Benim adım Saro Nene. Heredan’daki evimizde tarhana hazırlayıp turÅŸu kurduÄŸum o yıl kara haber köye ulaÅŸtı: “Ermeniler köylerini boÅŸaltıp Kafle’ye çıkacak!” Kafle yollarına beÅŸ çocuÄŸumla birlikte çıkmış Urfa’ya geldiÄŸimizde yapayalnız kalmıştım. İkisi ölmüştü. İkisini Daciglere emanet etmiÅŸ, biriniyse yolda kaybetmiÅŸtim. KaybettiÄŸim oÄŸlumu yıllar sonra bulduÄŸumda iki öğüdüm oldu ona. Heredan’a bir daha ayak basmayacaksın. Bir de tarhana yapmak, turÅŸu kurmak uÄŸursuzluk getirir bilesin!
Benim adım MoÅŸe. Kırklarelili bir Yahudi’yim. Almanya’dan tüm Dünya’ya yayılmakta olan antisemitizm Türkiye’de de yankı bulmaya baÅŸlamıştı. 3 Temmuz 1934 gecesi evlerimiz yaÄŸmalandı, dayak yedik. Yerel makamlara baÅŸvurduÄŸumuzda cevap hazırdı ‘Halk ne isterse o olur!’. Bize derhal bölgeyi terk etmemiz söylendi, aksi halde olacaklardan kimse mesul deÄŸildi. Tüm varlığımızı ve anılarımızı geride bırakıp önce Edirne’ye oradan İstanbul’a göç ettik. O gün Türkiye’de sayımız yüz bin civarındaydı bugün on beÅŸ bin kiÅŸi kaldığımız söyleniyor…
Benim adım Memed. Hükümet 1940’da Zonguldak madenlerinde zorunlu çalışma uygulaması başlatınca 20.000 kişi mükellef işçi olarak kayıtlara geçirildik. Sekiz yıllık mükellefiyet boyunca kimimiz günde on sekiz saat yalın ayakla çalıştı kimimiz göçüklerde patlamalarda can verdi. Madenlerde yaşam bugün hala çok zor. Özel maden ocakları mükellefiyet günlerini aratmıyor. Son kurban iki hafta önce göçük altında kalan bir arkadaşımız oldu! ´
Benim adım Keti. 6-7 Eylül 1955’de 13 yaşındaydım. Evimizin kapısına gelenler ‘burada 13 yaşında bir kız varmış çabuk onu bize verin’ diye bağırıyorlardı. İlk baÅŸta bir anlam veremedim neden beni ısrarla istediklerine, sonradan öğrendim ki birçok gayrimüslim kız çocuÄŸuna tecavüz etmiÅŸler. Türk komÅŸularımızın evine sığındığımız o iki gün boyunca evler, iÅŸyerleri ve kiliseler yakıldı, yıkıldı. YaÄŸmanın ertesinde 150 bin Rum’un hemen hepsi terk etti ülkeyi. YaÅŸamak istemediler burada…
Benim adım Meral Özkol. 1 Mayıs 1977 günü 500.000 emekçi ile birlikte Taksim Meydanı’ndaydım. Miting devam ederken üzerimize birden bire yaÄŸmaya baÅŸlayan mermilerden canımı kurtarmaya çalışırken etrafa sis bombaları atan panzerlerden birinin tekerlekleri altında ezildim. Yalnız deÄŸildim. Benimle birlikte 34 kiÅŸi hayatını kaybetti 126 kiÅŸi yaralandı. Ama 1 Mayıs’ın failleri gizli kaldı…
Benim adım Cennet Çimen. 23-25 Aralık 1978 günlerinde Maraş’ta faşistler biz Alevilerin yoğun olarak yaşadığı mahallelere saldırdılar. Olaylar bittiğinde 80 yaşında olan benle birlikte 111 kişi katledilmiş binin üzerinde insan yaralanmıştı. Sonrası mı? Alevi nüfusun yüzde sekseni Maraş’ı terk etti. Ve katliamın bir numaralı sanıklarından biri önce milletvekili oldu sonra Meclis İnsan Hakları Komisyonu Üyeliği’ne getirildi.
