
Samim AKGÖNÜL
Toplumsal Tarih
1923 Müslüman mübadilleriyle ilgili temel meselelerden biri dinsel aidiyete dayalı kolektifi bir kimlisin bu insan toplulukları için 1923’ten sonra inÅŸa edilen milli bir kimliÄŸe dönüşümüdür. Mülteciler Yunanistan’dan Anadolu’ya geldiklerinde bu dönüşüm epeyce yol almıştı.
Türkiye’ye gelen Müslümanlar, geniÅŸ ölçüde Türklüğün hâkim olduÄŸu bir toplumsal ve psikolojik çevre buldular. Bu ise kendileri için yepyeni bir ÅŸeydi. Kendilerine biçilen bu yeni kimliÄŸe uyum göstermeleri oldukça sorunlu oldu. 1934 ‘teki soyadı kanunuyla birlikte mübadillerin edindikleri soyadları bu zorlu süreci yansıtmaktadır. Mübadil ailelerinin soyadları yerlilere mesaj iletme amacı taşımaktaydı: Sizin kadar Türk’üz, sizin gibi buralıyız, sizin kadar Türklüğe baÄŸlıyız ve en önemlisi, iyi, onurlu, deÄŸerli vs. insanlarız.
Müslüman toplumların çoÄŸunda olÂduÄŸu gibi Osmanlı İmparatorluÄŸu’nda da bireyin kimliklendirilmesi eÅŸmerkezli birkaç daire ÅŸeklinde yapılır. “Millet” sistemi gereÄŸince, kiÅŸi önce bir dini gruba aittir. Bu aidiyet, 19. yüzyılın baÅŸlarından itibaren etnik ve mezhepsel bir nitelik kazanma eÄŸilimi gösterir. Dolayısıyla birey, bir grubun dışında toplumsal ve hukuki varlığa sahip olamaz.
Osmanlı topluÂmu, kolektif kimliklendirmeye dayalı bir toplumdur. Fakat bireyi mezhepÂsel bir ÅŸebekeye yerleÅŸtirmek onu kimliklendirmeye yetmez (1). Ailevi, mesleki, ideolojik ve/veya coÄŸrafi bir dizi ÅŸebeke iç içe geçmiÅŸtir. DolayıÂsıyla, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nda biÂreyin sadece kendi ismi ve babasının ismi ile kimliklendirildiÄŸini söylemek yanlış olur. ışık TamdoÄŸan’ın çok baÂÅŸarılı biçimde ispat ettiÄŸi gibi, 17. yüzÂyılda aÅŸağıdaki ÅŸebekelerin bütünü Osmanlı vatandaşının kimliklendirilmesinde devreye giriyordu: (2)
Battal (lakap) Mehmet (isim) AÄŸa (toplumÂsal mevki), Serturanlı (coÄŸrafi aidiÂyet) / Deli (lakap) Hüseyin (baba adı) AÄŸa (toplumsal mevki) oÄŸlu (ailevi aidiyet) Ahmed (oÄŸlun adı) AÄŸa (topÂlumsal mevki), vs.
Cumhuriyet Türkiye’si kendisini geÂleneksel Osmanlı toplumundan kopÂmuÅŸ ilan etmesine raÄŸmen, bireylerin bu ÅŸekilde kimliklendirilmesi Türk toplumunda varlığını inkâr edilemez biçimde sürdürmüştür ve bireylerin adlandırılması sosyal, ailevi, coÄŸrafi, mesleki ve hatta dini aidiyeti hesaba katmaktadır.
Bu makalede özel bir toplumsal tarih ve kendine has bir kadere mahkûm olmuÅŸ bir grupla ilgileneceÄŸiz: 1923 ila 1930 yılları arasında kıta Yunanistan’ını ya da Ege adalarını terk eden ve Türkiye’nin hemen büÂtün batı, kuzey ve güney bölgelerinde iskân edilen Müslüman/Türk mübaÂdilleri. Bu incelemenin özelliÄŸi, hem hukuki hem de toplumsal sonuçları beraberinde getiren iki olayın kesiÂÅŸim noktasında yer almasından kayÂnaklanmaktadır: Söz konusu olan, 1923 mecburi mübadelesi ve 1934 tarihli Soyadı Kanunu’dur. Bu makaÂlenin ilk iki bölümü, bu iki olgunun sunumuna ayrılacaktır. Ardından, birden çok soyadı numunesi esas alınarak, soyadı seçimi mekanizmalarıÂnı ve mübadillerin durumunun özgün yanlarını göstermek gerekecek.
