ETHA
Hrant Dink Vakfı, “Mühürlü Kapı: Türkiye-Ermenistan Sınırının GeleceÄŸi Konferansı”, Ankara Üniversitesi Cebece Kampüsü Aziz Köklü salonunda gerçekleÅŸtiriliyor. İki gün sürecek konferansta, sınırın kapalı tutulmasının tarihi arka planı ve bugünkü nedenleri üzerine tartışmalar yürütülüyor.
Gerard J. Libaridian’ın oturum baÅŸkanlığını yaptığı “Kapalı Sınıra Genel Bir Bakış” baÅŸlıklı ilk oturumda, Kafkasya bölgesindeki sınır hatlarının kullanımının tarihsel ve güncel geliÅŸimi ele alındı. Bu oturumda söz alan Sezai Yazıcı, Kars sınır kapısının Osmanlı’dan Cumhuriyet dönemine kullanım seyrini ve ekonomik geliÅŸim durumunu anlattı. Lale yalçın Heckmann, DaÄŸlık KarabaÄŸ bölgesinin sınır hattının kullanımına etkilerini anlattı. Florian Mühlfried ise son dönemlerde Rusya-Gürcistan sınırının geliÅŸim seyri hakkında bilgi verdi.
Kars eski Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu, belediye başkanlığı döneminde yaşadıkları hakkında anektodları paylaştı. Alibeyoğlu, sınırların emperyalistler tarafından çizildiğini, devletlerin statükocu olduğunu ve sınırın açılması için inisiyatifin yerel yönetimlere verilmesi gerektiğini söyledi. Merkezi yönetimin yaptıkları girişimleri engellediğini anlatan Alibeyoğlu, bir sınır belediyesinin sadece yol-su-kanazilasyon işleriyle ilgilenemeyeceğini, barışı tesis etmede de rol alması gerektiğini vurguladı.
Oturum baÅŸkanı Libaridian da, sınırı kapalı tutan Türkiye’nin çözümün deÄŸil sorunun kaynağı olduÄŸunu söyledi. Sınır kapısının açılmasının ekonomik olarak Ermenistan açısından bir getiri saÄŸlayacağını da vurgulayan Libaridian, sorunun sadece ekonomik alana indirgenmesinin bütünü görememek olduÄŸunu, meselenin daha stratejik olduÄŸunu belirtti. Libaridian, Ermenistan-Azerbaycan iliÅŸkilerinin de üçüncü taraflar olmadan doÄŸrudan yürütülmesi gerektiÄŸini ifade etti.
ROMANLARDA CAN SIKINTISI METAFORU OLARAK KARS
“Mühürlü Kapı: Türkiye-Ermenistan Sınırının GeleceÄŸi Konferansı”, “Kapalı Sınır Hikayeleri” baÅŸlıklı ikinci oturumla devam etti. Vahram Danielyan, Fabio Salomoni, Sayat Tekir ve Manuk Avedikyan’ın katıldığı oturuma NeÅŸe Özgen baÅŸkanlık etti.
Vahram Danielyan, Orhan Pamuk’un Kars’ta geçen romanı “Kar” romanı hakkında deÄŸerlendirmede bulundu. Romanda ÅŸehirde can sıkıntısı unsurunun çok yoÄŸun bir ÅŸekilde iÅŸlendiÄŸine dikkat çeken Danielyan, kentin taÅŸtan inÅŸa edilmesinin sıkıcılığına dikkat çekmektedir. Meydana gelen her yeniliÄŸin dahi kentin sıkıcılığına hapsolduÄŸu metaforunun kullanıldığını ifade eden Danielyan, can sıkıntısının üstesinden gelinmesinde özellikle kadınların intiharı seçtiklerini anlattı.
