Main menu:

















Yazılar

[ A+ ] /[ A- ]

Tövbeler, Tövbeler Olsun Ararat’a!

[ A+ ] /[ A- ]


Misak Tunçboyacı

Bir trajedinin orta yerinde var edilen karanlığın artık nesnelleştirildiği yerden, tam da hayatın kuşatıldığı bir güncellikten bildiriyoruz. Evet veyahut da hayırdan önce bu menzildeki ‘hayat’ meselinin üstü çizildi bir bunu görüyoruz. Hep bununla sınanırken daha da fazla kuşatılıyoruz bugün bu menzilde. Çürüme engin bir edim gibi el üstünde tutulurken; hainlik, teröristlik kafi gelmez gibi bir defada sıradanın sesinin topyekun bastırıldığı bir ‘güncelliği’ idame ediyoruz.

Yaşıyor muyuz bu bahis muallaktayken, yıkımın ortasında kalakaldığımız bir ‘hakikat’ olarak nesnelleşiyor, tanığıyız. Giriş, gelişme, sonuç değil başı da, şimdi ve şu anı da aynı yere çıkan tehdidin yine bininin bir kuruş olduğu bir vahamet sarmalı önümüzde bina ediliyor. Yaşamak, erke teslim olmadıkça anılmayan bir tevatüre eşitleniyor. Durumun, gidişatın alenen ve açıkça ülkede var edilenin aleni bir hayat görünümlü tutsaklığın ta kendisinin hakikat, istikbal olarak sunulması gerçek kılınıyor. İkrar ve ilam edilen bütün ol geçmişin karanlığını yeniden bugüne taşımaktır. Bu tanımlar sıralandı mı, büyük ve güçlü yeni ülke sanki dününü sonlandırmış gibi bildirimlerin artık nasıl da eften püften olduğu da meydana çıkmaktadır. Devamını oku…»

Diyadin’de Öldürülen Çocuklar İçin Soruşturma İzni Yok

[ A+ ] /[ A- ]

Oğulcan Bakiler
Agos

Ağrı Valiliği, 2015’te Diyadin ilçesinde 15 yaşındaki Muhammed Aydemir ve 16 yaşındaki Orhan Aslan’ı öldürdükleri iddiasıyla haklarında soruşturma istenen polisler hakkında soruşturma izni vermiyor.

12 Ağustos’ta Ağrı’nın Diyadin ilçesinde fırında çalışan Orhan Aslan (16) ve Muhammed Aydemir (15) ile kimliği öğrenilemeyen bir kişi, özel harekat timleri tarafından öldürülmüştü. Görgü tanıklarına göre, Aslan ve Aydemir çalıştıkları fırının karşısında bulunan depodan odun almak için gittikleri sırada özel timler tarafından vurulmuştu.

Ağrı Valiliği sonrasında yaptığı açıklamada, Diyadin İlçe Jandarma Karakolu’na 12 Ağustos 2015’te düzenlenen saldırıyı takiben yapılan operasyonda, “üç teröristin ölü ele geçirildiğini” açıklamıştı.

Operasyona katılan Özel Harekât Polisleri ifadelerinde, kendilerine silah doğrultulması üzerine çocukları vurduklarını iddia etmişti. Devamını oku…»

Nor Zartonk: Taht Oyunları Sürüyor

[ A+ ] /[ A- ]

2010 yılında Nor Zartonk olarak patriklik seçimlerine ilişkin olarak “Bozuk düzende sağlam çark olmaz!” demiştik. 7 Yıl sonra geldiğimiz noktada bu tespitin haklılığının bir kez daha teyit edildiğini görüyoruz.

2008 yılında Patrik II. Mesrob’un hastalığı ile başlayan süreç türlü çıkar hesapları, şark kurnazlıkları ve basiretsizlikler ile sündürülerek bugüne kadar getirildi. Tüm bu 9 senelik süreçten en çok hırpalanan ve zarar gören kurum kuşkusuz patriklik makamıdır. Muhafazakâr kimlikleriyle övünen büyük vakıf başkanlarının ve elbette din adamlarının tüm bu yaşananlara karşı makamın saygınlığını korumak adına sergilediği 9 senelik suskunluk ibret vericidir.

Aram Ateşyan, vekil maskesiyle patriklik makamını 9 yıl boyunca hukuksuzca gasp etmiştir. Kendisi bir taraftan AKP ve devletle kurduğu şüpheli ilişkiler sayesinde koltuğu sağlama alırken diğer taraftan büyük vakıfların para babası yöneticileriyle iktidarını kuvvetlendirmiştir. Hem patriklik hem de vakıf seçimlerinin yıllardır yapılamamasının arkasında bu kirli ittifak ilişkileri yatmaktadır.