1923 Müslüman mübadillerine iliÅŸÂkin temel ve netameli meselelerden biri, dinsel (Müslüman) aidiyete dayalı kolektif bir kimliÄŸin, bu inÂsan toplulukları için ancak 1923’ten sonra inÅŸa edilen milli bir kimliÄŸe dönüşümüdür. Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı Devleti’nin yerine geçtiÂÄŸi anda Anadolu’da bulunan diÄŸer Müslüman ahalinin de aynı kimlik dönüşümünü yaÅŸadığı da doÄŸrudur, ama bu dönüşüm aynı hızla ve aynı ÅŸekilde gerçekleÅŸmemiÅŸtir. MülteciÂler Yunanistan’dan Anadolu’ya gelÂdiklerinde bu dönüşüm epeyce yol almıştı. Dolayısıyla, Türkiye’ye gelen Yunanistanlı Müslümanlar, geniÅŸ ölçüde Türklüğün hâkim olduÄŸu bir toplumsal ve psikolojik çevre bulduÂlar. Bu ise kendileri için yepyeni bir ÅŸeydi. Bu ÅŸartlar altında, kendilerine biçilen bu yeni kimliÄŸe uyum göstermeleri daha ÅŸiddetli oldu.(3)
Özellikle Yunanistanlı Müslüman müÂbadiller bakımından, kimlik kayması kavramı kimlik deÄŸiÅŸiminden daha isabetli olacaktır. Gerçekten de ikinÂci kavram, soylarını devam ettirenler dahil olmak üzere “muhacirler bakıÂmından pek söz konusu edilemeyeÂcek olan kesilme ya da kopma anlaÂmını içermektedir. Zaten bu ahali imÂparatorluÄŸun Avrupa topraklarında ya da birbirini izleyen geniÅŸlemeleri takiben Yunanistan sınırları içinde yaÅŸarken bile bir ötekilik hissi mevÂcuttu. Bu kiÅŸilerin Yunan kimliÄŸine sahip oldukları ve mübadeleden sonÂra bunu Türk kimliÄŸiyle deÄŸiÅŸ tokuÅŸ ettikleri söylenemez. Şüphesiz, YuÂnanistanlı Türklerin bugünkü TrakÂyalı Türklere göre daha belirsiz bir Türk kimlikleri vardı, fakat bunların Türk kimliÄŸi olmadığı hiçbir ÅŸekilde söylenemez; iÅŸte bu yüzden de “kimÂlik deÄŸiÅŸimi” terimi yerine “kimlik kayması” terimini tercih ediyoruz.
1934 Kanunu: Aidiyetler ve Kopmalar
1923 ila 1936 yılları arasında, Türkiye’yi her ne pahasına olursa olsun Batı Avrupa devletleri seviyeÂsine yükseltmeyi hedefleyen KemaÂlistlerin ivmesiyle genç cumhuriyet, bütünsel bir hukuki yeniden yapılanÂma geçirir. Halk nezdinde gerçek bir tartışma ve tabandan gelen bir talep olmaksızın, reformların kelimenin tam anlamıyla yukarıdan dayatıldığı Jakoben bir devrim söz konusudur. Bu reformlar arasında, aile isimleÂrine iliÅŸkin 1934 reformu önemli bir yer tutar.(4) Zira yeni bir toplum için, en azından Osmanlı toplumundan olabildiÄŸince kopmuÅŸ bir toplum için yeni bir soyaÄŸacı yaratma söz koÂnusuydu. Aynı kelimeden türetilen “soydaÅŸ” teriminin, tam anlamıyla, aynı aileden ve aynı ırktan olan, her halükârda aynı ataya sahip olan kiÂÅŸileri ifade ettiÄŸini gözlemlemek ilgi çekicidir. Bir dilbilimciye göre, ArapÂça kökenli olan bu kelime günümüzÂde “akraba” terimiyle eÅŸdeÄŸerdir.(5) Oysa bu terim geniÅŸ aileye, “sülale’ye yatay aidiyet anlamını ve aile aÄŸacıÂna dikey aidiyet anlamını içerir; “soy sop”, Türkçe “sök” ya da “söyek” teÂriminin tekrarından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir.
Dolayısıyla yeni soyadı kanunu ikili bir aidiyet anlamı taşımaktadır. YaÂÅŸayan ama coÄŸrafi açıdan dağılmış geniÅŸ aileye aidiyet ve aynı zamanda tarihteki soy aÄŸacına aidiyet. Türkler bakımından ikinci görünüm özellikli görünmektedir, zira 1934 yılında her aile reisi az ya da çok bilinçli olarak bir soyadı seçme kararı almış ve bu soyadı çevredekilere bir mesaj niteÂliÄŸi taşımıştır. Dahası, cumhuriyetin kuruluÅŸu Anadolu Türklerinin tariÂhinde bir kopma oluÅŸturduÄŸu için, bu kopma soyadlarının seçimine de yansımaktadır. “Yeni Türkler”, soyadları yoluyla kendilerini baÅŸka Türklere karşı belli bir biçimde temsil etmekÂte ve belli bir aidiyet konusunda kendi kendilerini ikna etmektedirler. BaÅŸka bir deyiÅŸle, 1934 sonrasındaki soyadlarının her biri hem gösteren, hem gizleyen maskelerdir.(6)