Benim adım İrfan BabaoÄŸlu. 1980 Kasımında tutuklandığımda 21 yaşındaydım, çıktığımda 42. Diyarbakır Cezaevine gittiÄŸimiz dönem iÅŸkencelerin henüz sistematik hale geldiÄŸi bir dönemdi. Dışkı yediriyorlardı, gururumuzu incitecek, insanı hiçleÅŸtirecek her ÅŸeyi yapıyorlardı. O dönemde birçok arkadaşımız aklını yitirdi. Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran, koÄŸuÅŸa geldiÄŸinde, ‘BildiÄŸinizi, gördüğünüzü, yaptığınızı burada kusacaksınız’ diyordu. Sadece onu suçlamak yeterli deÄŸil, bir bütün olarak o dönemin yargılanması gerekir…
Benim adım Asım Bezirci. 2 Temmuz 1993 günü Pir Sultan Abdal Åženlikleri için Sivas’taydım. O gün binlerce kiÅŸi “YaÅŸasın Åžeriat†ve “Sivas Aziz’e Mezar Olacak†sloganlarıyla kaldığımız Madımak Oteli’ni kuÅŸatıp ateÅŸe verdi. Otelin içinde 35 kiÅŸi yanarak ve boÄŸularak can verdik. Katillerimizi mahkemede savunan kiÅŸi sonra Adalet Bakanı oldu. Bakanken müvekkillerini hapishanede ziyaret etmekten sakınmadı. Bütün bu süreçte sakınılan ÅŸey ÅŸimdilerde kebapçı olan Madımak’ın müzeye çevrilmesi oldu…
Benim adım Mızgin. 1993 yılı ilkbaharı Jandarmaların yaktığı köyümüzü terk etmek zorunda bırakıldığımızda 8 yaşındaydım. Bir tek canımız vardı yanımıza alabildiğimiz. 6 kardeşimle birlikte sokaklarda mendil, sakız sattık. Şimdi hepimiz bir yerlere dağıldık.
Benim adım Mehmet Gündüz. 37 yaşında ve üç çocuk babasıydım polis kurşunuyla Gazi Mahallesi’nde hayatımı kaybettiğimde. 12 Mart 1995’te binlerce kişi sokaklara dökülmüştük. Alevilerin gittiği dört kahve ve bir pastanenin meçhul! kişiler tarafından taranmasını protesto ediyorduk. Yaklaşan iki panzerin göstericilere açtığı ateşle alnımdan vurularak can verdim. Gazi Mahallesi o gün cehennem yerine döndü.
Benim adım Metin Göktepe. Öldüğümde 28 yaşındaydım. Evrensel gazetesi muhabiri olarak 8 Ocak 1996’da Ümraniye Cezaevi’nde öldürülen tutukluların cenazesini izlemeye gitmiÅŸtim. Haber peÅŸinde koÅŸarken yüzlerce kiÅŸi ile birlikte polis tarafından Eyüp Kapalı Spor Salonu’na götürüldüm. Oradan cenazem çıktı. Yetkililer duvardan düşerek öldüğümü söylediler. Oysa polislerin ÅŸiddetli cop ve sopa darbeleriyle kan kaybından hayatımı kaybetmiÅŸtim.
Benim adım Özlem Kılınç. Novamed işçilerinden biriyim. Fabrikaya girdiğimde 20 yaşındaydım. İşyerinde işçilerin birbirleriyle konuşmaları yasaklanmıştı. Tuvalette kalınan süre bile hesaplanıyor, hatta çocuk doğurmak isteyen işçiler sıraya girmek zorunda bırakılıyordu. Bu koşulları protesto için başlattığımız grev 448 gün sürdü ve grevin sonunda sendikal örgütlenme hakkımızı elde ettik.
Benim adım Festus Okey. İstanbul’da yaÅŸayan Nijeryalı bir sığınmacıydım. 20 AÄŸustos 2007 günü Tarlabaşı’nda gözaltına alınıp Taksim Polis Merkezi’ne getirildim. Merkezde bir polisin silahından çıkan kurÅŸunla yaralandım ve hayatımı kaybettim. Olayın üstünü kapatmak için önce kamerasız bir odada sorgulandığım söylendi sonra ölümümün nasıl meydana geldiÄŸini ortaya çıkaracak tek kanıt olan kanlı gömleÄŸim kaybedildi!
Benim adım Fatih Kılıç. Tuzla tersaneler bölgesinde işçiydim. TersaneciliÄŸin son yıllarda büyük atılım içerisinde olduÄŸu medyada bir zafer edasıyla yazıla dururken iÅŸ kazaları 2007 sonbaharında Tuzla’yı can pazarına çevirdi. 80 gün içinde 8 işçi öldü bu iÅŸ kazalarında. Kurbanlardan biri de bendim. Makineyle çalışırken çatıdan düşüp hayatımı kaybettim.
Benim adım Hrant Dink. 19 Ocak 2007´de sırtımdan vurularak öldürüldüğümde 53 yaşındaydım. Sözüm de gönlüm de bu topraklarda yaşayan insanların kardeşliğinden, eşitliğinden, insan haklarından, bir arada yaşamaktan ve barıştan yana oldu hep. Bu bildirideki diğer kardeşlerimle aynı zihniyetin mağduru olduk hep ve işte tam da bu yüzden :
KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA!
YA HEP BERABER YA HİÇ BİRİMİZ!
Nor Zartonk