İsimsiz Kıraat, Ne Oldu Ne Bitti!

Misak TUNÇBOYACI

Bir zaman dilimini bildiren, aşina olduğumuz kadar hasbelkader farkına vardıklarımızı da derleyen, yaşanılmış bunlar da diye özet geçen bir mefhumun kendisidir eski. Eskiden de olmuştu bunca şey ama kimsenin gıkı çıkmamıştı. Eskiden de vardı böyle deli fişeklik, söze sahip çıkma hevesleri lakin kimse bunun peşinden koşmamıştı. Öyle olmuştu lakin böyle sona ermişti. Şu denilmişti gel gelelim kimsenin aklının kıyısından ne yapmalı nasıl etmeli konusu hep muallakta kaldığından sonu yoktu. Olmamıştı.

Muallaklarda, amalarda ve fakatlarda yüklenilenlerin hemen tümünün, hepsinin bir aradalığını göstere gelen bir yapı eski. Eskimedik, eskide kalmadık. Tam da düşünülen ha’bire serpiÅŸtirilip, servis edilip durulan siz bilmezsiniz o zamanları diye geçiÅŸtirilmeye bir koÅŸu çabalanılanların ya dibindeydik, ya bilincindeydik ama hep oradaydık.

Menzilin içerisinde kapsamındaydık. Bir zamanlar meseline takılıp durulanla şimdiki zaman dâhilinde eylenenlerin hiçbir suretle birbirinden ayrıştırılmayacak vehamet topaçlamalarından mürekkep olduğunun farkındaydık. Hâlâ da öyle. Evet, eski denilende küçük de olabiliriz, deneyimsiz ya da başka bir sıfat ile anılabiliriz. Gel gelelim bakıp görelim şimdi başımızın üzerinde sallandırılan giyotin her neyse gerek burada gerek başka bir yerde ve zamanda kimlerin elinden çıktığının tanıklığında hep aynı noktadaydık. Görmeye çabalanan! Bilmek için didinen. Usul usul, uluorta her şeyi üzerine bir ağın gerilmesi gibi nadasa bırakılmaya, üzerinin tam ölü toprağıyla donatılmasına, sessizleştirilmesine çabalanılanların hepsinde buralardaydık. Bu topraklarda. Şu menzilde.

Düşündükçe, erebildikçe devlet dediÄŸimiz mekanizmanın hepimizin yerine kararlar üretip sonuçlar çıkartanın, sonuç diye yarım yamalaklık kotaranların ellerinden neler çıktığını, hangi fecaatlere götürüldüğümüzün idrakındaydık. Dedik ya bizler buralardaydık. Eskidi artık, bayatladı bu mavralar hep o bildiÄŸiniz sakızı çaklatır gibi masallar, tekerlemeler denilirken bile isteye körlüğün, körleÅŸtirip vicdanın bir bedeli olduÄŸunun onun da satın alınabileceÄŸine kani olan devletlu aklının eylediklerinden bi’haber deÄŸildik, yok o kadar deÄŸildik. Bir kere daha yineleyelim isteriz. Bu minvalde yıllar yılları koÅŸa koÅŸa kovalarken, tefe konulacak olanların, dış mihrak belleneceklerin de halklar olduÄŸu konusunu eklememiz gereklidir diye düşünüyoruz.

Oradan baÅŸkasından ekmek çıkmayacağı! Savı üstünden devam ettirilen kurgulamalar biteviye rutin diye nakÅŸolunan oysa sırasıyla yaÅŸayan her halk kitlesinde ayrı bir yarılmanın, darbın, yaranın vd. sabitlenmesi yolunun müsebbibi olarak deÄŸerlendirilebilecek tavırların denkliÄŸi İkinci MeÅŸrutiyet’in ilan olunduÄŸu 1908’lere kadar bizi geriye, eskiye götürür. Dönemsel yapının herhangi bir olumsuzlamayı bile asla kaale almamasının, düzeltmek bir yana üstelik, her halükarda dayatımlardan mürekkep bir hayat tecrübesinin ikiletmeksizin yola koyulduÄŸu günler. Eskide kalmış görünse de bizahati ÅŸimdiyle benzeÅŸen. Handiyse bir örneÄŸi daha bilmiyoruz kaçıncı vesikası!

