100. yılında sürgün yolunda-2: Geyveli Ermeniler’e ne oldu?

100. yılında sürgün yolunda-2: Geyveli Ermeniler'e ne oldu?

Aris NALCI
Radikal

Anne tarafımın bir kısmının Geyve’li olduÄŸunu öğreneli henüz birkaç sene oldu. Bu konuyla ilgili bir gazeteci olarak bugüne kadar neden çok fazla soru sormamış olmamın sebebini ise hep İstanbullu olduÄŸumuza inandırılmış olmakta buluyorum. Sanırım kimsenin hatırlamak istemediÄŸi, siyasetçilerin ve tüm eÄŸitim sisteminin bu anıları silmek için çabaladığı bir Türkiye ‘de, soykırımı ucundan yaÅŸayıp da kurtulmanın verdiÄŸi mahcubiyetle ailemin bunu bana anlatmamış olmasını doÄŸal karşılamak zorunda kaldım.

GEYVE DİYE BİR YER

Peki Geyve neresi?

BirçoÄŸunuzun bilmediÄŸine emin olduÄŸum bu ilçe aslında İstanbul’un sebze meyve ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü karşılıyor.
İstanbul -Sakarya yolu üzerinde ÅŸu anda hızlı tren inÅŸaatı yüzünden tamamı alt üst olan yollarıyla Geyve, Pamukova Ali Fuat PaÅŸa tren istasyonu çevresinde yer alan bir yerleÅŸim birimi. Karadeniz ile Marmara iklimi arasındaki konumu sebebiyle verimliliÄŸi oldukça yüksek olan Geyve’de otoban kenarlarında bile meyve aÄŸaçları bereket saçıyorlar.

1830 yılından beri ilçe konumunda olan Geyve, 1954 yılına kadar Kocaeli Ili’ne baÄŸlıyken bu tarihten itibaren, Sakarya iline baÄŸlanmış.

Geyve’nin yerlileri Bithynie’de kalma Rumlar ve ana lisanları Ermenicedir. Bölgede Ermeniler 600’lü yıllarda görülmüşlerse de büyük göç, Pers kralı Büyük Abbas baskısından kaçanlar tarafından gerçekleÅŸtirilmiÅŸ. Geyve’den önceki durağımız İzmit ArmaÅŸ’ı (AkmeÅŸe) da İran göçmeni Ermenilerin kurduÄŸunu söylemiÅŸti köy kahvesindekiler. Dolayısı ile 37 kilometre farkla birbirini tutan iki öyküyü birleÅŸtirmiÅŸ olduk.

100 yıl önceki ve sonraki Kıncılar Köyü.

 

410 HANELİ KÖYDE SADECE KİLİSE DUVARLARI AYAKTA

Cuniet, La Turquie d’Asie kitabının dördüncü cildinde Geyve’de 6.752 Gregoryan ve 132 Protestan Ermeni olduÄŸu söylenmekte. İzmit mutasarrıflığında 1914 sayımlarında ise sancakta 18.223 Müslümana karşılık 18.550 Ermeni bulunduÄŸu söyleniyor. Osmanlı sayımlarına göre sadece Kıncılar Köyü’nde 1914 yılında 410 hanede 2265 Ermeni yaÅŸamaktaydı.

Geyve’de 2 Ermeni okulunda toplam 170 öğrenci bulunmaktaydı. Bunların 90’ı Ortaköy (Orta-Kyuğ) Erkek Lisesi’nde, 80’i ise tekrar aynı köyde kız yatılı okulunda bulunuyordu.

