”Qui Définit Le Moment Où J’écris?”*

Misak TUNÇBOYACI

İktidar kavramı aslında bugün artık tedavülden kalkmış bir ideolojik boyut ve bir tarihsel devamlılık yoluyla kendini sunuyor. Bodin’in bütün yönetim biçimlerinin monarÅŸik olduÄŸunu (modern dönemde egemenliÄŸi niteleyenin her zaman Bir olduÄŸunu iÅŸaret ederek) söylemesinden ilhamla, biz de bugün yönetim biçiminin ve iktidarın maddesinin İki’ye indirgenebilir olduÄŸunu, yani bir kuvvet ikilisine ve farklı güçlerin karşılaÅŸmasına indirgenebilir olduÄŸunu söyleyebiliriz. İktidarın uygulanışına karşı ortak alanın uygulanışı: EgemenliÄŸi tanımlama meselesinde, modernlikten postmodernliÄŸe geçiÅŸte her yerde karşımıza çıkan aÅŸkın çatışma budur. Hic Rhodus, Hic Salta. Biz de artık eldivenlerimizi çıkartıp atmış görünüyoruz!. (Antonio NEGRI – Porselen Yapımı – MonoKL)

İçinde kalakaldığımız bu kıstırılmışlık halinin üstesinden gelebilmek, aşabilmek için bentleri başka bir yolun tahayyülü üzerine düşünürken buluyoruz kendimizi. Çoğunlukla, parklarda, sokaklarda yan yana ortak bir dilin tahayyülüne bu kadar koşturmaktayken birlikte, elini hiç korkak alıştırmayan, kısıtlamayan muktedirin yapıp ettiklerinin tam da yukarda değindiğimiz usandırmak gayreti üzerinden şekli her dem yeniden kotarılan bir tahakküm güncelliğinde bir yol daha var mıdır bunun derdinde ortaklaşıyoruz. Konuşmaya gayret ediyoruz. Suskunlaştırmaların, suskun kalıp seyirci olmaların daha önce neler ettiği, nelere nasıl bir biçimde yol verdiğini bildiğimizden, 31 mayıs öncesinden teyit ettiğimizden bu yana geçen süre dahilinde nereye doğru evrildiğimiz, nasıl ve hangi şartlarda günün geçtiği sorgulamalarında bütünleşiyoruz. Bir kez daha ama son kez değil bütünün paramparça edilmesi karşısında, bildiklerimizin ve eylenenlerin, sonuç olarak önümüze çıkartılanların basit nüve ya da çıkarımlar ile açıklanamayacak, üzerinden alelacele atlanıp yahutta aşılıp geçilmeyecek yaralar açtığını deneyimliyoruz.

Sözün bitirilmesi çabasında, tüketilmesi hengamesinde onca şeyin bunca viraneliğin bir dolu tahakkümün eylediklerinin düşüncelerin ortaklaştırılmasına karşılık türetilenler olduğu bahsini hemen hiç unutmuyoruz unutturmayacağız. Düşünmenin kalıplaştırılmış olduğu bir yerde alışkanlık haline getirilmiş olan ilişmeyin vurgusunun dahilinde dolayında muktedire karşı hemen hiçbir şey söylemeyen bir makama sınırlandırılma gayreti halen güncelken hal böyleyken ne yapmalı sorgusuna düşüyoruz. Hep beraber. Yerin, yurdun dört başının her yerinin apayrı sorunlarla bir başına konulmasının, yara yerlerini hiç önemsemeyen, sızlayıp duranları ise önemsemek bir yana daha feci kılmak, dönülmez hallere ulaştırmak konusunda çabalanıldığı bir yerde demokrasi pratiği ne yana çıkmaktadır. Haklar dediğimiz kimleri kapsamakta kimlerin çağrılarına yanıt vermektedir. Bir dolu soru ve bir dolu sorgu birbirini takip edendir böyledir işte bu yurdun güncesi, şimdisi!. Güncellikte göz ucuyla bildiklerimizin, sunulmuş olan kadarıyla yetindiğimizden bu yana kaç savaş şekillendirildi. Kaç yıkım ve tahakküme yol verildi. Kaç yerde hangi fenalıklar doğal akışa dahil edildi. Bunlar ve daha fazlasına kafa yormak hiç artık ütopik bir mesel değildir. Olmayacaktır.

