Ragıp ZARAKOLU
Koxuz
Pencere Yayınları, dostum Vasilis Kiratzopulos’un, “Kayıt Olunmamış Soykırım, İstanbul Eylül 1955†(çev. Sonya Özzakar, Pencere y., İstanbul 2009) adlı kitabını yayınladı. İyi de yaptı.
Ama yayıncısı Muzaffer Erdoğdu zaten, Mavi Kitap’ın önsözünde emekli sefir Elekdağ’a hakaret edildi gerekçesi ile, zat-ı şahanelerine tazminat ödemekteydi.
Anlaşılan mahut çevrelerde “Mavi Kitap†takıntısı devam ediyor ki, bu kez Vasilis’in kitabına takıldılar.
“Talep†üzerine soruşturma açılmış. Gerekçe, 6-7 Eylül olaylarının “soykırım†olarak nitelenmesi…
Yayıncı , oldukça öfkeli bir tepkiyle karşılaşmış.
TCK’da “soykırım†kavramını kullanmakla ilgili bir madde yok. Fransa’ya tepki olarak böyle “özel†bir yasa çıkarılacaktı ama, Fransa geri adım atınca bizimkiler de firene bastı.
GeçmiÅŸte, soykırıma iliÅŸkin kitaplarda, TCK 312. maddeden dava açılırdı. Yani bir etnik grubu diÄŸerine karşı kışkırtma iddiası. Ancak, 1997’de AyÅŸe Zarakolu /Dadrian davasının beraatle sonuçlanmasından sonra bu tür davalar bir süre açılmadı.
Sonra 2006 yılında Hrant Dink ve Taner Akçam’a karşı yeni TCK’nın mahut 301. maddesi devreye sokulmaya çalışıldı ise da, bu da devreye girmedi sonuçta. Hassas konu ne de olsa!
Herhalde 6-7 Eylül olayının “soykırım†olarak nitelenmesi, bir çeşit “hakaret†olarak algılanıyor. Bir çeşit takıntı.
Acaba böyle bir olayın olabilmesi mi, aslında bizi utandırıyor, yoksa bunun “soykırım†olarak nitelendirilmesi mi?
Acaba bu olayın “pogrom†olarak nitelenmesi mi daha az utandırıcı olacak?
Bunu akademik bir tartışma olarak yapabilirsiniz. Eleştirel bir yazı yazabilirsiniz. Arkadaş, sen de abartmışsın diyerek…
Bu 6-7 Eylül olayının bizler açısından utanç verici, dolayısıyla “asıl Türklüğü küçük düşürücü olayların bunlar olduğunu†gerçeğini değiştirir mi?
Bu durumda, asıl “Türklüğü küçük düşürmektenâ€, böylesi insanlık dışı olayları organize eden mahut yapıların yargılanması gerekmez mi? Hatta bazı politikacılar bundan dolayı Adalet Divanı’nda yargılanmadı mı? Neyse, meraklısı ÅŸu kaynaÄŸa bakabilir: Sait ÇetinoÄŸlu, “Özel Harp Dairesi’nin Bir İç Hat Manevrası: 6/7 Eylül 1955â€, Resmi İdeoloji Sözlüğü, Ed. Fikret BaÅŸkaya, Özgür Üniversite Kitaplığı, Ankara 2007.
Şu sıralarda, Aras Yayıncılık, son derece insani duygular uyandıran bir kitap yayınladı: Hraç Norşen, Çileli Ağavni, (Yayına Hazırlayan Rober Koptaş, İstanbul, 2009.)
Hraç Norşen’in babaannesi Ağavni’nin çileli yaşamını kendini güvende hissettiği yabancı topraklarda kaleme aldığı, Çileli Ağavni anlatısı, 1915 Soykırımından sağ kurtulan bir Ermeni kızının yaşamından hareketle, sürecinin son noktası Varlık Vergisi’ne ve 6/7 Eylül 1955 İstanbul Pogromuna dek devam eden süreçte devam eden zor ve çileli yaşamını resmeder. Bu uzun tarihsel süreçte, ölüm yolculuğu, ihtida ettirilenler, kurtarılan Ermeni kadınlarının ve çocuklarının Kürtler arasındaki esaretine, Koçgiri’de Topal Osman’ın zulüm ve katliamlarına, tek parti rejiminin ayrımcı politikalarına, 20 kur’a askerlik, Varlık Vergisi ve 6/7 Eylül 1955 pogromuna bizzat tanık olur Ağavni. Anlatı sanki Türkiye’nin gayri resmi tarihidir. (Bak: Ali Sait Çetinoğlu, Varlık Vergisi 1942-1944, Ekonomik ve Kültürel Jenosid, Y. Haz. Yasemin Gedik Belge y. 2099.)
AÄŸavni’ye verilen öğütler ise: “Bak bacım, beni iyi dinle böyle ÅŸeyler yazma, nerede yaÅŸadığımızı unutma… Sen de herkes gibi susacaksın, hiçbir ÅŸey olmamış gibi hayatına devam edeceksin.†Öğüdü veren bakkal Zadig, Vasilis Kiratzopulos’un “Kayıt Olunmamış Soykırım, Yeni Dünya Düzeninin itinayla sakladığı utanç uygulaması†olarak nitelediÄŸi 6/ Eylül’ü şöyle deÄŸerlendirir: “ Senin galiba dünyadan haberin yok. Yakında harp çıkacak, harp! Her tarafa ‘Ya Kıbrıs ya ölüm!’ diye bağırıyorlar iÅŸitmiyor musun? Yedikule sinemasının duvarına insan kanıyla Kıbrıs haritasını çizdiler. Bu ne demek? Patırtı baÅŸlarsa Rum’u, Ermeni’yi ayırırlar mı sanıyorsun?†AÄŸavni ÅŸom ağızlı dese de Zadig’in dediÄŸi çıkar. 6/7 Eylül 1955’te İstanbul’da Gayrimüslimlerin ev, iÅŸyeri, okul ve dini yapıları yerle bir edilir. “Kalabalık bir gürüh sokağın altını üstüne getiriyordu. En önde, ay yıldızlı bayrak taşıyan bir adam vardı. Rum ve Ermeni evlerinin kapılarını kırıp içeri giriyor, ellerindeki sopalarla her yeri kırıp döküyor, eÅŸyaları pencereden aÅŸağı atıyorlardı… AkÅŸamın bu saatinde bunca insan nereden gelmiÅŸti? Aralarında semtin tanıdığı tipler olsa da büyük çoÄŸunluÄŸu yabancıydı. Kiminde koca sopalar, kiminde balta vardı… Gözleri dönmüş, vurup kırmaya susamış bu insanlar, elliÅŸer altmışar kiÅŸilik gruplar halinde dolanıyor, ne dükkan ne de ev bırakıyorlardı. Önlerine hangi gayrimüslimin evi ve dükkanı çıksa ‘Vurun!’ diye bağırıyor, kırdıkları dolapları, yatakları, aynaları camlardan dışarı atıyorlardı. Dükkanların vitrinlerini aÅŸağı indiriyor, malları ortaya saçıyorlardı. Civardaki kiliseler ateÅŸe verilmiÅŸ, sokakları yoÄŸun bir duman kaplamıştı. â€