Rupen Sevag Kimdir?

BİA Haber Merkezi

Bir konferanslardan ayakta alkışlandı. Ertesi gün de Çankırı’ya “tehcir” edildi, bir daha hiç geri gelmemecesine!

İHD Irkçılık ve Ayrımcılıkla Mücadele Komisyonu bugün 24 Nisan 1915’te İstanbul’da tutuklanarak Çankırı ve AyaÅŸ’a sürülen 220 Ermeni aydını Tütün Deposu’nda düzenlediÄŸi bir etkinlikle andı.

Bu metin “24 Nisan 1915 ve Ermeni Aydınlar: Tutuklandılar, Sürüldüler, Bir Mezar TaÅŸları Bile Olmadı” isimli etkinlikte okunan dört hayat hikayesinde biri.

***

Ermeni ÅŸiirin en büyük isimlerinden Rupen Sevag’ın asıl adı Rupen Çilingiryan…

Silivri’de doğdu. İlköğrenimini orada tamamladıktan sonra Bahçecik’e geçti, sonra Berberyan Okulu’na devam ederek 1905’te mezun oldu.

Edebi yeteneğinden başka, bilime karşı eğilimli görüldüğünden, başöğretmeninin telkin ve tavsiyeleriyle İsviçre’nin Lozan şehrine gitti. Buradaki Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra birçok hastane ve kliniklerde çalıştı ve bilimin bu dalının sırlarını inceledi. Hayal gücüyle beslenen sanat adamı ile bilim adamlığı, onun kişiliğinde iç içe geçmişti.

Sanat sazını, Hipokrat yemini ettiği ve eğitimini aldığı bilim dalı için terk edemedi ama insanlığa olan aşkını, vatan ve insan sevgisini, hem mesleği olan tıp dalında hem de edebiyat alanında çalışarak terennüm etti.

Ermeni kökenli hekimler I. Dünya Savaşı öncesi, tüm Osmanlı coğrafyasında emsal teşkil edecek bir kampanya başlatmışlardı. Amaç, hekimlerin, çağın yeni bilgileri ışığında, konferanslar ve açıkoturumlarla yetilerini geliştirmekti.

Dr. Rupen Çilingiryan, nam-ı diğer Sevag, bu kampanyaya aktif şekilde katıldı. Onun dikkat çekici ve ufuk açan konuşmaları, yankı uyandırdı. Bakırköy’de vatanî görevini, her Osmanlı vatandaşı ve yurttaşı gibi, tabiatıyla yerine getirirken, bu konferanslardan biri vesilesiyle ayakta alkışlandı. Ertesi gün de Çankırı’ya “tehcir” edildi, bir daha hiç geri gelmemecesine!

Şimdi, Sevag’ı

Lozan’da karşılaÅŸtılar. İkisi de üniversite öğrencisiydi; Rupen Çilingiryan tıp, Yani Appel pedagoji okuyordu. İlk görüşte aÅŸktı onlarınki. Bir kır gezisinde karşılaÅŸmıştı kara kaÅŸlı, kara gözlü Rupen’le, sapsarışın, mavi gözlü Yanni.

Åžehirde buluÅŸtuklarında, kalplerinin gümbür gümbür atışını duydukça aÅŸkla sarhoÅŸ oldular. Silivrili bir aileden gelme Rupen Lozan’da binbir güçlükle okuyor, ailesine yük olmamak için gün geliyor İstanbul PatriÄŸi Ormanyan’dan mektupla yardım istiyordu. Åžairdi; Ermenice basında ÅŸiirleri çıkan, kara gözlerinden ötürü “Sevag” diye anılan, gelecek vaat eden bir ÅŸair. Yani ise varlıklı bir Alman aileden geliyordu; tiyatroyla ilgileniyor, sahneye çıkmak için can atıyordu.

Appel’ler için kızlarının bu köylü görünümlü ÅŸarklıyla evlenme isteÄŸini kabullenmek kolay olmadı. Sevag’ın gönderdiÄŸi, “kızınız ve benim için ebedi mutluluÄŸu lütfetmeniz arzusuyla” diye biten mektuba verdikleri cevap hiç sıcak deÄŸildi. Ancak çok geçmeden onlar da bu zeki ve dürüst gence ısındılar.

Yani ve Rupen’in iki çocuÄŸu oldu: OÄŸullarına Levon, kızlarına Åžamiram adını verdiler.

