Hayastan’ın yiğit kadınlarından Mariam Ana’ya…

armengaro

Partizan

Anılar güzeldir! Ve bir o kadar da özel! Anılar özneldir! Yaşanan olaylarda! Anılar, kişilerde bıraktığı anlama, öneme, algılanışa göre de biçimlenir ve yorumlanır! Aynı olayı ve “an”ı yaşayanlar tarafından aynı algılanmayı ve yorumlanmayı sağlamaz! Aynı değerlendirmelere ve ifadelere kavuşmaz… Çünkü aynı “an”ı ve olayı yaşayan farklı kişiler, farklı öyküler anlatır! Bunun için “anı”larımı yazmaktan hep kaçınmışımdır.

Kendisini çok iyi tanımadığınız, değişik koşullarda farklı paylaşımlar yaşamamış ve sınırlı zaman aralığına sıkıştırdığınız paylaşımlardan ibaretse anılarınız, aslında siz kendinizi anlatıyorsunuzdur!

Kendisi ile oğlu Armenak’ın belgesel çekimleri için gittiğimiz Stocholm’da tanıştığım, ve son dönemlerine tanıklık ettiğim, kayıtlara aldığımız Meryem ananın belleğimde yarattıklarını anımsayarak yazıyorum! Yazıyorum, unutmamak için! Çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz…

Uzun süredir hazırlıkları yapılan Armenak Bakır (Orhan Bakır) belgesel çalışması için, ailesi ile görüşüp tanıklıklarını kayıt altına almak için Stocholm’de 2014’ün Haziran başlarında üç arkadaş buluştuk. Önce Armenak’ın annesi Meryem ana ile ardından kardeşleri ile çekimimizi yaptık.

Meryem ana, yaşının, ama esasta da hayatı boyunca yaÅŸadıklarının ağır ve vakur ifadesi ile karşıladı bizi. Al yanakları, sevecen bakışları, ihtiyar gövdesi, ÅŸeffaf dokunuÅŸu ve içten öpüşleriyle… Sanki kabaran çorak topraktan Nil nehri taÅŸan bakışlarıyla bakıyordu bizlere. “HoÅŸ geldiniz Armenak’ımın yoldaÅŸları” diyerek bir ana ÅŸefkati ve bir okyanusu kucaklayacak kadar derin özlem ile kucakladı bizleri. Öyle ki, yüreÄŸini acıtan anılarının ve düşlerinin sınırlarını zorlayacak denli bir özlemdi bu.

Çekim öncesi belgesel hakkında kısa bilgiler verdik aileye. Evin salonunda Armenak’ın Partizan’ın yayınladığı çerçevelenmiş bir resmi gözümüze çarptı. Yine Meryem ananın odasında da başka bir resmi!

Çekime Meryem ana ile başladık. O konuşmaya başladığında, ufak bir aralıktan yoldan geçen zamanı görüyor gibi olduk. Onun, halkının ve oğlu Armenak’ın, aslında insanlığın zamanıydı geçen! O anlattıkça, acılarla dolu zamana yağmur yağıyordu, sırılsaklamdı! Zamana ağıt yakarak geçirmişti yaşamını. Kadrajdan gözlerimi ayırıp Meryem ananın yüz hatlarını incelemeye daldığımda, yüzünde ki her bir çizginin, aslında yaşama atılan bir çentik olduğunu fark ettim. Ve anladım ki, oysa ne kadar çok ölmüşüz yaşamak için! Hüzün içinde birbirini tanımak, en etkili yol olsa gerek?! Bizler bu etkili yolu iliklerimize, beynimizin alyuvarlarına, kılcal damarlarımıza kadar yaşıyorduk o an…
Meryem ananın yumuÅŸak bir algısı vardı. KonuÅŸurken “Armenim” diyordu, sesi titriyordu. Yıllar boyu alnına sahipleri görülmeyen namlular doÄŸrulmuÅŸ bir ÅŸekilde yaÅŸamıştı 89 yılını! Ama bu, o insanın yüreÄŸinde ki sevgi filizini kırmayı, onu kurutmayı baÅŸaramamıştı!

SaÄŸlığı iyi deÄŸildi. Nefes alıp vermekte güçlük yaşıyordu. İlaçlara baÄŸlı bir yaÅŸam sürüyordu. “Ana nasılsın?” dediÄŸimizde, sitem eder gibi “Nasıl olsun iyiyim iÅŸte, nasıl iyi olunuyorsa artık? Biz yaşıyoruz gençler ölüyor” yanıtını aldık. Adeta sitem ediyordu yaÅŸama ve yaÅŸadığına. YaÅŸam, ağır kırbaçlarla örselemiÅŸti yüreÄŸini…
Armenak hakkında sorular soruyorduk. Çok yormak istemiyorduk. Her Armenak dediğinde, yüreğinde bir şarkının eski ve küçük bir yara izi vardı. Ve bu şarkıyı her dinlediğinde kanayan bir yaraydı içindeki. Ve biz bu çekimleri yaparken, o yarayı kendi içimizde de kanattık.

“Bir gün, bir cenaze vardı oraya gittim. GittiÄŸimde papaz bana ‘Armenak’tan ne haber?’ dedi. Daha o zaman hapisteydi. ‘Dedim ne haber olacak!’ Dedi ‘biliyor musun Armenak ne söylüyor?’ Diyor ki, ‘Vaktinde bizim büyüklerimiz mücadele etseydiler, fedailerimiz hakkımızı alsaydılar, bize bu iÅŸ düşmezdi. Åžimdi bu iÅŸ mecbur boynumuza düşmüş, biz mücadele ediyoruz.’ Baktım üçü de dediler ki ‘Valla doÄŸru söylüyor, hakikaten de öyledir” diyerek Armenak ile olan anılarını paylaÅŸtı bizlerle.

“Armenimin filmi ne zaman bitecek? Ölmeden görseydim” dedi… Armenak’dan bahsederken, gururla ve yaÅŸadıklarına karşın bir daÄŸ gibi dimdik durarak bahsediyordu. AÄŸlamadı hiç! Ancak yaÅŸadıklarının arkasından dalgın ve göz pınarları doluca bakıyordu. Göz pınarlarının her bir damlası köhnemiÅŸ zamanları boÄŸacak gibiydi. Yüzyıllık zaman içerisinde yitirdiklerinin ardından koÅŸuyor yetiÅŸemiyordu. Halkının yüz yıllık yaÅŸadıkları ve ÅŸehirlerin uzak sayıklamalarıyla dolu yaÅŸamı 29 Temmuz 2014 tarihinde son buldu!..

Ölüm haberini çekime birlikte gittiÄŸimiz Amsterdam’daki arkadaşın mesajı ile öğrendim. “Kötü haber. Meryem anayı kaybettik” satırlarını okuduÄŸumda, köhne gecenin diÅŸleri ısırdı yüreÄŸimi. Gecenin karanlığında ölüm ve hayatın birbirine sarılarak aÄŸladığını, ölülerin yas tuttuÄŸunu duydum…

Hoşçakal Hayastan’ın yiğit kadını…

Senin şahsında, insanlığın eşit-sömürüsüz ihtiyaç ve özlem duyduğu o altınçağ için çarpışan yiğit evlatlar doğuran tüm anaların, ellerinden öpüyoruz…

Bir Partizan okuru