Vakıf taşınmazları üzerinde AKP müteahhitleriyle yapılan pek çok bol akçeli inşaat işi halkın denetiminden tamamen uzak tutulmuştur. Vakıf yönetimleri gerçek anlamda şeffaflaştırılmadığı sürece tüm bu yöneticiler zan altındadır. Nitekim dönen kirli işlerin kokuları ayyuka çıkmış ve Ruhani Kurul Başkanı Episkopos Sahak Maşalyan 13 Şubat 2017 tarihinde ağır ifadeler içeren bir mektupla istifa ederek durumu protesto etmiştir. Bu istifanın doğru ama oldukça geç kalmış bir tepki olduğunu söylemek zorundayız. Yalnızca Sahak Maşalyan değil, Ruhani Meclis üyesi bütün ruhaniler neden bu kadar uzun bir süre tüm bu kirli işlere karşı sessiz kaldıklarını, patriklik makamının itibarsızlaştırılmasına neden göz yumduklarını açıklamak zorundadır.

16 Şubat 2017 VADİP Toplantısı

Sahak Maşalyan’ın istifası ve Agos’a verdiği demeçler üzerine VADİP 16 Şubat Perşembe akşamı konuyu değerlendirmek üzere toplanma kararı aldı. Kumkapı Meryem Ana Kilisesi Kazaz Amira Salonu’nda gerçekleşen VADİP toplantısı Vakıflar Genel Müdürlüğü Azınlık Vakıfları Temsilcisi Toros Alcan, CHP İstanbul Milletvekili Selina Doğan, çok sayıda vakıf başkanı ve temsilcisinin katılımı ile başladı. Bu toplantının sosyal medyada duyulması üzerine konuya ilişkin fikirlerini beyan etmek üzere Kumkapı Meryem Ana Kilisesine gelen ve aralarında Nor Zartonk üyelerinin de bulunduğu 150 kadar Ermeni yurttaş kilise bahçesinde toplandı.

Toplantının halkın katılımına kapalı olduğu dillendirilse de yoğun itirazlar sonucunda yurttaşların toplantıya katılımı sağlandı. Bu esnada Patrikhane’de aralarında Sahak Maşalyan, Bedros Şirinoğlu, Melkon Karaköse, Vasken Barın, Aram Ateşyan ve Erol Ergan’ın da bulunduğu bir grubun ayrı ve gizli bir toplantıda olduğu öğrenildi. Tartışmalar sürerken gizli toplantıdan çıkan grup VADİP toplantısına geldi ve tüm itirazlara rağmen mikrofonu ele geçirerek hazırlamış oldukları protokolü toplantı katılımcılarına dayatırcasına okudu. Yukarıda kısaca bahsetmiş olduğumuz bu şer ittifakı, bu kriz vesilesiyle ortaya çıkacak olası tartışmaların ve elbette sorgulamaların önünü erkenden almak istemiştir. 9 senedir işleri bu noktaya taşıyanlar şimdi baskın bir seçimle kendilerini temize çıkarmak istemektedirler. Oysa sorun uzun süredir bir seçim sorunu olmaktan çıkmış durumdadır. Sorun, bir zihniyet ve sistem sorunudur. Sorun, bir kişinin 9 yıl boyunca patriklik makamını işgal edebilmesi ve tüm yaptıklarına ve toplumdan yükselen itirazlara rağmen hala istifa etmemiş olmasıdır. Sorun, patriğin dünyevi işlere karışması sorunudur. Sorun, imzalanan protokolün altındaki imzaların tamamının varlıklı erkeklere ait olması sorundur. Bu açıdan çözüm ise kesinlikle seçim değil, zihniyet ve sistem değişimidir.

Patriklik Makamı Üzerine

150 yıllık 1863 Ermeni Milleti Nizamnamesi’ne göre iki kademeli bir seçimle ruhani önder olarak seçilen patrik zaman içerisinde cismani meclis ve kurulların devlet tarafından tasfiyesi ile dünyevi ve uhrevi yetkilerin tek elde toplandığı bir iktidar odağına dönüştü. Dini kimliğinden ötürü her türlü sorgulamadan ve eleştiriden muaf olan bu makamı bu tarz sorumluluklar ile donatmak, ayrıca ona siyasi görevler yüklemek, başta makamın sahibi din adamına ve tüm topluma yapılmış bir haksızlıktır. Esas görevi inananlara dini önderlik etmek olan bir kişi böyle bir duruma sokulmamalı.

