Resmi Dil Barışın Dili Olsun!

Bekir AVCI
Bia Haber Merkezi

‘Hep denedin. Hep yenildin. Olsun. Gene dene. Gene yenil. Daha iyi yenil.’ Samuel Beckett’e ait bu sözler Kürtler’in dilleri için verdikleri ‘deneme mücadelesi’ne dönüşen savaşımları için de uygun düşüyor. Kürtler, hep denediler. Hep yenildiler. Her yenilginin, aynı zamanda zaferin de tohumu olduÄŸunu bildiler.

BaÅŸbakan Recep Tayyip ErdoÄŸan, Kürt Dili AraÅŸtırma, GeliÅŸtirme ve EÄŸitim Hareketi’nin (Tevgera Zıman u Perwerdehiya Kurdi – TZP Kurdi) 20 Eylül’deki çaÄŸrısıyla baÅŸlatılan bir haftalık okul boykotunun son gününde ‘Bizden anadilde eÄŸitim beklemeyin. Resmi dil Türkçe,’ açıklamasıyla bir kez daha Kürtleri alışık oldukları hayal kırıklıklarına maruz bıraktı.

Kürtlere anadilde istedikleri yerde kurs açabilecekleri önerisinde bulunan ErdoÄŸan adeta ‘yetinmenin sınırlarını’ çizdi. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) eÅŸbaÅŸkanı Ahmet Türk ise ErdoÄŸan’ın sözlerine hitaben : ‘EÄŸer bir dilin kamusal alanda iÅŸlevi yoksa yaÅŸayamaz. İşlevi yoksa o dilin bir anlamı da yoktur,’ açıklamasını yaptı.

Neden Kürtçe kamusal alana ait olamıyor?

Yakın tarihe dek Kürtçenin ‘özel alan’da dahi nefes almasına izin vermeyen katı-baskıcı devlet zihniyeti bugün bu niteliÄŸini Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile deÄŸiÅŸtirme çabasında. Bu çaba da elbet bir ‘lütuf’ silsilesi ile süre gitmekte. Yani aslında sadece ‘katılığın ve baskının’ formunun deÄŸiÅŸtiÄŸini görüyoruz ÅŸu durumda. Yoksa ErdoÄŸan’ın, binlerce insanın anadilde eÄŸitim için okulları, dersleri boykot etmesinin ardından çıkıp da ‘anadilde eÄŸitim falan yok’ diye kitleleri, belli bir iradeyi çocuk gibi azarlaması hiç de baskıcı olmayan bir tutum deÄŸil.

Aksine Kürtlerin, özellikle ‘diller’i üzerindeki tarihsel baskının, sadece ÅŸekil deÄŸiÅŸtirdiÄŸinin göstergesi. DTK EÅŸbaÅŸkanı Ahmet Türk’ün de dikkati çektiÄŸi gibi, Kürtçenin bir dil olarak kamusal alana girmesine izin vermemek, o dilin yaÅŸama ÅŸansını da elinden almak aslında.

Özel Kurslar ile tarihsel hata tekrarlanacak

ErdoÄŸan konuÅŸmasında, özellikle altını çizerek ‘resmi dilin Türkçe olduÄŸunu, baÅŸka herhangi bir dile yer olmadığını ve Kürtçe dil kurslarına izin olabileceÄŸini’ vurguladı. Bu vurgu, gücünü salt ‘resmi dil’ oluÅŸuna borçlu belki de. Tüm bu ‘lütufkâr’ tavırlar da yine gücünü buna borçlu olsa gerek.

Yani bir iktidar olgusu olarak ‘dil’ tüm eylemler, çırpınışlar, haykırışlar üzerinde tahakkümünü iki dakikada gösterebiliyor. Kamusal bir temsil olan BaÅŸbakan, binlerce insanın bir haftalık ‘anadil çığlıklarını’ birkaç dakikada, birkaç ‘resmi dil’ söylemiyle bastırabiliyor: ‘

Anadilde eÄŸitim söz konusu deÄŸil, resmi dil Türkçedir.’ Nokta! Resmi dilin gücü buradan geliyor iÅŸte; dilin resmi olup da kamusalda kabul görmesinin gücü de buradan geliyor. Kamusal alanda geçerliliÄŸi olan dil, tahakkümü de mümkün kılıyor. İşte esas konu da bu aslında.

İçten içe beslenen korku da bu: Kürtçe ‘kamusal alan’a girerse vay halimize! Ya onlar da zamanla ‘dilin tahakküm sırrını çözerse’ korkusu. Bu yüzden Kürtçe yetim kılınma çabasında uzun yıllardır. Bu yüzden imha edilme çabasındaydı da uzun zamandır.

Ancak bugün, kamusal alanda geçerliliği olmayacak şekilde Kürtçeye izin verilebileceği konuşuluyor. Özel alan ise -dil kursları vs.- bir alternatif olarak sunuluyor. Peki kamusal alanda işlevi olmayan bir dilin, işlevselliğinin süresi ne olacaktır?

Esas soru ve esas sorun da buradadır zaten. Dil, zamanla eriyip, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmayacak mıdır, kendisini ‘modern zamanlarda’ var edememe tehlikesi yaÅŸamayacak mıdır, ‘özel’in mahremiyeti genele -kamusala- mahkûmiyeti zorunlu kılmayacak mıdır, bu ‘mahrem ve mahkum’ ikilemi dönüp dolaşıp bir dilin başının etini yemeyecek midir?

Bu tarihsel önyargının kabuğunu kırmanın vakti ne zaman gelecektir, korkunun beslediği kalıplar ne zaman kırılacaktır?

Resmi Dil, Barışın Dili Olsa

BaÅŸbakanın ‘resmi dil’ vurgusu, Kürtlerin ‘anadil’ özlemi; Uzun, tarihsel bir trajedinin özeti aslında. Barışın dili olsa da konuÅŸsa, belki ÅŸunları söylerdi: ‘Özel alanla sınırlı olmayan, böylece unutulup, yok olmaya terk edilmeyen, ülke sınırları içinde her iki dilinde varlığını sürdürebildiÄŸi, kamusal-özel ayrımı ile sınırlandırılmayan, anadilde eÄŸitimin önünü açan bir çözüm mümkün.’