‘Yetmez ama evet’çi teslimiyet, direnen HDP!

Vedat İLBEYOĞLU
Evrensel

Yine bir seçim öngünündeyiz ve yine seçmen tercihi iki eksene sıkıştırılmaya çalışılmakta. Bir tarafta, tescilli hırsızlığını bile “mağduriyet” olarak pazarlamaya çalışan, en son Twitter yasağında görüldüğü üzere, selametini insanları “bi haber” bırakmakta gören, bi’çare bir iktidar…

Şunlar, artık gidici bu iktidarın eteklerine tünemiş birinin sözleri: “Bana sorsalar ki, hırsızlık yapan bir iktidar tarafından mı yönetilmek istersin, bürokratik vesayetçi bir iktidar tarafından mı? Şahsın hırsızlık yapanlarca yönetilmeyi tercih ederim.”! Bu sözler, hırsızlıktan bile “meşruiyet” arayabilen bir iktidar ve ‘iktidar aydını’ gerçeğini sergilemesi bakımından çarpıcı.

Tercih edilen “hırsız iktidarın” mutlaka bürokratik bir vesayete de dayandığını, daha önemlisi ise neden iki felaketten birini seçmek zorunda olduğumuzu sormanın alemi yok artık. Ortada, bile isteye hırsıza eklemlenmiş kaderler olunca, her batağın bir izahı oluyor çünkü, geçelim…

Diğer tarafta ise, böylesi bir iktidar gerçeğinin kışkırttığı tepkilerle de beslenen, sadece “AKP gitsin de…” duygusuna abanarak, ötesini, giderek şekillenen CHP-MHP-Cemaat (CMC) formülüne havale eden hegemonik dayatma var. Çok ‘radikal’ bir AKP karşıtlığı görünümündeki bu siyasal şekillendirme parantezi, gerçekte çok zayıf ve eklektik bir AKP eleştirisinin ötesine geçemiyor aslında. Sadece Cemaat’in servis ettiği AKP fotoğrafıyla sınırlı bir AKP iktidarı karşıtlığı, Cemaat’le aynı hizaya dizilmişliğin de ‘şakül’ü oluyor. Cemaat gibi 12 yıllık bir iktidar ortağına tek söz etmeyenlerin, ona yaslanarak iktidar rüyaları görenlerin, eninde sonunda AKP’nin boy verdiği siyasal zemine konuşlandırılacaklarını aklımızdan çıkarmayalım. Tapelerinden yararlanmak ayrıdır ama bu ‘olanaktan’ hareketle, bugünkü iktidar ilişkileri ve AKP’nin faşizanlığı bağlamında Cemaati temize çekmek ayrıdır. Başta CHP bunu yapmaktadır. 12 yıllık AKP iktidarıyla, ortağını tenzih ederek hesaplaştığını zannetmek, eli kolu nerelere uzandığı bilinen o ortağın yeni siyasal denklemlerinde ‘eleman’ olmaya yeter belki ama bunun büyük siyaset fotoğrafında en çok bir kozmetik değişiklik kadar anlamı olabileceği açıktır.

Cemaat’le aynı hizadaki bu ‘kozmetikçi’ dayatma, ‘sol kamuoyu’ üzerinde çeşitli biçimlerde tezahür etmekte. Giderek dozajı artan “HDP’ye oy vermeyin” kumpanyası da bu çerçevede karşılık buluyor. Zaten gerileyen AKP’nin geriletilmesi için CMC düzlemi dışında bir yol bırakmayan ve ‘sol’un önemli bir kesiminin de aklına yatan bu akıl tutulmasına müdahale eden tek görünür güç HDP çünkü. Siyasal alanı “ya AKP, ya CMC” seçimine hapsetmeye çalışanları rahatsız eden tek adres…

Hadi CHP’liler neyse de, CHP mevzisinden HDP’ye “çakan” ‘solcular’ da, sözkonusu ‘rahatsızlığın’ en cevval militanları durumundalar adeta. Gezi deryasından geçip de Sarıgül’lü, Mansur’lu, Cemaat’çi CHP batağına saplanıp kalmak, ne hazin. HDP’yi “CHP lehine çekil, çekilmezsen AKP işbirlikçisisin” totolojisiyle sıkıştırmaya çalışmak; bu ne zavallılıktır! CMC iktidarı için oy toplamak ‘solcu taktik’ oluyor ama HDP bu denkleme girmeği reddettiği için yeterince devrimci olmuyor! Nasıl bir akıl fukaralığıdır bu!

HDP’nin bir alternatif olmasından ‘sol kaygılar’ adına rahatsızlık duyanlar; çıktığı ekranlarda AKP’ye ettiği en “eleştirel” sözü “Gülen Cemaati’ne yapılan büyük zulümdür” olan Sarıgül’den rahatsızlık duymazlar. O ki, daha seçim günlerinde “Devlet Bahçeli’nin çocuğu yok ama ay yıldızlı bayrağımız tehlikeye düştüğünde, o cepheye gidecek milyonlarca çocuğu var” diyecek kadar bağrıyanık biridir! Ama bunlar teferruattır değil mi? İdris Naim’in bile CHP destekçiliğini de, Kılıçdaroğlu’nun bozkurtçu seremonisini de, “Öcalan AKP’den 10 bin kadro istedi” yalanına sarılıp Kürt düşmanlığına oynamaları da,… bırakalım bir tarafa öyle mi? Oysa bunların tesadüfi olmadığını, AKP sonrasına dair projenin işaretleri olduğunu sadece bu tür solcular bilmiyor olsa gerek!

HDP’nin bu seçimlerden en azından yüzde 10’u zorlayan bir birikimle çıkma hedefi “seçimi kazanmadıktan sonra neye yarar” benzeri aculluklarla küçümsenecek ve “eh ne yapalım” denilerek CHP’ye dair “yetmez ama evet”çilik oynanacak. Derin bir illiyet bağıyla CHP’den CMC’ye bağlanan bu oyuna katılmıyor diye, Kürt Memet’li HDP’den de hesap sorulacak! Oysa başkalarının çöplüğünde nöbet tutma devri çoktan kapandı artık. O, 30 Mart gecesi bir kez daha göreceğimiz gibi Kürdistan’da şaha kalkan halk iradesiyle var artık. Batı’da da atacağı, “siyasette ben de varım” dedirtecek çentikleriyle var edecek kendisini.

“Yetmez ama evet”çiliğin ise geleceği yok. AKP’ci türünü gördük, şimdi CHP’ci türünde sıra. HDP, siyaseti, bu tür entegre siyasetsizliğe teslim etmez elbette.

Seçim kazanılmayacak diye gelecek de mi kazanılmasın yani!