Oysa bizler bugün makamın ve makam sahibi kişinin çeşitli gruplarca araçsallaştırıldığını görüyoruz. Toplumun belli köşe başlarını tutmuş varlıklı kişilerin bu makamın gücünden faydalanarak statükoyu korumaya ve yolsuzluklarını görünmez kılmaya çalıştığını, toplumu dönüştürme iddiasındaki bazı çevrelerin ise yine bu makamın gücünden istifade ederek yukarıdan aşağıya bir dönüşüm hayal ettiklerini görmekteyiz.

Birinci grup tarihsel olarak Ortaçağ Avrupası’nda gördüğümüz feodal beyler (toprak ağaları) ile kilise (din adamları) arasındaki ittifakın günümüzdeki bir yansımasından ibaret ve sınıfsal pozisyonuna uygun hareket etmekte. İkinci grup ise bizce büyük bir yanılgı içerisinde debeleniyor. Patriklik makamının siyasallaşmasına itiraz etmeden, yetkilerini kısıtlayacak yapısal reformların mücadelesini vermeden sadece makama reformcu olacağını umdukları bir ismi getirmeye çalışmak nafile bir çabadan ibaret. Bu durumun örnekleri Ermeni toplumunun yakın tarihinde de yaşanmıştır. Seçilecek kişi her kim olursa olsun devlet ve sermayeyi elinde tutan kişiler karşısında aciz durumdadır. Zira patriklik makamının gücü uhrevidir ama yapılmak istenen reformlar dünyevi reformlardır. Kuşkusuz akçeli işlerden uzak duracak, ahlaksızlığa bulaşmayacak, dürüst ve çalışkan bir patriğin seçilmesi toplumun yararınadır fakat toplumsal mücadele ağları örülmeden, yapısal reformlar hayata geçirilmeden beklenti bundan fazlası olmamalıdır.

Ne Yapmalı?

Tüm bu tartışmalar, iktidar bloğu içindeki çatlak sesler, ayyuka çıkan yolsuzluklar ve pis kokular sistemin sorunlarının daha fazla görünür olması açısından kuşkusuz hayırlı olmuştur.

VADİP toplantısında dayatılan protokolün halkımızın nezdinde hiçbir geçerliliği yoktur. Kapalı kapılar ardında al gülüm ver gülüm iş bağlamaya alışmış tüccar zihniyetinin toplumumuzun son derece ciddi ve artık kangrenleşmiş sorunlarına çözüm bulma yetisi olmadığı aşikârdır. Bu zihniyet toplumu da hızla yozlaştırmakta, tam manasıyla yok olmanın eşiğine sürüklemektedir.

Artık tüm sorunlar halkın katılımına açık toplantılarda tartışılmalı, kararlar halk ile birlikte alınmalıdır. Tüm vakıf yönetim toplantıları halkın katılımına ve denetimine açık hale getirilmeli, seçimlerin yapılabilmesi adına her türlü girişim ivedilikle başlatılmalıdır.

Vakıf yönetimleri 9 yıldır yenilenmemiştir ve dolayısıyla denetlenmemiş, halkın onayına sunulmamıştır. Patriklik makamının itibarsızlaştırılmasına göz yuman ruhaniler kadar halkın kolektif mülkleri üzerinden kişisel rant elde edenler de bu topluma ihanet içerisindedir ve istifa etmeleri gerekir.

Patriklik makamının siyasi ve maddi işlerden arındırılması makamın saygınlığının sürdürülebilmesi ve işleyişin şeffaflaşabilmesi adına artık bir zorunluluk olmuştur. Patriklik makamını işgal etmiş olan Aram Ateşyan derhal istifa etmeli ve patriklik seçimlerini yıllardır yapılmasına neden engel olduğunu halka anlatmalıdır.

Çözüm: Çok Sesli İç İşleyiş – Çok Sesli Temsiliyet

Türkiye Ermenilerinin bir temsiliyet problemi olduğu ortadadır. Patriklik makamı siyasi ve dünyevi bir temsiliyet makamı olmaktan çıkarılmalı, bu sayede makamın ruhani önderlik misyonu, olması gerektiği gibi kuvvetlendirilmelidir. Ermeni toplumu ile ilgili kurumların dışa kapalı yapıda olmaları temsiliyet sorununun ana sebeplerinden biridir. Mevcut durumda kurumlar varsıl erkekler tarafından kapalı kapılar ardında yönetilmektedir. Son VADİP toplantısında yaşananlar ve ortaya çıkarılan protokol yöntem açısından bunun yüzlerce ispatından biridir.