Yaşadığımız yerler başkalaştırılırken, beton ormanlar ile donatılırken, sözüm ona modernleştirilirken rantsal bölüşüm pastasından büyük pay kapacak olanların sofrasında yem edilmeye çalışılırken bunun gayrısı söz konusu edilmeyecektir. Hilkat garibelerini modernlik olarak ele alan, yoksulun daha da yoksullaşmasından gayrısına çıkmayan bu çalışmaların varsılların daha da varsıl olacakları kendi sözlerinden, simalarından uzak olanları görmeyecekleri birer korunaklı kent imgesi yaratılmaya devam ederken sorunlar başlangıcı göstermektedir. Her şeyin başlangıcında olduğumuz yalınlığını, hakkaniyetini gösterecektir. Durmaksızın şekillendirilen yola çıkartılan, projelendirilen şeylerin toplumun ortaklığına dair bir kazanım, iyilik değil tam tersi istikamette binbir fenalıktan mülhem olduğunu yinelemeli bir kere daha sonuçların her birimizin tahayyülündeki kötü imgesinden de beter olacağı yinelenmelidir bir kez daha. Gün devinirken, gündeliklik bir kaç manşette kısacık geçiştirilirken, muktedirin borazancılığına kendini teslim edenlerin bugün de memlekette önemli hiç bir şey olmadı, vallahi olmadı seslenişlerinin kıyısında cereyan edenlere, vakıa olarak değerlendirilmeyenlerdir sorumluluğumuz.

Asgari müştereÄŸin “Gezi DireniÅŸi” sırasında deneyimlenmiÅŸ olan halinde yaÅŸadığımız sınırları dahilinde elbette pengueni bırakıp derdimize ulaÅŸmayacakları malum olan ana akım medyadan bir ÅŸey beklentilemek deÄŸildir. Hemen hiç öylesi deÄŸildir iÅŸaret etmek istediÄŸimiz, gayemiz. Devinen gün dahilinde cereyan edenlerin bin tane müsibetin tek güne sığdırılmasının, bütün bunlar olup biterken tın tın tenekeliÄŸin devam ettirilmesindeki garebetliÄŸin taa kendisinedir sözümüz. Görmemek bir tercih deÄŸil basbayağı kasıtlı bir biçimlendirme gayretinde, toplumun tüm dinamiklerini ortak aklını tahayyülünü ve beklentisini muktedirin iki dudağının arasından dökülecek olan lafazanlığa, kararlara istisnasız, teslimiyet gösterilmesinedir isyanımız. Sorgu devam ettirilirken yeni sorular devreye girerken yalan yere deÄŸil! ne olacak bu ülkenin hali bahsidir!. Döndürülüp dolaÅŸtırıldığımız yerde “demokrasi ÅŸenliÄŸi” nam tasvirlerin, “medeniyetler buluÅŸması” göndermelerinin, “birleÅŸtiren köprü” imgesi kullanımından ve daha fazlasından sonra artakalan bir avuç kına mıdır!. Bütün gündem olimpiyatları nasıl çalıştıklarından hep emin olunan o mihrakların çabaları sayesinde alamamışımız mıdır. Tek derdimiz bu mudur yani allasen.

Kent sınırlarında kıyımlar bayağı eÅŸzamanlı gerçekleÅŸtirilirken olimpiyat hazırlıkları menzilinde eyleneceklerin, kastedileceklerin sınırına bir adım attığınızda bu çıkarsama ile kaybedilenin baÅŸkaca ÅŸeyler olduÄŸu kısmına olan biat olmasın sakın üzüntü ve keder!. Bütün bu ‘dolgu gündem’in ötesinin deÄŸil hep kıyısının, kenarının sorgulanmasının daha sakız gibi sündürülmesinin kime ne faydası olacaktır. Geçiniz. Haziran direniÅŸinden sonra ortaya çıkan resim insanlığa karşı iÅŸlenen suçlarda zirveyi zorlayan bir ülkeyi görünür kılarken, teyit ederken gün geçmiyor ki bir kötülük daha eklentilenmesin. Bir küçük kıyamet daha insan eliyle kotarılmasın bunları konuÅŸmak ne zaman söz konusu edilecektir? Ne zaman? Derdin her ne olduÄŸundan bi’haber kalmaya alışkın olan muktedir ve zevatın ve payandalarının görmezden geldikleri alanda, önemsemedikleri yüzeyde bu ülkenin gerçekliÄŸi ve geleceÄŸi ÅŸekillendirilip, ipotek altına alınıp geri dönülemeyecek ÅŸekilde düzenlenmektedir. Barış kelimesinin kullanım sıklığının savaÅŸ kelimesi karşısında basbayağı azaldığı bir yerden bahsediyoruz. Sözün kifayetinin, çıkarsamasının doÄŸru olana deÄŸil tam tersi istikametteki fenaya doÄŸru evrilmesi çabasının baÅŸka kanıtlarına ulaşıyoruz.

