Hrant Kitabı

bukosedeki

İpek ÇALIŞLAR
Agos Gazetesi

Kapağında çok yakışıklı bir Hrant fotoÄŸrafı ile okuruna ulaÅŸan kitabı elime aldığımda deniz otobüsündeydim. Hrant’ı öldürüldükten sonra keÅŸfeden eski kuÅŸaktan bir dostumla Büyükada’ya geliyordum. Kitaba bakmak istedi. Tabii ki verdim. Bir saat süren yolculuk süresince de elinden bırakamadı. Bana kitabı geri verirken dostumun aklı okuyamadığı makalelerde kalmıştı.

Hrant’ın hüneri, “doÄŸruyu ve sadece doÄŸruyu” söylemeden yaÅŸayanlara, gerçeÄŸi anlatmaktı. Bunun için de sözünü ve kalemini kullandı.

Uluslararası Hrant Dink Vakfı’nın sarı- siyah kapaklı, iki numaralı kitabı, dokuz yıla yayılan Hrant yazılarından ustaca derlenmiÅŸ iÅŸtah kabartıcı makalelerden oluÅŸuyor. Kitabın kapağında siyahlar içinde ayakta duran, “bakalım ÅŸimdi ne olacak?” bakışıyla gözümün içine bakan Hrant fotoÄŸrafına hayran oldum. Bu güzel kapağı kızı Sera tasarlamış. Kitabın adını da çok beÄŸendim: “Bu Köşedeki Adam… ”

Hrant’ın Agos’taki köşesi için seçtiÄŸi Åžapparigce adının Ermenice bir laf olduÄŸuna emindim. Manasını bilmiyordum. Åžapparigce’nin Ümit Kıvanç’la birlikte uydurdukları bir sözcük olduÄŸunu anlatan yazısına gülümsedim. Hrant’la birlikte olmanın mutlaka bir sürprize hazırlanmak anlamına geldiÄŸini biliyordum.

Kitaba adını veren yazısında ısrarla “Ben yazar deÄŸilim” demiÅŸ, iki satır sonra da “devam sayfasının köşe yazarı” sıfatında karar kılmıştı. O elbette ki bir yazardı, ancak sadece yazar deÄŸil, aynı zamanda bir düşünürdü.

Hrant’ın Yeni Bin Yıl, Agos ve Birgün’deki köşe yazılarından ustaca seçmeler yapan Karin KarakaÅŸlı, Hrant’ın paragraf aralarına üç yıldız koymaya bayıldığını, yazısını yazarken, bilgisayar klavyesine pat pat vurmaktan hoÅŸlandığını da vurgulamış. Belki de bu yüzden, makaleleri okurken üç yıldızlarını da okudum.

Mahcubiyetle sarmalandım…

Hrant’ın köşe yazılarını gerçek hayattaki gibi bir hafta arayla deÄŸil de bu kitaptaki gibi peÅŸpeÅŸe okuyunca bir mahcubiyet duygusu ile sarmalandım.

Haberini ‘Papaz Çizmeyi AÅŸtı’ üslubuyla yazan, haberine sık sık doÄŸru olmayan eklemeler yapan gazeteci meslektaÅŸlarımın yaptıklarına bir kez daha mahcup oldum. Gazeteciler dışında da mahcubiyet durumu yaratan kiÅŸilerden biri müftüydü, diÄŸeri de avukat.

Kaçırılıp öldürülmüş bir imamın cenaze namazında, “Bunu yapanlar insan, hele hele Müslüman hiç olamazlar. Bunlar olsa olsa Ermeni taÅŸeronlarıdır diyebiliriz… Bunlar Hizbullah olamaz” diye konuÅŸan Tarsus İlçe Müftüsü ile; Abdullah Öcalan davasında “Sorulmasını rica ediyorum Hakim Bey, bu adamın babası Ermeni mi, deÄŸil mi?” diye ısrar eden müdahil avukatın durumu mahcubiyet halimi öfkeye dönüştürdü.

1915’e üç boyutlu çözümleme

Hrant üç boyutlu düşünmeyi becermiÅŸti yazılarını yazarken. Türklerin kafasını karıştıran “soykırım” meselesine Ermenistan’dan bakıldığında ne görülür sorusuna verdiÄŸi ustaca cevaba hayran oldum.