Tüm kurumların şeffaf ve katılımcı idaresi, sağlıklı bir temsiliyetin inşası için şarttır. Ayrıca kadınların, gençlerin ve emekçilerin katılımına öncelik tanıyan mekanizmalar sağlanmadan gerçek bir temsiliyetten söz edemeyiz. Ermeni toplumu içerisinde daha fazla sivil kurumun hem kendi toplumlarını ilgilendiren konularda hem de Türkiye toplumunu ilgilendiren konularda fikir üretmeleri ve haklarını savunmaları hem çok sesli bir iç işleyiş hem de çok sesli bir temsiliyet yaratacaktır. Sivil toplum kuruluşları, demokratik kitle örgütleri, vakıflar ile köy, meslek ve okul dernekleri yukarıda bahsettiğimiz ilkeler doğrultusundan teşvik edilerek çok sesli temsiliyet inşa edilmelidir.

Türkiye Ermenileri hem kendi geleneksel kurumları içerisinde, hem de devlet nezdinde, gasp edilen hakları doğrultusunda daha yaşanabilir bir ülke için talepkâr olmalıdır. Türkiye Ermenilerinin tek kurtuluş reçetesi; susmayarak ve sinmeyerek, demokratikleşme mücadelesine destek vermek, katılımcı olmak için tüm olanakları zorlamak, demokrat yapılar ile dayanışmak ve haklarını talep etmektir. Artık kaybedecek daha fazla zamanımız kalmamıştır. Ermeni Toplumu, Kamp Armen Mücadelesinde olduğu gibi bir seferberlik ruhuyla bir araya gelmeli, gerek iradesini gasp eden vakıf yönetimlerine karşı gerekse patriklik makamının geleceğine dair ivedilikle eyleme geçmelidir.

NOR ZARTONK / ՆՈՐ ԶԱՐԹՕՆՔ

“Bozuk Düzende Sağlam Çark Olmaz!” adlı Ağustos 2010 tarihli yazımız için tıklayınız.

Şık’tan Tarihi Savunma: İktidar, Darbecileri Kıskandıran Bir Cunta Rejimini Hayata Geçirdi

[ A+ ] /[ A- ]

Diken

Gazeteciler Ahmet Şık, Nedim Şener, Soner Yalçın, Yalçın Küçük ve eski emniyet müdürü Hanefi Avcı dahil 13 sanıklı Oda TV davasının karar duruşması sona erdi. Mahkeme heyeti, duruşmayı 12 Nisan’a erteledi.

Duruşma, davayı takip etmek için gelen gazeteci ve izleyiciler salona alınmadan ‘kaşla göz arasında’ başlatıldı. Devamını oku…»

Marmara İletişim’den İhraç Edilen Akademisyenler: ‘Diz Çökmeyeceğiz’

[ A+ ] /[ A- ]

Gazete Karınca

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden ihraç edilen akademisyenler önce terk etmek zorunda kaldıkları odalarından seslendi, sonra da kampüs önünde bir basın açıklaması yaptı. Akademisyenlerden Uraz Aydın, yaşananların eğitimi hedef alan bir siyasi tasfiye operasyonu olduğunu söyledi. Burcu Yılmaz “Direnmeye devam edeceğiz” mesajı verdi. Emre Tansu Keten ise “Biz bilgi üretmeye devam edeceğiz, diz çökmeyeceğiz” diye konuştu. Devamını oku…»

‘Erivan Radyosunun Kürtçe Yayınını Dinlemiş Her Kürdün Anlatacağı Şeyler Vardır’

[ A+ ] /[ A- ]

Ferda Balancar
Agos

‘Erivan Radyosunda Kürt Sesi’ başlıklı kitabının yazarı Zeri İnanç’la, kitabından yola çıkarak, Ermenistan’da yaşayan Kürtlerin dününe ve bugününe uzanan bir söyleşi…