Dışarıya buraların ötesine akıl verilirken, Haziran direniÅŸinden sonra eylenenlerin kısa bir seceresi bile bütün bu ÅŸirinlik muskalığını bir bir alaÅŸağı edecek tavırları görünür kılacaktır. Baskının süreÄŸenleÅŸtirilmesi çabasında her gün gözaltıların gerçekleÅŸtirildiÄŸi bir yerden bahsediyoruz. Muhalif kimliÄŸin x ya da z olması fark etmez; bir biçimde sınırlı bir alana hapsedilmesinin bunun da ancak göz korkutmayla söz konusu edilebileceÄŸi bahsinden ilerlenildiÄŸini ortaya çıkartan bir utanç vesikası. Hangi birisini sayalım ODTÜ ve 100. Yıl Mahallesi’nde eylenenleri mi İstanbul’un Gazi Mahallesi’nde gün aşırı gerçekleÅŸtirilenleri mi?. Cizre’nin sokaklarını hükümet adım at diyenlere dar edenleri mi, her taşın altında bir mihrak arama gayretkeÅŸliÄŸinde ana akım medyanın arsızca laf bindirmeye gayret ettiÄŸi esas sorunu görmezden geldiÄŸi Tuzluçayır’dan mı? Hangisinden. Dört dörtlük alevilik Camii-cemevi’nin bina edilmesi, her ÅŸeyin küflü bir mizanpajla taze diye dayatılması mıdır? Nedir. Herkesin özgürlüklerini tam olarak yaÅŸadığı bir ülkeyiz sözünün iki adım ötesi bu tezatlıklar, hayasızlıklar bizatihi çürütmemekte midir?

Yarası 620 gündür kanayan Roboski’ye dair en ufak bir soruÅŸturma, failleri ortaya çıkartma gayreti bir kenara, Ferhat Encü gibi yakınlarını kaybedenlere soruÅŸturma zulmü nasıl okunmalıdır? Nasıl atfedilmelidir. Ne orası ne burası, her yerde söz konusu edilen biat edeceksiniz efendiniz, sizin için en uygununu dile getiren yapıp eden hükmedeninizin sözünü dinleyeceksinizlerin kıyısında bu tıynetsizliklerin akıbeti ne olacaktır? Ona da mı susalım ve sorgulamayalım. Bir baÅŸka yol tahayyülü, sadece dile getirmeye çalıştığımız bu bir kaç konu üzerinden deÄŸil hayatın tamamı için bir alternatif üretebilmenin gerekliliÄŸine iÅŸaret etmek içindir. İmlemek içindir. Mutlak doÄŸrular diye iÅŸittiklerimiz masal olduÄŸu ortaya çıktıkan sonra geriye deÄŸil ileriye doÄŸru hamle edeceksek bu çabayı sürekli kılmak, sözü önemseyerek mümkün olacaktır. Haziran direniÅŸi’nden sonra faÅŸizan muhafazakarlığın dayatımlarına karşı baÅŸka bir dilin baÅŸka bir dünyanın tahayyülü yavaÅŸ ve emin adımlarla sözümüzü iÅŸiterek söz konusu edilebilecektir.