Oktay EkÅŸi’nin Bilgi Üniversitesindeki Ermeni Konferansı ile ilgili bir yazısına cevaben şöyle demiÅŸti:

“Ermeniler kendi aralarında bir konferans düzenleyerek, bu konferansı, “Olan biten soykırım deÄŸildi” temeline oturtması mümkün mü? … Bugüne deÄŸin Ermenistan’da böyle dediÄŸi için suçlanmış, yargılanmış, ya da ayıplanmış bir Ermeni Yok.

Peki çıkarsa ne olur?

Ne olacak! “Kafayı yemiÅŸ bu adam” der geçerler…. BaÅŸka bir yaptırıma da gerek duymazlar. ”

Hrant yazısının devamında bu geçmişin bireylere aile hikayelerinden intikal ettiğini ekliyor. Bu yüzden öğretilen tüm bilgilerden daha güçlü olduğunu belirtiyor. (2005 Haziran s. 203-205)

Aynı konuda, gazeteci Ruhat Mengi’ye bir cevap yazısında da ÅŸunu söylemiÅŸti…

“İlericisi, gericisi, demokratı, dayatmacısı, hepsinin söylediÄŸi aynı ÅŸey. ‘Ermeniler rahat durmadı. Ruslarla iÅŸbirliÄŸine girdiler. SavaÅŸ haliydi. Biz de mecburen onları o bölgeden tehcir ettik.’… sakın ola ki bilgi kıtlığı içinde kıvrandığınız konularda ‘uzman ahkamı’ kesmeye kalkmayasınız. Åžunun ÅŸurasında bir arada yaşıyoruz. İşin doÄŸrusunu bilenlerle birlikte yaÅŸadığınızı sakın ola ki aklınızdan çıkarmayasınız. Yazdıklarınızı okuyor, konuÅŸtuklarınızı iÅŸitiyoruz.” (Temmuz 1999, s.169-171)

Duygu Asena için İsa’ya dua…

DevrimciliÄŸin her türüne saygısı, hayranlığı tamdı. Kadın hareketi de bundan nasibini almıştı. Duygu Asena’nın ölümcül hastalığını öğrenince Hrant bir yazısını Duygu’ya ayırmıştı. Duygu’nun ezen erkeÄŸe karşı kadınları baÅŸtan çıkarmasını devrimci bir eylem olarak başına taç etmiÅŸ ve ÅŸunları yazmıştı:

“Duygu’nun kitaplarının bir özelliÄŸi vardı… Onun kitaplarını okuyanlar deÄŸiÅŸiyorlar ve bir biçimde kendilerini yeniden adlandırıyorlardı. DiÄŸer bir deyiÅŸle, Kadının Adı Yok’u okuyan bir kadının kitabı okuduktan sonra artık muhakkak bir adı vardı. Ve adı da gerçekten ‘Kadın’dı’.”

Çok başı sıkıştığında baÅŸvurduÄŸu Kilisesinde İsa Mesih’inin Duygu’ya acil ÅŸifalar getirmesi için dua ediyordu. (Eylül 2004, s. 55-57)

Engel ifadeye mi, düşünceye mi?

Hrant ifade özgürlüğüne karşı açılan davalar yoluyla düşüncenin nasıl sınırlandığını filozofça tespit etmişti.

“Düşünce özgürlüğü ile ifade özgürlüğünü çoÄŸunlukla birlikte kullanır, düşünce özgürlüğümüzün sınırsız, ifade özgürlüğümüzün sınırlı olduÄŸunu sanırız. Öyle ya kafamızın içi bize ait ve biz en aşırı ve uçuk düşüncelerimizi iade etmedikçe kime ne zararı var ki? Var mı bu konuda düşünebilmemize set çekebilen, engelleyen? Yok sanırız. Oysa var, asıl sorun da zaten orada. İfadenin deÄŸil, düşünebilmenin engellenmesinde.”

