Mısır: Yaklaşan Felaket

Mideast Egypt

Selim SEZER

ABD-Körfez destekli Mısır ordusunun, Muhammed Mursi ve Müslüman Kardeşler (İhvan) diktatörlüğüne karşı başlayan halk ayaklanmasını çalarak ve kendisine yedekleyerek, sistemi restore etmek amacıyla gerçekleştirdiği 3 Temmuz darbesi, sadece Mısır’ı değil, çok daha geniş bir coğrafyayı felakete doğru sürüklüyor. 3 Temmuz öncesinin siyasi konjonktürü ile ilgili değerlendirmeleri şimdiden kadük bırakacak şekilde, ülke kan gölüne dönüyor. Son bir hafta içinde hayatını kaybedenlerin sayısı, resmî rakamlara göre bile 800’ün üzerinde. Kurbanların ezici çoğunluğu, sivil-silahsız göstericilerden oluşuyor.

İlan edilen sıkıyönetim koÅŸullarında darbe karşıtı/İhvan yanlısı gösterilerin zayıflayabileceÄŸi öngörülse de, tansiyonun yakın zamanda düşmesini beklemek imkânsız gibi görünüyor. Hatırlanacağı üzere Mısır ordusu, 3 Temmuz darbesini gerçekleÅŸtirirken, dayanak noktası olarak Mursi’nin istifa etmeyi ve erken seçime gitmeyi kabul etmeyerek kutuplaÅŸmayı arttırmasını göstermiÅŸ ve ‘kısa bir geçiÅŸten sonra’ tüm kesimlerin katılacağı seçimlerin yapılmasıyla ülkeye istikrarın geleceÄŸini iddia etmiÅŸti. Oysa ÅŸu anda, Mısır’da hiç kimse seçimlerden bahsetmediÄŸi gibi, öyle ya da böyle nüfusun yaklaşık dörtte birini temsil eden İhvan hareketinin yasaklanması yönünde hazırlıklar yapılıyor.

14 Ağustos günü gerçekleşen katliam öncesinde, mevcut yönetim ile İhvan temsilcileri arasında görüşmelerin sürdüğü ve bir uzlaşmaya varılabileceği söyleniyordu. Tam bu noktada askerî yönetimin böyle bir adım atması, yakın gelecekte Mısır’ı nasıl bir siyasetin beklediğinin habercisidir: Yarım asırdan daha eski olan askerî vesayet sistemi güçlendirilecek; ordu, ülkenin hegemonik iktidar merkezi hâline gelecek ve istediği herhangi bir anda, ihtilaf hâlinde olduğu hareketleri ezebilecektir.

Son bir buçuk ayda yaÅŸanan geliÅŸmeler, 3 Temmuz’dan önce blok hâlinde hareket eden Mursi karşıtı siyasi hareketler arasında bazı çatırdamalara neden oldu. Darbe lideri Sisi, yaklaşık bir ay önce “bana güç verin, terörü ezeyim” çaÄŸrısı yapıp halkı kendisine destek için sokaÄŸa çağırdığı zaman, gerek Mübarek karşıtı, gerekse Mursi karşıtı kitle eylemlerinde önemli bir rol oynamış olan 6 Nisan Hareketi bu çaÄŸrıya uymamıştı. (Ancak yüz binlerce kiÅŸi askerî yönetime destek için sokaklara çıkmış ve ‘gücü alan’ ordu sabaha karşı Adeviye Meydanı’na baskın düzenleyerek 70 kiÅŸiyi öldürmüştü.) Aynı hareket, 14 AÄŸustos’tan sonra yaÅŸanan kitle katliamları nedeniyle de orduyu, İçiÅŸleri Bakanlığı’nı ve Müslüman KardeÅŸler’i sorumlu tuttu. 11 sol ve liberal grubun oluÅŸturduÄŸu ‘Ulusal KurtuluÅŸ Cephesi’, askerî yönetimin uygulamalarını eleÅŸtirmezken, cephenin sözcüsü ve kurucularından olan Halid Davud, “Biz, 25 Ocak ve 30 Haziran ayaklanmalarını güvenlik güçleri insanları serbestçe öldürsün diye yapmadık” diyerek istifa etti. Bazı küçük sol grupların da hem askerî yönetime, hem de Mursi yönetimine dönüş arzusuna karşı tavır aldığı biliniyor. ‘Üçüncü meydan’ olarak adlandırılan Sfenks Meydanı da bu çizgide eylemlere tanık oldu. Ancak, tüm bu kırılmalara raÄŸmen, an itibariyle Mısır’da solun çoÄŸunluÄŸu askerî yönetimi doÄŸrudan veya dolaylı olarak destekliyor gibi görünüyor.

