Bu yazı, Nor Zartonk Bülteni’nin Kasım-Aralık sayısında yayımlanmıştır.
700 gün evvel ana akım medyanın her zamanki gibi suskun olduÄŸu, üç maymunu oynadığı günlerden biriydi 28 Aralık 2011. ‘Uzak’larda bir köyde yaÅŸayan ve kaçaÄŸa giden çoÄŸu çocuk 34 kiÅŸinin üzerine Türk Ordusu’nun savaÅŸ uçakları bomba yaÄŸdırmıştı. Medya suskun kaldıkça, internet üzerinden bölgeden bilgi akıyor ve kimlikler netleÅŸiyordu. Köy ahalisi yavrularının bombayla parçalanan bedenlerini toplamak için koÅŸmuÅŸtu yanlarına ve o köylere 700 gün geçmesine raÄŸmen hâlâ adalet uÄŸramadı.
Cenazeleri kaldırılıp, eşek üzerinde köye geri taşındığı görüntüler Türkiye gerçeğini, devletin katliamcı geleneğini bir kez daha hatırlatıyordu. Batı’da yılbaşı hazırlıkları yapılırken, ülkenin doğusundan ağıtlar yakılıyordu.
Günler sonra devlet görevlileri tarafından “zaten kaçakçılardı†denilip katliamı meÅŸrulaÅŸtırmak için yoÄŸun bir propaganda faaliyeti yürütülürken, zihinlerdeki birinci ve en basit soru ise devletin -bölgedeki jandarma kuvvetlerinin- bildiÄŸi ve olaÄŸanlaÅŸmış, insanları mayınlı arazilerde yürümek zorunda bırakan bu eylemin cezasının ölüm mü olduÄŸuydu. Tüm bunlardan sonra ise devlet, aileleri tazminat ile susturup, ‘Emine Ana’nın ziyareti ile olayı geçiÅŸtirmek ve üstünü örtmek istemiÅŸti. KardeÅŸlerinin, çocuklarının hesabını soranlar gözaltılar ve tutuklamalar ile yıldırılmaya çalışılmıştı.
Dönemin kürtaj tartışmalarında “Her kürtaj bir Uludere’dir†deyip, adeta Roboskî Katliamı’na verilen tepkileri ‘abartılı’ bulmuÅŸ ve insanların acılarını küçümsemiÅŸti. Bu piÅŸkin ve sorumluluktan kaçan tavır, bugüne geldiÄŸimizde de hâlâ sürdürmekte olan, BaÅŸbakan 700 gündür adalet talep eden ailelere ve acıyı yüreÄŸinde hisseden tüm halklara bir fail göstermedi, cevap vermedi. Gezi DireniÅŸi için “Emri ben verdim†diyen ErdoÄŸan, Roboskî’de vur emrini kimin verdiÄŸini hâlâ açıklamadı.
Hiçbir ÅŸeyin aslında gizli olmadığı, sorumluların sorumluluklarını reddetmekten çekinmediÄŸi, acısı dün gibi taze olan Roboskî Katliamı’nın üzerinden 700 gün geçti. Åžunu bir kez daha vurgulamakta fayda var ki, Roboskî sadece bir vicdan meselesi deÄŸil, aynı Hrant Dink ve Sevag Balıkçı davalarında olduÄŸu gibi bir adalet meselesidir. Adaletin tesis edilmediÄŸi bir ülkede, onurlu ve kalıcı bir barıştan söz etmenin bir gerçekliÄŸi olmaz.
Roboskî Katliamı’nın failleri derhal açığa çıkartılmalı, halkın ve adaletin önünde hesap vermelidir. Roboskî’nin hesabını hep beraber soramazsak, aynı Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta olduğu gibi yenilerine engel olamayız. Roboskî’ye adalet gelmeden, Kürdistan’a barış gelemez.