Bir bakıÂma, Nicole Lapierre’in ÅŸu tespiti terÂsine dönmüştür: “Uzun lafın kısası, soyadı, insanın kimden doÄŸduÄŸunu ve nereden geldiÄŸini söyler ve ilke olarak hiçbir kaçış yolu bırakmakÂsızın, bir yer tayin eder. “(7) Belirtilen durumda ise, ismin kendisi bir kaçış yoludur. Soyadı, hem kadük sayılan geçmiÅŸi görmezden gelmek için bir kaçış yoludur, hem de ulusal türdeÅŸÂlik ilkesini seçen baÅŸka ulusların duÂrumunda olduÄŸu gibi, bir ulus inÅŸası yöntemidir.(8)
Kanunun kabulünden 18 yıl sonra yapılmış bir incelemede, Türklerin sadece yüzde 11,,2’sinin kanunÂdan önce de taşımakta oldukları bir aile ismini soyadı olarak seçtikleri tespit edilmiÅŸtir. Türklerin yüzde 44,2 gibi önemli bir kısmı kanundan önce de bir aile ismine sahipken yeni bir soÂyadı seçmiÅŸler (9) yüzde 10,5’iyse önceki aile isimlerini kısaltmayı ya da biraz deÄŸiÅŸtirmeyi tercih etmiÅŸlerdir. Nihayet Türklerin yüzde 34,2’sinin 1934’ten önce hiçbir aile ismi bulunmamaktaydı.(10)
türkiye örneÄŸinde yukarıdaki kanunun hedeflediÄŸi ulusal birleÅŸme ve toplumsal modernleÅŸmeyle ilgili olarak birden çok soruna iÅŸaret etmek gerekir. Bir yandan, seçim hakkı aile reislerine tanınmış olduÄŸu için aynı geniÅŸ aile içinde birden çok erkek farklı soyadları alabilmiÅŸ; bu ise aynı aile içinde kimliklenmenin parçalara ayrılmasına yol açmıştır.(11) Şüphesiz, Cem Behar’ın (12) çalışmaları bize, 19 ila 20. yüzyıllardaki Türk toplumuÂnun 20. yüzyıl sonundaki ebeveyn ve çocuklardan oluÅŸan Batılı çekirÂdek aile modelinden uzak olduÄŸunu açıkça göstermektedir. Böylece, aiÂlelerin büyük çoÄŸunluÄŸunda, ailenin bileÅŸenlerinin bütününce sayılan bir reis, seçtiÄŸi soyadını bütün geniÅŸ aiÂleye dayatabiliyordu. Bununla beraÂber, birbirini izleyen savaÅŸların 1934 yılı bakımından hâlâ yakın geçmiÅŸte yer aldığını ve ailelerin coÄŸrafi olaÂrak dağınık ve bazen iletiÅŸimsiz halde olduklarını göz ardı etmemek gereÂkir. Dolayısıyla kanun ulusal birliÄŸi hedeflemekle beraber bazı durumÂlarda ailenin parçalanmasına da yol açabiliyordu.
Bozulan coÄŸrafi aidiyetlerle beraÂber, belli bir toprak parçası üzerinÂde “geçmiÅŸin karanlıklarından beri” yerleÅŸik bir aile aÄŸacına baÄŸlı dikey aidiyetler de bozulmaktaydı. 1920’li ve 1930’lu yılların Türk halkı, gayriÂmüslim unsurları koparılmış (1915, 1923, …) bir yerli Anadolu halkına iyi kötü eklemlenmiÅŸ Balkan ve YuÂnanistan muhacirleri ile Kafkas muÂhacirlerinden oluÅŸuyordu. Bu ÅŸartlar altında, soyadlarının gerçek coÄŸrafya ve soyaÄŸacı aidiyetlerini yansıtmayıp yeni topraklar üzerindeki varlıklarını meÅŸru kılma mesajlarına dönüşmesi olaÄŸan dışı deÄŸildir.
Bununla beraber, kanunun birkaç vesileyle ima ettiÄŸi gibi, soyadlarıÂnın seçiminde “aile reislerinin” sahip oldukları serbest iradeyi fazla abartÂmamak gerekir. 1945 nüfus sayımıÂnın gösterdiÄŸi gibi Türklerin sadece yüzde 24%’ü okuma yazma biliyordu (13) ve çoÄŸunluk hâlâ pusulayı ÅŸaşırmış halÂdeydi. Bütün tanıklıklar, soyadlarını kaydetmekle görevli memurun oyÂnadığı rolü vurgulamaktadır: Memur, elindeki soyadı daÄŸarcığından öneÂriler getirir, reddeder, tavsiyelerde bulunur ve yaptığı imla yanlışları bazen nesilden nesle intikal eder, vs. Son derece sık rastlanan adaÅŸlıklar, memurların eline tutuÅŸturulan bu daÄŸarcıklardan kaynaklanmaktadır.
Yakın tarihli istatistikler, çağımız Türkiye’sinde en sık rastlanan beÅŸ soyadının, tabiatın simgelediÄŸi soyut ve olumlu niteliklere gönderme yapÂtığına iÅŸaret etmektedirler.(14) Bunlar: Yılmaz, Kaya, Demir, Åžahin ve Çelik’tir.
