Kilikya’nın sırlı ÅŸehri: Kozan

Fatih Sınar*

Zirveleri gökyüzünü saran dağların arasında dolambaçlı bir yolun izini sürüyor Toros Express’i. Vaktiyle Kilikya Kapısı diye bilinen bir noktada, Orta Anadolu ile Çukurova arasındaki dar geçitten engin düzlüğe doğru ilerliyor.

Raylar boyunca tarihin sararmış sayfalarında dolaşıyor zihnim; Bizans-Arap savaşlarına denk geliyorum sayfaların birinde. Bizans’ın, Arap seferlerini başkente olabildiğince hızlı duyurmak için kurduğu, fener kulelerinden oluşan haberleşme ağı düşüyor aklıma… Kilikya’dan Konstantinopol’e kadar belirli aralıklarla zirvelerde yakılan ateşler vasıtasıyla kurulan bir alarm sistemi bu. Silsilenin ilk feneri de, Arap akınlarına karşı doğal sınır olan Torosların Orta Anadolu düzlüklerine bakan kısmındaydı. Kim bilir, belki o zirvenin yanı başından geçtim az önce. Yüzüklerin Efendisi’nde, Rohan ve Gondor arasında ittifakı güçlendirmek için kurulan ateş kulelerinin de Bizans’ın bu sistemine atıf olduğu söylenir çoğu kez.

Verimli tarlalarla, nehirlerle çizili yeni bir coğrafyaya yaklaşmanın merakı sarıyor ruhumu. Binlerce yıllık hikâyenin ilk sayfaları aralanıyor usul usul. Eski kasabalarla, mabetlerle, hakimiyet savaşlarının nişaneleri kalelerle yazılı bir memleketin toprağına ilk adımı basıyorum Adana istasyonunda. Bir dolmuşa biniyor ve yeni bir şehre doğru yol alıyorum ardından.

Kilikya’nın kadim şehri Sis’teyim, bugünkü ismiyle Çukurova’nın Kozan’ında. Engin düzlüklerden ansızın sıyrılan zirveler, zamana karşı verdiği savaşta yılmamış, yıkılmamış ama yorgun düşmüş karakterleri anımsatır bana. Kozan’ı keşfe çıkartan da ovadan yükselen kayalık tepesi ve zirvesinde yer alan tarihe yenik düşmüş ama yok olmamış kalesiydi başta. Gölgesinde ne anılar biriktirmişti kim bilir. Tabii, sırlı coğrafyalarda hikâye yolda çiziliyor çoğu zaman.

Duvarların anlattıkları

Sarp daÄŸların gölgesinde, Kozan Kalesi’nin eteÄŸinde, asırlardan bugüne birkaç duvar parçası kalmış mabedin önünde buluyorum kendimi. TaÅŸların izinde zamana bir perde aralanıyor. Vaktiyle Kilikya coÄŸrafyasında yaÅŸayan halklardan birinin kutsal makamı sayılmış. Yüzyıllar boyu patriklerine ev olmuÅŸ, bugünse geriye kalan duvar parçalarıyla direniyor tarihe. Burası Ermeni KatolikosluÄŸu olarak bilinen yer. Ermeni kilise hiyerarÅŸisindeki dört kutsal makamdan ikincisi kabul ediliyor. Kozan’daki kutsal merkezin kaderi de, halkı gibi 1915’te deÄŸiÅŸmiÅŸ.

Anadolu’nun doÄŸusunda yoÄŸunlaÅŸan Türk akınlarının da etkisiyle 1000’li yıllardan itibaren Kilikya coÄŸrafyasına kitlesel Ermeni göçleri oluyor. Yeni göçlerle Ermeniler bölgenin önemli bir halkı oluyor zamanla. Akdeniz kıyısında krallıklarını kurup, Bizans, Türkler ve Arap dünyası arasında bir geçiÅŸ coÄŸrafyası oluyorlar. Haçlılarca kurulan DoÄŸu Akdeniz krallıklarıyla da komÅŸu bir devlet olarak yaşıyor uzun süre. Sis ÅŸehri ise bu krallığın merkezi. Ayrıca Katolikos’un oturduÄŸu yer olmasından dolayı da dinî merkez sayılıyor. Güçlü bir kale olmanın yanı sıra birçok kilise ve katedrale yurt oluyor ÅŸehir. Akdeniz topraklarında Ermeni kültürüyle farklı bir karakter yaratıyor kendine.