Araştırmacı yazar Zeri İnanç’ın ‘Erivan Radyosunda Kürt Sesi’ başlıklı kitabı, İsmail Beşikci Vakfı Yayınları’ndan çıktı. Türkçe ve Kürtçe olarak iki dilli basılan kitapta, 1955’te Ermenistan Radyosu’nda başlayan Kürtçe yayının serüveni ve Kürtler üzerindeki etkileri anlatılıyor. Kürtçe yayının kurucusu ve ilk sorumlusu Casimê Celîl’in yanı sıra Kürtçe yayında emeği geçen Casimê Celîl’in çocukları; Celîlê Celîl, Ordîxane Celîl, Cemîla Celîl ve Zîna Celîl’in yazı ve tanıklıklarının yanı sıra tarihçi-yazar Wezîre Eşo ile gazeteci Prîskê Mihoyî’nin yazılarının da yer aldığı kitapta, sosyolog İsmail Beşikçi’nin de ‘Erivan Radyosunda Kürt Sesi Üzerine Bir-İki Not’ başlıklı bir değerlendirme yazısı bulunuyor. Zeri İnanç’ın ünlü bir Kürdolog olan tarihçi Celîlê Celîl ile yaptığı söyleşi ise Ermeni-Kürt ilişkileri ve Ermenistan’da yaşayan Kürtler üzerine çok önemli saptamalar içeriyor.

Zeri İnanç ile kitabından yola çıkarak, Ermenistan’da yaşayan Kürtlerin dününe ve bugününe uzanan bir söyleşi yaptık. Devamını oku…»

Ցեղասպանութիւն Ըսաւ

[ A+ ] /[ A- ]

Garo Paylan
Agos

Նախորդ շաբաթ Հրանդ Տինքի յիշատակման նուիրուած բանախօսութեան մը համար Պերլին հրաւիրուած էի: Միջոցառման յաջորդ օր գերմանացի խումբ մը պատգամաւորներու հետ հանդիպման համար խորհրդարան այցելեցի: Ռայշթակի մուտքին դաշնամուրի հնչիւններ լսեցի: Զիս դիմաւորողները պարզեցին թէ ընդհանուր ժողովի դահլիճին մէջ հրէից ցեղասպանութեան զոհերու յիշատակին յայտագիր մը կը կատարուի: Դահլիճը ամբողջովին լեցուն էր: Բոլոր պատգամաւորները ներկայ էին: Ներկայ էր նաեւ Շանսէօլիէ Մերքել եւ բոլոր նախարարները: Բոլորը յոտնկայս կը ծափահարէին Հոլոքոստի զոհերու յիշատակին ձօնուած դաշնամուրի մենահամերգը:

Ի՞նչ կրնամ ըսել, հիացայ:

Գերմանիոյ խորհրդարանը Նացիներու կառավարութեան օրով գործուած մեծ ոճիռին զոհերը կը յիշատակեր:

Իսկ ես բոլորովին տարբեր տրամադրութենէ մը կու գայի: Անցելի դաժանութեան հետ առերեսուելէ խուսափող, այսօր նման դաժանութիւնը անբութօրէն շարունակող երկրէս… Ցաւ զգացի երկրիս հաշւոյն, արցունքոտ աչքերով անցայ հանդիպման սրահ…

Հազիւ շաբաթ մը առաջ, երբ ելոյթ ունեցայ սահմանադրական փոփոխութիւններու նիւթով, անդրադարձայ Օսմանեան կայսրութեան վերջին տարիներուն իմ ժողովուրդին մատնուած տանջանքին: Խորհրդարանէն վտարուեցայ: Ես իբրեւ հայ երեսփոխան, խօսելու իրաւունք չունէի 102 տարի առաջ պատահածներուն մասին: Իսկ գերմանացիներ աջակողմեան կամ ձախակողմեան, իշխանութիւն կամ ընդդիմութիւն ձեռք ձեռքի տուած, մեծ ինքնավստահութեամբ կ’առերեսուէին իրենց անցեալի սխալին հետ… Devamını oku…»

DİSK, Neden “Hayır” Dediğini Açıkladı

[ A+ ] /[ A- ]

Damla Sandal
Bianet

“Tek bir kişiye, tek bir imzayla sendikaları kapatma, grevleri yasaklama, kıdem tazminatını kaldırma, toplu iş sözleşmelerini askıya alma, ‘gerektiğinde’ ücretleri dondurma yetkisi veren Anayasa’ya hayır.”