Gerçekten de, soyadı seçimini hızlanÂdırmak için Türk soyadları listeleri hazırlanmıştı ve bazı milletvekilleri, saf Türk soyadları üzerinde özellikle ısrar etmiÅŸlerdi.(15)
Aynı memurların rolü, 3. madde baÂkımından da göze çarpmaktadır. SeÂçilen soyadının iÄŸrenç ya da gülünç olup olmadığına karar verenler de onlardır. “Yabancı ırk ve milletler”e gönderme yapan soyadlarını yasakÂladığı için bu madde baÅŸka bir öneme de sahiptir. Gayrimüslim azınlıklar muaf tutulmakla beraber (16) Araplık ya da İslama gönderme yapan soÂyadları ilke olarak yasaklanmıştır. Toplum-dilbilimciler, Arapçadan ve Kuran’dan alıntılara sıklıkla rastlaÂnan isimlere oranla soyadlarında Türkçenin fazlasıyla baskın geldiÄŸini gözlemlemiÅŸlerdir.(17)
Mukayeseli Araştırma: Sadakat Teminatları, Kendini Ayırt Etme İşaretleri
Bu makalenin çıkış noktası, azınlıklaÂrın davranışlarını gözlemlerken beÂliren bir sezgiyi teyit etmektir. KenÂdilerini azınlık konumunda sayan gruplar gerek asimile ve tehdit ettiÄŸi varsayılan çoÄŸunluk karşısında gruÂbun özelliÄŸini korumak için, gerekse aynı çoÄŸunluÄŸa grubun “ayniyetini” ispat etmek için esasen iki kimlik dayanağı kullanırlar. Bunlar, dil ve dindir. Toplum, hem çoÄŸunluktan hem de azınlık grubundan kaynakÂlanan bir sadakat teminatı talepleri demetine göre örgütlenmiÅŸtir. Birey, hem özerkliÄŸini korumak hem de aiÂdiyetini kanıtlamak için ispat araçÂlarını kullanarak, daimi bir kimlik inÅŸası içinde bu taleplerle oynamak durumundadır.(18)
1923 mübadilleri bakımından özel bir konumlanma ile karşı karşıyayız. Geldikleri yere göre farklı özellikler gösteren ve Türk sayıldıkları için mübadele ediÂlerek Türkiye’ye yerleÅŸtirilen kiÅŸilerÂden oluÅŸan bir grup söz konusudur. Grubun Türklüğü, özellikle Türkçeyi iyi bilmemeleri sebebiyle yerliler taÂrafından tartışma konusu edilmiÅŸtir. Dolayısıyla, bu kiÅŸilerin çoÄŸu, artık yabancı unsurlar olarak görülmemek için Türklüğe aidiyet delilleri gösterÂmek zorunda kalmışlardır. Kendini tam ve meÅŸru bir biçimde Türk saÂyan, ama coÄŸrafi kökeni sebebiyle bu niteliÄŸi inkâra uÄŸrayan birey, buna tepki olarak psiko-sosyologların “tanıma uyumsuzluÄŸu” (dissonance cognitive) ÅŸeklinde adlandırdıkları durumla iliÅŸkilendirilebilecek acılı bir çatlama duygusuna kapılabilir. Burada kastedilen tanımanın (ya da bizi ilgilendiren örnekte tanınmanın) iki unsuru arasındaki uyumsuzluk olup, bunlardan biri diÄŸerinin inkârı sonucuna götürmektedir.(19) MuhacirÂleri “Türk” varsayarak içine alan topÂlumun, onların dini ve dilsel kimliÄŸini anlayamaması söz konusudur. Nasıl sadakat teminatı verme yöntemleÂrinden biri dindarlığın giderek artan bir dışavurumu olduysa, bir diÄŸeri de 1934 kanunu tarafından, soyadlarının seçimi yoluyla sunulmuÅŸtur. Zira söz konusu olan, iradi bir iÅŸlemdir ve doÂlayısıyla, bir anlamda kendi kimliÄŸiÂnin seçimidir!
Bu sezginin gerçeÄŸi yansıttığını isÂpat etmek için karşılaÅŸtırmalı ve raÂkamlara dayalı bir inceleme yapıtık. BaÅŸlangıçta, mübadillerin soyadı seçimindeki eÄŸilimlerini rakamlarla yansıtabilecek anlamlı bir soyadları külliyatına ulaÅŸmak gerekti. Birkaç görüşme ve araÅŸtırma yürüttükten sonra, Lozan Mübadilleri Vakfı’nın 608 soyadından oluÅŸan üyelerinin listesini seçtik. Bu hususta tamamen emin olunamamakla beraber, bu isimlerin tamamının mübadil aileleÂrine ait olduÄŸu varsayımından hareÂket edilmektedir. Bu listede yer alan isimlerin bazılarının 1923 mübadili olmayıp entelektüel merak, bilimsel ilgi ya da kiÅŸisel yakınlık sebebiyle gruba üye olmaları pekâlâ mümÂkündür. Fakat incelenen listenin bu istisnalardan etkilenmeyecek kadar geniÅŸ olduÄŸu kanaatindeyiz. ArdınÂdan, 1923 mübadillerinin soyadı seÂçiminde belli özellikler gösterdikleÂrini ispat etmek üzere Türk halkının bütününü temsil edebilecek bir liste bulmak gerekmiÅŸtir. Farklı boyuttaÂki iki listeyi tercih ettik. İlk olarak, soyadlarının sadece dilbilimsel cepÂheleri üzerinde inceleme yapan bir dilbilim öğrencisi tarafından tespit edilen Ankara’nın bir mahallesinin soyadı listesini alarak 131 soyadı içeren bir listeye ulaÅŸacak ÅŸekilde tamamladık.(20)
Dilbilimsel cephelerini bir kenara atarak, bu listenin türdeÅŸ olduÄŸuna ve özellikle yüksek miktarÂda mübadil içermediÄŸine kanaat geÂtirdik, zira böyle bir durum mukayeÂseyi bozabilirdi. Bu iki manzumenin ne nitelik ne de nicelik bakımından tamamen kıyaslanabilir olmadığını gözlemleyerek, mukayeseyi, Türk halkının bütününü temsil edici saÂyılabilecek bir isimler numunesi ile geniÅŸlettik: 2006’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yapan 546 milletvekilinin aile isimleri söz koÂnusuydu ve bu vekiller, ülkenin idari bölgelerinin her yerinden, orantısal olarak seçilmiÅŸlerdi. Bu 546 soyadı arasında, seçim çevresine göre müÂbadil asıllıların bulunması son deÂrece muhtemeldir. Fakat ideal-tipik bir yaklaşım çerçevesinde, buradaki mübadil oranının, mübadil aileleriÂnin Türk halkının bütünüyle oranına eÅŸit olduÄŸunu varsayıyoruz.
