Hüseyin KALKAN
BİA Haber Merkezi
1. Dünya Savaşı, İttihatçıların imdadına yetiÅŸti. Almanya’nın yanında savaÅŸa girmelerinin etmeni Anadolu’yu baÅŸtan Ermeniler olmak üzere azınlıklardan temizlemekti. Ve sonunda “Ermeni meselesi hallolunmuÅŸtur” dediler.
Talat PaÅŸa ve şürekası, 24 Nisan 1915 günü İstanbul’da Ermeni ileri gelenleri ve aydınlarını tutuklarken ve sürgün kafilelerini Deyr Zor’a yönlendirirken yüzlerce yıl sürecek bir tartışmaya yol açacaklarını bilmiyorlardı. Birinci Dünya Savaşı’nın hayhuyu içinde kırımın olup biteceÄŸini ve savaÅŸtan sonra kimsenin bunun sözünü etmeyeceÄŸini sanıyorlardı. Bu yüzden de Talat PaÅŸa telgraflarında “Ermeni meselesi hallolunmuÅŸtur. Fuzûlî mezalimle millet ve hükümetin lekedar edilmesine lüzum yoktur” diyordu. (Taner Akçam, “Ermeni Meselesi HallolunmuÅŸtur”
Ama öyle olmadı. Neredeyse bir asır geçti, Ermeni sorunu hâlâ Türkiye’nin en önemli sorunlarından olmayı sürdürüyor. Bunun önemli nedenlerinden biri, Türkiye Cumhuriyeti’nin savaÅŸtan sonra kırımda parmağı olan İttihatçılar tarafından kurulması ve temel politikalarının yine bu kadrolarca oluÅŸturulmasıdır. Bugün hâlâ kırım reddediliyorsa nedeni budur. Yani kırımın vebali, cumhuriyetin de omuzlarındadır. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) baÅŸladığı iÅŸi cumhuriyet tamamlamıştır.
ÖrneÄŸin Birinci Meclis’in ilk iÅŸi, savaÅŸtan sonra İstanbul hükümetinin çıkardığı ve sürgünden dönen Ermenilerin mallarının iade edilmesine dair yasayı iptal etmesidir.
Ancak bugüne kadar cumhuriyeti kuran kadroların, Ermeni kırımındaki sorumluluÄŸu tartışılmamıştır. Çok da tartışılmak istenen bir konu deÄŸildir. Tersine bir eÄŸilim bile söz konusu. Mustafa Kemal’in diplomatik endiÅŸelerle söylediÄŸi kırımı kınayıcı sözler ön plana çıkarılmakta ya da doÄŸrudan günahın Osmanlı’ya ait olduÄŸu söylenmektedir.
Mesela Baskın Oran, bu konuda çok nettir. “Özür diliyorum” kampanyasıyla ilgili yazdığı bir yazıda şöyle demektedir: “Osmanlı’nın alfabesini bile reddeden bu ülke, Osmanlı’nın bu en büyük günahına sahip çıkmasın artık. Yetti.” (VerdiÄŸimiz huzursuzluk için özür dileriz. Radikal 2, 14.12.2008)
İttihat ve Terakki’nin iktidarı ele geçirdiÄŸi devletin adı, hukuki olarak hâlâ Osmanlı İmparatorluÄŸu’dur. Ama İttihatçıların darbesinden sonra devletin karakteri deÄŸiÅŸmiÅŸtir. PadiÅŸah artık bir simge olarak vardır. Bütün yetkileri elinden alınmış, sadece onun manevi etkisinden yararlanılmak için öylece bırakılmıştır.
Çünkü Osmanlı padiÅŸahlarının halife olarak hem OrtadoÄŸu’da hem de Anadolu’da manevi bir ağırlığı her ÅŸeye raÄŸmen hâlâ vardı. Malum, devletin elinde kalmış olan topraklarda Müslüman uluslar büyük çoÄŸunluktadır ve halife olarak Osmanlı soyundan gelen padiÅŸahı görmektedirler.
İktidarda olanlar, artık Osmanlı’nın devamı deÄŸil, Türk milliyetçileriydi ve milli bir devlet kurmayı önlerine koymuÅŸlardı.
Adına bugün Türkiye Cumhuriyeti dediÄŸimiz devlet, proje olarak da İTC’nin kuruluÅŸ yıllarına dayanır. Tabii ki onların hayalindeki sınır Turan’a kadar uzanıyordu. Ancak koÅŸullar, bugünkü sınırlara el verdi. Hatta bu sınırların bile hayal olacağı bir duruma doÄŸru gidilirken, 1. Dünya Savaşı, İttihatçıların imdadına yetiÅŸti.