1909 yılında, Adana ve yöresinde Ermeni halkına eylenen kıyım operasyonlarının, gerçek bir kırım teÅŸebbüsünün daha sonrasında, koca bir halk için felaket sözcüğünün tam karşılığına denk gelecek olanının temellendirildiÄŸi -devletçe bir kere yaptık gene yapacağız tehditinin bir kenara atılmayacak ön izlemesinin vuku bulduÄŸu günler. Babıali’de sansür mekanizmasının temellendirilmesini dahası pek çok vakıanın daha en başından duyumsanmayacak ÅŸeyler, üzerine düşünülmeyecek münferit olaylar olarak deÄŸerini bulmasının günlerinden bahsediyoruz. Ne kadar ÅŸimdiye benzeÅŸ, birebir. O günlerden bütün böyle birbirini takip eden engellemeler, tedbir görünümlü halkları birbirinden ayıklamalar, durmaksızın tehditler, edep bildirmeler haddi göstermeler, önce Ermenilerin, sonra Süryanilerin önemli bir kolu olarak Nasturilerin, arta kalanlarının, Pontusluların, Rum veya Hıristiyan inancına tabi olan herkesin önünde kocaman bir baskılamanın sergilendiÄŸi günler. Yıkım ve felaket. Yok ediÅŸ.

Oysa birkaç yıl önce, tam da MeÅŸrutiyet güncesinde yankılanandı.. O kıyılanların sesleniÅŸleri ‘Hürriyet, müsavat, uhuvvet’ ve bir eklemeyle kimi zaman karşılaÅŸtığımız adaletti tek temenni. O günlerden ne yaralar çıkmıştı bundan bu kısıtlı sahanlıkta bahsedecek mecalimiz de yerimiz de yoktur elbette. Ancak, bir kelam ekleyeceksek, o da o günlerde ne edilmiÅŸse onun arkasının da çorap söküğü gibi tekrarlarında yinelenen her vakıada millet-i sadıklardan, milletin bölücülerine, hainlerine, sırtından bıçaklayanlarına, ekmeÄŸini bölüşüp ihanet eyleyenlerine ulaÅŸan bir ÅŸecere ortaya çıkartılmaya çalışıldı. Böylesi ifÅŸa olundu. Her an, her koÅŸul altında.

Nerede kalmıştık? Evet, Ermenilerden baÅŸlayarak Hıristiyan nüfusun üzerine gerçekleÅŸtirilen baskılamanın bir baÅŸka veçhesi Yahudiler için de anlamını hâlâ muhafaza eden Kuzey Marmara’da yapılanlarda varlık vergisinde, AÅŸkalelere kadar uzanır ve devamlılığı saÄŸlanır. Orada biter mi? Bitmez. 1930’larda AÄŸrı, 1938’de Dersim’de gerçekleÅŸtirilen ayaklanmalar bastırılıyor seslendirmesiyle ve milletimizin gözünü korkutacak bir ÅŸey yok minvalinde yürütülen, hâlbuki, bilakis bir kıyamın baÅŸka bir perdesine ev sahipliÄŸini, katledileceklerin bu sefer Kürtler, KızılbaÅŸlar olduÄŸunun ortalandığı bir mefhumda devam eder. Sürdürülür. Dedik ya tek tipleÅŸtir, tekilliÄŸin en has beyaz mermerlerine sığıştır, tıkıştır her ne olursa olsun unut ve unuttur.