Kıyaslanacak listeler seçildikten sonra, bu soyadlarını dilbilimsel ya da coÄŸrafi niteliklerine göre deÄŸil, onlara bir anlam yükleyerek sınıflanÂdırmak gerekti. Burada da, aile reisi olan karar vericinin, anlamı benimÂsediÄŸi ve bu soyadını seçerken iradi bir iÅŸlem yaptığı yönündeki ideal-tipik varsayımdan hareket ediyoruz. Yukarıda, bu serbest irade hakkındaÂki çekincelerimizi ifade etmek ve meÂmurun rolünü ve önceden hazırlanÂmış soyadı listelerinin varlığını vurÂgulamakla beraber, bu etmenlerin nüfusun bütünü için geçerli olması sebebiyle, mukayese üzerinde zararlı etki doÄŸurmağı kanaatindeyiz.
Birden çok incelemede muhtelif sıÂnıflandırma türleri zaten mevcuttur.
ÖrneÄŸin, Türk soyadı sistemini inceÂlemiÅŸ olan Robert Spencer 5 farklı sınıfı ayırt etmektedir.(21)
a) Bir meslekle ilgili olan ve özellikle -ci sonekiyle biten soyadları (DeÂmirci, Arabacı, vs.)(22)
b) Yer adlarıyla ilgili olan ve özellikle -li sonekiyle biten soyadları (İzmirli, Egeli, vs.)
c) Tarihi ÅŸahsiyetlerle ve kahramanÂlarla ilgili olan ve özellikle Orta Asya Türklüğüne gönderme yapan soyadÂları
d) Nesne isimleri içeren soyadları (Taş, Duman, vs.)
e) Şiirsel soyadları (Deligönül, Esen-yel, vs.)
Bu sınıflandırma bize eksik gibi görüÂnüyor, zira bir yandan dikey aidiyeti (-oÄŸlu sonekiyle biten soyadları) dışlamaktadır ve diÄŸer yandan, kaÂnaatimizce, gerçek anlamda bir ulus inÅŸası döneminin söz konusu olduÂÄŸu 1934’ün konumlanması nedeniyle Türk ulusuna gönderme yapan soÂyadları ayrı bir sınıf oluÅŸturmalıdır.
Çelik’in yaptığı sınıflandırma itiraza yer bırakmayacak ÅŸekilde daha tamÂdır. Yazar, 9 kategori ayırt ediyor:(23)
a) Meslekle ilgili soyadları
b) Yer isimleriyle ilkgili soyadları
c) Tabiatla ilgili soyadları
d) Rakam ve renklerle ilgili soyadları (24)
e) Tarihi kahramanlarla ilgili soyadları
f) Türk terimini ya da türevlerini içeren soyadları
h) ” Yabancı” kökenli soyadları
i) Nazara karşı büyü içeren soyadları
İncelememize özgü olarak, baÅŸlangıçÂtaki hipotezi ispat etmeyi hedefleyen bir sınıflandırma oluÅŸturduk: MübaÂdiller, artık “yabancı” olan coÄŸrafi kökenlerine ve Türkçede zayıf oluÅŸÂlarına raÄŸmen, yerlilere onlar kadar Türk olduklarını ispat etmek ihtiyacı içindeydiler. Bizim sınıflandırmamız da, hiçbir kategori altında sınıflandı-rılamayan soyadlarını toplayan “diÂÄŸer” kategorisinin de eklendiÄŸi 9 kaÂtegori içeriyor. Bu son “diÄŸer” kateÂgorisine giren soyadlarının oranının her üç listede de hemen hemen eÅŸit olması, mukayesenin anlamlılığını ve yapılabilirliÄŸini gösteriyor. Aynı soyadının iki ya da üç kategorinin özelliklerini bir araya getirmesi halinde, iletilen mesaj bakımından en fazla önem taşıyan kategori altında sınıflandırdık.
ÖrneÄŸin “İzmirlioÄŸlu” gibi hem dikey aidiyeti (oÄŸlu) hem de coÄŸrafi aidiÂyeti (-li) buluÅŸturan bir soyadı, yer isimleriyle ilgili soyadları arasında sınırlandırılacaktır, zira bu coÄŸrafi aidiyet, üçüncü kiÅŸilerin gözünde soy aÄŸacına göre çok daha fazla anlam barındırmaktadır.
Bu incelemede mukayese amacıyla seçilen kategoriler şunlardır:
a) Dikey aidiyete iÅŸaret eden ve çoÂÄŸunlukla -oÄŸlu ya da -gil (çoÄŸulun yerine geçer ve bir aileye aidiyeti bilÂdirir) sonekleriyle üretilen soyadları (RamazanoÄŸlu, Remzigil…)
b) Soyadını seçen bireyin ya da soyun kurucusu sayılan atalarından birinin mesleÄŸini bildiren soyadları (MaranÂgoz, Çiftçi, …). Meslek isminin sonuÂna -oÄŸlu sonekinin eklenmesi mümÂkündür. Bu durumda soyadı yine de bu kategoride sınıflandırılmıştır, zira mesaj daha kuvvetlidir.
c) Olumlu ve çoÄŸu zaman soyut deÂÄŸerler içeren soyadları. Yakın çevre için kuvvetli bir mesaj taşıyan ve söz konusu soyadını taşıyan bireyin iyi, güçlü, adil vs. bir kiÅŸi olduÄŸunu gösÂteren soyadları söz konusudur (DüÂrüst, Güçlü, vs.) d) Türk ulusuna gönderme yapan soyadları-. Ya “Türk” terimini veya türevlerini ya da ulusa gönderme yapan kelimeleri (Bayrak) içeren soÂyadları söz konusudur. Aidiyeti ispat etmek için çoÄŸu zaman “Türk” niteÂlemesine Öz ya da Asil gibi sıfatlar eklenir.