Rupen okulunu bitirince Lozan’da bir hastanede çalışmaya baÅŸladı, Yani’yse öğretmenlik yapıyordu. Rupen İstanbul edebiyat çevrelerinde ÅŸiirleri ve yazılarıyla, yenilikçi bir isim olarak kabul edilmiÅŸti artık.

Sevdadan, yurt sevgisinden, halkının acılarından ve yepyeni bir dünya hayalinden söz ettiÄŸi ÅŸiirleri büyük beÄŸeni toplamış, 1913’te Azadamard’da yayımladığı “Bir doktorun defterinden koparılmış yapraklar” dizisi de heyecan yaratmıştı. Hayatını İstanbul’da sürdürmek, orada tıp dersleri verip ÅŸiir yazmak istiyordu.

Yani Appel sevgilisinin isteğini kabul etti; Ermenicesini bir hayli ilerletmişti, Ermeni okullarında ders verebilirdi.

1914’te geldiler İstanbul’a, zor zamanlarda; savaÅŸ ha baÅŸladı ha baÅŸlayacaktı. Rupen askerlikten kaçmak için her yolu denese de, tabip-subay olarak askere alındı.

Makriköy’de görev yapıyordu. 24 Nisan 1915’te İstanbul’da Ermeni aydınları tutuklanıp Çankırı ve AyaÅŸ tarafına sürüldüğünde kaçmayı düşündü, ancak harekete geçemeden, üzerinde subay kıyafetleriyle tutuklandı.

Onu Çankırı’daki kafileye kattılar. Åžehirde hep korku içinde, gözetim altındaydılar. “AyaÅŸ’a gideceksiniz!” diye toplananların öldürüldüğü haberleri geliyordu kulaklarına.

Yani ise İstanbul’da her gün Alman elçiliÄŸine gidiyor, diplomatları kocasını kurtarmak için araya girmeye zorlamaya çalışıyordu. Büyükelçi Wangenheim’la dahi görüşmüş, ancak adamın o soÄŸuk nezaketini aşıp umursamazlığını kırmayı baÅŸaramamıştı. Wangenheim “Alman ulusunun çıkarları” diyor, baÅŸka laf etmiyordu. Yani aynı dili konuÅŸtuÄŸu bu adamın kalbine bir türlü nüfuz edemiyor, umudunu gittikçe yitiriyordu.

Çankırı’da, sıcak bir AÄŸustos günü, Rupen Sevag, ÅŸair arkadaşı Taniel Varujan’ın da dahil olduÄŸu beÅŸ kiÅŸilik bir grupla yola çıkarıldı. Aynı günün akÅŸamı Tüney köyü yakınlarında öldürüldükleri haberi geldi. Aynı haber İstanbul’a bir haftalık gecikmeyle ulaÅŸtı. Yani Appel o günden sonra anadili Almancayı bir daha hiç aÄŸzına almadı, ömrünün sonuna kadar tek bir Almanca kelime etmedi. Levon ve Åžamiram’la birlikte Fransa’ya yerleÅŸti, orada öldü.

Ermenicenin büyük ÅŸairi Sevag’ı
çok yakın dostu, 24 Nisan tutuklamaları sırasında onunla ve diğer aydınlarla birlikte tehcir edilen ve çok az sayıdaki kurtulanlar arasında yer alan Teotig arkadaşının yaşamını şöyle özetliyor: en güzel anlatanlardan Rober Koptaş’a kulak verelim:bir şiiriyle anıyoruz.

Neden

NEDEN, niçin aşık oldun bana?

Minicik kız, yazık sana.

Yüreğine anca bir kelebek sığar, ama

Sen tuttun, yaşlı bir kartalı hapsettin oraya.

Mavi kız mavi gözlerin aralandığında

Bir bülbülün şarkısı çınlardı orda.

Ah aÅŸk naÄŸmeleri duyacakken, tuttun

Uğursuz iniltilerimi doldurdun kulaklarına.

Ben başıbozuğun, serserinin biriyim

Geçmişin sonu gelmez mezarlarında ayakizlerim.

Sarıp sarmalayacakken uysal bir aşkla

Sen yüreğini tuttun, bıraktın fırtınaya.

Gözlerin aşkın aleviyle kararmış

Öyle şarkı söyleme, ölürsün sonra.

Senin gibi minicik bir aşk lazımdı sana

Sen gittin tutuldun bir aşk tanrısına.