Abdullah’ın, Mehmet’in, Ethem’in, Ali İsmail’in Medeni’nin muallakta konulan katlediliÅŸlerinin hesabını sormak karanlığın kökünü kazıyabilmek devletin safsatalarla vakit geçirmesinin önünü kesmekle, yalandan hakikate varması için direnerek, ses çıkartarak mümkün olacaktır. Katilleri koruyan, karanlığı sorgulayacaksak buradan yol almalıyız. Bunca günden sonra fikri tahayyülün ve pratiklerin yolumuzu kesiÅŸtirdiÄŸi saha burasıdır. Olan bitenin, yapılıp edilenlerin ve bir dolu katara eklemlenenlerin paralelinde, sırt sırta ilerlemeye devam eden iktidar bir önemsememe, iki hakir görme ve üç körlemesine körü körüne biat, baÄŸlılık sergilemekte hemen hiç bu hezeyanlar düzeninden ayrışmamaktadır. Sözün dönüp dolaÅŸtırıldığı, gerisin geriye bırakıldığı yahutta terk edildiÄŸi nokta hep bu baÅŸlangıcı zapteden bir dolu tahakküm ile uyumlu olan birleÅŸtirilen güya tepkimeler sahanlığıdır. Hep ezberden okunan, ezberlenip de cismaniliÄŸi tescillendikçe kalıcı, kalıtlaÅŸan, kaskatı kesilen bir hezeyanlar kümesidir dikkatle anlamlandırmaya çalıştığımız. İfademizde birleÅŸtirmek istediÄŸimiz. SolmuÅŸ olan, soluklaÅŸan resmin, resmi tahayyülün, devlet aklının neredeyse boÅŸluksuz ilamının kendisidir.

İkrar edilenler bizim gerçekliÄŸimize yapılan, tenkit ve tehditlerden mürekkeptir hala. Her baskılama, aşıyorsunuz limitleri, taşırıyorsunuz bardağı sesleniÅŸinde görünürlüğü bir kat daha artandır. Hezeyanlar geliÅŸtirildikçe hemzemin tarumar edilmekte, aklın öngörüleri telef edilmektedir. Hezeyanlar doÄŸru diye çoÄŸunluÄŸa empoze edildikçe, ondan baÅŸkası bildirilmedikçe yıkımı yakınlaÅŸtıracak olandır. KalıcılaÅŸtırıldıkça tahrifat kaçınılmaz olan sonuçsuzluk gazabını, iktidarın söylem ve eylemlerine paralel koruyacaktır. Foucault’un biyo-iktidar bir totalitarizmdir sözünü yekten kanıtlayan yaÅŸamın bütün yönleriyle iktidar ve devlet tarafından kuÅŸatılmasının sonuçlarını pekiÅŸtiren, görünür kıldırıp çatkapı gündelikliÄŸe dahil edendir bahsini ettiÄŸimiz hezeyanlar. Yanlışın pekliÄŸi, eÄŸrinin eÄŸreltiliÄŸi körleÅŸmenin vicdanı ele geçirmesi ve daha bir dolu sınanış / tecrübe bu hezeyan ediminde karşılaÅŸtığımızdır. Politik alanın daraltımının söz söyleme gayretinin önünün alınmasının, bedenler üzerine kurulan tahakkümün aynalayıcısıdır bu hezeyanlar Her çabalanım, akıntıya karşı kurulan her set, olan biteni görünür kılmak için her hamle ve daha fazlası bunun gibi bir çıkarsamaya yol veren, zemin saÄŸlayan bileÅŸenlerden mürekkeptir.

Dil pare pare edildikçe, dert değil de iktidarın korunaklılığına çaba muntazamlaştırıldıkça, hakikat bir bilinmez tabu olmaya devam edecektir. İhtimallerin en fenalarına teslimiyet adına, sırf bunun için defaatle yinelenenlerde bu bahisleri görmek, apaçık bir gerçek olarak tahayyülüne varmak mümkündür. Hezeyanlar daraltımın kendisidir. Tek bir cümlede bazen de bir dolu seslenişin ortasında çat kapı geldiğini ilan edendir. Sorunlar hep artmaya sorgulanası bahisler durmaksızın çoğalmaya devam ederken yol neresidir? Tutturabileceğimiz bir istikametten, devletin hamasi söylemlerini sineye çekip durma paratonerliğini kabul eden bir muhalefet midir hak edilen, yoksa bütün bu pespayeliğe karşı akıl ve vicdandan başkasını savunmayacak olan seslenişin yanı mıdır? Hemen her türlü noksanlığın bu tahakküm düzeneği, kırmızı çizgi bildirgeci, had ve hudut gösterici hezeyanlara kol kanat gerilen bir ülkede bunca uluorta gerçekleştirildiği bir yerde neresi olmalıdır? Düzenin muhafazası burada olan biten her şeyi zehir kılıp, dokunulmaz belletip, ilişmeyin buyurulup kör parmak gözüme kendi bildiğini okumaya, yapmaya devam ederken işin yanisi biyo-politik hamleler gerçekleştirilirken söz sadece ifşaat için midir?

