Ölmedik ya

11864957_505731066249700_7681488870258060414_o

Not: Bu yazı Nor Zartonk Dergisinin 10. Sayısında yer yayınlanmıştır.

Arno Kalaycı

Güneş doğdu işte. Kamp Armen Direnişi, 100. kez güneşi karşıladı bugün. Yüz gün önce tam da yüz yıl önceki kılıç seslerinden kaçıp ağaç gölgelerine sığınanların, 1500 çocuğun emanetine, Hrant Dink’lerin yetimhanesine sahip çıkmak için Kamp Armen’e geldik. Atlantisimize.

1915 öncesinde Ermeniler olarak Diyarbakır’dan Harput’a, Sivas’tan Erzurum’a, Bitlis’ten Van’a ve çok daha geniÅŸ bir coÄŸrafyada 2000’i aÅŸkın okula, kilise ve manastıra sahiptik.1 Devlet, bu topraklara bir kez daha cehennemi yaÅŸattığında, coÄŸrafyamız ErmenisizleÅŸtirildi, okullarımız, kilise ve manastırlarımız yakılıp yıkıldı. Soykırımdan geriye kalan çölde, yaÅŸayabilmeleri için kimliklerini terk etmeye zorlanarak müslümanlaÅŸtırılan Ermeniler dışında önemli bir kesim kendi dili, dini ve kültürüyle yaÅŸayabilmek için İstanbul’un yolunu tuttu. İstanbul’a gelemeyenler çocuklarını ve kilise görevlileri ise Anadolu’dan topladıkları yetimleri İstanbul’a gönderiyordu.

Geçmişi ve bugünüyle Türkiyeli Ermenilerin tarihinde yeni birer sayfa açtı Kamp Armen. On binlerce Ermeni aydının ve bir halkın bütün toplumsal birikimiyle topyekün tarihten silinmek istediği soykırımın kılıç artıklarının yaşama sarıldığı, hafızasında Soykırımın izlerini taşıyan o çocukların emekleriyle ilmik ilmik örülen bir yetimhaneydi Kamp Armen. Suyunu taşıdıkları, kumunu yıkadıkları, temelini attıkları, tuğlalarıyla yaşamı ördükleri bir yetimhane. Geceleri birbirlerine sarılıp ağladıkları, acılarını paylaştıkları bir yuva.

Bugünse Kamp Armen, Cumhuriyet’in her yola baÅŸvurmanın mübah olduÄŸu baskı ve sindirme politikaları altında ezilmiÅŸ, sindirilmiÅŸ; kendi diline, kültürüne ve tarihine yabancılaÅŸtırılmış bir halkın toplumsal belleÄŸini yeniden gün yüzüne çıkarttığı, toplumsal dayanışmanın önemini hatırlattığı bir direniÅŸe sahne oluyor. Süregelen ÅŸiddetli baskı ve sindirme politikalarının ardından bir halk içine kapandığı kabuÄŸuna yeni gedikler açıyor, bu kabuÄŸa karşı yeni mevziler geliÅŸtiriyor. Hrant Dink’in öldürülmesi sonrası ortaya çıkan yeni Ermenilik yüz yıllık bir tarihi bugüne taşıyor, “Baykar, baykar minçev artar aÅŸkhar!“* sesleri arasında toplumu, güvercin tedirginliÄŸini terk etmese de ona raÄŸmen, daha çok siyaset konuÅŸmaya, tartışmaya, sorgulamaya ve mücadeleye katılmaya sevk ediyor; tıpkı Hrant Dink’in yaptığı gibi. Bu yanıyla Nor Zartonk’un DireniÅŸi, aslında yalnızca Kamp Armen’in yıkımına deÄŸil aynı zamanda Ermeni toplumunun kültürel ve siyasal anlamda yıkımına, yıkılmışlığına karşı da direniyor, halkın desteÄŸiyle yeni ve mütevazı zaferler kazanıyor. Toplum, “Gayink, Gank yev Bidi Illank!”** diyor, yeni bir uyanışla gülümsüyor.