Devletualinin yaÅŸamımıza bakışının kısa ve net bir özeti. Ya benim, benim dediÄŸim gibi yaÅŸayacaksınız ya da benim istediÄŸimi kabul edene kadar sürecek zulümler başınızdan eksik olmayacaktır? Ne kalmıştı, neyi hatırlattık ki daha! Eskinin sadece bu birbirine paralel güncesinde eylenenler daha sonraları anti-komünizm perspektifinin de bu satıhda basbayağı süresi belirsiz bir biçimde gerçekliÄŸi hâline dönüştürüldü. Her yerde ve her ÅŸeyde bir düşman yaratmak bizim devletimize haiz olduÄŸu, en başından bu yana sahip olduÄŸu bir yeteneÄŸin! BaÅŸka bir tecrübesi. Evresi. 80’ler ve 90’lar ise birbirinden kopuk anlatımlar ile hiçbir ÅŸey olmamış gibi terrennüm eylenen skeç dizilerde anlatıldığı gibi deÄŸil, burada yaÅŸamak konusunda ısrarcı olanları, sözleri ve hakları için mücadele etmeyi bir an olsun unutmayacak olanlara reva görülenlerin baÅŸka perdelerine sahne olmaktaydı.

Gerçi o skecimsi görüntü akışlarını, o dizileri takip etmedikleri o kadar da apolitik olmadıklarını kimi ÅŸey veya olaylardan veya vakıalardan habersiz olmadıklarını gösteren bir 90 sonrası gençliÄŸimiz hâlen varmış. Gezi direniÅŸi boyunca bu tekabül ettirilen sürekli düşman yaratımına, ötekileÅŸtirilenlerle yan yana durmak konusunda tereddüt dahi etmeyenlerin kelamlarıyla karşılaÅŸtık. Yine, yeniden bir ÅŸeylerin bu ülkenin geçmiÅŸinde dününde söylenenlerin bugün bir o kadar farklı ve deÄŸiÅŸken sıradan bir Türk’ün talebi kadar olaÄŸan ne varsa onun herkes için geçerliliÄŸinin, ivedilikliÄŸinin öneminin farkındalılığıyla buluÅŸtuk. Bir yerde Gezi Parkı güncesinde. Hiçbir ÅŸey eskide kalmamıştı, hâlen güncelleniyordu iÅŸte.

Olağanüstü hâlin olağanımız hâline dönüştürülmesinden, dün askerin bugün sivilin eylediklerinin, vesayetin tam karşılığı olmasından, birbiri ardına gerçeklikle buluşturulanların tahakküm mekanizmalarının binasından rıza üretiminde hangi seviyelerin yeniden yoklandığını alenen faş eden bir bütünlük olduğu bu minvalde görünendir. Özetin özetidir. Dün yapılanlar, evvelsinde eylenenler her yere akıl fikir bilabedel sunulurken, kendi halkının bireylerine karşı olan kayıtsızlıklar, şunun maşası, bu lobinin üyesi, öylesi böylesi diye uzayıp giden bir yaftalama, fişleme çabasının devamlılığında bildik faşizmin halka sunumudur. Kısa ve kesintisiz. Aracısız bir biçimde dünün hainleri, bugünün mihrakları yarının Allah bilir kimleri olarak tek tipleştirilen, sınırlandırılanın ötesini kurcalayan, yoklayanlar için sınavların yoğunluğunu bir kere daha hatra düşürmektedir.

Ajansa düşer BeyoÄŸlu’nda trans Gaye katledilir! Eskide kalmıştı deÄŸil mi devletin tahakkümü, ÅŸiddeti ve hedef göstermelerinin başımıza getirdikleri. Epey uzaklarda. Birkaç tıklama ötemizde yeniden zuhur eylemekte, vicdansızlığın insanlığın katledilmesinde adımlanan kaçıncı dönemeç ile hemhâl oluyoruz. Görüyoruz. Artık takdirinize. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün akıllara zarar projelerinden bir diÄŸeri olarak sırdaÅŸ polis projesi ispiyonculuk, gambazcılığı, kapı komÅŸusunu ihbar etmek isteyenlere ister sözlü ister yazılı kolaylık abuklaması da eskilerden deÄŸil, bizahati ÅŸimdilerde cereyan etmekte. YaÅŸadığımız yerde dayatımların sonsuzluÄŸu konusunu ise bunca amanvermezliÄŸini ise affınıza sığınarak ne Orwell tahayyül edebilirdi, ne Zamyatin, ne de Huxley. [iÅŸte bu kesin bilgi]

