güney Kafkasya ve Orta Asya’da konumunu güçlendirip bölgeyle ilgili siyasi amaçların gerçekleştirmeyi hedefliyordu. Dağlık Karabağ ve Ermenistan’a karşı yürüttüğü dizginlenmez çatışmada Azerbeycan’a askeri-siyasi ve diplomatik destek sağlayan Ankara, Ermeni-Türk ve Ermeni-Azeri olarak iki sorunu aynı eksende birleştirerek Ermenilerin zihnindeki “düşman Türk” algısını tazeledi. Bu nedenle bunları ayırma iradesi de Ankara’dan beklenmelidir.

“Bir ulus iki devlet”, Ankara ve Bakü’den tek ses olarak yükselen ve Türk-Azeri ilişkilerini belirleyen resmi bir slogandır. Bu slogan Ermeni çevrelerinde “Türkler ve türkiye değişmiştir” tezinin geçerliliğini yok edip çok daha eski ve gerçekçi “Türk herzaman Türktür” algısının kalıcılığını pekiştirmiştir.

Ankara 1993 yılında Ermenistan sınırını kapatarak, iki farklı çatışma ekseninin ilişkisini resmileştirdi ve Erivan tarafından Azerbeycan lehine bölgesel tavizler vermeyi, Soykırımın tanınması ve Ermeni talepkarlığından vazgeçilmesini de sınırı yeniden açmanın şartları olarak belirledi. Bu hala günümüze kadar şahinler tarafından Ermenistan’a karşı yürütülen siyasetin belkemiğini oluşturan duruştur.27

Ermenistanı ablukaya almak ve bölgesel projelerin dışında tutmakla dışavuran Türk- Azeri ortak siyaseti ilerleyen aşamalarda Türkiyenin Ermeni siyasetine bütüncülbir bakış kazandırarak Türk-Ermeni siyasi gündemini daha da zora soktu. Ankara artık adil olmak adına bu yükten kurtulacak durumda değil zaten kurtulmak da istememekte.

1 Çakıryan H. Türk-Ermeni ilişkileri bağlamında temel sorun olarak Karabağ, Erivan, 1998, syf.11.

2 Özel milis kuvvetleri, Ermenice-“ԽՍՀՄ” ,Rusça-отряды милиции особого назначения, Azerbeycan Emniyet kuvvetleriyle birlikte hareket eden ve Ermenilerin yaşadığı bölgelerde her türlü şiddete başvurarak silahlı operasyonlar gerçekleştiren yarı askeri birlikler

3 Azg, (günlük gazete) 11.09.1991

4 R. Bronson; R. Bhatty, “NATO‟s mixed signals in the South Caucasus and Central Asia”, Survival, volume 42, issue 3, January 2000, p.134.

5 R. Bronson; R. Bhatty, “NATO‟s mixed signals in the South Caucasus and Central Asia”, Survival, volume 42, issue 3, January 2000, p.134

6 Tigran Mkrtchyan, Тhe Role of NGO’s in Turkey-Armenia Rapprochment, p. 155, http://www.esiweb.org/pdf/Mkrtchyan,%20Goksel%20-%20The%20Role%20of%20NGOs%20in%20Turkey-Armenia%20Rapprochement%20-%20November%202009.pdf

7 Ermenistan devlet arşivi fon326

8 AGİK /AGİT Konferansı, Ermenistan Cumhuriyeti Dışişleri Bkn. Raffi Hovannisyan’ınTürk Dışişleri Bkn. Hikmet Çetin’ den aktarımı-Georgetown Üniversitesi konuşması. Ermenice için bknz. http://www.armenianow.com/hy/commentary/21927/diaspora_armenia_genocde_hovannisian_georgetown_university İngilizce՝ için bknz http://www.armenianow.com/commentary/21925/diaspora_armenia_genocde_hovannisian_georgetown_university , Ayrıca Ermenistan Cumhuriyeti Dış işleri Bkn.lığı görevlilerinden Cristian Ter Stepanian’ın yorumları için bknz. Azg Günlük Gazete,12.02. 1992.

9 Cumhuriyet, 05.03.1992

10 Ardak Zargarian, Türkiye veKarabağ Savaşı, http://notebook.mskh.am/art.php?id=315

11Nezavisimaya Gazeta, 23.06.1992

12 Turkish Daily News, 27.05.1992

13 Hayk Demoian, Turkey and the Karabakh Conflict (Turtsiya I Karabakhskiy Konflikt, in Russian), Yerevan, 2006, p.32

14 Azg güblük gazete 20.05.1992

15 Turkish Daily News, 21.05.1992

16 Azg, Günlük gazete 18 Haziran1992

17 Milliyet, 27.06.1992.

18 Hayasdani Hanrabedutyun(Հայաստանի Հանրապետություն),günlük siyasi gazete 26.09.1992

19 Gerard J. Libaridian. Modern Armenia: People, Nation, State, Chicago, 2004, p. 269.

20 http://www.nci.am/analyses/arm/statement/

21 Milliyet, 08.04.1993

22 Hürriyet, 08.04.1993

22 Türkiye, 16.04.1993

23 Azg, 17 Nisan1993

24 Leonidas Khrisantopulos, “Ermenistan’da Devrim.Bir siyasetçinin günlüğü” s.88

25 Leonidas Khrisantopulos, “Ermenistan’da Devrim.Bir siyasetçinin günlüğü”s. 90

26 Azg, 27.06. 1993

27Afsane Şirani, Ermenistan-Türkiye devletlerarası ilişkilerin gelişimi (1991-2013), http://lraber.asj-oa.am/6265/1/120-127.pdf