SINIRLARIN KAPATILMASININ YARATTIÄžI ALGILAR
Fabio Salomoni, sınır bölgesindeki kimlikler üzerinde sunum yaptı. Sınırların ulusal kimliÄŸin ÅŸekillendirildiÄŸi merkezlerden uzak olduÄŸunu ve bu anlamda daha geçiÅŸken olduÄŸunu hatırlatan Salomoni, sınır ötesi iliÅŸkilerin kimliklerin daha katılaÅŸtığı yönünde farklı görüşlerin olduÄŸunu da söyledi. Türkiye-Ermenistan sınırının SoÄŸuk SavaÅŸ dönemine göre geçirgen olmama durumunun daha da arttığını ifade eden Salomoni, Akyaka sınırının zaman zaman geçiÅŸlere açık olduÄŸunu, Alican sınırının ise sürekli kapalı olduÄŸunu, bunun da bu iki bölgede yaÅŸayan halkın kültürünü ÅŸekillendirmesinde etkide bulunduÄŸunu söyledi. Nahçivan’dan IÄŸdır’a insan ve ekonomik geçiÅŸlerin olduÄŸunu ifade eden Salomoni, bu durumun IÄŸdır’ın çeÅŸitlilik anlamında Kars’tan daha geliÅŸkin olduÄŸunu belirtti.
Kars’ta 1990’ların başından beri kapalı olan sınırın yeniden açılması için giriÅŸimlerin bulunduÄŸunu söyleyen Salomoni, buna karşın merkezi hükümetin bu ve benzeri giriÅŸimleri engellediÄŸini anlattı. Azeri Türk kimliÄŸinin güçlendirildiÄŸi IÄŸdır’da ise Ermenistan sınırının açılmasına aynı ilginin olmadığını ifade etti. Salomoni, Kars belediyesinin inÅŸa etmek istediÄŸi ve dönemin BaÅŸbakanı R. Tayyip ErdoÄŸan tarafından “Ucube” denilerek yıktırılan “İnsanlık” anıtı ile IÄŸdır’a yaptırılan Ermeni Soykırımı anıtını karşılaÅŸtırdı.
“Sınır bölgesi homojen olmayan alanlardır. Bu alanlarda farklı kimlikler ve kültürler bulunmaktadır. Ortak kültürlerin oluÅŸumunda yerel yönetimlerin rolü önemlidir” diyen Salomoni, Kars ve IÄŸdır’a yönelik devletin farklı müdahalelerin yarattığı farklara dikkat çekti.
ERMENİSTAN SINIRINDAN TÜRKİYE’YE BAKMAK
Nor Zartonk eÅŸsözcüsü Sayat Tekir, sınırın Ermenistan tarafından Türkiye’ye bakışı anlattı. Ermenistan’ın sınır bölgesindeki eyaletlerde yaptığı akademik araÅŸtırmayı aktaran Tekir, Bagaran ve YervandaÅŸat köylerinin Arpaçay’ın Türkiye’ye aktığı sınır noktasında bulunduÄŸunu söyledi. Köy sakinlerinin sınırın 1920’de oluÅŸumunda nehrin karşı tarafında yaÅŸamak zorunda olduklarını anlatan Tekir, köylülerin sınırın açılmasından sonra doÄŸup büyüdükleri karşı tarafa geçme umudunu sürdürdüklerini belirtti. Sınır noktasında yaÅŸayan köylülerin izin alarak sınır kenarındaki tarlalarında günde 8 saat çalışabildiklerini, bu sınırı izinsiz aÅŸtıklarında ise ağır para cezaları ödemek durumunda kaldıklarını söyledi.
Tüm bunlara raÄŸmen sınır geçiÅŸlerinin devam ettiÄŸini söyleyen Tekir, Sovyetler BirliÄŸi döneminde Arpaçay’ın kullanımı anlaÅŸması imzalandığındı, bunla ilgili olarak da köylüler arasında yılın belli dönemlerinde su sayımı için görüşmeler yapıldığını, karşılıklı ikramların yapıldığını anlattı. Ermeni soykırımı, yakın dönemde KarabaÄŸ sorununun yarattığı meselesinden kaynaklı olarak Ermeni halkının sınırın açılması konusunda korkular taşıdığını anlatan Tekir, iÅŸgal ve ekonomik saldırı korkusunun baskın olduÄŸunu anlattı. Tekir, bunun yanı sıra “Aynı toprağın insanlarıyız” fikrine sahip Ermenilerin de sınırın açılmasından taraf olduÄŸunu ifade etti.