Sözün denk getirilebildiği, birbirine lehimlendiği, aralıksız yinelenediği bir mevhum olarak tahakkümün şeklinin şemalinin hemen her gün koca gedikler ve ayrıştırma çabalarından mülhem olduğunun bilindikliğidir. Ayna vazifesi gösteren yaşadığımız güncellik dâhilinde boyuna, neredeyse ara verilmeden sorunların değil de başka şeylerin tartışılmasına müsamaha gösterilen, budur işte ileri demokrasi denile geleni kanıtlamak, haklı çıkartmak adına her anın, her vakıanın kollandığı sorunlarınsa her dem ötelendiği, bizzat buna gayret gösterildiğini okuyabilmenin mümkün kılındığı bir deneyim sahasıdır. Günler akıp giderken, zamanın heder edilme gayretkeşliğine mesken olunmasıdır.

Dünde işittiğimiz bugün başkaca bir şeye dönüştürülürken bunun insani ve vicdani ve ahlaki ve etik olmaktan öte çıkarımlar, illa ve billa ki kazanımlar onun da rant rant rant etrafından düzenlendiğini okuyabilmek mümkündür bu deney sahasında. Vurup, kırıp ve paramparça etmenin ya biat edeceksiniz ya da biat edeceksinizden gayrı şık bırakılmayan hemen her şeyin hemzemini tarumar etmek üstüne kurulduğunun afişe olunduğu bir deney sahasıdır burası. Sözün evrilip çevrilip, tutturulan türkünün darbeci bunlar alt metniyle beraber 41 kere söylendiği bir mevhum tüm batıllığı boşa çıkartmak için önce hesap vermesinin, bunca ezanın, kıyılan canın hesabının hedef gösterdiği insanların ve kurumların karşısında sadede ne zaman gelinecektir? Sorgulamalıyız.

Soluk alınmaksızın doğa tahribatında, gasplarında sorumluluk ve göz yummaların hemen alelacele derdest edilmeye çalışıldığı bir yerde bir dolgu olarak hep aynı teranelerin sahip çıkılmasındaki eğreltiliktir hepimize rastgelen bu deney sahasında. Düşünceler evrilirken, kalıt devletin hangi parametreleri varsa bunlara kol kanat gerenlerin ben ben ben diyen akılla-fikirle ortaklığını açık edendir, saymaktan usandığımız adetten bir başka kez sergilendiği, ispat edildiği bir menzildir işte bu ülke, şimdilerin ne kadar rafta tozlandığı sanılan eskisinin yeniden güne dâhil edildiği deney sahası. Tanımların, bakış açılarının, hemen tüm farklılıkların, fikir hürriyetinin kırmızı çizgilerle olan mesafesine, değmesine göre mütemadiyen yeniden düzenlenmesi dert mevhumunun nasıl bile isteye dönüştürüldüğünü özetlemektedir.

Hemen tüm kavramların içeriklerinin boşa çıkartıldığı, boşaltıldığı, bizzat buna uygun çalışmaların yandaş kalemlerin ellerinden çıkanlarca şekillendirildiği bir sath bu deney sahası. Muktedir argümanlarının zerre değişmezliğine binaen böylesi kesin ve netken halkın meramının önemsenmemesidir nakşolunan, hemen hiç aralıksız gösterimde kalan. Bugünün dünden farklı olan paylaşımların, haberlerin ve olan bitenlerin yalın gerçekliğinin, farkındalılığını arttırmak için olan çabalardır yalpalamaksızın değinilmesi gerekli olan. İkiletmeksizin söze katılması gereken. Ama nerede? Sözcüklerin karşısına toplumsal teamüller, milletin iradesi bunu gerektirir diye yapılan hak gasplarının tümüne dair bir çaba ve ifşa ortaklığıdır, Gezi direnişinden sonra meydana çıkan.