Sözden kastımız erkin deneyimlediği kuru kuruya laf kalabalığı değildir bunun da notunu düşmeliyiz. Duyarlılık istenicinin alaşağı edilebilmesi için avaz avaz çoğaltımların yanında işittirmeye gayret ettiklerimizdir önceliğimiz ve asıl meselemiz. İfşaa ile tahrif edilenleri geri kazanabilmek dönüştürebilmek ve hakikate en kısa sürede ulaşmak içindir. Hakikati tüm manipüle etmelerden kurtarabilmek, derdi ortaklaştırabilmek, asgari müştereği halk nezdinde tesis edebilmek için elimizin altındaki tek ve yegane deneyim bu tecrübeler silsilesi olacaktır. Bildirelim ve bir kere daha altını çizelim. Sözün boşa doluya iliştirilip, yetiştirilip bir zaman akışından olan biten her şeyin önüne kurulan setleri aşabilmek, erkin elinden kotarılan, aşılamaz, konuşulamaz, anlatılamaz kısımlarını ekarte edebilmek doğrudan, dosdoğru gerçeğin peşinden ilerleyerek mümkün olacaktır. Bildiğimizi bir kere daha ikrar edelim. Görülmesi, bilinesi kılınmaya çalışılanların yarım yamalaklığı (devlet elinden çıkanlar) bu meseli güçlendirmekte asıl derdin her ne olduğunu kıssadan ulaştırmaktadır. Duyuyor musunuz.

YaÅŸadığımız yerde göz önünden (ç)alınanların çokluÄŸu, karanlığın aralıksız sürmesi gayretidir düşündürücülüğünü koruyan, hepimizi sorgulamalara sevk ettiren. Devlet aklının, pratiÄŸinin hesap vermek bir yana kendini bütün bu utanç vesikalarında kaybetme, kamufle etme çabasının, üzerini bir an evvel kapatma gayretkeÅŸliÄŸinin önünün alınabilmesi ifÅŸaatla mümkündür. Her dem bahsedilmeye çalışılan tespitlerin tümü, hezeyanlarla kotarılanları sineye çektirmek içindir. Barış konusunda kem küm edip gerisini bırakanların savaÅŸ, zulüm konusundaki acelecilikleridir bahsi açılması gereken. Suriye’deki savaÅŸa müdahil olmayı ÅŸimdilik tankla, topla deÄŸilse de el-nusra gibi katillere el vermekten gocunmayarak sürdürülen azrailliÄŸe hevestir sorgulanması gereken!. İnsani müdahale bahsinin az dibinde kıyametin tekrar sahnelenmesidir sorgulanması yeter artık denilmesi gereken!. Her Allah’ın günü ekran parselleyen “biz biliriz” tayfasının ortaya attıkları sözler, deÄŸiniler (ki bu sözcükler yetersizdir) otuz dört koca yılın bir gününün hesabının verilmediÄŸi bu ülkede her ÅŸeyi birbirine katıp, karmaşıklaÅŸtırıp mazlum edebiyatını ÅŸark kurnazlığıyla buluÅŸturmaların akıllardır sorgulanması elzem olan!.

Her günümüz çığırtkanların boÅŸa doluya erkin tasarruflarını onatma gayretkeÅŸliÄŸinde, bunca savaÅŸ sayıklamasına ÅŸimdi o en elzem olanı barışı demeyeceksek ne zaman diyeceÄŸiz!. Dahası rastlayacağımız hangi acıdan sonra akıl baÅŸa gelecektir. Daha kaç kıyamet vardır ki bir ÅŸeyler dank edebilsin. Hayat tecrübesi basit bir deneyim toplamından/çerçevesinden giderek biyo-politik tahakküme kurban edilecekler olarak sınırlandırılmış baÅŸla bir tasvire daraltılan bu ülkede yaÅŸarken ne zaman. Roboski’de, Reyhanlı’da, Resulayn’da, Rojava’da eylenenlerin tümünün birbirinden ayrıştırılamayacak kadar benzeÅŸ bir mekanizmayı tahakkümün cana kast ediÅŸini amasız, fakatsız görmek ne zaman. Devlet eliyle kotarılan düşman tasvirinin cehennemin kapısını açtığını yinelemeliyiz. YoksunlaÅŸtırılan, mahrum bırakılan önüne setler çekilen, canına kastedilmeye çalışılan hepimizin hayatıdır. DireniÅŸi hakir görüp, aÅŸağılayıp, yaftalamaların gırla gittiÄŸi bir yerde ÅŸiddeti mazur, el altından desteklenir kılmanın, buna müsammaha göstermenin hemen hiçbir ÅŸeyi düzeltmeyeceÄŸi açıktır. Neoliberalizm devrinde sözün kerametinin düzene karşı her çıkarsamayı maddi bir zarar olarak bildirdiÄŸi bu yerde iÅŸte bu zamanda, ÅŸimdi utanç vesikalarının pekliÄŸi hepimizin derdidir.