d) Türk ulusuna gönderme yapan soyadları: Ya “Türk” terimini yada türeblerini yada ulusa gönderme yapan kelimeleri (bayrak) içeren soyadları söz konusudur. Aidiyeti ispat etmek için çoÄŸu zaman Türk nitelemesine ” Öz” ya da “Asil” gibi sıfatlar eklenir.
e) Fiziksel tasvir içeren ya da görünÂtüyle iliÅŸkili soyadları: Bunlar çoÄŸu zaman, aynı ismi taşıyan kiÅŸilerden ayırt etmek için aile aÄŸacının kuruÂcusuna atfedilen lakabı devam etÂtiren soyadlarıdır. KarakaÅŸ, Sarışın, vs. gibi. Bu tasvire -oÄŸlu sonekinin eklendiÄŸine de tesadüf edilmektedir: UzunoÄŸlu. Bu halde soyadı esas meÂsaj kategorisinde, yani fiziksel tasviÂre iliÅŸkin olanda sınıflandırılmıştır.
f) Hayvanlara gönderme yapan soÂyadları-. Orta Asya geleneÄŸine uygun olarak, soyun çoÄŸu zaman vahÅŸi bir hayvanla özdeÅŸleÅŸtirilmesi TürklerÂde son derece yaygındır. Kuvvet ve cesareti kiÅŸileÅŸtiren hayvanlar daha makbuldür: Aslan, Kartal, Åžahin vs.(25)
g) Gökyüzüyle ya da atmosferik olaylarla iliÅŸkili soyadları: Burada da, gökyüzünün gözlemlenmesinÂden kaynaklanan, İslam öncesi bir gelenek söz konusudur. Bu isimlerin 1934 kanunundan önce kullanılmış olması muhtemeldir. Bulut, Yıldız, GüneÅŸ, vs.
h) Tabiat ve jeolojiye gönderme yapan soyadları-. Yine İslam önceÂsi ve bazen animist bir gelenekten kaynaklanan kaya, maden ve deÂÄŸerli taÅŸ isimleri Türklerde oldukça yaygındır.(26)
i) Nihayet, soyadlarının yüzde 17-18’ini kapsayan ve sınıflandırılması sakınÂcalı olabilecek “diÄŸerleri” kategorisi.
Yukarıdaki karşılaÅŸtırmalı tablo şüpÂheye pek yer bırakmamaktadır. 1923 mübadilleri, soyadlarının seçimi sıÂrasında, 1934’teki Türk halkının bütüÂnüne göre deÄŸiÅŸik bir davranış biçimi benimsemiÅŸlerdir. Şüphesiz, yapılan sayısal bir karşılaÅŸtırmadır ve içerik üzerine yapılacak bir incelemeyle güçlendirilmelidir. Her ismin arkaÂsında, aile reisinin tercihini açıkÂlayabilecek kendine özgü bir tarih vardır. Gene de, Ankara’nın küçük bir mahallesinden gelen soyadları ile seçim bölgeleri vasıtasıyla bütün Türkiye topraklarına uzanan soyadÂları arasındaki oran benzerliÄŸi, Türk halkının soyadı seçimi konusundaki genel eÄŸiliminin ana hatlarını çizmeÂye imkân tanımaktadır. Mübadil aileÂlerinin soyadlarının diÄŸer iki gruptan bu kadar farklı oluÅŸu, yerlilere mesaj iletme iradesini sergilemektedir: SiÂzin kadar Türk’üz, sizin gibi buralıyız, sizin kadar Türklüğe baÄŸlıyız ve en önemlisi, iyi, onurlu, deÄŸerli vs. inÂsanlarız.
Zira göze derhal çarpan, deÄŸerlerin ve olumlu niteliklerin teyit ediliÅŸi yönündeki bariz tercihtir (diÄŸer iki grupta yüzde 22’lik bir orana mukabil, mübadil soyadlarında yaklaşık yüzde 32). Aynı ÅŸekilde, gerçek Türk olmamakla suçlanan mübadiller, vatana ve uluÂsa baÄŸlılıklarını teyit etme ihtiyacını yerlilerden daha fazla hissetmekÂtedirler (diÄŸer iki gruptaki yüzde 6-7’lik orana mukabil muadillerde yüzde 11). Aksi istikametten bakıldığında, dikey (-oÄŸlu) ve yer isimlerine iliÅŸkin aidiÂyeti gösteren soyadları, yerli halkın yabancı saydığı bu kökeni gizlemek isterlermiÅŸ gibi, mübadillerde özelÂlikle nadirdir.