Düşüncesi tek tipleÅŸtirilerek biçimlenenlerin nezdindeki özgürlüğün sınırını da çizmiÅŸti: “Az düşünmeye çok ifade, çok düşünmeye az ifade.” (Aralık 2005, s. 75-77)

Normal yurttaÅŸ olayım…

Hrant’ın pat pat diye vura vura yazdığı sözcüklerden biri de “Özgürlükler” idi. Özgürlüklerin bulunduÄŸu bir memlekette giderek orada yaÅŸamak yerine bu özgürlüklerin memleketi Türkiye’ye gelmesi için uÄŸraÅŸmayı kendisine yaÅŸam biçimi olarak seçtiÄŸini yazmıştı. Daha da öteye gitmiÅŸ, baÅŸkasının bedel ödeyerek yarattığı demokrasiye yamanmayı sülüklük olarak gördüğünü vurgulamıştı. Tek ricası sıradan bir yurttaÅŸ olabilmekti. Bu ricasını şöyle ifade etmiÅŸti:

“Bizim Ermenilerimiz” pohpohlamalarından da, “İçimizdeki hainler” kışkırtmasından da bıktım. Normal ya da sıradan yurttaÅŸ olduÄŸumu unutturan dışlanmışlıktan da, boÄŸarcasına kucaklanılmaktan da usandım.” (s. 194, 2004 Kasım)

Ermeni ve Kürt Açılımı….

Hrant, çatışma kültürünün lügatinden fevkalade rahatsızdı. Bu rahatsızlığını dile getirmek için, “Muhakkak ki bize Türkçeden de önce, Kürtçeden de önce bir barış dili gerekiyor” diye yazmıştı.

Onun yazılarında gözden kaçmayan tek tekrar Ermenistan-Türkiye iliÅŸkilerinin düzeltilmesi talebiydi. Bu meseleyi çok çok önemsemiÅŸti. Onun makalelerine baktığımda, iki ülke arasında iliÅŸki kurulması için daha yıllar varmış hissine kapıldım. Halbuki “Bu Köşedeki Adam” yayımlandığında Ermenistan ile Türkiye arasında diplomatik iliÅŸki kurulmasını öngören protokol imzalanmıştı. Atılan bu imzayı Hrant göremediÄŸi için kederliyim. Hrant imza gününü mutlaka bir şölene dönüştürürdü.

Canım arkadaşım, Bursa stadyumunda Ermenistan-Türkiye Milli Maçında açılan “Hrant’ın Memleketine HoÅŸ Geldiniz” pankartına ÅŸaşıramadı; tribündeki bir grup Türk taraftar tarafından maçın başından sonuna coÅŸkuyla sallanan Ermenistan bayrağıyla da sarhoÅŸ olamadı. Bütün bunların provokasyon falan deÄŸil de gerçek hayat parçaları olduÄŸunu anladığı an kocaman kollarıyla bizleri kucaklardı. Elbette, bu kadarla yetinemez muhtemelen amuda kalkardı.

Hrant son aylarda hayatımızın bir parçası haline gelen Ermeni ve Kürt açılımı için canını verirdi, verdi de… Kürt meselesi için de bir Kürt gibi dertlenmiÅŸ, barışın saÄŸlanması için kilometrelerce yol kat etmiÅŸ, saatlerce konuÅŸmuÅŸ, kitaplar dolduran yazılar yazmıştı.

Dokuz yıl önce Kürtçe eÄŸitim sorunu tartışılırken “Åžu Ermeni halimle ben de katılsam haddimi aÅŸmış olur muyum?” diye sormuÅŸ, ardından “Türkiyeli bir Ermeni olarak artık payıma düşen Kürtçemi istiyorum” diye ilan etmiÅŸti dileÄŸini.

Hrant, barış ve demokratikleÅŸme açılımının tohumlarını ve düşüncelerini bize miras bıraktı. Artık, filizleri yeÅŸeriyor…

Hrant bu hafta köşesine ne yazardı? Silah bırakan Kürtlerin Silopi sınırından ülkelerine geri dönüşlerini yazar, noktayı koyduktan sonra da pardösüsünü sırtına aldığı gibi gelenleri karşılamaya giderdi.(İÇ/EÜ)

* Bu Köşedeki Adam, haz. Karin Karakaşlı, Uluslararası Hrant Dink Vakfı Yayınları, İstanbul, Ekim 2009, 317 sayfa, 18 TL.