Kaybedilenlerin maddiyattan ziyade asgari müşterek olduÄŸu, hakkın hukukun çiÄŸnenip çalışıldığı ilave edilmelidir. Sadece burada deÄŸil hemen her yerde unutturulmaya çalışılan budur. Bu meramdır. Zamane ustalarının hikayesinde gözyaşı, zulüm, ÅŸiddet vd. kesintisiz bir biçimde yerini korumaktadır. Her vakıa sırasında takınılan tavırlar hep o cehnemmi tasvire bir adım daha yaklaÅŸmak ve bunu sıradanlaÅŸtırmak gayretidir. Tarihsel olanın içinde gördüklerimizin, bildiklerimizin biteviye tekrarı biraz daha net bir biçimde bunu kanıtlamaktadır. Söz elbet yıpranacak, unutuÅŸ tarlasına terk edilecektir. Bahsini kısaca açtığımız ÅŸu iki satırla dile getirdiÄŸimiz niceleri ise söze hacet bıraktırmayacak bir biçimde kendi tahlilini, derdini ortaya koymaktadır. Güne katacaktır. Gerçek evrilmeye devam ederken sözün ontolojik kapsamsallığı da bizimle beraber ilerleyecektir. Dönüşecektir. Gezi’nin ruhu kah ODTÜ’den, kah Tuzluçayır’dan, kah Tarlabaşı’ndan ses edecektir. Kah yıkım için korunaksız bırakılan Emekevler’den. Kah Kuzey ormanlarından, kah Arhavi’den, her yerden. Tahakküm baskısını geliÅŸtirip ortak olanı tarumar ederken, yok etmeye çalışırken doÄŸrunun her ne olduÄŸu kısmı hepimizin önceliÄŸi olmaya devam edecektir.

Bildik sığlığın, adam sendeciliğin işimize gücüme bakalımcılığın ve ucu bana dokunmuyor bağıntısının ardı ise her zaman felakettir. Felakete giden yolda yeni rotaların tam ve eksiksiz kotarılmasıdır bilelim. Eskinin had bildirimciliği başka görünümlerde dönüşürken, şimdiye taşınırken söz mevzimiz. Bunca gün sonra hep bildikleri tabirle, eski köye yeni adet mi getiriyorsunuz diye öne sürdü muktedir-iktidar. O bildik teranelerden, geride kaldı diye bahsettiklerinden yeni hezeyanlar icat ettiler. Durmadılar, yetinmediler dahasına, daha fenasına dört kolda, dört yönden yol verdiler. Filizlendirdiklerinin nefret olduğunu bir an bile düşünmediler. Kuralları kaideleri alt üst edip suskun kılmayı doğal halimiz bellememizi istediler. Ne bildilerse onu tekrar ettiler. Biteviye sürüde kalmamızı v suskunluğu vaaz ettiler. Gün oldu acıyı nasıl yaşamamız gerektiğini, gün oldu sevinci kursağımıza lokma lokma dizmeyi matah bir şey diye savundular. Sözüm ona kendini geliştirip muasırlık basamaklarını üçer beşer aşan bu yerde en iyi bildiklerinin o bellediklerinin ötesini hiç düşünmeyerek, korunaklı sanılan o sürünün sınırları olduğunu bildirip durdular. Bozuk plak gibi.

GidiÅŸatın, lafazanlıkların yanlışlığına karşı ses çıkartmaksa bize kaldı. Tanığız, tanığıyız… Hic Rhodus, Hic Salta…

*: Michel FOUCAULT