Sonuç
Türklerde soyadı seçimi, 1920 ve 1930’lu yıllardaki politikaların heÂmen bütünü için geçerli olduÄŸu gibi, temel hedefi türdeÅŸ, sınıfsız ve yaÂbancı ulussuz bir Türk ulusunun inÂÅŸası olan birden çok sürecin kesiÅŸi-minin ürünüdür. Dolayısıyla, soyadı kullanımı yakın tarihli bir olgudur ve yaÅŸadığımız 21. yüzyılın baÅŸlarında hâlâ gelenekleÅŸememiÅŸtir. Soyadları Almanya’da 12. yüzyıldan beri kulÂlanılmaktadır. Alman toplumunda özellikle ÅŸehir merkezlerinde görev ve mesleklerin paylaşımı söz koÂnusudur (Müller, Schmidt, Maier, Schneider, Fischer, vs).(27) Arap dünÂyasında, iktisadi hayattaki aynı tür paylaşım soyadlarına yansımaktadır: el-Haddâd (demirci), el-Hallâk (berÂber), el-Neccâr (dülger), el-Baytâr (veteriner) gibi soyadları, bireyin ve ailenin idari hiyerarÅŸideki mevkiini gösteren soyadları ile beraber var olmaktadır.(28) Fransa’da da meslekleÂrin yanı sıra yer isimleri ve toplumda ya da asalet sınıfındaki mevkiye iliÅŸÂkin soyadlarının beraberce var olduÂÄŸu bir konumlanma söz konusudur.(29)
Bu örneklerle kıyaslandığında, TürkiÂye örneÄŸi gecikmesiyle kendini belli etmektedir. 1934 kanunundan önce birey, adaÅŸlarından, ya geniÅŸ aileÂsinin ismiyle, ya fiziksel özelliÄŸiyle, ya ikamet ettiÄŸi veya kökeninin buÂlunduÄŸu yerle, ya da yetenekleriyle ayırt edilmekteydi. Oysa kanundan sonra bile soyadı hiçbir zaman sıklıkla kullanılmamıştır. Günümüzde bile, kırsal kesimde bireylerin komÂÅŸularının, dostlarının, uzun süreli meslektaÅŸlarının soyadlarını bilmesi nadirdir.(30) Buna mukabil, isme ya muhatabın yaşına göre bir akrabalık teriminin ya da erkekler için “bey” ve kadınlar için “hanım” teriminin eÅŸlik etmesi âdettendir. Aynı yaÅŸ döneminden olmayan bir kiÅŸi için saÂdece ismin kullanılması son derece nadirdir ve çoÄŸu zaman kabalık sayıÂlır. Böylece, samimi iliÅŸkilerde daha yaÅŸlı kadınlar için “teyze”, daha ileri yaÅŸta genç kızlar için “abla”, daha yaÅŸlı erkekler için “amca” ve daha ileri yaÅŸtaki genç erkekler için “aÄŸaÂbey” veya basitleÅŸtirilmiÅŸ biçimi olan “abi”, isme eÅŸlik eder. Buna mukabil, daha yaÅŸlı bir kiÅŸinin kendinden genç bir kiÅŸiye hitap ederken sadece ismiÂni kullanması caizdir. Resmi iliÅŸkilerÂde ismin arkasından, cinsiyete göre “bey” veya “hanım” gelir. İlginç olaÂrak, 1930’ların ve 1940’ların yüzeysel BatılılaÅŸma döneminde mösyöye tekabül eden “bay” ve madam’a teÂkabül eden “bayan” unvanları ortaya çıkmış, soyadından önce kullanılmışÂtı, fakat bu uygulama yerel üretimli filmlerden öteye gitmemiÅŸ ve asla yaygın uygulamaya konu olmamıştır. BaÅŸka bir deyiÅŸle, bir soyadı sahibi olmak, günümüzde bile ancak resmi belgelerde iÅŸe yarar. Uzun lafın kısaÂsı, mübadillerin soyadı seçme yoluyÂla ilettikleri mesajlar, baÅŸarısızlığa mahkûmdu. Yabancılıklarının silinÂmesi için bir nesil gerekti.(SA/EÖ/EÜ)
* Samim Akgönül’ün toplumsal Tarih dergisinin Ekim 2009 sayısında yer alan ve Emre Öktem’in çevirdiÄŸi yazısını alıntıladık.
___________________________________________________
1 Bkz. Bott Elizabeth, Family and Sociat Netmork, London: Tavistock, 1971.
2 TamdoÄŸan-Abel Işık, “Individus et pouvoirs dans une ville ottomane au ı8e siecle” in Anastassiadou Meropi, Heyberger Bernard (ed.), Figureö anonyme&, ftigureö d’elite: pourune anatomie de l’Homo ottomanicui, İstanbul: Isis, 1999, s. 9.
3 Bu konuda bkz. Levvis Bernard, The Muttlpte IdenUtieö of the Middle Caöt, New York: Schocken Books, 1999, s. 10-12.
4 Kanunun kabulünden önceki tartışmalar İçin bkz. Tör Nükhet, “Siz Kimlerdensiniz veya Soyadlanmızın hikayesi” Türk Dili, 616, Nisan 2003, s. 399-407. Ayrıca bkz. EmiroÄŸlu, Kudret, Suavi Aydın, Antropoloji Sözlüğü, Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları, 2003, s. 11.
5 Li Yong-Song, Türk Dillerinde Akrabalık Adları, İstanbul: Simurg, 1999, s. 49.
6 Desanti Dominique, “Masquer son nom” İn Corp& ecrit, 8, 1983, s. 95-97.
7 Lapierre Nicole, Changer de nom, Paris: Stock, 1995. s-13.
8 Gonon Anne, “Noms et changements de noms. Un aspect de la construction institutionnelle de l’identite japonaise {1868-1945)” in Genet>et>, 13, Eylül 1993, s. 54-75.
9 “İsim deÄŸiÅŸimi, bir geçiÅŸ ayininin varlığına İşaret eder. Bu deÄŸiÅŸim, kabaca, kiÅŸinin kendisini kiÅŸi olarak temsil ettiÄŸini düşündüğü ismin türüne sahip olmak istediÄŸi ve eski isminin temsil ettiÄŸi türe artık mensup olmak istemediÄŸi anlamına gelir.” Strauss Anselm, Miroin et Maique&. Une introduction â l’interactionni&me, Paris: Metailie, 1992, s. 18.