Aya Minas Ayazması…

 

KÖKLER GERİ ÇAĞIRIYOR

Bundan üç yıl önce Geyve’ye gittiÄŸimde sosyal medya üzerinden tanıştığım ismini paylaÅŸmak istemeyen F.B beni ve babamı kısık sesle konuk ederken bir yandan da çevreden gelecek tepkiler için çekiniyordu belki de. Halen isminin paylaşılmasını istemez. Ancak yıllar içerisinde bağımız kopmadığı gibi daha da ilerledi. Bir emlakçı olarak çevre köylerden neredeyse tamamının envanterini çıkarmakla kalmadı, her gün her saat Geyve’nin geçmiÅŸinin unutulmaması için çaba harcayan bir yerel tarihçiye dönüştü, F.B. Yunan alfabesini, az biraz Osmanlıca’yı ve hatta biraz da Ermenice harfleri tanıyor artık.

Bugün, Geyve’ye vardığımda ofisi kaynak kitaplarla dolu, gördüklerini ve okuduklarını kelimelere sığdıramayacak kadar hızlı aktarmaya çalışan bir tarihçi.

4000 yıllık Geyve, eğer bir şekilde yeniden eski şanına kavuşacaksa bu onun çabalarıyla olacak.

Yukarıda özetlediğimiz birçok bilgiyi kaynaklarıyla birlikte şehir merkezinde yaptığımız sohbette alıyoruz.

GeçtiÄŸimiz yıl Geyve’nin mübadeleyle Yunanistan’a göç ettirilmiÅŸ ailelerine ulaÅŸarak onları köylerini görmeye davet etmiÅŸ.

Yunanistan’daki Geyve’liler köylerinin isimlerini de taşımışlar oraya. Ve ÅŸimdi 90 yıl sonra tekrar gerçek Ortaköy’ü görmeye geri geliyorlar. Bir traktörün sırtında tırmandıkları köylere eski evlerini ve anılarını yad ediyorlar.

SON KALINTILAR DA MADEN ÇIKARILIRKEN PATLATILDI

Ama diÄŸer köyler o kadar da ÅŸanslı deÄŸil. 1915’in ardından Ermenilerin yoÄŸunlukta olduÄŸu köylerin çoÄŸu tamamen yıkılmış. Benim ailemin bulunduÄŸu Kurtbelen’de ise son kalan kilise kalıntıları geçtiÄŸimiz yıl köyün altındaki maden arama çalışmaları sırasında dinamitlenerek dağın içine gömüldü.

Åžimdi Akıncılar eskinin Kıncılar köyünün bir fotoÄŸrafı geçiyor elimize. Åžeref Elma’nın arÅŸivinden. Evler o kadar çok ki sayamıyorum. 100 yıllık kareden bugüne tek kalan Surp Sarkis Kilisesi’nin kalıntıları.

ZAVEN SERAİDERİAN’IN ANILARINDAN

Nasıl olmuÅŸ ise bu yerel tarihçi F.B’nin eline 1980 yılında ABD’de New York’ta Ermeni BirliÄŸi’nin soykırımdan kurtulanlardan Zaven Seraiderian ile yaptığı bir sözlü tarih çalışmasının deÅŸifresi geçmiÅŸ.

“Bu adam sizin köylü, bir göz at” diyor. 12 sayfalık deÅŸifrede 1915’in en acımasız yanlarını ve kurtarıcılarını tarif ediyor Seraiderian. Satır aralarında da tarihsel bilgiler veriyor. ÖrneÄŸin Ermenilerin Kurtbelen köyüne nasıl geldikleri gibi:

