Bilge Seçkin ÇETİNKAYA
Birgün Gazetesi
“O bir yıl önceki bir olaydı†diyorlar, “o iki yıl, şu beş yıl, diğeri 10 yıl önceydi†diyorlar. Hele yirmi otuz sene önce olanlar, yüz sene önce olanlar ise zaten tarihçilere bırakılmalı. Tarihin işlevi ise geçmişe dair bazı şeylerin hatırlatılması ve altının çizilmesi iken, bazılarının ise bilinçli bir unutturulması, yok sayılması.
İçinde yaşadığımız çağda ve toplumda bazı tarihi figürler ve anlar her gün vurgulanır altı çizilirken bazı anlar ve figürlerin üzeri derin ve kalın bir unutuş perdesiyle örtülüyor. Bazı tarihi anlar bu yüzden herkesin bildiği gerçekler haline gelirken, bazıları ulaşılmaz hale gelip marjinalleşiyor.
Tarih yalnız tarihçileri ilgilendirmez!
Tarihin tarihçinin bir ürünü mü olduğu ya da geçmişin gerçekten olmuş olduğu gibi ortaya dökülmesi mi olduğu sorusu bir süreden beri tartışılan bir konu olageldi meslekten tarihçiler arasında. Tarih eğer bir metinden ibaretse ve tarihçinin bir ürünüyse bu durumda tarihçinin kendisi bu metinin yazarı olarak geçmiş üzerinde bir hak iddia etmektedir. Pek çok hak iddiası gibi bu iddialar sonuna kadar politiktir ve sonuçları yalnız tarihçileri ilgilendirmez.
Tarihçi kiminle duygudaş?
DiÄŸer yandan tarihçinin politik seçimlerini ortaya seren bu tutum klasik tarih anlayışının “tarafsızlık†vurgusunu yerle bir ederek, tarih mesleÄŸinin tarihsel gerçek üzerindeki tartışılmaz egemenliÄŸini sarsmakta, en azından hafifletmekte ve onu tarihsel gerçeklik üzerindeki iddialardan herhangi biri haline getirmek noktasında bir adım atmaktadır. Klasik tarih anlayışının “tarafsız bilimsel tarihsel gerçeklik†iddiası diÄŸer pek çok alanda olduÄŸu gibi bu alanda da müesses nizamın kaçınılmazlığına bir övgünün baÅŸka bir çeÅŸidi olagelmiÅŸtir. Benjamin bu tehlikeye yöneltir bakışımızı; “GeleneÄŸin hem kendi varlığı hem de onu devralanlar tehlikededir. Her ikisi de aynı tehdit altındadır: hâkim sınıfın aleti durumuna düşmekâ€.[i] DiÄŸer yandan tarihselci tarihçinin kiminle duygudaÅŸ olduÄŸu sorusunu ortaya atar Benjamin ve yanıtını acımasız bir kesinlikle verir, “galip gelenleâ€.
BİZİM İnsanlarımızın Tarihi!
Tarih yazmanın politik niteliÄŸini öne çıkaran bakış açısıyla tarihçi tarih yazarken seçtiÄŸi konu ile öne çıkardığı tarihsel özne ile, eÄŸer tarihsel bir özne tanımlıyorsa, bir politik seçim yapmaktadır. Böyle bir noktadan ivme alarak yola çıkmış tarihçi kendi politik tercihlerinin farkında olarak ezilenlerin sesini dinlemeye, onları görünür ve duyulur kılmaya çalışabilir ve geleneÄŸin yitip gitmesinin önüne bir tarihsel bilgi seti çekebilir. Bu tarihçinin duygudaÅŸlığı galip gelenle deÄŸildir şüphesiz: “tarihi kalp atışlarında hisseder, tarih bir sayfadaki kelimelerden ve sadece kralların, baÅŸbakanlarına icraatlarından ibaret deÄŸildir†onun için, “Tarih sıradan insanların ter, kan, gözyaşı ve zaferleridir, bizim insanlarımızınâ€.
BİZİM İnsanlarımız Kimlerdir?
Bizim insanlarımız, 1839’da Slevne’de bir fabrikada yeni getirilen makineyi kıran bozguncu, öfkeden körleşmiş kadınlardır, 1861’de Samako’da yeni makinelere sabotaj düzenleyen işçi kadınlardır, 1910’da Bursa’da greve giden 7 ile 70 yaş arasında günde 15-16 saat çalışan ipek işçisi kadınlardır. Tütün işçileri, hamallar, gündelikçiler, tramvay işçileri, mürettipler, devrimci öğretmenler, Oleyis’li garsonlar, devrimci madencilerdir.
İnsanlarımızın “zanaatları ve gelenekleri ölüyor olabilir, EndüstrileÅŸmeye karşı düşmanlıkları geri kalmış görünebilir, cemaatçi ve eÅŸitlikçi idealleri fantezi, isyankar entrikaları çılgınca olabilir. Fakat onlar kendi dönemlerinin derin ve sürekli sosyal altüst oluÅŸ koÅŸullarında yaÅŸadılar, biz yaÅŸamadık. Onların özlemleri kendi deneyimleri çerçevesinde ve eÄŸer tarihsel olarak geçerliydi ve eÄŸer tarihin kaybedeni oldularsa kendi hayatları süresince de kaybedenler olarak kınandılar ve kendi hayatlarında da kaybedenler olarak kaldılarâ€.[ii]
Bizim olanı lütfettiler!