Kamp Armen DireniÅŸi, 100 yıldır konuÅŸulmayanları daha fazla konuÅŸulur kılıyor. Soykırım’ın yetim bıraktığı bir halkın yoksul çocuklarının inÅŸa ettiÄŸi Tuzla Ermeni Yetimhanesi, Ermenilerin ve Türkiyeli halkların kendi tarihleriyle yüzleÅŸmesinin bir aracı, yaÅŸadığımız Büyük Felaket’in yegâne anıtı haline geliyor. Hem Hrant Dink’in “Yıkım”2 diye adlandırdığı yaÅŸadığımız bu süregelen Felaket, bugün Kamp Armen’in gaspından ve ona inen hoyrat dozer darbelerinin geriye bıraktığı enkazdan baÅŸka daha iyi nasıl anlatılabilirdi? Peki ya tarihimizle yüzleÅŸeceksek bu ülkede, bunun için Kamp Armen’in iadesini ve yeniden çocuk sesleriyle doluÅŸmasını saÄŸlamaktan daha iyi, daha mütevazı bir adım olabilir mi?

100 gün boyunca Kamp Armen’in yetim çocuklarıyla birlikte örülen yeni bir yaÅŸamı inÅŸa ediyoruz. EÅŸitlikten, adaletten, kardeÅŸlikten ve en çok da barıştan yana bir yaÅŸam. “Bir bebekten katil yaratan zihniyetin” var gücüyle etrafımızı sardığı bugünlerde tam da Hrant Dink’in mirasına yaraşır bir dünya inÅŸa etme kaygısını taşıyoruz. 100 yıl önce özgürlük, eÅŸitlik, kardeÅŸlik ve barış naralarıyla yürüdüğümüz sokaklarda yine aynı sesi yükseltiyoruz. Yani bugün Kamp Armen DireniÅŸiyle duyduÄŸunuz, kulaklarınıza varan bu ses aslında yüz yıllık bir feryadın bugünkü izdüşümü. Biz Ermeniler deÄŸil 100 gündür aslında 100 yıldır adalet istiyoruz. Kamp Armen için, Kamp Armen’in yetim çocuklarının emekleri ve hatıraları için, o çocukları yetim bırakan vahÅŸeti yaÅŸayan herkes için adalet istiyoruz. Gasp edilen ve yaÄŸmalanan kiliselerimiz, mezarlıklarımız ve mülklerimiz için adalet istiyoruz. Hrant Dink için, Sevag Balıkçı için, Maritsa Küçük için adalet istiyoruz. 100 yıllık bir adalet feryadını bugüne taşıyanlara borçla, inatla, kararlılıkla adalet istiyoruz.

Şimdi, o yetim bırakılmış çocukların hatrına kucaklayın, bağrınıza basın Kamp Armeni, gelin destek olun. O, bizim hikâyemizdir. Suyunda vaftiz olduğumuz derelerimiz, binlerce yıl heybetinde yaşadığımız dağlarımızdır.

Şimdi, Hrant Dink kadar cesur olma zamanı.

Tıpkı onun dediÄŸi gibi; “Ölmedikya, alacağız kampımızı…”

 

—-
*    “Baykar, Baykar Minçev Artar AÅŸkhar” Erm. “Adil bir dünyayı inÅŸa edene deÄŸin mücadele edeceÄŸiz”
** “Gayink, Gank yev Bidi Illank” Erm. “Vardık, Varız ve Varolacağız”
1) Raymond H. Kevorkian, Paul B. Paboudjian, 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluÄŸu’nda Ermeniler, Aras Yayıncılık, 2012, İstanbul
2) Hrant Dink, 90. Yıl Yazıları (I) Ruh Halimdir, Birgün, Kasım 2004