Elbette Mısır soluna ne yapması gerektiÄŸini öğretmek bizim iÅŸimiz deÄŸildir. Ancak, saÄŸduyulu ve analitik bir yaklaşımla bakıldığında, süreç, Mursi iktidarının devrilmesiyle kalmayacağı gibi, akan kan da bu kadarla kalmayacak gibi görünüyor. Bir süredir askerî yönetime karşı ‘Özgür Mısır Ordusu’nun kurulmasından bahsediliyor ki, bunun gerçekleÅŸmesi hâlinde Suriye senaryosunun aynısını Mısır’da da izlememiz kuvvetle muhtemeldir. Üstelik ABD de bu senaryonun tekrarına hazırlanıyor intibasını vermektedir.

6 AÄŸustos’ta Beyaz Saray tarafından, ABD’nin Mısır BüyükelçiliÄŸi’ne Robert Ford’un atanmasının düşünüldüğü açıklandı. Robert Ford, 2004-2006 yıllarında Irak’ta Büyükelçilik Danışmanlığı, 2010’dan sonra da Suriye BüyükelçiliÄŸi yaptı. Bu karanlık isim, her iki ülkede de kontrgerilla tarzı eylemlerin örgütlenmesi iddialarıyla baÄŸlantılı olarak tanınıyor. ‘Yanıltma harekâtı’ diye de adlandırılan bu eylem biçimi, kısaca, bir yerde suikast ya da bombalı saldırı gerçekleÅŸtirilmesi ve bunun baÅŸkası tarafından yapılmış gibi gösterilmesi olarak özetlenebilir. Buna verilebilecek ‘mükemmel’ bir örnek olarak; 2005 yılında Irak’ın güneyindeki Basra kentinde, Åžiilere karşı –Sünniler tarafından yapılmış gibi gösterilmek üzere– bombalı saldırı hazırlığında olan iki İngiliz subayı, üstlerinde Arap kıyafetleriyle polis tarafından tutuklanmıştı. Bu kiÅŸilerin mahkemede konuÅŸması, dönen kirli oyunlara dair çok ÅŸeyi ifÅŸa edecekti. Buna rıza göstermeyen iÅŸgal kuvvetleri, Basra Hapishanesi’nin duvarlarını tanklarla yıkarak iki subayı kaçırmıştı. Ancak, hem Irak’ta, hem de Suriye’de çok dramatik sonuçlar yaratan bu giriÅŸimler bugüne kadar devam etti ve yakında Mısır’da da benzerlerini görmemiz hiç de düşük ihtimal deÄŸil.

Ülkede bir iç savaÅŸ çıkma tehlikesinin yanı sıra, darbenin nihai siyasi amacının da, ‘anti-emperyalist’ beklentilerle hiçbir ilgisi olmayan, Suudi nüfuzu altında bir yönetim kurmak olduÄŸu da giderek netleÅŸiyor. Suudi Arabistan, Bahreyn ve BirleÅŸik Arap Emirlikleri’nin despot krallarından Mısır ordusuna ve onun sözde ‘teröre’ karşı mücadelesine destek açıklamaları hemen her gün tekrarlanıyor. Mısır ordusuna akan Körfez menÅŸeli petrol dolarlarının da meblağı biliniyor. Tartışılabilir olmakla birlikte pek çok yorumcu Mısır’da yaÅŸananları, ABD’nin OrtadoÄŸu’da yakın zamana kadar birlikte çalıştığı Müslüman KardeÅŸler hareketini tasfiye ederek yerine Suudi merkezli SelefiliÄŸi geçirmesi olarak deÄŸerlendiriyor. Bu yorumlarla gayet uyumlu bir ÅŸekilde, daha ilk günden ordunun ‘yol haritası’nı desteklediÄŸini söyleyen Selefi Davet ve Nur partileri, birkaç gün önce de, “Arap ve İslam aleminin çıkarları gereÄŸi Mısır halkının silahlı kuvvetleri desteklemesi gerektiÄŸini” açıkladı. Bu partilerin iktidara gelmesi çok yüksek ihtimal olmasa da, yeni dönemde Mısır’da Suudi ve Selefi etkisinin daha fazla olacağı kesin gibi görünüyor.

Vaziyet buyken Mısır’a artık ‘İhvan karşıtlığı’-‘İhvan yandaÅŸlığı’ penceresinden bakmaya son vermek gerekir. Aynı ÅŸekilde, bölge siyasetine Türkiye’deki siyasi denklemlerden hareketle bakmaya da son vermek gerekir. AKP hükümetinin neden Mursi’ye ve Müslüman KardeÅŸler’e canla baÅŸla sahip çıktığı ayrı bir analiz konusudur. Ancak, dünya siyasetinde darbeyi kimlerin desteklediÄŸine de iyi bakmak gerekir. Ayrıca Latin Amerika’nın solcu iktidarlarının da darbeyi ve askerî yönetimi karşısına aldığını ve son olarak Venezuela’nın Mısır Büyükelçisi’ni geri çektiÄŸini de görmek gerekir.