Almanya’nın yanında savaÅŸa girmelerinin en büyük etmeni Anadolu’yu baÅŸtan Ermeniler olmak üzere azınlıklardan temizlemekti. Çünkü Ermeniler o dönemde bu topraklarda milli bilinci en geliÅŸmiÅŸ azınlıktı. Ve sonunda “Ermeni meselesi hallolunmuÅŸtur” dediler.
Cumhuriyeti Ermeni meselesini “halleden” İttihatçılar kurdu
İttihat ve Terakki’nin kadroları olmasaydı, Mustafa Kemal’in Anadolu’da bir hareket örgütlemesi mümkün deÄŸildi. Bu yüzden olsa gerek Mustafa Kemal, daha İstanbul’dan ayrılmadan önce İttihatçılar ile iliÅŸkilerini saÄŸlamlaÅŸtırmak için gerekli olan ÅŸeyi yaptı. SavaÅŸ suçları dolayısı ile cezaevinde olanları ziyaret etti. Eski kırgınlıkları giderdi.
Yenilginin kesinleÅŸmesinden sonra Talat PaÅŸa hükümeti 8 Ekim 1918’de istifa etti. Kasım ayında İTC liderleri Enver, Talat, Cemal, Bahaeddin Åžakir ve Dr. Nazım yurtdışına kaçtılar.
İttihat ve Terakki önderliÄŸinin tasfiye olması, Mustafa Kemal’in önünü açtı. Böylece “Mustafa Kemal”likten “Atatürklüğe” giden yol açılmış oldu.
Bir iki istisna bir yana bırakılırsa, yeni yönetici kadronun tamamı eski İttihatçılardan oluşmaktaydı.
Başta Mustafa Kemal olmak üzere Rauf Orbay , Fethi Okyar , Kazım Karabekir, İsmet İnönü, Celal Bayar, Adnan Adıvar, Şükrü, Rahmi, Çerkez Raşit ve Ethem, Bekir Sami, Yusuf Kemal, Celaleddin Arif, Ağaoğlu Ahmet, Recep Peker, Şemsettin Günaltay, Hüseyin Avni, Ziya Hurşit gibi milliyetçi isimlerin tümü eski İTC kadroları ve hatta Teşkilat-ı Mahsusa görevlileriydi.
İttihatçı hareketin basın ve propaganda sözcülerinden Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Mehmet Akif Ersoy, Celal Nuri İleri, Yunus Nadi AbalıoÄŸlu, Falih Rıfkı Atay ve diÄŸerleri, Mustafa Kemal’in Anadolu’da baÅŸlattığı hareketin savunuculuÄŸunu üstlenmiÅŸlerdi.
Zaten Mustafa Kemal’in Anadolu’da baÅŸlattığı hareket de, bir İttihat ve Terakki projesidir. İttihat ve Terakki, ta 1915’te savaşın kaybedilmesi durumunda yapılacaklara dair bir plan hazırlamıştı. Bu plan kapsamında birçok kadro İstanbul’a çaÄŸrılarak eÄŸitilmiÅŸti. Bunlar ağırlıklı olarak TeÅŸkilat-ı Mahsusa kadrolarıydı. SavaÅŸ kaybedildikten sonra bu kadrolar, daha Mustafa Kemal Anadolu’ya geçmeden, Batı Anadolu’nun bir çok kentinde Kuvvayi Milliye örgütlerini kurmaya baÅŸlamışlardı.
Ancak İTC’nin bu hazırlığı, Enver PaÅŸa’nın bir süre sonra Anadolu’ya dönerek hareketin başına geçmesini öngörüyordu.
Mustafa Kemal’in baÅŸarısından söz edilecekse bu noktada söz etmek gerekir. Mustafa Kemal, usta manevralarla Enver’in yurda dönme ve iÅŸlerin başına geçme projesini bertaraf etti.
Cumhuriyet suçluları sahipleniyor
İstanbul’da savaÅŸ suçlularını yargılamak için oluÅŸturulan mahkemeleri iÅŸlevsiz hale getiren en önemli etken Mustafa Kemal’in yargılananlara sahip çıkmasıdır. BoÄŸazlıyan Kaymakamı idam edildikten sonra, Mustafa Kemal bir bildiri yayınlayarak, baÅŸka idam olursa elindeki İngiliz esirlerini misilleme olarak idam edeceÄŸini duyurdu. Bunun üzerin diÄŸer idam cezaları yerine getirilmedi. Ayrıca Malta’ya sürülenleri de kurtaran Mustafa Kemal’dir. Bunlar İngiliz esirlerle deÄŸiÅŸ tokuÅŸ edilerek kurtarıldılar.