Kilikya’daki Ermeni Krallığı tarihe karışmış olsa da Ermeniler coğrafyanın önemli ve etkin nüfusu olmaya devam ediyor asırlar boyu. Ermeni Krallığı’nın ardından Kahire merkezli Memlûk kontrolüne giriyor Kozan. Bir süre Memlûk ve Osmanlı çekişmesinin kilit noktası oluyor bu coğrafya. Osmanlı’nın bu çekişmeden muzaffer çıkmasıyla birlikte yüzyıllar boyu Osmanlı yönetimi altında yaşıyor yöre halkı.

Dağılan geçmiş

Osmanlı’nın son zamanlarında, Balkanlar’dan Anadolu’ya tüm imparatorlukta baÅŸ gösteren huzursuzluk Kilikya ve bölgenin önemli merkezlerinden biri Kozan’a da yansıyor. 19.yüzyılın sonlarında bazı kasabalarda, çatışmaya varan Ermeniler ve Türkler arasındaki sorunlar binlerce insanın hayatına sebep oluyor. 1920’lere gelindiÄŸinde tüm Anadolu’da olduÄŸu gibi Kilikya Ermenileri de asırlar boyu yaÅŸadıkları vatanlarını terk etmek zorunda bırakılıyor. Erivan’a gittiÄŸimde ziyaret ettiÄŸim Soykırım Müzesi’nde, Adana yöresinde yaÅŸanan ÅŸiddet olaylarına önemli bir bölüm ayrıldığını görmüştüm. O günlerden bugüne ise duvarlar kalmış sadece. Ve o duvarların fısıldadıkları, dağılan bir geçmiÅŸ. YaÅŸanan drama yakılan ağıtlar ise elbette sayısız. Onlardan birini not düşmeli; Adana Ağıtı

Yüzyıllar boyu kimlikleriyle yoÄŸurdukları bu topraklardan edilen Kilikya Ermenilerinin bir kısmı bugün Beyrut’ta yaşıyor. Kozan’daki Sis KatolikosluÄŸu’nun merkezi de bugün Beyrut sınırlarında. Beyrut seyahatim sırasında Ermeni nüfusun yoÄŸun yaÅŸadığı Burç Hamud semtine uÄŸramıştım yol arkadaşım Mehmet’le. Dükkân levhalarından duvar yazılarına birçok ÅŸey Anadolu ile iliÅŸkiyi ortaya döküyordu semtte.

Sis’i terk etmek zorunda kalıp Beyrut’ta yaÅŸamına devam eden Anahit Acapahyan’ın anısı düşüyor hatırıma. Verjine Svazlian’ın tanıklıklardan oluÅŸan Ermeni Soykırımı kitabında rast gelmiÅŸtim. Acapahyan, ailesinin soyunun Kilikya Kraliyet ailesine kadar gittiÄŸini söylüyordu. Tehcir sırasında, kraliyet zamanlarından yadigâr kalan birkaç kıymetli eÅŸyayı da yanlarında götüren Acapahyan ailesi, hayatta kalabilecek yemeÄŸi alabilmek için bu eÅŸyaları satmak zorunda kalıyor. Ellerine biraz para geçtikten sonra ise satılan yadigarlardan biri olan Kral Levon’un fildiÅŸi kaşığını para karşılığı geri alıyorlar. Bugün o kaşığın Beyrut’ta bulunan KatolikosluÄŸun bünyesindeki Kilikya Müzesi’nde sergilendiÄŸini söylüyor Anahit Acapahyan.

Eski Kilikya’da Ermeni geçmişinden geriye sırların kaldığını anlıyorum. Acı bir gerçek de, Sis ve Kilikya isimleri bugün tarihe karışmış gibi Türkiye’de. Oysa, Erivan’da semt olarak yaşıyor bu iki isim.

Tarihin sayfaları arasında sayısız kültür, din ve devleti baÄŸrına basan kadim Sis ÅŸehrini, ÅŸimdiki ismiyle Kozan’ı geride bırakıp Çukurova’nın tozlu yollarına düşüyorum tekrar. YolculuÄŸun hatırası olarak Buika’nin Vahagni ile söylediÄŸi Hov arek sarer jan çalıyor müzik listesinde.

*Sosyolog/Seyahat yazarı

Kaynak: Gazete Duvar