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (DİSK) Nisan ayında yapılması öngörülen anayasa değişikliğine dair referandumda “Hayır” diyeceklerini düzenledikleri basın toplantısıyla duyurdu. Devamını oku…»

Hrant’tan Sonra Hepimiz Bir Parça Değiştik

[ A+ ] /[ A- ]

Sayat Tekir
Bianet

Hrant Dink’in öldürülmesi hepimiz için bir bedel oldu. Öyle korkunç bir bedel oldu ki, bu travmayı kırıp geçmişimizi konuşmaya başladık. 19 Ocak 2007 hepimiz için bir milat oldu.

Dile kolay tam 10 yıl oldu. 10 yıl önce gözümüzün önünde, hepimizin yürüdüğü bir yolda bir insan öldürüldü. Cinayet göz göre göre geldi. Cinayet planlıydı. Fakat cinayet sonrası planlar alt üst oldu. Bir insan seli ortaya çıktı. Bugün eksikliğini hissettiğimiz Gezi Ruhu ilk orada çıktı karşımıza. Farklı insanlar, farklı fikirler uzun zaman sonra kitlesel olarak ilk kez o zaman bir araya gelmişti. Cinayetten sonra hepimiz bir parça değişmiştik…

19. yy sonlarından itibaren Osmanlı coğrafyasında yaşam, Ermeniler ve diğer halklar için kolay olmadı. Bu dönem ağırlaşan baskı, katliamlar ile devam edip 1915’teki soykırım ile zirveye ulaştı. Soykırım, Türkiye Ermenileri için ne ilkti ne de son oldu: Cumhuriyet döneminde her 10 yılda bir yaşanan baskı, pogrom, cinayet, ayrımcı yasa ve uygulamalar ile Ermenilerin yaşamı her daim zordu. Şüphesiz bu politika sadece Ermenilere yönelik değil diğer tüm halklara da yönelikti. Toplumsal hafızaları kuvvetli olan azınlıklar/azaltılmışlar, her daim hem kendilerine hem diğer azınlıklara yapılan katliamlardan etkilendiler. Devamını oku…»

Dink Ailesi Avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu: Toplumsal Tepki Hesapları Bozdu

[ A+ ] /[ A- ]

Burak Abatay
Birgün

Dink Ailesi avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu’yla 10 yıllık dava sürecini konuştuk. Bakırcıoğlu, “Dink cinayeti işlendiğinde, cinayeti işleyenlerin öngöremedikleri bir şey oldu. O da toplumsal tepki, dayanışma ve duyarlılık. Soruşturmanın etkin bir şekilde yürütülmesi için kamuoyu tepkisi çok önemli” diyor.

Dava Hangi Aşamada?
27 Kamu görevlisi hakkında 2015 Aralık’ta bir iddianame düzenlendi ve İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürmekte olan Ogün Samast, Yasin Hayal ve Erhan Tuncel’in yargılandığı dava ile birleştirildi. Böylelikle Dink cinayeti davası 35 sanıklı bir dava haline geldi. Dink cinayeti davası İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. Bu dava kapsamında otuzun üzerinde duruşma gerçekleşti. Dava bir tarafı ile bu şekildedir. Bir diğer yanda ise Trabzon İl Jandarma görevlilerinin yargılandığı 8 jandarma görevlisi hakkında süren bir dava var. Bunun yanında İstanbul Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunda Dink cinayeti kapsamında süren başka bir soruşturma var. 18 tutuklama gerçekleştirildi. Bir de haklarında kovuşturmaya karar verilen kişiler hakkında AYM’ye bir başvurumuz var. Devamını oku…»

Dink Davasını Anlama Kılavuzu

[ A+ ] /[ A- ]

Uygar Gültekin – Gözde Kazaz
Agos

Agos Gazetesi Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in, 19 Ocak 2007’de Şişli’deki gazete binasının önünde uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetmesinin üzerinden 10 yıl geçti. Aradan geçen zamanda vur emrini verenlerin, cinayeti planlayanların kimler olduğuna dair sadece bir adım yol alınabildi. 10 yıldır devam eden davanın kilit aktörlerini paylaşıyoruz.

AKTÖRLER

Trabzon Emniyet Müdürlüğü Yetkilileri

Hrant Dink’in ölüme götüren süreçte, cinayetin tetikçisi ve beraberindeki ekip Trabzon’un Pelitli beldesinde yaşıyordu. Dava dosyalarına yansıyan ilk bilgiler, tetikçi ve beraberindekilerin cinayete dair bütün hazırlığı Trabzon’da yaptığını ortaya koyuyor. Yine dava dosyalarına giren istihbarat raporlarına göre Dink’i ölüme götüren ekip Trabzon Emniyet İstihbarat Şubesi’nin takibi altındaydı, dahası 2006’dan itibaren istihbaratın elinde Hrant Dink’in öldürüleceğine ilişkin kesin bilgiler bulunuyordu. Trabzon Emniyeti’nde görevli polislerin, cinayet hazırlığı yapan örgüte operasyon düzenleme sorumluluğu vardı ama bu operasyon yapılmadı.