ERMENİSTAN EZİDİLERİNİN GÖZÜNDEN KAPALI OLAN SINIR
Manuk Avedikyan da, Ermenistan Ezidilerinin durumundan kapalı bulunan sınır hakkında deÄŸerlendirmelerde bulundu. Ezidilerin durumu hakkında kısaca bilgi veren Avedikyan, Ermenistan sınırının açılmasının Ezidilerin Kürdistan’la etkileÅŸimin artması açısından olumlu olarak gördüklerini söyledi. Ezidilerin Ermenistan içerisindeki en büyük azınlık grubunu oluÅŸturduklarını anlatan Avedikyan, Ezidilerin Türkiye’de ortak bir tarihsel baÄŸlarının olmadığını söyledi. Ezidi-Kürt iliÅŸkilerinin küçük çaplı boyutta PKK tarafından yürütüldüğünü de ifade eden Avedikyan, Ezidiler arasında yaptığı mülakatlar hakkında bilgi verdi.
Ermenistan’da yaÅŸayan Ezidilerin tamamının Osmanlı döneminden ve Türkiye devletinden kaçarak yerleÅŸtiklerini söyleyen Avedikyan, Ezidilerin ise katliamlardan Kürtleri sorumlu tuttuÄŸunu anlattı. Sovyet döneminde Ezidilerin toplum içerisinde kendisine yer edindiÄŸini söyledi. Ermenistan içerisinde dağınık bir görüntü çizen Ezidilerin, 1980’lerden sonra Kürt ulusal hareketinin geliÅŸimiyle birlikte bu hareketten etkileÅŸim içerisinde olduÄŸunu da belirtti. Avedikyan, Ezidilerin sınır bölgesini etkin bir ÅŸekilde kullandığını da söyledi. Sınırın açılmasına karşı Ezidilerin bir fikir birliÄŸi içerisinde olmadığını da sözlerine ekledi.
KAPALI SINIR VE KOMÅžULAR
Oturum baÅŸkanlığını Ahmet İnsel’in yaptığı “Kapalı Sınır ve KomÅŸular” baÅŸlıklı üçüncü oturumda, bölge ülkelerinin durumu ve bunun Türkiye-Ermenistan sınırına etkileri tartışıldı. Oturumda Vicken Cheterian ve Vahram Ter Matevosyan konuÅŸmacı olarak katıldı.
Cheterian, Türkiye’nin siyasi seçenekleri ve KarabaÄŸ sorununun ÅŸekillenmesi üzerine sunum yaptı. Türkiye’nin siyasi tercihini Birinci Dünya Savaşı sonrası yaÅŸananlar tarafından yönetildiÄŸini vurgulayan Cheterian, 1992 yılında Erivan’da Soykırım Anıtı’nın açılışı sırasında aynı platforma sınırda yaÅŸamını yitiren 4 Ermeni gencin mezarının da yerleÅŸtirildiÄŸini anlattı. Cheterian, bu durumun kendisini ÅŸaşırttığını çünkü soykırımla sınırda yaÅŸananların aynılaÅŸtırılmasının yanlış olduÄŸunu söyledi. “Ben o dönemde, geçmiÅŸle bugünün ayrıştırılacağını umuyordum ama beklentim yerine gelmedi” diyen Cheterian, KarabaÄŸ’ın statüsünün belirlenme süreci hakkında bilgi verdi. Sorunun siyasi olarak çözülebileceÄŸini, o dönemde Kafkaslarda meydana gelen 35 toprak ihtilafının sadece 5’inin silahlı çatışmaya dönüştüğünü hatırlatan Cheterian, KarabaÄŸ sorunun da bunlardan biri olduÄŸunu söyledi. Cheterian, “KarabaÄŸ sorununun ortaya çıkmasıyla birlikte Ermenistan ve Azerbaycan’da karşılıklı ÅŸiddeti tetikleyen politikalar devreye sokuldu” dedi.
