
Demokrat Haber
Gazeteci Ahmet Şık, Fethullah Gülen Cemaati’nin yayın organlarına yönelik operasyonlara iliÅŸkin bir yazı kaleme aldı. Şık, Cumhuriyet’te yer alan “‘Uzun bıçaklar’ operasyonu” baÅŸlıklı yazısında, Gülen Cemaati’ni “‘Yeni Türkiye’ denilen faÅŸizm döneminin kurucu güçlerinden” biri olarak tanımlarken, Cemaat’in bugün içinde olduÄŸu durumu ise Nazi Almanyası’ndaki bir örnekle kıyaslayarak açıkladı.
“Cemaat, ÅŸimdi kendi yarattığı faÅŸizmin içinde boÄŸuluyor” diyen Şık, yine de “oh olsun” tarzı bir yaklaşımın yanlış olduÄŸunu belirterek, “kötü ya da kötüye kullanılan gazeteciliÄŸin yargılanacağı yer terör mahkemesi deÄŸil. EÄŸer ki buna itiraz etmezsek totaliter rejimlerin en güçlü silahı olan suskunluÄŸun her seferinde bizi vurmasını da kanıksamış olacağız” dedi.
İşte Ahmet Şık’ın “‘Uzun bıçaklar’ operasyonu” baÅŸlıklı o yazısı:
Tarihten bir anımsatma, bugün yaşananları kavramamızda faydalı olabilir. “Yeni Türkiye†denilen faşizm döneminin kurucu güçlerinden Cemaat’in, kendi yarattığı sistemin tokadını yemesinin örneği 80 yıl öncesinde de yaşanmıştı. 1934 yılının 30 Haziran’ını 1 Temmuz’a bağlayan gece gerçekleştirilen operasyonu tarih, “Uzun Bıçaklar Gecesi†diye kaydetti. Dünyanın adı en çok bilinen faşisti olan Hitler’in, iktidar yolculuğunda büyük görevler üstlenen, “kahverengi gömlekliler†olarak da bilinen “Sturmabteilung†ya da kısaca SA denilen vurucu milislerini ortadan kaldırttığı gece bu isimle anıldı. İleride kendisine tehdit olacağını düşündüğü Nazi unsurlarının önde gelenlerini ortadan kaldırttıktan sonra Hitler, ordu üzerinde kurduğu sarsılmaz otoriteyle kıyımlarını gerçekleştireceği kanlı yolculuğuna çıktı. SA’ların ortadan kaldırılmasını anlamakta zorlanan Almanlara Nazilerce, bugünün Türkiyesi’nde yaşayanlara çok tanıdık gelen açıklamalar yapılmıştı. Operasyon gecesi Hitler, kendisini dinleyen kalabalığa, SA’yı “dünya tarihindeki en büyük ihanet†ile suçladığı konuşmayı yaparken, emrindeki Naziler de Almanlara, “SA’nın darbe hazırlığında olduğunu†yaymıştı.
