Unutursak Kalbimiz Kurusun!

Bu yazı, Nor Zartonk Bülteni’nin Kasım-Aralık sayısında yayımlanmıştır.

roboski

Batı’nın büyük şehirlerinde büyüyen çocuklar,yolcu uçaklarına el sallayarak büyürken, Doğu’da (veya Kürdistan’da) çocuklar, savaş uçaklarından korkarak büyürler Türkiye’de. O yüzdendir ki Doğu’daki eline taş almışlığı, vakur duruşu.

700 gün evvel ana akım medyanın her zamanki gibi suskun olduğu, üç maymunu oynadığı günlerden biriydi 28 Aralık 2011. ‘Uzak’larda bir köyde yaşayan ve kaçağa giden çoğu çocuk 34 kişinin üzerine Türk Ordusu’nun savaş uçakları bomba yağdırmıştı. Medya suskun kaldıkça, internet üzerinden bölgeden bilgi akıyor ve kimlikler netleşiyordu. Köy ahalisi yavrularının bombayla parçalanan bedenlerini toplamak için koşmuştu yanlarına ve o köylere 700 gün geçmesine rağmen hâlâ adalet uğramadı.

Cenazeleri kaldırılıp, eşek üzerinde köye geri taşındığı görüntüler Türkiye gerçeğini, devletin katliamcı geleneğini bir kez daha hatırlatıyordu. Batı’da yılbaşı hazırlıkları yapılırken, ülkenin doğusundan ağıtlar yakılıyordu.

Günler sonra devlet görevlileri tarafından “zaten kaçakçılardı” denilip katliamı meşrulaştırmak için yoğun bir propaganda faaliyeti yürütülürken, zihinlerdeki birinci ve en basit soru ise devletin -bölgedeki jandarma kuvvetlerinin- bildiği ve olağanlaşmış, insanları mayınlı arazilerde yürümek zorunda bırakan bu eylemin cezasının ölüm mü olduğuydu. Tüm bunlardan sonra ise devlet, aileleri tazminat ile susturup, ‘Emine Ana’nın ziyareti ile olayı geçiştirmek ve üstünü örtmek istemişti. Kardeşlerinin, çocuklarının hesabını soranlar gözaltılar ve tutuklamalar ile yıldırılmaya çalışılmıştı.

Dönemin kürtaj tartışmalarında “Her kürtaj bir Uludere’dir” deyip, adeta Roboskî Katliamı’na verilen tepkileri ‘abartılı’ bulmuş ve insanların acılarını küçümsemişti. Bu pişkin ve sorumluluktan kaçan tavır, bugüne geldiğimizde de hâlâ sürdürmekte olan, Başbakan 700 gündür adalet talep eden ailelere ve acıyı yüreğinde hisseden tüm halklara bir fail göstermedi, cevap vermedi. Gezi Direnişi için “Emri ben verdim” diyen Erdoğan, Roboskî’de vur emrini kimin verdiğini hâlâ açıklamadı.

Hiçbir şeyin aslında gizli olmadığı, sorumluların sorumluluklarını reddetmekten çekinmediği, acısı dün gibi taze olan Roboskî Katliamı’nın üzerinden 700 gün geçti. Şunu bir kez daha vurgulamakta fayda var ki, Roboskî sadece bir vicdan meselesi değil, aynı Hrant Dink ve Sevag Balıkçı davalarında olduğu gibi bir adalet meselesidir. Adaletin tesis edilmediği bir ülkede, onurlu ve kalıcı bir barıştan söz etmenin bir gerçekliği olmaz.

Roboskî Katliamı’nın failleri derhal açığa çıkartılmalı, halkın ve adaletin önünde hesap vermelidir. Roboskî’nin hesabını hep beraber soramazsak, aynı Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta olduğu gibi yenilerine engel olamayız. Roboskî’ye adalet gelmeden, Kürdistan’a barış gelemez.

NOR ZARTONK / ՆՈՐ ԶԱՐԹՕՆՔ