Talin SUCİYAN
Taraf Gazetesi
Taraf gazetesi geçen hafta çarşamba günü manşetini ‘Ha Bahçeli ha Diaspora’ diye atarak, bir kez daha yapabileceği eleştirinin asıl derinliğini ve çapını hatta daha da önemlisi nasıl bir anlayışın temsilcisi olduğunu ortaya koydu. Zaten bu bir ilk de değildi.
Taraf gazetesinin ‘Ermeniseverliği’nin sınırlarını anladık geçen hafta. Eleştirel olmaktan korkmadığı izlenimini veren, sisteme tam göbeğinden eleştiri oklarını yöneltebilen bir gazete imajı yaratan Taraf gazetesi geçen hafta çarşamba günü manşetini ‘Ha Bahçeli ha Diaspora’ diye atarak, bir kez daha yapabileceği eleştirinin asıl derinliğini ve çapını, hatta daha da önemlisi nasıl bir anlayışın temsilcisi olduğunu ortaya koydu. Zaten bu ilk değildi. Giro Manoyan için ‘Ermenistan’ın Bahçelisi’ başlığını atan da, ‘Bakü ve diaspora çıldırdı’ diyebilen de Taraf gazetesiydi.
1915’i soykırım olarak nitelendiren Taraf gazetesinin, diasporayı Bahçeli’nin sahip olduğu zihniyete hapsetmesi, gazetenin aslında ne 1915’den ne de soykırımdan bir şey anladığını ortaya koyar. Bilgisizliğin, duyarsızlığın bu kadar aleni bir cesaretle sergilenmesi, adaletin olmadığı yerde ahlakın da var olamayacağı gerçeğinden kaynaklanıyor olsa gerek. Ancak adalet yerini bulmadığı için bu kadar aymaz bir tavır sergilenebilir. Çünkü adaletin yerini bulması, suçlunun suçunu vicdanında ömür boyu taşıması ve yapıp ettiklerinin bu ağırlık altında tartması demektir aynı zamanda. İnkâr edilmiş bir suçun üzerinden atlayıp, mağdurların üzerini bir kalemde çizebilmek, açık yüreklilikle hiç adalet aramamış olmak demektir.
Bu başlığı atan zihniyetin duygu ve düşünce dünyasının sığlığı, diasporanın var oluş sebebinin ne olduğunu, bu insanların beş kuşaktır nasıl bir hayat yaşadıklarını, inkâr ve yok sayma söylemleri altında nasıl bir acze mahkûm edildiklerini, kendilerini ve yaşadıklarını, bir şeyleri ispatlamak zorunda kalmak için anlatmaya zorlanmalarını, ne olursa olsun geri getirilemez bir kaybın tam ortasında yaşadıklarını göremez ve anlayamaz.
Tüm bunları anlayamadığı gibi, Türkiyeli Ermenilerin de diaspora olduklarını fark edemez. O zihniyete hatırlatmak gerekir ki o pek rahatlıkla dillendirilen ‘bizim Ermenilerin de neredeyse tamamı diasporiktir. Şunun şurasında 40 bin 50 bin kişi kalan ve Cumhuriyet döneminde yaşadıkları yerlerdeki güvenlik, eğitim olanaksızlığı, kendi kültürünü yaşayamama gibi çok temel sorunlardan dolayı İstanbul’a gelmek zorunda kalan Ermenilerin gerçek yurtlarının İstanbul olmadığını söylemeye gerek var mı bilmiyorum. Ayrıca, Sayın Taraf gazetesi yazı işleri müdürleri, o başlıkta rahatlıkla ötekileştirdiğiniz insanlar hepimizin ablaları, teyzeleri, amcaları, yengeleri, dayıları, yani en yakın akrabalarımız olur. Daha açık söylemek gerekirse, o bahsettiğiniz diaspora hepimiz oluyoruz.
Bu baÅŸlıkları atabilen insanlar, protokollerin imzalanmasına doÄŸru giden süreçte Amerika’da ya da Avrupa’da yaÅŸayan Ermenilerin tepkilerinin Türkiye’ye deÄŸil, Ermenistan’a olduÄŸunu da anlamaktan acizler. Bu yaÅŸanan krizin Ermenistan ile Ermenistan dışında yaÅŸayan Ermeniler arasında son elli yılda yaÅŸanan en derin kriz olduÄŸunun da farkında deÄŸiller. Ermenistan’ın devlet baÅŸkanı olarak Serj Sarkisyan’ın Paris’teki Gomidas Heykeli’nin önüne çelenk bıraktığı gün hissetikleri, öyle kolay hazmedilir ÅŸeyler olmasa gerek. Herhalde, o baÅŸlıkları atanlar bunun da ne demek olduÄŸunu hiç düşünmediler…
Diasporanın ne olduÄŸunu, kim olduÄŸunu düşünmek zahmetine katlanmayan, kısa yoldan külliyen bütün diasporayı milliyetçiliÄŸe, hem de Bahçeli’nin temsil ettiÄŸi türden bir milliyetçiliÄŸe hapsetmek, kendinden ziyadesiyle memnun olmayı gerektirir. Gidin Van’ı, Diyarbakır’ı, Kastamonu’yu, Sivas’ı, Afyon’u, Antakya’yı, Bingöl’ü, Erzurum’u, Elazığ’ı, Kars’ı, Mardin’i ve daha sayısız ÅŸehri, köyü ziyaret edin… Karış karış kazılmış, talan edilmiÅŸ kiliselerin bahçesinde, kemiklerin üzerinde yürüyün. Yürüyün ve diasporanın kim olduÄŸunu kendinize tekrar sorun. Düşünmek söylediÄŸiniz gibi taraf olmaksa, düşünün biraz…