O dönemde Türkiye’de Ermenilerin seslerinin hiçbir ÅŸekilde duyulmadığını hatırlatan Cheterian, KarabaÄŸ’da “Ermeni teröristler saldırıyor” algısının yaratıldığını söyledi. Aynı dönemde PKK ile Ermenileri iliÅŸkilendirme çabalarının da tırmandırıldığını vurguladı. GeçmiÅŸle yüzleÅŸilmemesinin bir sonucu olarak Türkiye’deki elit kesimin bu durumu yerleÅŸik algıyı güçlendirmek için kullandığını ifade etti. Türkiye’nin Ermenistan’ı bağımsız olarak kabul ettiÄŸini ancak diplomatik iliÅŸki kurmadığını söyleyen Cheterian, gerçek sorunun KarabaÄŸ’dan çok derin olduÄŸunu belirtti.
KarabaÄŸ’daki ilk çatışma döneminde Türkiye’den eski general ve askerlerin yer aldığını anlatan Cheterian, Azerbaycan’ın soykırım sözcüğünü kendisi için kullanmaya baÅŸladığına dikkat çekti. Bir Azeri diasporası oluÅŸturulmaya çalışıldığını, Hocali olayının sıklıkla kullanılmaya baÅŸlandığını hatırlatan Cheterian, “Tüm bunlara karşı Türk dış politikalarının bir netice vermedi” dedi. Türkiye’nin 2008 yılında soruna müdahale giriÅŸimlerinin de baÅŸarısızlıkla sonuçlandığını söyleyen Cheterian, “Benim çözümüm barıştan yanadır demedikten sonra Türkiye’nin bütün giriÅŸimleri baÅŸarısızlıkla sonuçlanacaktır” ÅŸeklinde konuÅŸtu. Cheterian, “Cesaretle son yirmi yılın politikalarını gözden geçirmemiz gerekiyor” dedi.
TÜRKİYE-GÜRCİSTAN İLİŞKİLERİNİN ERMENİSTAN’A ETKİLERİ
Vahram Ter Matevosyan ise Türkiye-Gürcistan ortaklığının ÅŸifreleri üzerine sunum yaptı. Türkiye’nin 2004 yılından itibaren Gürcistan ile görünür bir ÅŸekilde iliÅŸkilerin geliÅŸtiÄŸini hatırlatan Matevosyan, bu iliÅŸkinin Ermenistan’a da etkilerinin olduÄŸunu söyledi. Zaman içerisinde Türk nüfuzunun Gürcistan’da etkisinin artmasının Gürcü yetkileleri rahatsız ettiÄŸini ve bu konudaki rahatsızlığın arttığına dikkat çeken Matevosyan, bu ülkede Türk devletine ait kurumların da varlıklarının sürekli arttığını hatırlattı. Fethullah Gülen cemaatine ait okulların açıldığını, Atatürk’ün anlatıldığı ders programlarının da geliÅŸtirildiÄŸini ifade etti.
Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının yanı sıra bunun Ermenistan’ı daha da izole edeceÄŸini söyleyen Matevosyan, Kars-Gümrü demiryolu hattının açılmasının ise daha çok sembolik deÄŸer taşıdığını ifade etti. Ermenistan’ın en güneyinden en kuzey kentine uzanan bir hızlı tren projesinin olduÄŸunu hatırlatan Matevosyan, bunun Batum’daki havaalanına ulaşımı kolaylaÅŸtıracağını, dolayısıyla kapalı sınırın etkisini de azaltabileceÄŸine dikkat çekti. Matevosyan, Gürcistan hükümetinin söz konusu hızlı tren projesine sıcak bakmadığını da söyledi. Gürcistan hükümeti açısından Türkiye’nin kilit rol oynadığına dikkat çeken Matevosyan, Gürcistan’ın bu projelere nasıl karşı çıkacağını da bunun belirleyeceÄŸini söyledi.
“Kapalı Sınır ve Küresel BaÄŸlam” baÅŸlıklı sunumla süren konferans, yarın da 5 oturumla devam edecek.