Bizim insanlarımız dün, 1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı’nda egemenlerin silahları ile vuruldular ve panzerleriyle ezildiler, katledildiler. Üzerinden geçen yıllarda ne MaraÅŸ, Çorum katliamlarının, ne öldürülen sendikacıların, (mesela Kemal Türkler’in), ne aydınların ne gazetecilerin ne de komploların, saldırıların, arkasından gelen darbenin hesabı sorulabildi. Ruhen ve bedenen DARBEdilen, iÅŸkenceye maruz kalanların da hesabı, darbenin sonunda iÅŸlerinden olanların cefaları, kaçak ömürlerin yitirdikleri hâlâ defterimizde alacaklar hanesinde yazılı. Sorumluları, hayatlarını hiçbir ÅŸey olmamış gibi sürdürdü, çocuklarının başını okÅŸadılar her sabah, terfi ettiler iÅŸlerinde “hizmetlerinden ötürü. Yeni “hizmetlerâ€Ã¼rettiler. Yeni provokasyonlar gördük, yeni ömürler yitirdik. Åžimdi alın size “bir bayram verdik†diyorlar. “Unutun!†diyorlar olanları “bir bayram kutlayın!â€. TeÅŸekkürler(!). zaten bizim olanı lütfettiÄŸiniz için! “Bakın†diyorlar sırıtarak “sizin için hesap soruyoruzâ€, kendi iktidarlarını pekiÅŸtirmenin bir hamlesini yapmış olmanın keyfi içinde.
O gün o meydanda!
Yemiyoruz! Evet bizler o gün orada olacağız. Bir bayram, bir şenlik kutlamak için. Orada olacağız yalnız yitirdiklerimizin ömürlerini ve mücadelelerini anlamlı kılmak için değil, bizzat kendi ömürlerimizi de anlamlı kılmak için. Çünkü bu “yasaklı†alanda, bu anı tarihe bir not olarak düştükten sonra, onların mücadelesini verdikleri her şey için mücadele etmeğe daha bir kuvvetle sarılacağız, ömürlerimizi onların ömürlerine karıştıracağız.. Bizim insanlarımız, bugün ve hergün makinelerin başında ömür tüketmekte, toprakların, suların, havalarını, doğal kaynaklarını şirketlerin çıkarına terketmek durumunda olabilir. Bizim insanlarımız bugün adına “iş kazası†denilen bazen bu isim bile çok görülen sistemli bir katliamın kurbanlarıdır. Anayasal haklarını kullanmak için senelerce fabrika önlerinde direnirler. Ama Tekel işçisi olup, Desa işçisi olup, Novamed işçisi olup karşılarındakilere okkalı bir tokat da atarlar, atabilirler. Ve ezilenlerin siyasal iktidarı ancak bu tokata yeltendikleri anlarda gerçek bir siyasal alternatif olarak tartışılabilirdir, ve ezilenlerin en büyük şenliğinin nüveleri bu anlarda taşınır geleceğe. Ve ancak o hesabın sahipleri sorabilir bakiyeyi.
Hatırlıyoruz!
Talancı ve cinsiyetçi hâkim sınıflar karşısında tarihin kaybedenleri olarak hem geleceÄŸimizi hem de geleneÄŸimizi ekolojist ve feminist bir bakış açısıyla sahipleniyor ve bu yüzden bizi birbirimizden ayıran deÄŸil bizi birleÅŸtiren geçmiÅŸimize yüzümüzü dönüyoruz. Yüzümüzü döndüğümüz gelenek ve tarih bu topraklar üzerinde milliyetçi militarist ayrımcı olmayan bir hayatın mümkün olduÄŸuna iÅŸaret ediyor. Bugünkü acil politik ihtiyaçlarımızı cevaplıyor. Hâkim sınıfların tehlikesi ve tehdidi altında Selanik Sosyalist Amele Heyet-i Müttehidesi Genel Sekreteri Avraam Benaroya’nın sözleri 101 yıl öncesinden imdadımıza yetiÅŸiyor ;“Öyle bir teÅŸkilat kurmak istedik ki, insanlar kendi dil ve kültürlerini terk etmeden ona girebilsinler. Hatta daha iyisi, aynı bir ülkü uÄŸrunda –sosyalizm ülküsü- çalışırken, her biri kendi kültürünü ve bireyliÄŸini geliÅŸtirme olanağı bulabilsinâ€
1 Mayıs’ın İstanbul’daki 100’üncü yılında, bizim insanlarımızın kanıtladığı ve uğruna mücadele ettiği ve uğruna öldüğü şeyi çok iyi hatırlıyoruz, anılarımızı Taksim Meydanı’nda tazeliyoruz: Bu topraklar üzerinde başka bir hayat mümkündür!
[i] Walter Benjamin, Son Bakışta Aşk, (İstanbul: Metis, 2001), s. 41.
[ii] E.P. Thopmson, The Making of the English Working Class, (London: Penguin, 1991), s.12. (Türkçesi Birikim yayınlarından İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu adıyla 2002’de yayınlandı.