Baskın Oran’ın verdiÄŸi örnekler bile, “günahın kime ait olduÄŸu” sorusuna yanıt olabilecek yeterliliktedir:
“Ankara’ya kaçan 1915’in Muhacirin Umum Müdürü Şükrü Kaya’yı dahiliye vekili, Tehcir’in ünlü Bitlis ve Halep valisi Abdülhalik Renda’yı TBMM reisi yapmış bir ülkede. Talat PaÅŸa’nın adını en geniÅŸ bulvarlara vermiÅŸ ülkede. Anadolu sermayesinin Ermeni mallarına konarak oluÅŸtuÄŸu bir ülkede. KurtuluÅŸ Savaşı’na bu malları geri vermemek için katılan aÅŸiretlerin ülkesinde.”
1915’te olanları Osmanlıların son günahı saymak hayli zordur.
İdeolojik devamlılık
Bütün bunlardan daha önemli olan, ideolojik devamlılıktır. Bu ideoloji, “Türkçülük”tür. Türkçülük bir ideoloji olarak, İTC’nin ilk kuruluÅŸ yıllarında inÅŸa edilmeye baÅŸlandı. Avrupa’daki milliyetçi akımlardan etkilendikleri için, Türkçülükle ilgili hazır bir ideolojik temelleri mevcut deÄŸildi.
Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Celal Nuri İleri, Yunus Nadi Abalıoğlu, Falih Rıfkı Atay, Velid Ebüzziya bu temeli inşa eden İTC üyesi entelektüellerdi.
Bunlar arasında Ziya Gökalp ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Gökalp, bir çok dergide sayısız makale yayınlayarak, Türkçülüğü sistemleÅŸtirmeye baÅŸladı. Kendi önerisiyle Selanik’te kurulan İTC lisesinde sosyoloji dersleri verdi. Daha sonra bu dersler İstanbul Üniversitesi’nde sürdü. Laik devlet ve laik eÄŸitim tezlerini o günlerde formüle etti.
İTC, bu projeyi 1917-18 arasında kısmen uygulamaya geçirmeye çalıştı. Gökalp, savaÅŸ sonrasında Ermeni soykırımı dolayısıyla yargılandı ve Malta’ya sürüldü.
Bugün soykırımı inkar edenlerin ve devletin argümanları, Ziya Gökalp’ın mahkemedeki savunmalarına dayanır. Bu tez, “karşılıklı öldürmeler” olduÄŸuydu.
İki yıllık sürgünden sonra (ki Mustafa Kemal’in kurtardıklarındandır) Diyarbakır’a yerleÅŸti ve bir dergi yayınlamaya baÅŸladı. 1923’te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti BaÅŸkanlığı’na atandı ve Ankara’ya gitti. Aynı yıl, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Mustafa Kemal tarafından II. Dönem Diyarbakır milletvekili olarak atandı. BaÅŸta “Türkçülüğün Esasları” olmak üzere kitapları bu dönemde peÅŸ peÅŸe yayınlandı. Onun sistemleÅŸtirdiÄŸi projeler, cumhuriyet yönetimince uygulanmaya konuldu. İlk elde laik devlet, laik eÄŸitim, medeni kanunun Batı standartlarına uydurulması, Türkçe’nin sadeleÅŸtirilmesi sayılabilir.
En önemlisi, cumhuriyetin Kürt politikası Ziya Gökalp tarafından oluşturuldu. Konumuz bakımından tekrar vurgulanması gerekir ki, bu projeler cumhuriyet kurulmadan önce, düşünce bazında inşa edilmiş ve İTC tarafında kısmen uygulanmaya koyulmuştur. Yani sadece aktörler aynı değil, proje de aynıdır.
Her ÅŸey bir yana, devletin ve Kemalistlerin Ermeni sorununda takındıkları tutum, Ermeni kırımının sadece Osmanlı’nın son günahı deÄŸil, aynı zamanda cumhuriyetin de ilk günahı olduÄŸunu göstermiyor mu? Milliyetçiler, Kemalistler, ulusalcılar -ki bunlar kesiÅŸen kümelerdir- Osmanlının günahlarını sahiplenmekte pek hevesli deÄŸillerdir. Sadece İTC dönemi onlar için muteberdir. Bu da İTC’nin Osmanlı’dan çok cumhuriyete ait olmasındandır. Ya da cumhuriyetin oradan baÅŸlamasından dolayıdır.