10 İncelemeyi Sait Güran yürütmüştür; aktaran: Ömür Faik, Cine vergleichende Studie über die Namengebung und Per&onennamen im Deutichen und İm Türki&chen. Liâam ü&tü tezi, Ankara: Hacettepe üniver&ite&i, ‘995. 9’-
11 Fındıkoğlu Ziyaeddin Fahri, İçtimaiyat, Hukuk So&yoloji6i, c. 3., İstanbul: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1958, s. 312-315.
12 Bkz. Duben Alan, Behar Cem, İ&tanbul Houieholdâ: Marriage, Family and Fertility, 1880-1340. Cambridge: Cambridge University Press, 1991.
13 Dündar Fuat, Türkiye Nü$u& Sayımlarında Azınlıklar, istanbul: Doz, 1999, s. 184
14 http://www.nvi.gov. tr/n(Ana_Sayfa_Isim_ Istatistikleri_Sun.html
15 Çelik Celalettin, Uim kültürü ve din, İstanbul: Çizgi, 2005, s. 106.
16 1930’ların TürkleÅŸtirme ortamında, özellikle kendi kendini asimile etme yönünde bir yaklaşım benimseyen Yahudi cemaatine mensup pek çok gayrimüslim, Türkçe ya da Türkçedekİ gibi telaffuz edilen soyadları seçmiÅŸlerdir. Özellikle dil açısından türdeÅŸleÅŸtirmenin damgasını vurduÄŸu bu yıllarda “VatandaÅŸTürkçe KonuÅŸ” kampanyaları birbirini İzlemektedir. Yahudi cemaatinin TürkleÅŸtirici yaklaşımı hakkında bkz. Bali Rifat, Cumhuriyet yutarında Türkiye yahudileri. Bir TürkleÅŸtirme Serüveni (1923-1945), İstanbul: İletiÅŸim, 1999; Rum cemaatinin tavrı hakkında bkz. Akgönül Samim, “Les Grecs d’İstanbul dans les annees 1930” in Aekrio Kevtgou MlHpaGlOTLttÖJV Ijtouöüjv, 14, 2004, s. 203-278.
17 Çelik, age, s. 229 ve devamı.
18 Akgönül Samim, “Religions minoritaires entre ossification et dynamisme”, yayınlanma safhasındadır.
19 Bkz. Poitou jean-Pierre (ed.), La di&&onance cognitive, Paris: Armand Colin, 1974.
20 Duman Derya, 2004 “A Characterîsation of Turkish Name Inventory” in International Journal ofr Sociolingulitia: Sociolingui&ticâ in Turkey, 165, 2004, s. 155-177.
21 Aktaran Çelik, age,, s. 111-112.
22 Gerhard Kos Almanya’daki soyadları üzerine yaptığı araÅŸtırmasında bu ülkedeki en yaygın 48 soyadından 2g’unun meslek iÅŸaret ettiÄŸini bulmuÅŸtur. Kos Gerhard Namen^or&chung: Cine Cintjührung in die Onoma&tik, Tübingen: Max Niemeyer Verlag, 2002, s. 37.
23 Çelik, age. s. 113.
24 Türk soyadları arasında renklerin özel bir yeri vardır. Bunların, ifade ettikleri renklerden baÅŸka sembolik anlamları da olduÄŸu ve sıklıkla takma İsim ya da lakap olarak kullanıldıkları gayet iyi bilinir. Bu baÄŸlamda kara, çok esmer bir kiÅŸiyi olabileceÄŸi gibi kötü bir kiÅŸiyi de kastetebilir. Aksine, ak, beyaz tenin dışında, iyi niyetli bir kiÅŸiyi kasteder, “gök” gibi bir terimde mavi renk ululuÄŸu, büyüklüğü de ifade edebilir. DiÄŸer yandan renkler, temel yönleri de ifade ederler. Genellikle kara’ya kuzey yönü izafe edilir (Karadeniz), aka ise güney (Akdeniz), al ya da kızıl’a batı ve gök’e doÄŸu anlamı yüklenir, bkz. KaradoÄŸan Ahmet, “Türk ad biliminde Renk Kültü” in Mitli Folklor, 16/62, s. 89-
99. Ürettiğimiz sınıflandırmada, renklerden türetilmiş soyadlarını ayrı bir kategori olarak kullanmadık zira burada soyadının merkezi mesajının söz konusu olmadığını düşündük.
25 Aras’a göre Türklerdeki animist ve totemci gelenekler, yırtıcı ve vahÅŸi hayvan isimleriyle varlığını sürdürmektedir. Aras Özgü, “Ad Koyma” in t dam An&iklopediâi, c. 1, 1998, s. 332-333.
26 Sümer’e göre bunlar, OÄŸuzlardaki baÅŸlıca adlandırma kaynağıdır. Sümer Faruk, Omuzlar, İstanbul: Türk Dünyası AraÅŸtırmaları Vakfı Yayınları, 1992, s. 283.
27 Kos, age, s. 37.
28 Câbir Nedâ El-Hüseynî, “İnsan İsimleri hakkında bir araÅŸtırma” in SÜ İlahiyat Faküitedi Dergiâi, 18, 2004, s. 201-206 aktaran: Çelik, age, s. 110.
29 Bkz. Lefebvre-Teillard Anne, Le nom. Droit et hi&toire, Paris: PUF, 1990.
30 Delaney Carol, Tohum ve Toprak, İstanbul: İletişim, 20oı, s. 202.