“Geyve Kayleplur’un (Kurt tepesi) bir parçasıydı. Ki adını Türkçe’ye Kurtbelen diye çevirdiler. 15 bin Ermeni vardı burada. Köyümüzün arkasında “Mayrastan” dediÄŸimiz 10 bin aÄŸaçlık bir mesire yeri vardı. Yaz aylarını orada geçirirdik. Hayvanlarımız çoktu, bereketliydik. Birçok göçmen buraya geldikten sonra kalırdı. En önemli göçmen Ani’den ve Ermenistan’dan gelidi Kurtbelen’e. Kurtbelen isminin hikayesi de şöyle: Bir gün köylüler eÅŸekle tepeye tırmanmaya çalışırlar ama zorlanırlar. İlk su kaynağına geldiklerinde oraya Kare aghpyur (TaÅŸ çeÅŸme) derler. Birkaç dakika sonra bir baÅŸka kaynaÄŸa rastlarlar orada da Vari Aghpyur (AÅŸağı çeÅŸme) derler. Bu arada da eÅŸeÄŸi de aÄŸaca baÄŸlayıp bırakırlar. Uzun bir tırmanışın ardından geri döndüklerinde eÅŸekten sadece kemikler kalmıştır. Kurtlar parçalamıştır onu. Bu yüzden de o tepeye Kayleplur (Kurt tepesi) derler.”

Kurtbelen Köyü’nde Ermeniler’den geriye kalan tek ÅŸey, kilisenin duvar kalıntıları.

 

İKİ TAHTA KAŞIK

15 Nisan 1908’de doÄŸan Seraiderian Ermeni soykırımı günlerini çok iyi hatırlıyor ve anlatılarında Geyve’den toplanan Ermenilerin nasıl Bilecik’e oradan da Afyon ve Konya yolu üzerinden Der Zor’a sürüldüğünü anlatıyor. 4 aÄŸabeyinden 3’ünü, kız kardeÅŸini, anne ve babasını kaybediyor. Ünlü bir demir tüccarı olan babası Hacı Hampartsoum Seraiderian’ın TaÅŸnaklara silah sakladığı ihbarı yapıldığını, askerlerin silah bulamamasına karşın deposundaki demirlerin malzeme olarak gösterilip babasının hapsedildiÄŸini söylüyor Seraiderian ve ekliyor:

“AÄŸabeyim Harutyun ile ikimiz kurtulmuÅŸtuk sadece. Bizi Beder diye birine verdiler. Karısı bizi yıkadı temizledi. Sonra elimize iki tahta kaşık verdi. Bizim yemek kaşıklarımız diÄŸerlerinden farklı olarak o tahtalar olacaktı. Bir gün tarlayı sürüyorduk, ben süremiyordum. Zig zag gidiyordum sürekli. Beder geldi bana küfür edip bağırdı. ‘Kafanı keseceÄŸim senin’ dedi. Sonra da aÄŸzımı burnumu döverek kanattı. AyaÄŸa kalkamayacak bir haldeydim. AÄŸabeyim kaçabildi evden ben daha küçüktüm. AÄŸustos 1916’da ben de kaçtım. Khanhamur’da bir Bedevi evine sığındım. Åžeyh Abu Arslan ve eÅŸi. Beder gelip beni geri istedi… ‘OÄŸlumu ver’ diye bağırdı. Bana sordular ‘gidecek misin?’ diye. ‘Yok’ dedim. Öyle kurtardılar beni…”

Seraiderian’ın hikayesi bundan sonra Meskene’ye, oradan Halep’te oradan da ABD’ye uzanıyor…

Geyve’den ayrılırken kar atıştırmaya baÅŸlıyor. Yerler tutmaya baÅŸlamış bile. Bilecik, Afyon ve Konya üzerinden uzun ve fırtınalı bir yol bekliyor beni. Haberler karayolunun kapalı yönünde. Birbirimizi görmediÄŸimiz süre zarfında biriktirdiklerinin tamamını benle paylaÅŸamamanın verdiÄŸi tebessümlü bir hüzünle F.B., Kutrbelen köyünün tarihinin yazılı olduÄŸu Rumca bir kitap tutuÅŸturuyor elime, hediye niyetine…

Bir de ağabey nasihatı yapıştırıyor sırtıma:

“Kurtbelen tamamen yok olmadan valideyi buraya bir getirmelisin…”

Seraiderian gibi ben de Bilecik ve Afyon’a doÄŸru sürgün yoluna devam ediyorum…

 

NOT: Bu proje Gülbenkian Vakfı tarafından desteklenmektedir.