Her zaman, hayatın kendisinin en iyi öğretmen olduÄŸunu düşündüm. KiÅŸi, eÄŸer doÄŸru dersler çıkarabiliyorsa hayatın en iyi öğretmen olduÄŸunu kavramak da güç olmaz. Ama hayat, iyi olduÄŸu kadar da zalim bir öğretmendir. Çünkü hep güçlükle, zor olanla sınar insanı. Ne kadar iyi bir öğrenci olup olmadığınız bu güçlük karşısında alacağınız tutumla, yapacağınız tercihle kendini gösterir. Çünkü her adaletsizlikte, her hukuksuzlukta maÄŸdur edilenin kim olduÄŸuna bakmadan nerede ve nasıl durduÄŸumuz yaÅŸamdaki yerimizi de belirler. Ve iÅŸte, hem iyi hem zalim bu öğretmen beni bir kez daha sınıyor. Kolay bir sınav da deÄŸil: “Cemaatçilerin hak ve özgürlüklerini Cemaat’e raÄŸmen savunmak.â€
“Cemaat’e rağmen†denilmesinin haklı sebepleri olduğundan kimsenin kuşkusu yok. Yakın geçmişin iktidar ortağı iken tuzak ve komploların aklı, polis ve yargıdaki tetikçisi, medyadaki celladı olan Cemaat, şimdi kendi yarattığı faşizmin içinde boğuluyor. Ortaya çıkan faşizmin tek sahibi olmaya çalışan AKP’nin suç ortaklığını yaparken talep edilen en önemli değerler olan hak, özgürlük, demokrasi bugün Cemaat tarafından haykırılıyor. Bağımsız ve tarafsız olmasının elzem olduğunu, artık yaşayarak öğrenmek zorunda kaldıkları içindir ki hukuktan bahsediyorlar. Birkaç yıl önce kriminalleştirdikleri meslektaşları için “Gazeteci değil teröristler†yaftasını dolaşımda tutup, infazlarda rol oynayanlar bugün basın özgürlüğünün öneminden bahsediyor. Bu ülkenin makûs kaderidir. Sistemin tokadını yemeyen demokrasinin de, demokrasiyi var kılan değerlerin de kıymetini öğrenemez. Tokat atan pozisyonundan tokat yiyene dönüşen Cemaat’in demokrasiden ve basın özgürlüğünden bahsetmesinin nedeni de budur. Öğrenecekler mi, emin değilim. Hele ki kirli geçmişiyle ve o geçmişin üzerine bir gelecek inşa etmeye çalıştıklarıyla birlikte düşünüldüğünde, vereceğim yanıt kesin bir ‘hayır’ olur.
İtirazım var
Ama buna rağmen itirazım var. Haklısınız. Geçmişinden bugüne Cemaat medyasının tarihi, kötü ya da kötüye kullanılan gazetecilik örnekleriyle dolu. Sadece Ergenekon ve türevi davalarda, KCK soruşturmalarında, sosyalistlerin hedef alındığı operasyonları kapsayan yakın geçmişteki tutumu bile bugün kendilerine “Oh olsun†dedirtecek cinsten örneklerle dolu. Ama serinkanlı davranmaya en çok da böyle zamanlarda ihtiyacımız var. Çünkü kötü ya da kötüye kullanılan gazeteciliğin yargılanacağı yer terör mahkemesi değil. Eğer ki buna itiraz etmezsek totaliter rejimlerin en güçlü silahı olan suskunluğun her seferinde bizi vurmasını da kanıksamış olacağız. Kötü gazeteciliğe dair söyleyeceğimiz, beğenmemek ve eleştirmekten ibaret. Kendi adıma benim yapmaya çalışacağım bundan ibaret ki zor değil. İşin zor kısmı, yaşadığı yalnızlığın nedenini eski manşetlerinde araması gereken Cemaat medyasına düşüyor. Çünkü iktidar sarhoşluğuyla yarattığı puta esir olunan zamanlardaki kötü ya da kötüye kullanılan gazetecilik örnekleriyle ilgili samimi bir özeleştiri gerekiyor.
Verdiğim sözü unutmuş değilim
AKP’nin siyasal desteğini arkasına alan Cemaat’in kontrgerilla unsurları olan polis ve yargı mensuplarının işbirliğiyle, medyasının kamusal meşruiyet uğraşlarıyla hapsedildiğim Silivri’den çıkarken yaptığım konuşmayı da verdiğim sözü de unutmuş değilim. Bu komploları düzenleyenler o cezaevine girecekler. Bugün olduğu gibi iktidarı paylaşım savaşının doğurduğu bir rövanşizmle değil. Samimi bir yüzleşmeyle, hukuk ve demokrasiyi merkeze alan, gerçek suçlunun gerçek suçundan yargılandığı adil bir soruşturmayla. O gün yargılananlar sadece Cemaat’in kontrgerilla faaliyetleri yürüten mensupları değil, tetikçilerinin sırtını sıvazlayan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere dönemin muktedirleri de olacak. Ancak o günün gelmesi için, özgürlükçü, kalıcı ve yaygın bir demokrasiyi Türkiye’de var kılmak için şimdi konuşmak zamanı. Prensipler söz konusuysa doğru sözleri yanlış kişiler için söylemekte beis yok. Çünkü şimdi susarsak, sonra konuşmaya hakkımız ve fırsatımız olmayacak