Yasin Hayal: cinayetin ardından açılan ilk davada azmettirici olarak yargılandı ve müebbet hapis cezası aldı. Dink cinayetinin önemli aktörlerinden biri olan Hayal, cinayet öncesinde Trabzon’da bir Katolik rahibe saldırı düzenledi, Mc Donald’s’ı bombaladı. Bombalamadan dolayı 11 ay cezaevinde kaldı. 2006’da cezaevinden çıktı ve Trabzon İstihbarat Şubesi serbest kaldığı andan itibaren Hayal’i takibe aldı. Cihatçı bölgelerle ilişkisi olduğuna raporlar düzenlendi. 19 Ekim 2005’te ‘Hayal’in Ermenilere karşı büyük bir kin beslediği, İstanbul’da Ermenilere karşı eylem yapmayı planladığı’ istihbarat raporlarına da yansıdı. Yine raporlara yansıyan başka bir bilgi de 2006 yılının Ocak ayında Hayal’in TNT bulmak için bazı kişilerle irtibat kurduğu yönündeydi. Hayal’in ‘İstanbul’a giderek Hrant Dink’i öldürmek istediğine’ dair istihbarat raporunun düzenlenme tarihi 15 Şubat 2006’ydı. Yani Trabzon İstihbarat’ın raporlarına yansıyan haliyle, cinayet tasarısı en somut haliyle cinayetten 11 ay önce biliniyordu. Devamını oku…»

Karin Karakaşlı Hrant’lı Agos’u Anlattı

[ A+ ] /[ A- ]

Elif Akgül
Bİanet

Gazetenin kuruluşundan itibaren Hrant Dink ile birlikte gazeteyi çıkaranlardan Karin Karakaşlı ile Agos’u, ve Dink olmadan geçen 10 yılı konuştuk.

Karin Karakaşlı, 1996’da başladığı Agos serüvenini 2006’ya kadar sürdürdü. Kısa bir aralığın ardından 2012’de yeniden gazeteye döndü. “Üvercinka” isimli köşesini sürdürüyor.

Karin Karakaşlı, Dink ile birlikte geçen 11 yılı “masalsı bir anı” olarak hatırlıyor.

“Biz çok gülen insanlardık. Bir takım erdemlerin hala kıymetinin olduğu, hala geçerliğinin olduğu zamanlardı” diyen Karakaşlı, cinayetle başlayan sürecin ardından artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını, hissettirmediğini anlatıyor.

Karin Karakaşlı Hakkında

1972’de İstanbul’da doğdu. Sankt Georg Avusturya Lisesi’ni ve Boğaziçi Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu Mütercim Tercümanlık Bölümü’nü bitirdi.

İlk kitabı “Ay Denizle Buluşunca” 1997’de yayımlandı.

1998’de Varlık Yayınları’nın Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü, 1994’te Gençlik Kitabevi Öykü Yarışması’nda üçüncülük, 1995 Gençlik Kitabevi Öykü Yarışması’nda birincilik kazandı.

Anita Brookner’den Özel Bir Görüş (1997) ve Péter Esterházy’den Hrabal’in Kitabı (1998) romanlarını çevirdi, öykü ve makaleleri Sel Yayınları’nın Kadın Öykülerinde İstanbul, Kadın Öykülerinde Avrupa ve Kadın Öykülerinde Doğu kitapları başta olmak üzere çeşitli antolojilerde yer aldı. Şiir kitabı Benim Gönlüm Gümüş (Aras Yayıncılık) 2009’da; yeniden gözden geçirilen gençlik romanı Ay Denizle Buluşunca ve çocuk kitabı Gece Güneşi 2011’de (Günışığı Kitapları) yayımlandı.

Günay Göksu Özdoğan, Füsun Üstel ve Ferhat Kentel’le birlikte Türkiye’de Ermeniler: Cemaat, Birey, Yurttaş (Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2009) başlıklı araştırma kitabını hazırladı.