Ve evet, yaşıyoruz yetebildiÄŸimiz kadarıyla bir İstanbul’un, bir Adana’nın, bir EskiÅŸehir’in, bir Amed’in, bir Ceylanpınar’ın sözcükleri, bir Rojava’nın gerçekliÄŸi oluveriyoruz. Birlikte, bir arada. Kâh Mısır’da Adeviyye’nin kenarındayız, tıpkı Tahrir’de darbe heveskârlığı taşımayanların da olduÄŸunu, direndiÄŸini unutmadan, kâh Brezilya’dayız, kâh kapı komÅŸularımız Bulgaristan, Yunanistan ve Ermenistan’ın sokaklarındayız. İsyanlarının dipnotlarındayız. kâh kamusal alanlardan bir baÅŸkasının ranta peÅŸkeÅŸ çekilmesine, bir AVM daha dikilmesine ret için, kâh eski bir kültür olan bostancılığın köküne kibrit suyu dökülmek istenen son numunelik Yedikule ve Kuzguncuk’un.

Kâh neo-liberal angajmanlarla, her ÅŸeyin koca bir konjonktürel gereklilik olarak resmedildiÄŸi kurgu masalların öcülerine insan elli kıyımlarına dur demek, kâh bozuk plak kabilinden hemen her söylemde ‘rıza imalatçılığı’nı yutmadığımızı ikrar edebilmek için. Kâh buradayız, dört duvarın arasında, kâh sokaklardayız, her yerde. Herkesle müştereÄŸi arayanlarlayız. Kâh çapulcuyuz, kâh öfkeliler. Kâh hakkı gasp edilen emekçiyiz, kâh oturduÄŸu kıt kanaat kirasını ödemek için debelendiÄŸi kondusunun direnişçisi. İşimizde gücümüzdeyiz ama birisi dedikten sonra herkesin kendisini tekrar ettiÄŸi, onayladığı papaÄŸanlardan deÄŸiliz, kemirgen vs. hiç deÄŸil.

BildiÄŸimiz, uyanılan bir sonraki günde neleri nasıl ve hangi koÅŸullarda tecrübe edeceÄŸimiz nasıl ve hangi direktifler doÄŸrultusunda başımıza devletin ne iÅŸler açtığının farkındalılığıdır. Budur. İşin haberdar olmak ve anlamak kısmından katetmeye çalıştığımız mesafe buralardan birisidir, teyit edicisidir. Görüyoruz. Tıpkı Roboskî’de, Reyhanlı’da, Ceylanpınar’da, Lice’de eylenenlerden bildiÄŸimiz gibi unutmuyoruz. Tıpkı UÄŸur’un, Ceylan’ın katlediliÅŸlerini duyumsatmadıkları gibi, umursamayanları bildiÄŸimiz, bellediÄŸimiz gibi Ali İsmail’i, Mehmet’i, Ethem’i öldürenleri korumaya alanları bir an olsun hatrımızdan çıkartmıyoruz. Utku Kalı gibi nice tutsak eylenenlerin dava dosyalarında ne kepazeliklerin sergilenebildiÄŸi, hangi ayak oyunlarından medet umulduÄŸunun farkındayız, ÅŸimdi daha kestirmeden anlamını biliyoruz.