1996-2006 arasında Agos gazetesinde editör, köşe yazarı ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı, 2012’de Agos’a geri döndü, hala köşe yazmaya ve genel yayın yönetmeni yardımcılığı yapmaya devam ediyor. Devamını oku…»

Sevgili Ebru

[ A+ ] /[ A- ]

 

kadin-gece-yuruyusu-8mart2016-25

Firdevs Hoşer

Sevgili Ebru,

İnan bana üzerinde her tarafı kapalı montun olmasaydı, hatta çarşafa bile girmiş olsaydın gazetede adı mehmet t diye geçen erkek cinsi sana yine saldıracaktı ve yine serbest bırakılacaktı!

Biliyorum, olayın şoku ile tacize uğrayan birçok kadın gibi “ama ben, ama ben… ” demişsin, açıklama yapmışsın bu nedenle; “sadece spor yapıyorum” demişsin. Hatta hamile olduğunu bile söylemişsin. Hamileliğin seni kurtarabileceğini düşünmüşsün ilk elden ama bu mümkün olmamış. Keşke bu mümkün olmayış halini böyle deneyimlememiş olsaydın…
Devamını oku…»

Ayna ve Nar II: Parajanov, Tarkovski ve Orta Boy Bir Midilli

[ A+ ] /[ A- ]

cover-tarko-ve-p-1

5 Harfliler

Sovyet rejimi altında film yapmaya çalışan, onca sansür ve engellemeye rağmen geriye Narın Rengi, Unutulmuş Ataların Gölgesinde, Aşık Garip gibi başyapıtlar bırakan Sergey Parajanov, hükümlü olduğu 1973-78 yılları boyunca pek çok dostuyla mektuplaşıyor. Bunlardan biri hapse girmeden kısa zaman önce tanıştığı ve sıkı bir dostluk kurduğu yönetmen Tarkovski. İlk yazıda sözünü ettiğim Mirror and Pomegranate adlı kitapta, Tarkovski’nin Parajanov’a yazdığı dört mektup var. Parajanov’un cevapları olmadığından, edindiğimiz bilgiler daha çok Tarkovski’ye ait. Yine de, ikisinin de dünyanın derdine rağmen ve tam da ondan ötürü hayatı yüceltmek için gösterdikleri inadın ve çabanın izleri önce birbirlerine sonra da biz fânîlere yol oluyor.

Bu inadın çekirdeğinde kırılganlıklarına yüzünü dönmeyen, duvarlara tırmanan bir merak ve kendilik kurma çabası var. 18 Şubat 1976 tarihli (#4) mektupta Tarkovski şöyle yazıyor:

Angelique hikâyen beni çok güldürdü. İşte yeniden sadece tek bir formun varlığını kanıtlıyor, o da sanat. ‘İlkel’ diyemem ama aslî, tıpkı günlük ekmek gibi. Bu sebeple de zamansız. Yine, ekmek gibi. Ekmeğin yokluğunda insan tükenir. Sanatın yokluğunda insan tükenir.
Aradaki fark şudur; insan ekmeksiz kaldığında açlıktan öleceğini bilir. Fakat, sanatsız kaldığında açlıktan öleceğini bilmez. Bu sadece birkaçımıza malumdur. Devamını oku…»

İtalya Anayasa Değişikliğine ‘Hayır’ Dedi… Başbakan Renzi İstifa Etti

[ A+ ] /[ A- ]

640162_cover_mainslider_big

Cumhuriyet

İtalya’da sandıklara giden halk, Başbakan Matteo Renzi’nin istediği ve anayasanın 3’te 1’ini değiştirmesi planlanan reform paketine ‘hayır’ dedi. Referandumda ağır yenilgiye uğrayan Matteo Renzi, beklendiği üzere istifa ettiğini açıkladı.

Başbakan Matteo Renzi, Türkiye saatiyle 01.00’da oylama işlemi biten referandumun sandık çıkış anketlerinin, “hayır” oylarının yüzde 56-60, “evet” oylarının ise yüzde 40-44 arasında olduğunu ortaya koyması üzerine bir basın toplantısı düzenledi.

Renzi, halkın çok net bir şekilde, “siyasi istikrar için gerekli” olduğunu savunduğu reform paketine “hayır” dediğinin altını çizerek, “Bu, demokrasinin bir göstergesi. Yenilginin tüm sorumluluğunu üzerime alıyorum. Benim hükümetimin deneyimi burada sona eriyor” diye konuştu.

Renzi, İtalya’da sorumluluk alma geleneği olmadığını, ancak kendisinin farklı olduğunu söyledi. Devamını oku…»

Yazılar Arşivindeki diğer yazılara ulaşmak için lütfen tıklayınız…