Görece özgürlükte tutsak edilenler olarak, durmaksızın öğrenmekteyiz seslerini handiyse hiç duyamadığımız barış çabasının hangi evrelerinde, nelerin gözlerden kaçırıldığının idrakındayız. Kaybedecek bir canımız daha yokken savaÅŸ iklimini sürdürme gayretkeÅŸliÄŸinin utancını, o kötülüğü asla bir daha asla paylaÅŸmayacağımızı yinelemeye gayret ediyoruz. İşte, yolda ve her yerde. Tekçil bakışımın neleri kapsamına aldığını kimleri, hangimizi hedeflediÄŸini ve niyesini biliyoruz, tanık yazılıyoruz yine birlikte. HES inÅŸaatlarının aman vermezliÄŸinden, pıtırak gibi çoÄŸalmasından, yıkmak eylemini her ÅŸeyi ve her yeri betona kestirmek, beton ormanlarla donatmak olarak ele alan algının İnönü Stadı’ndan Haliç Tersanesi’ne, Üçünce Köprü’den sayılabilecek bir dolu farklı projenin satır aralarında okuyoruz.

Kitlelerin içerisinde izole edildiğimiz günlerden sonra birbirimizin derdini anlama gayretinde basamakları usul usul çıkıyoruz. Kelam yetersiz kalınan her anda imdada yetişendir. Daraltım, tahakküm, baskılamaların karşısında biat etmeyeceğim diyebilmenin yol göstericisidir. Bugün ortak olanı, asgarinin yekününü, hemen hiç kimsenin karşı çıkmayacağı müştereği arama gayretinin belki bir ihtimal yeni uyanışın sofrasındayız. Buradayız. Kemirgenliğe kadar terfi ettirilsek de kazın ayağının öyle olmadığını, işin doğrusunun özgürlük mefhumu olduğunun ilamına ortak çabalarla varacağımızın bilincindeyiz, derdindeyiz. Beş kişinin kıyamı, üç kişinin dolaylı yollardan katledilmesi, bir kişinin hayatının elinden alınması, onlarca kişinin mahpusluk binlerce kişinin yaralanıp, canlarının yakılmasının mesele edilmeyecek bir şey olarak değerlendirilmesinin abukluğuna karşı hükümetin hesap vermesinin aciliyetini unutturmayacağız.

Bunca yaşatılanla bunca günden sonra korkuyu diri tutmaktan ötesini düşünmeyen muktedir hâllerinin açmazının kendi halkına karşı sağırlaşması olduğunu yineleyeceğiz. Bunca ezanın kestirilip atılmasına, davaların muallakta konulmasına ya da kapatılmasına müsamaha göstermeyeceğimiz Bilinesidir. Neyin önemli neyin teferruat olduğu bariz bir biçimde demeçlerde görünürken seslendirilirken sokağı, halkın sözünü işitmek ne ara söz konusu olacaktır. Mahallenin, meskenlerin, ağacın, parkın, toprağın ve yerküreye dair her şeyin ve hayatın kendisinin boyuna tecriti, tahrifi söz konusuyken halkın sözü ne yandadır!

Nitelikli olan sözün büyük harflerle, koca koca puntolarla dokuz sütuna manşet bir avaz, iki telaş bildirilmesinden anlaşılmaz. Gündem budur denilse de anlamlandırılmaz. Hemen hiç böylesinden bir yol bulunmaz buldurulmadı da bu yasalarında medeni olduğu vurgulanan ülkenin sathında. Böyle medeni medeni ilerletilirken, seviye atlanırken aşama aşama cenk edilirken, sözüm ona halk için kaybeden koltuk sahipleri değil demokrasi oldu. Hep halklar oldu. Yaşamaktansa biat et, rıza göster, kabul et ya da başına daha neler gelecekler var bir bilsenler eklendi boyuna habire. Dokunursan yanarsın buyuruldu. Bizler yaşamı isteyenler olarak, kargaları bile güldüren bu dayatmacılığa karşı hayatlarımızı istiyoruz. Kendimize ait olanı istiyoruz! İşitir misiniz?